10. Hukuk Dairesi 2024/6697 E. , 2024/8075 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/352 E., 2024/80 K.
KARAR : Kabul
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen hizmet tespiti davasında davanın kabulüne dair verilen kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine dair verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, davacının davalı şirkete ait işyerinde 01.07.2007'den 21.03.2013 tarihine kadar çalıştığını, çalışmalarının zaman zaman aynı şirketin değişik şubelerinde çalışmış gibi gösterildiğini, giriş-çıkışlar yapıldığını ve eksik gösterildiğini işten çıkarıldıktan sonra öğrendiğini, bu giriş çıkış belgelerindeki imzanın davacıya ait olmadığını, ilk sigorta girişi yapılan davacının sonraki çalışmalarının şirketin şubelerinde gösterildiğini, tüm çalışmalarını aynı işverene ait işyerinde yaptığını, davacının bilgisi dışında imzası taklit edilerek yapılan giriş çıkışlar ve çalışmanın aynı işverene ait işyerinde yapılmış olması sebebiyle aradaki boşluk bırakılan günlerde ve eksik günlerde çalışmadığına dair ispat yükü davalı şirkete ait olduğunu beyan ederek, davalı şirkete ait işyerinde 01.07.2007'den 21.03.2013 tarihine kadar aralıksız çalışan davacının hizmet süresinin tespitine, bu çalışmaların sigortalılığından kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı SGK vekili cevap dilekçesinde özetle bilindiği üzere hizmet tespit davalarının yasal dayanağının 506 sayılı Kanun'un mülga 79/10 ve 5510 sayılı Kanun'un 86/9 uncu maddesi olduğunu, konuya ilişkin Yargıtay 10. ve 21. Hukuk Dairelerinin emsal kararlarında da açıkça belirtildiği üzere (10.Hukuk Dairesinin 28.02.2006 tarih, 2005/11870 Esas, 2006/2054 Karar sayılı ilamı) bu tür sigortalı hizmetlerin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu gözetilerek davalı işverenin tek taraflı kabul beyanının hukuki sonuç doğurmayacağını, davanın niteliği itibariyle kamu düzenine ilişkin olduğunu, davacının çalıştığını iddia ettiği hizmete ilişkin belgelerin işveren tarafından kuruma verilip verilmediğinin, ya da çalıştığının kurumca tespit edilip edilmediğinin, hizmetin geçtiği iddia edilen yıllarda işyerinin gerçekte var olup olmadığının, 5510 sayılı Kanun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı hususlarının kurumdan sorulmasını, davacının çalıştığını iddia ettiği yıllara ait işyeri kayıtları ve ücret tediye bordolarının celp edilerek, davacının bu iş yerinde çalıştığını gösterir kayıt ve belgenin bulunup bulunmadığının araştırılmasını, böylece çalışma iddiasının öncelikle belge ve kayıtlarla tespit edilmesini dilediklerini, iddianın sadece tanık beyanlarına dayandırılması durumunda, çalışmanın konusunun sürekli mi kesintili mi mevsimlik mi olduğunun, başlangıç ve bitiş tarihlerinin ve alınan ücret konularında tanıkların sözlerinin değerlendirilirken, bunların inandırıcılığı üzerinde durulmasını, verdikleri bilgilere nasıl vakıf olduklarının, bu bilgilerin hafızalarında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabildiğinin düşünülmesini ve tanıkların buna göre sorguya çekilmesini, hizmet tespitine yönelik davaların kamu düzenine ilişkin olup, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerekeceğini, davacının çalıştığına dair ücret tediye bordroları ve diğer belgelerin getirtilmesini, işyerinin müdür, amir, şef gibi görevlileri ve o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri tanıyan ve bilenlerin dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlıklılığının denetlenmesi gerektiğini, çalışma olgusunun böylece hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde sağlıklı bir biçimde denetlenmesi gerektiğini, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliği ile bu beyanların kontrol edilmesini, gerekiyorsa keşif yapılmak suretiyle, işyerinin müdür, şef, ustabaşı, posta başı ve diğer çalışanları ile işyerine komşu işyerlerinde, bu yeri bilen ve tanıyanların dahi resen dinlenerek tanık beyanlarının sağlıklı olup olmadığının denetlenmesini ve çalışma olgusunun hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak bir biçimde belirlenmesini talep etiklerini, bu davaların, mülga 506 sayılı Kanun'un 79/10 ve 5510 sayılı Kanun'un 86/9 uncu maddesi gereğince 5 yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğunu, bu nedenle yukarıdaki araştırma sonucunda saptanan hizmetin geçtiği yılın sonundan itibaren dava tarihine kadar 5 yıl geçmiş ise davanın hak düşürücü süre yönünden de reddini dilediklerini, işe giriş bildirgesi verilmiş olsa bile işe giriş bildirgesinden önceki sürelerle ilgili hak düşürücü sürenin işleyeceğinin göz önünde bulundurulması gerektiğini, (21.Hukuk Dairesinin 09.11.2004 tarih, 2004/6010 Esas, 2004/9621 Karar sayılı ilamı) 5510 sayılı Kanun'un 2 nci maddesine göre bir hizmetin sigortalı hizmet olarak değerlendirilebilmesi için “zaman ve bağımlılık” unsurlarının gerçekleşmiş olması gerektiğinden, davacının iddia ettiği çalışmasının zaman ve bağımlılık yönünden gerçekleşip gerçekleşmediğinin kontrol edilmesi gerektiğini, çalışma olgusu bu şekilde belirlendikten sonra ücret konusu üzerinde durulması gerektiğini, 5510 sayılı Kanun'un 3/B ve D maddelerinde olduğu gibi ücretin sigortalı sayılmanın koşulu olduğu durumlarda ücret alma olgusunun var olup olmadığının özellikle saptanması gerektiğini, HMK’nın 200 üncü maddesinde belirtilen sınırları aşan ücret alma iddialarında yazılı delil aranması gerektiğini, bu sınırların altında kalan ücret alma iddialarında ücret miktarlarının tanıklardan sorularak tespit edilmesi gerektiğini, Kurum kayıtlarına göre davacının, ...-... ve 1057671 davalı sicil sayılı işyerinde 13.11.2009 tarihinde işe başladığını, 21.03.2013 tarihinde işten ayrıldığınnı, bu dönemdeki çalıştığı günlerin düzenli olarak kuruma bildirildiğini, Kuruma bildirilen günlerin tespitinde hukuki yarar bulunmadığını, kurum kayıtlarının resmi belge olması nedeniyle davacının resmi kayıtlarda görülmeyen hizmetinin varlığını kanıtlamasının ancak aynı güçte deliller ile mümkün olduğunu, bu iddianın tanık beyanları ile ispatının mümkün olmadığını, 506 sayılı Kanun'un 79 uncu maddesinin 4447 Kanun ile değişik 2 nci fıkrası uyarınca, dönem bordoları ekinde verilen eksik bildirime ilişkin belgelerin Gaziantep Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü kurumundan getirilerek buna göre hüküm kurulması gerektiğini, 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunun yazışma, evrak, bilgi, arşivleme esasları başlıklı 40 ıncı maddesi hükmü gereğince, Kurum kayıtlarının aksinin davacı tarafından eş değerde yazılı belgelerle ispatı gerekeceğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle, davacının iddialarının gerçek dışı olduğunu, davacının çalışmalarının Kuruma bildirildiğini, davacının ihtiyaç halinde mevsimlik olarak çalıştırıldığını, başkaca çalışması olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 13.11.2018 tarihli ve 2014/179 E., 2018/363 K. sayılı kararı ile "...Somut olayda, davacının tespitini istediği dönem ile dava açılış tarihi dikkate alındığında, gerek 506 sayılı Kanun'un 79/10 uncu maddesi gerekse, 5510 sayılı Kanun'un 86/9 uncu maddesi uyarınca, hak düşürücü sürenin geçmediği ortadadır. Davacının tespiti istenilen dönem aralığında, 01.07.2007-12.11.2009 tarihleri arasında davalı şirkete ait işyerinden ya da farklı bir işyerinden bildirilmiş herhangi bir çalışmasının bulunmadığı, 13.11.2009-10.12.2009 tarihleri arasında davalıya ait ... sicil no.lu işyerinde çalıştığı, bu tarih aralığındaki çalışmalarının kuruma 30 gün üzerinden tam olarak bildirildiği, 11.12.2009-08.02.2010 tarihleri arasında davalı şirkete ait işyerinden ya da farklı bir işyerinden bildirilmiş herhangi bir çalışmasının bulunmadığı, 09.02.2010-30.06.2011 tarihleri arasında davalıya ait ... sicil no.lu işyerinde çalıştığı, bu tarih aralığındaki çalışmalarının Kuruma 30 gün üzerinden tam olarak bildirildiği, 01.07.2011-03.07.2011 tarihleri arasında davalı şirkete ait işyerinden ya da farklı bir işyerinden bildirilmiş herhangi bir çalışmasının bulunmadığı, 04.07.2011-21.03.2013 tarihleri arasında davalıya ait 1057641 sicil no.lu işyerinde çalıştığı, bu tarih aralığındaki çalışmalarının Kuruma 30 gün üzerinden tam olarak bildirildiği, davalıya ait ... sicil sayılı işyerinin 09.02.2009 tarihinde kanun kapsamına alındığı ve kayden halen faal olarak gözüktüğü, faaliyetinin "Yün Alış ve Satış Yıkama" olduğu, davalıya ait ... sicil sayılı işyerinin 25.04.2001 tarihinde kanun kapsamına alındığı, 31.12.2011 tarihinde kanun kapsamından çıkarıldığı, faaliyetinin "Yün Alım Satımı" olduğu, davalıya ait 1057641 sicil sayılı işyerinin 14.02.2009 tarihinde kanun kapsamına alındığı, 25.05.2015 tarihinde kanun kapsamından çıkartıldığı, faaliyetinin "Yün ve Yıkama" olduğu, davalı şirketin 29.12.1997 tarihinde mükellefiyet kaydının başladığı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin 18.03.2009 tarih ve 201.1/080 nolu kapasite raporunda davalı şirkette toplam 9 personelin çalıştığının tespit edildiği, iş bu çalışan sayısının tespiti ile SGK kayıtlarında yer alan dönem bordroları ve muhtasar beyannamelerin örtüşmediği, Gaziantep 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/140 Esas ve 2014/636 Karar sayılı dosyasında, davacının, tanık sıfatıyla alınan beyanında, ...'nın yanında 5 yıldır çalıştığını beyan ettiği, davacı tanıkları ile kamu tanığı ...'ın davacının iddialarını teyit eder nitelikte beyanda bulundukları, tanıkların beyanları ile SGK kayıtlarının uyumlu olduğu, Yargıtay İçtihatları uyarınca aranan kriterlere uygun bordrolu çalışan oldukları, dinlenen davalı tanıklarının beyanlarının davacının iddiaları ile örtüşmediği, ancak tanık ...'nın yargıtay içtihatları uyarınca aranan kriterlere uygun nitelikte kamu tanığı vasfı bulunmadığı ve yine tanık ...'ın, davalı şirketin iş ilişkisi içerisinde olduğu muhasebe ofisinde halen çalışmaya devam ettiği, bu nedenle beyanlarının objektif beyanlar olmadığı, bu doğrultuda davalı tanıklarının beyanlarına itibar edilemeyeceği, davalıya ait SGK kayıtları, kapasite raporu ve muhtasar beyannameleri ile dinlenen tanık beyanları (özellikle dinlenen ...'ın beyanı) ile davacının, davalı şirket tarafından Kuruma bildirilen çalışmalarının da 30 gün üzerinden tam olarak bildirildiği dikkate alındığında, davalı şirketin tam zamanlı olarak çalıştığı ve yapılan işin mevsimlik olmadığı anlaşıldığından, davacının, davalıya ait işyerinde 01.07.2007-21.03.2013 tarihleri arasında kuruma bildirilen günler haricinde hizmet akdine dayalı ve kesintisiz olarak sigorta primine esas kazancın alt sınırından çalıştığının kabulü gerekmektedir.
6100 sayılı HMK'nın 30 ve 146 ncı maddeleri uyarınca, dosya muhteviyatında yer alan tanık beyanları, kayıt ve belgeler ile dosyanın neticelendirilmesine yeterli olduğu ve dosyada mevcut haliyle karar verilmesinin uygun olduğu kanaatine varılmakla, tüm dosya kapsamı, toplanan deliller, SGK kayıtları, tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde; davacının, davalıya ait işyerinde, Kuruma bildirilen günler haricinde, 01.07.2007-21.03.2013 tarihleri arasında hizmet akdine dayalı ve kesintisiz olarak sigorta primine esas kazancın alt sınırından çalıştığı anlaşıldığından, davanın kabulüne" karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı Kurum vekili, her iki taraf tanıklarının beyanları arasındaki çelişkiler giderilmeden karar verildiğini, iddiaların resmi belgelerle desteklenmediğini, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılması istemiyle istinaf yasa yoluna başvurmuştur.
Davalı şirket vekili, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, tanıkları ... tarafından işin mevsimsel iş olduğunun beyan edildiğini, bu beyana neden itibar edilmediğinin etkili ve doyurucu bir şekilde açıklanmadığını, ...'ın güveni kötüye kullanma suçundan yargılandığını, davacının ceza dosyasında tanıklık yaptığını, ...'ın da davacı lehine tanıklık yaptığını, ... ile aralarında husumet bulunması nedeniyle beyanlarının yanlı olduğunu, tanıkları ... ve ...'ın mahkemece dinlenmediğini ve savunma haklarının kısıtlandığını belirterek kararın kaldırılması istemiyle istinaf yasa yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 17.12.2021 gün, 2019/456 E. - 2021/1036 K. sayılı kararı ile "... Davacının hizmet cetveline göre davalıya ait iş yerinden 13.11.2009-10.12.2009, 09.02.2010-30.06.2011 ve 04.07.2011-21.03.2013 tarihleri arasında tam zamanlı sigortasının bildirildiği, davacının talep ettiği dönem aralığı dikkate alındığında bildirilmeyen sigortalılık süresinin 01.07.2007 - 12.11.2009, 11.12.2009-08.02.2010 ve 01.07.2011-03.07.2011 tarihleri arası olduğu, tanıkların bildirimi yapılan günleri ile hüküm altına alınan dönem dikkate alındığında bir bütün olarak tanıkların davacının çalışmalarını bilebilecek konumda oldukları ve davacının çalışmalarını doğruladıkları, tanık ... ile davalı arasında güveni kötüye kullanma suçundan ötürü husumet olsa bile diğer tanık anlatımlarının da davacının çalışmasını doğruladığı anlaşılmaktadır. Bu haliyle ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu, davalı şirket ve davalı Kurum vekillerinin istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Bu halde davalı Kurum vekili ve davalı şirket vekili tarafından ileri sürülen tüm istinaf başvuru sebep ve gerekçeleri yerinde olmayıp, incelenen kararın; dava dosyası kapsamında mevcut maddi delillere uygun, yasal ve hukuksal gerekçelere dayandığı, delillerin takdirinde herhangi bir isabetsizlik ve kamu düzenine aykırı bir halin varlığının tespit edilemediği dikkate alınmak sureti ile davalı Kurum vekili, davalı şirket vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b maddesinin (1) numaralı alt bendi uyarınca esastan reddine" karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
Dairenin 09.06.2022 gün, 2022/4029 E., 2022/8841 K. kararında; "... inceleme konusu dava değerlendirildiğinde, eldeki davada, davacının 2009 yılından önceki çalışmalarının yeterince araştırılmadığı anlaşılmakla; Mahkemece, bu döneme ilişkin olarak resen seçilecek bordro tanıkları dinlenilmek suretiyle davacının yaptığı işin niteliği, süresi, çalışmasının tam ya da kısmi olup olmadığı araştırılmalı, uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir." gerekçesiyle söz konusu karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "... Somut olayda, davacının tespitini istediği dönem ile dava açılış tarihi dikkate alındığında, gerek 506 sayılı Kanun'un 79/10 uncu maddesi gerekse 5510 sayılı Kanun'un 86/9 uncu maddesi uyarınca, hak düşürücü sürenin geçmediği ortadadır. Davacının tespiti istenilen dönem aralığında, 01.07.2007-12.11.2009 tarihleri arasında davalı şirkete ait işyerinden ya da farklı bir işyerinden bildirilmiş herhangi bir çalışmasının bulunmadığı, 13.11.2009-10.12.2009 tarihleri arasında davalıya ait ... sicil no.lu işyerinde çalıştığı, bu tarih aralığındaki çalışmalarının Kuruma 30 gün üzerinden tam olarak bildirildiği, 11.12.2009-08.02.2010 tarihleri arasında davalı şirkete ait işyerinden ya da farklı bir işyerinden bildirilmiş herhangi bir çalışmasının bulunmadığı, 09.02.2010-30.06.2011 tarihleri arasında davalıya ait ... sicil no.lu işyerinde çalıştığı, bu tarih aralığındaki çalışmalarının Kuruma 30 gün üzerinden tam olarak bildirildiği, 01.07.2011-03.07.2011 tarihleri arasında davalı şirkete ait işyerinden ya da farklı bir işyerinden bildirilmiş herhangi bir çalışmasının bulunmadığı, 04.07.2011-21.03.2013 tarihleri arasında davalıya ait 1057641 sicil no.lu işyerinde çalıştığı, bu tarih aralığındaki çalışmalarının Kuruma 30 gün üzerinden tam olarak bildirildiği, davalıya ait ... sicil sayılı işyerinin 09.02.2009 tarihinde kanun kapsamına alındığı ve kayden halen faal olarak gözüktüğü, faaliyetinin "Yün Alış ve Satış Yıkama" olduğu, davalıya ait ... sicil sayılı işyerinin 25.04.2001 tarihinde kanun kapsamına alındığı, 31.12.2011 tarihinde kanun kapsamından çıkarıldığı, faaliyetinin "Yün Alım Satımı" olduğu, davalıya ait 1057641 sicil sayılı işyerinin 14.02.2009 tarihinde kanun kapsamına alındığı, 25.05.2015 tarihinde kanun kapsamından çıkartıldığı, faaliyetinin "Yün ve Yıkama" olduğu, davalı şirketin 29.12.1997 tarihinde mükellefiyet kaydının başladığı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin 18.03.2009 tarih ve 201.1/080 no.lu kapasite raporunda davalı şirkette toplam 9 personelin çalıştığının tespit edildiği, iş bu çalışan sayısının tespiti ile SGK kayıtlarında yer alan dönem bordroları ve muhtasar beyannamelerin örtüşmediği, Gaziantep 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/140 Esas ve 2014/636 Karar sayılı dosyasında, davacının, tanık sıfatıyla alınan beyanında, Derviş Karakaya'nın yanında 5 yıldır çalıştığını beyan ettiği, davacı tanıkları ile kamu tanığı ...'ın davacının iddialarını teyit eder nitelikte beyanda bulundukları, tanıkların beyanları ile SGK kayıtlarının uyumlu olduğu, yargıtay içtihatları uyarınca aranan kriterlere uygun bordrolu çalışan oldukları, dinlenen davalı tanıklarının beyanlarının davacının iddiaları ile örtüşmediği, ancak tanık ...'nın yargıtay içtihatları uyarınca aranan kriterlere uygun nitelikte kamu tanığı vasfı bulunmadığı ve yine tanık ...'ın, davalı şirketin iş ilişkisi içerisinde olduğu muhasebe ofisinde halen çalışmaya devam ettiği, bu nedenle beyanlarının objektif beyanlar olmadığı, bu doğrultuda davalı tanıklarının beyanlarına itibar edilemeyeceği, davalıya ait SGK kayıtları, kapasite raporu ve muhtasar beyannameleri ile dinlenen tanık beyanları (özellikle dinlenen ...'ın beyanı) ile davacının, davalı şirket tarafından kuruma bildirilen çalışmalarının da 30 gün üzerinden tam olarak bildirildiği dikkate alındığında, davalı şirketin tam zamanlı olarak çalıştığı ve yapılan işin mevsimlik olmadığı anlaşıldığından, davacının, davalıya ait işyerinde 01.07.2007-21.03.2013 tarihleri arasında kuruma bildirilen günler haricinde hizmet akdine dayalı ve kesintisiz olarak sigorta primine esas kazancın alt sınırından çalıştığının kabulü gerekmektedir.
6100 sayılı HMK'nın 30 ve 146 ncı maddeleri uyarınca, dosya muhteviyatında yer alan tanık beyanları, kayıt ve belgeler ile dosyanın neticelendirilmesine yeterli olduğu ve dosyada mevcut haliyle karar verilmesinin uygun olduğu kanaatine varılmakla, tüm dosya kapsamı, toplanan deliller, SGK kayıtları, tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde; davacının, davalıya ait işyerinde, Kuruma bildirilen günler haricinde, 01.07.2007-21.03.2013 tarihleri arasında hizmet akdine dayalı ve kesintisiz olarak sigorta primine esas kazancın alt sınırından çalıştığı anlaşıldığından, davanın kabulüne" karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı şirket vekili, verilen kararın eksik araştırmaya dayalı olduğunu beyanla davanın reddi ve kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı Kurum vekili, verilen kararın eksik araştırmaya dayalı olduğunu beyanla davanın reddini ve kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı kararı)
Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK)
2. Hizmet tespitine ilişkin talebin yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun geçiş hükümlerini içeren Geçici 7 nci maddesi gereğince 506 sayılı Kanun'un 79/10 ve 5510 sayılı Kanun'un 86/9 uncu maddeleri olup Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır.
3. Bu tür davalarda Mahkemece yapılacak iş, davacıyla ilgili varsa tüm belge ve kayıtlar işverenden istenilmeli, çalışmanın gerçekleştiği ileri sürülen işyerinin Kurum nezdinde bulunan dosyası, işverence hazırlanması gerekli ücret ödeme bordroları, puantaj kayıtları ve diğer kayıtlar getirtilmeli, dönemsel sigorta primleri bordrosuyla veya aylık prim ve hizmet belgesiyle bildirimleri yapılan sigortalılar tanık sıfatıyla dinlenilmeli, Kurum müfettişlerince inceleme yapılıp yapılmadığı sorulmalı, inceleme yapılmışsa belgeler getirtilmeli, aynı çevrede faaliyet yürüten ve davacının çalışmasını bilebilecek durumda olan tarafsız nitelikte başka işverenler ve bordrolu çalışanlar yöntemince saptanarak tanık sıfatıyla dinlenilmeli, işçilik alacaklarına ilişkin dava dosyasının varlığı araştırılarak celbedilmeli ve işçilik hakları davasında dinlenen tanıkların anlatımları ile bu dosyada bilgi ve görgüsüne başvurulan tanıkların anlatımları karşılaştırılmalı, varsa çelişki giderilmeli, yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği nazara alınmalı, işin mevsimlik olduğu anlaşılırsa dönemleri belirlenmeli, bu dönemde davacı ile işveren arasındaki sözleşmenin askıda olduğu ve mevsimlik dönemlerde hak düşürücü sürenin işlemeyeceği gözönünde bulundurulmalı; böylelikle çalışmanın varlığı, başlangıç ve bitiş tarihleri, mevsimlik mi, sürekli mi olduğu, yapılan işin kapsam ve niteliği de nazara alındığında kısmi çalışma mümkün olduğundan kısmi ve kesintili olup olmadığı yöntemince araştırılmalıdır.
4. 6100 sayılı HMK m. 119/1-e gereğince davacının, iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini bildirmek, m. 194 gereğince de taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırma yükümlülüğü vardır. Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur.
Bir davada haklı çıkabilmek için soyut veya genel hatlarıyla bir iddiayı ortaya koymak yeterli değildir. Aynı zamanda bu iddiaların, ispata elverişli hale getirilerek zaman, mekân ve içerik olarak somutlaştırılması gerekir. En azından iddianın araştırılabilmesine yönelik somut bilgi ve açıklamaların sunulması gerekir. İddia somutlaştırıldıktan sonra hâkim ve karşı taraf, bunun üzerinden savunma ve yargılama yapabilecektir. Soyut iddialar ve vakıalar üzerinden değerlendirme yapılması mümkün değildir.
Somutlaştırma yükü, genel anlamda tarafların açıklama ödevinin bir parçası ve layihalar teatisi aşamasındaki tezahür şeklidir. Somutlaştırma yükü, basit yargılama ve kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda da geçerlidir.
HMK m. 31 gereğince, Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir. Davaya konu talebin somutlaştırılmaması halinde önce hâkim, m. 31 ve 119/1-e gereğince davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevi gereği, somut olmayan hususların belirlenmesini davacıdan istemeli, gerekirse tarafa açıklattırma yaptırmalı, bu eksiklik giderildikten sonra yargılamaya devam etmelidir.
Hizmet tespiti davalarının amacı hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır. Hizmet akdine dayalı çalışma olgusunun ispatında delil sınırlandırması yoksa da davacının Kurum sicil dosyası, işyeri özlük dosyası temin edilip işyerinin Kanunun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlendikten sonra iddia edilen çalışmanın başlangıç ve bitiş tarihleri, hangi işyerinde ne iş yapıldığı, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliği, prime esas kazanca tabi ücretin ne olduğu, çalışmanın sürekli, kesintili, mevsimlik olup olmadığı eksiksiz bir şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır.
Taraf tanıklarının sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre dinlenilmeli, re’sen araştırma kapsamında sadece taraf tanıkları ile yetinilmeyip mümkün oldukça işyerinin müdür, amir, şef, ustabaşı ve postabaşı gibi görevlileri ve o işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde belirlenmelidir.
3. Değerlendirme
1.Eldeki davada verilen karar eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olup bozma ilamına uyulmuş ise de bozma gereklerinin tam olarak yerine getirilmediği anlaşılmaktadır.
Önceki bozma ilamında; "... eldeki davada, davacının 2009 yılından önceki çalışmalarının yeterince araştırılmadığı anlaşılmakla; Mahkemece, bu döneme ilişkin olarak resen seçilecek bordro tanıkları dinlenilmek suretiyle davacının yaptığı işin niteliği, süresi, çalışmasının tam ya da kısmi olup olmadığı araştırılmalı, uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir." gerekçesiyle Mahkemece verilen karar bozulmuştur.
Mahkemece, bozma ilamına uyulmuş ise de bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Mahkemece, davanın somutlaştırılması yükümlülüğü çerçevesinde 2009 öncesi dönem yönünden davacıdan hangi tarihte, hangi adreste çalıştığı ve ne iş yaptığı hususu sorulmalı, adresler tam olarak tespit edildikten sonra tanıkların hangi sicil numaralı işyerinde çalıştıkları Kurum'dan tespit edilerek tanık beyanları bu kapsamda değerlendirilmeli, bozma ilamından sonra yapılan yargılamada dinlenilen en eski tanığın döneminin 2008/3. ayı olup dinlenilen tanıklar da davalının hangi işyerinde çalıştıkları hususunu ortaya koymadıklarından 2007-2009 dönemini kapsayacak şekilde bordro tanıkları dinlenilmeli, dinlenilen ve dinlenilecek tanıkların hizmet döküm cetvelleri getirtilmeli, davacının çalıştığını belirttiği işyerinin Kanun kapsamında olup olmadığı belirlenmeli, tanıkların hangi işyerinde birlikte çalıştıkları tespit edilerek varılacak sonuç uyarınca karar verilmelidir.
Bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
Peşin yatırılan temyiz harcın istek halinde ilgiliye iadesine,
11.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!