10. Hukuk Dairesi 2024/6589 E. , 2024/8426 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/323 E., 2024/428 K.
KARAR : Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 2. İş Mahkemesi
SAYISI : 2020/104 E., 2021/206 K.
Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulüne, kararın kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının ilk olarak 20.07.1990 tarihinde şahıs işletmesi Bağ-Kur sigortalılığı başladığını, işletmesini 25.11.1995 tarihinde kapatması nedeniyle Bağ-Kur sigortalılığını sonlandırdığını, 10.02.1996 tarihinde ... Ltd. Şti'de mühendis olarak çalışmaya başladığını, 10.02.1996 tarihinde SSK sigortalısı olduğunu, 12.06.1998 tarihinde çalışmaya devam ederken şirketten hisse aldığını, ancak hizmet akdine tabi çalışmasına aralıksız devam ettiğini, 28.06.2005 tarihinde ... Şirketinde hizmet akdine dayalı çalışmasına son verdiğini, 29.06.2005 tarihinde daha önce ortağı olduğu ... Akaryakıt Servis İstasyon Sistemleri Ltd. Şti.'de 29.06.2005 tarihinde hizmet akdine tabi mühendis olarak çalışmaya başladığını, bu şekilde 20.09.2019 tarihine kadar kesintisiz olarak sigortalılığının devam ettiğini, davacının 23.09.2019 tarihinde yaşlılık aylığı tahsis talebinde bulunduğunu, bu talebinin Kocaeli SGK İl Müdürlüğünün 18.11.2019 tarihli yazısı ile reddedildiğini, sebebinin 26.06.2005-20.09.2019 devresinde ortağı olduğu işyerinde aynı zamanda 4/a sigortalısı olarak gösterilmesinin bildirildiğini, bu tarihler arasındaki sigortalılık süresinin 4/b sigortalılığı türüne dönüştürüldüğünü ve yaşlılık aylığı bağlanması koşullarının 4/b sigortalılığı koşullarına tabi olması gerektiğinin öne sürüldüğünü, bu kez de 4/b maddesi kapsamında sigortalılık yönünden yaşlılık aylığı bağlanma koşullarının henüz gerçekleşmediğini belirtilerek yaşlılık aylığı talebinin reddedildiğini, Ümraniye Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından 5510 sayılı Kanun 4/b maddesi kapsamında sigortalılık kolundan bir başvurusu veya talebi olmadığı halde 23.12.2019 tarihli yazı ile emekli edildiğini, bu nedenle davacının 4/I-a maddesi kapsamında yeniden emeklilik hakkının tüm yönleri ile tespitine, davacının 26.06.2005-20.09.2019 devresindeki sigortalılığının davalı Kurum tarafından res'en 5510 sayılı Kanun'un 4/b maddesi kapsamında sigortalılığa dönüştürülmesi işleminin iptaline, 4/a maddesi kapsamında kalmasının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; yetki yönünden itiraz ettiklerini, yetkili mahkemenin İstanbul Anadolu İş Mahkemeleri olduğunu, Kuruma karşı dava açılabilmesi için Kuruma başvuru yapılması gerektiğini, davanın açılması için başvurunun reddedilmesi gerektiğini, bu hususun araştırılması gerektiğini, bu nedenle açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının 29.06.2005-20.09.2019 tarihleri arası kendi şirketinden yapılan bildirimlerin 4/a bendi kapsamında sigortalılık süresi olarak kabulü gerektiği gerekçesi ile davanın kabulüne, davacının 29.06.2005-20.09.2019 tarihleri arası 4/a sigortalılığının iptali ile aynı sürelerde 4/b sigortalısı sayılmasına ilişkin Kurum işleminin iptaline, davacıya 01.01.2019 tarihinden geçerli olarak 506 sayılı Kanun kapsamında yaşlılık aylığı bağlanmasına, davacının mahrum kaldığı aylıkların 01.12.2019 tarihinden itibaren başlamak üzere ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; dosyada mevcut bilgi ve belgeler ile davacının 4/b sigortalı hizmetinin bildirilmesi gerekirken 4/a sigorta kolundan hizmet bildirimi olduğunun gözüktüğünü, bu sebeple Kurum işleminin yerinde olduğunu, alınan rapor kapsamında Kurum işleminin yerinde olduğu raporlanmışken, alternatif diğer görüşe göre karar verilmiş olmasının ve bu durumun gerekçeli karar ile açıklanmamasının yerinde olmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini belirtmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının ... Otomasyon Ekipmanları Servis Hizmetleri Tic.Ltd. Şti'nin ortağı olduğu, kendi işini yapan kimse konumunda olduğu için, 1479 sayılı Kanun/5510 sayılı Kanun 4/b'ye tabi zorunlu sigortalı sayılması gerektiği, davacının bu dönemde başka işverenlere ait olan işyerlerinde hizmet akdine göre çalışma olgusunun bulunmadığı göz önüne alındığında, Kurum tarafından davacının kendi işyerinden sigortalı olduğundan dolayı 4/a çalışmalarının iptal edilerek hizmetlerinin 4/b Bağ-Kur'a devredilmesi sonucu, davacının 4/a kapsamında yeterli hizmet günü olmadığı belirtilerek, 4/a kapsamında yaşlılık aylığı tahsis talebinin reddine dair verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu, bu durumda, Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmiş olması hatalıdır gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 nci maddesi gereğince kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili, davacının 4/a kapsamında çalıştığı şirketten çalışması kesintiye uğramaksızın hisse satın aldığını ve çalışmalarının devam ettiğini, tahsis talebine kadar da Kurum tarafından herhangi bir işlem yapmadan primlerini tahsil ettiğini, Kurumca yapılan işlemlerin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesi ret gerekçesinin yerinde olmadığını ve hatalı olduğunu, 1479 sayılı Kanun'un geçiş hükümlerinin açık ve net olduğunu, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararları ile de açılan davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının ortağı olduğu şirketten 4/1-a kapsamındaki sigortalılığının geçerliliği ile yaşlılık aylığına hak kazandığının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 506 sayılı Kanun'un ve 5510 sayılı Kanun'un ilgili maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, dosyada yer alan tüm bilgi ve belgelerin incelenmesinde davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler ve özellikle şirket kayıtları ile dosyada bulunan deliller kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ..., Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla
11.09.2024 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “1996 yılından 28.06.2005 tarihine kadar 4/a kapsamında sigortalılığı bulunan ve bu tarihte ortağı olduğu şirkette önceden gelen 4/a sigortalılığı nedeni ile ortağı olduğu şirkette 29.06.2005-20.09.2019 tarihleri arasında 4/a kapsamında sigortalı olarak kurum tarafından primleri kabul edilen, sigortalı davacının 4/a kapsamında yılında yaşlılık aylığı tahsis isteminde bulunması üzerine, kurumca 4/a kapsamında sigortalı olunamayacağı, primlerin 4/b kapsamında kabul edildiği ve buna göre yaşlılık aylığına hak kazanmayacağı yönündeki kurum işleminin yerinde olup olmadığı” noktasında toplanmaktadır.
2. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda "davacının 29.06.2005-20.09.2019 tarihleri arası kendi şirketinden yapılan bildirimlerin 4/a bendi kapsamında sigortalılık süresi olarak kabulü gerektiği" gerekçesi ile davanın kabulüne dair karar verilmiş, davalı tarafın istinaf etmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından "davacının kendi işini yapan kimse konumunda olduğu için, 1479 sayılı Kanun/5510 sayılı Kanun 4/b ye tabi zorunlu sigortalı sayılması gerektiği, davacının bu dönemde başka işverenlere ait olan işyerlerinde hizmet akdine göre çalışma olgusunun bulunmadığı göz önüne alındığında, kurum tarafından davacının kendi işyerinden sigortalı olduğundan dolayı 4/a çalışmalarının iptal edilerek hizmetlerinin 4/b Bağ-Kur'a devredilmesi sonucu, davacının 4/a kapsamında yeterli hizmet günü olmadığı" gerekçesi ile istinaf isteminin kabulüne ve davanın reddine karar verilmiştir.
3.Kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine çoğunluk görüşü ile kararın onanmasına karar verilmiştir.
4. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) “Dürüst davranma” başlıklı 2. maddesinde; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre; dürüstlük kuralı, herkesin uyması gerekli olan genel ve objektif bir davranış kuralıdır. Genel olarak dürüstlük kuralı kişilerin tarafı oldukları hukuki ilişkilerde dürüst, namuslu, ahlâklı ve diğer kişilerde yaratılan güvenle tutarlı şekilde davranmalarını ifade eder. Buna göre belirli bir hukuki ilişkide dürüstlük kuralına uygun davranış; toplumdaki dürüst, namuslu ve orta zekâlı bir kişinin, genel ahlâk, doğruluk ve karşılıklı güven esaslarına uygun davranış biçimidir. Dürüstlük kuralına uygun bu davranışın belirlenmesinde, toplumda geçerli olan genel ahlâk kuralları, günün adet ve uygulamaları, davranışın söz konusu olduğu hukuki ilişkilerin içerik ve amaçları da dikkate alınacaktır (Dural, M./Sarı, S.: Türk Özel Hukuku, 6. Baskı, İstanbul 2011, s. 226-227). Bir hakkın dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanılması suretiyle başkasına bir zarar verilmesi hakkın kötüye kullanımını oluşturur. TMK’nın 2/I. maddesi herkesin haklarını, toplumda geçerli doğruluk, dürüstlük ve iş ilişkilerinin gerektirdiği karşılıklı güven anlayışına uygun olarak kullanmasını emreder.
5. Bunun yanında aynı Kanun’un “İyiniyet” başlıklı 3. maddesinde de: “Kanunun iyi niyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır.Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz.” düzenlemesi yer almaktadır. Buna göre iyi niyet, bir hakkın kazanılması veya bir hukuki sonucun doğması yönünden mevcut bir engeli, bir eksikliği veya benzeri bir olguyu bilmemek ve hâlin gerektirdiği özen gösterilse dahi bilecek durumda olmamaktır. Ancak TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı, aynı Kanun'un 3. maddesinde düzenlenen iyi niyet ile birebir aynı niteliği de taşımamaktadır. TMK'nın 3. maddesinde düzenlenen iyi niyet “hakların kazanılması” ile ilgili olduğu hâlde, Kanun'un 2. maddesinde yer alan dürüst davranma “hakların kullanılması” ve “borçların yerine getirilmesinde” söz konusu olur.
6. Güven teorisi, her iki tarafın menfaatleri arasında denge kurmayı amaçlar ve kaynağını dürüstlük kuralından alır. Kendine özgü mahiyet arz eden güven sorumluluğu bir kişinin veya kuruluşun davranışlarıyla başkalarında yarattığı haklı beklentiler nedeniyle oluşan güven ilişkisinden kaynaklanır. Temeli Alman Borçlar Kanunu’nda yer alan, borçlar hukuku mevzuatımızda düzenlemesi bulunmamakla birlikte gerek Türk hukukunda gerekse İsviçre hukukunda kendisine uygulama yeri bulan bu teori bir kimsenin kendi yarattığı dış görünüşün meydana getirdiği sonuçlara kendisinin katlanmasının gerekliliği, aksi yönde bir düşüncenin iyi niyet kurallarına aykırılık teşkil edeceği kabulüne dayanır. Bu kapsamda yorum sırasında güven teorisinin uygulanması TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük ilkesinin gereğidir. Kanunun getirdiği güvenin korunmasına ilişkin hükümler yanında, tarafların sözlü veya yazılı davranışları bu güven ortamını sağlayabilir. Sağlanan güvenin, güven sorumluluğu kapsamında, hukuken korunması gerekir. Güven sorumluluğunda taraflar birbirlerinden bekledikleri güveni boşa çıkarmamalıdır. Bu itibarla güven teorisi hukuki güven, istikrar ve hakkaniyet düşüncesini esas alır. Hukukun bir amacı da kişilerin gerek birbirleriyle gerekse devletle olan ilişkilerde güven ve sürekliliği sağlamaktır. Yasaya aykırı sakat bir işlemin uzun bir süre sonra geri alınması adalet, hakkaniyet, kamu düzeni ve istikrar ilkelerine dolayısıyla hukuka aykırı olur. Topluma ve kişiye hizmetle yükümlü bir hukuk devleti kişiye haksızlık yapmamak ve kendisinin yararlandığı bir süreden kişiyi de yararlandırmak zorundadır.
7. Devletin, iyi niyetli vatandaşın sosyal güvenlik hakkını koruması önemli bir güvencedir. Sosyal güvenlik hakkı, bireylerin geleceğe güvenle bakmalarını sağlayan bir insan hakkı olup aynı zamanda sosyal hukuk devleti içerisinde yer alan ve bu ilkeyi oluşturan temel kavramlardan birisidir. Bu nedenle de sosyal güvenlik hukukundan kaynaklanan davalarda Kurum tarafından icra edilen işlemlerin anayasal bir hak olan sosyal güvenlik hakkını zedelememesine dikkat edilmelidir. Nitekim aynı esaslar Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06.10.2020 tarih ve 2016/10-1602 Esas, 2020/711 Karar sayılı ilamında kabul edilmiştir.
8. Genel olarak idarenin, özel olarak da somut uyuşmazlıkta Sosyal Güvenlik Kurumun hukuki sorumluluğu idare işlevinden kaynaklanmaktadır. Varlık nedeni hizmet ve edim sunmak olan idare(kurum), hizmetten yararlanan, hizmete katılan veya hizmetten etkilenen birey ile ilişkisini hukukun genel ilkeleri doğrultusunda hakkaniyet ve dürüstlüğü gözeterek hukuk çerçevesinde yürütmekle ve ortaya çıkan hak ihlallerini de mümkün olduğunca dava yoluna gidilmeden gidermekle yükümlüdür.
9. Yargıtay’ın 27.01.1973 gün ve E.1972/6, K.1973/2 sayılı İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı ile Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 gün ve A.1968/8, K.1973/14 sayılı kararında belirtildiği gibi, çok ciddi ve ağır ölçüde hukuka aykırı olmaları nedeniyle hiçbir hukuki değere sahip olmayan ve hukuken yok hükmündeki idari işlemler, yönetilenlerin gerçek olmayan beyan ve bilgilerle idareyi aldatarak yaptırdıkları işlemler, hile ile elde edilmiş işlemlerle idare edilenlerin kolayca anlayabileceği açık hataya dayalı işlemler hukuka aykırı olacakları için bir hak doğurmazlar ve idarece her zaman geri alınabilir.
10. Sosyal Güvenlik Kurumunun 28.09.2008 tarih ve 27011 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5510 Sayılı Kanun Gereğince Sigortalı Sayılanlar, Sayılmayanlar, Sigortalılığın Başlangıcı, Kuruma Bildirilmesi ve Sona Ermesi Hakkındaki Tebliğinin “V. Sigortalılık Hallerinin Çakışması Başlıklı” bölümünün 9. maddesinde “01/10/2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalı oldukları halde, kendilerine ait veya ortak oldukları işyerlerinden bu Kanunun 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendine tabi prim ödemesi olanların sigortalılıkları kesintiye uğrayıncaya kadar devam ettirilir.” şeklinde düzenleme ile 5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden önce başlayan sigortalılığın kesintiye uğrayıncaya kadar devam edeceği belirtilmiştir.
11. Somut uyuşmazlıkta davacının limited şirketin kurucu ortağı olduğu ve limited şirkette aynı zamanda 4/a kapsamında çalıştığı kurumun 2005 yılında dahi bilgisi dahilindedir. Davacının şirket ortağı olduğu başlangıçta 4/b kapsamında sigortalılığının başlatılması gerekirken kurum tarafından bu olgu bilindiği halde primler 4/a kapsamında tahsil edilmiş ve yaklaşık 15 yıl sonra yaşlılık aylığı tahsis isteminde bulunması üzerine kurum tarafından hizmet akti ile çalışmadığı, şirket ortağı ve temsilcisi olduğu, bu nedenle 4/a kapsamında sigortalı olamayacağı, 4/b kapsamında sigortalı olması gerektiği, primlerin 4/b kapsamında değerlendirilerek buna göre yaşlılık aylığı şartlarını taşımadığı gerekçesi ile davacı sigortalının istemi reddedilmiş, alınan primler 4/b kapsamında işveren payı düşüldükten sonra değerlendirilerek aktarılmış ve borç çıkarılmıştır.
12. Davacının başlangıçta şirket ortağı ortak olduğu kurumun kabulündedir. Davacının başlangıçta 4/a kapsamında değil, 4/a kapsamında sigortalı olacağı kabul edilse idi davacı sigortalı buna göre tutum alır ve 4/b kapsamında emeklilik şartlarını sonradan gerçekleştirebilirdi. Kurumun 506 sayılı yasa döneminde kabul ettiği 4/a sigortalılığı, genelgesi ile ara verilmediği için genelge ile 5510 sayılı yasa döneminde de kabul ettiği ve sigortalıda güven oluşturduğu sabittir. Kurumun güven oluşturup, kazanılmış bir durum yaratıktan yaklaşık 15 yıl sonra 4/a kapsamından çıkararak 4/b li kabul etmesi ve işveren payını çıkararak borç çıkarması hukuken korunacak bir davranış olmayacaktır. Zira davacının 4/a kapsamında ödediği primleri kurum kabul etmiş ve değerlendirmiştir.
13. Diğer taraftan davacının şirket ortağı olması 4/b için yeterli değildir. Davacı iş sözleşmesinin unsurları olan iş görme, düzenli aylık ücret ve en önemlisi hukuki ve kişisel olarak bağımlı çalışan konumunda ise sigortalılığı 4/a kapsamında kabul edilmelidir.
14. Kaldı ki 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 53/5 maddesine göre “Birinci fıkra hükmü saklı olmak üzere sigortalının, bu madde hükmüne göre sigortalı sayılması gereken sigortalılık halinden başka bir sigortalılık hali için prim ödemiş olması durumunda, ödenen primler birinci fıkraya göre esas alınan sigortalılık hali için ödenmiş ve esas alınan sigortalılık halinde geçmiş kabul edilir”. Anılan düzenlemede çok açık şekilde “başka sigortalılık hali için ödenen primin, esas alınan sigortalılık hali için ödenmiş ve bu halde geçmiş kabul edileceği” belirtilmiştir. Burada ödenen primin işçi veya işveren payına göre ayrılacağı açıklanmamıştır. Kaldı ki davacı sigorta bildirimleri yapılan şirkette ortaktır. Kişi-organ vasfındadır. Bu durumda bu kişi için primleri ödeyenin işveren olduğundan sözedilemez. 4/a kapsamında ödenen primlerin tamamının ayrım yapılmaksızın 4/b sigortalılığına aktarılması gerekir.
15. Kararın bu nedenle bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan çoğunluğun onama kararına katılınmamıştır.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!