WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 07 Haziran 2026

YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

10. Hukuk Dairesi         2024/624 E.  ,  2024/3507 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/675 E., 2023/595 K.
KARAR : Kısmen kabul

Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Mahkeme kararı, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I.DAVA
Davacı Kurum vekili dava dilekçesinde özetle; Kurum sigortalılarından ...'in 05.10.2008 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu vefat ettiği, hak sahiplerine bu nedenle toplam 69.507,05 TL peşin sermaye değerli gelir bağlandığı, kaza nedeni ile düzenlenen sigorta ve iş müfettişliği raporlarında davalıların olayda kusurlu bulundukları iddiasıyla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile Kurum zararı olan 69.507,05 TL nin şimdilik 55.605,64 TL sinin gelirlerin onay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II.CEVAP
Davalı ... Tahhüt İthalat İhracat Otomobil Emlak Kuyumculuk Turizm Anonim Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; otel binası inşaatında davalının bu inşaatın betonarme ve duvar örme işinin yüklenicisi olduğu, tüm iş güvenliği tedbirlerinin alındığı, sigortalının da kendi işçileri olduğu, ... isimli inşaat mühendisi şantiye şefi ile ... adlı işçi kalfasının inşaatta görevlendirildiği, kazanın sigortalının ihmali ile meydana geldiği, iş güvenliği kurallarının uygulanmasından anılan gerçek kişilerin sorumlu olduğu, kendilerine atfedilecek kusur bulunmadığı savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... Yatırılmaları Anonim Şirketi vekili davaya süresinde cevap vermemiş, aşamalarda kusurlu ve sorumlu olmadığı savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III.MAHKEME İLK KARARI
Mahkeme tarafından 22.11.2010 tarihli ve 2009/427 Esas, 2010/325 Karar sayılı kararla ....'ne ait Corolla Resort Otel inşaatının, kaba inşaatını sözleşme ile alan ... İnşaat şirketinin bu iş yerinde çalıştırdığı kalıpçı ustalarından Nizamettin Özden'in binanın 7 nci çatı katında kolon direğine kalıp çakarken çaktığı yerde korkuluk bulunmaması ve kalıbı çakarken emniyet kemeri takmaması nedeni ile dengesini kaybedip 22 metre yükseklikten düşerek hayatını kaybettiği, Manavgat 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/108 Esas 2009/764 Kararına göre de, şantiye şefi ... ile işçi başı ...'in cezalandırıldıkları ve şantiye şefi ...'ın alınan ifadesinde, işçilere iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili eğitim verdiklerini beyan etmiş ise de eğitimin gayesinin iş güvenliği araçlarının kullanılmasının alışkanlık haline getirilmesi olduğundan 4857 sayılı Kanun'a göre çıkarılmış İş Sağlığı ve İş Güvenliği eğitimlerinin usul ve esasları hakkındaki yönetmeliğine göre işverenin 4 üncü madde yükümlülüğünü ve 17 nci maddeye göre eğitim programlarının yapılıp buna katılıp imzalarına havi belgeleri ibraz etmediklerinden davalı ... İnşaatın olayda %80 oranında kusurlu olduğu, ancak 4857 sayılı Kanun'un 2/6-7 fıkralarına göre "bir işverenden iş yerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenini ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu iş yerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir" maddesinin yer aldığı, bu nedenle de asıl işveren Polen Ltd. Şti.'nin bu olaydan dolayı sorumlu olduğu, vefat eden işçi ...'e ... İnşaat tarafından iş güvenliği kuralları ve iş görev tanımlamaları başlıklı belgenin imzalatıldığı, kendisine emniyet kemeri ve baret verildiği halde çalışırken kullanmaması nedeni ile 4857 sayılı Kanun'un 77 nci maddesine göre işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakta yükümlüdürler denildiği halde emniyet kemerini takmadığından olaya sebebiyet vermesi nedeni ile %20 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle davacının davasının kısmen kabulü ile 52.618,40 TL peşin sermaye değerli gelirin onay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı Kuruma verilmesine karar verilmiştir.

IV.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. İlk Bozma Kararı
1. Mahkemenin 22.11.2010 tarihli ve 2009/427 Esas, 2010/325 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili ile davalılardan ... İnşaat Tahhüt İthalat İhracat Otomobil Emlak Kuyumculuk Turizm Anonim Şirketi vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır.

2.Dairemizce 11.06.2012 tarihli ve 2011/6915 Esas, 2012/11101 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur:

"...1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı Kurum ile davalılardan ... İnş. Taah. İth. Oto Eml. Kuy. Tur. Tic. A.Ş. vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddine;

2- Borçlar Kanunu'nun 53 üncü maddesi uyarınca hukuk hakimi ceza kararında kesinleşen maddi olgularla bağlı olup kusur oranıyla bağlı değildir. Bu nedenle ... ile ... hakkında ceza mahkemesinde verilen mahkumiyet hükmünün kesinleşip kesinleşmediği araştırılarak kesinleşmiş olması halinde, bir miktar kusur izafe edilmesi gereğinin göz ardı edilmesi isabetsizdir.

3-Dava; 05.10.2008 tarihli iş kazası kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler ile yapılan ödemelerin rücuan tahsili istemine ilişkin olup, davanın yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesidir. Anılan maddede yer alan, “İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir.” hükmü karşısında; ilk peşin sermaye değerli gelirin, Kurum yararına tazmini mümkün kısmının belirlenebilmesi için gerçek zarar tavan hesabı yapılması zorunluluğu bulunmaktadır.

Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki ilkeler uyarınca, öncelikle cezada sanık olan şahıslar mahkum olduklarından, yeniden zararlandırıcı sigorta olayının meydana geldiği iş kolunda uzman bilirkişilerden, olayın oluşuna neden olan kişilerin kusur oran ve aidiyetlerinin tespiti için kusur raporu alınarak, her bir hak sahibi yönünden ayrı ayrı olmak üzere gerçek zarar miktarları hesaplanarak, gerçek zarar ile kusur karşılığı ilk peşin sermaye değerli gelir miktarlarının karşılaştırması sonucu Kurumun rücu alacağının belirlenmesinden sonra hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme araştırma ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davacı Kurum ile davalılardan ... İnş. Taah. İth. Oto Eml. Kuy. Tur. Tic. A.Ş. vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
.."
B. Mahkemece İlk Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkeme tarafından 23.06.2015 tarihli ve 2012/322 Esas, 2015/552 Karar sayılı kararla ...'ne ait Corolla Resort Otel inşaatının, kaba inşaatını sözleşme ile alan ... İnşaat şirketinin bu iş yerinde çalıştırdığı kalıpçı ustalarından Nizamettin Özden'in binanın 7 nci çatı katında kolon direğine kalıp çakarken çaktığı yerde korkuluk bulunmaması ve kalıbı çakarken emniyet kemeri takmaması nedeni ile dengesini kaybedip 22 metre yükseklikten düşerek hayatını kaybettiği, Manavgat 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/108 Esas 2009/764 Kararına göre de şantiye şefi ... ile işçi başı ...'in cezalandırıldıkları ve şantiye şefi ...'ın alınan ifadesinde, işçilere iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili eğitim verdiklerini beyan etmiş ise de eğitimin gayesinin iş güvenliği araçlarının kullanılmasının alışkanlık haline getirilmesi olduğundan 4857 sayılı Kanun'a göre çıkarılmış İş Sağlığı ve İş Güvenliği eğitimlerinin usul ve esasları hakkındaki yönetmeliğine göre işverenin 4 üncü madde yükümlülüğünü ve 17 nci maddeye göre eğitim programlarının yapılıp buna katılıp imzalarına havi belgeleri ibraz etmediklerinden davalı ... İnşaatın olayda %80 oranında kusurlu olduğu, bu oranın %3'lük kısmından inşaat mühendisi ...'ın, %2'lik kısmından kalıp ustası ...'in sorumlu olduğu, vefat eden işçi ...'e ... İnşaat tarafından iş güvenliği kuralları ve iş görev tanımlamaları başlıklı belgenin imzalatıldığı, kendisine emniyet kemeri ve baret verildiği halde çalışırken kullanmaması nedeni ile 4857 sayılı Kanun'un 77 nci maddesine göre işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler denildiği halde emniyet kemerini takmaması, korkuluk yapılması talebini işverene iletmemesi ve tedbirsiz, dikkatsiz davranarak olaya sebebiyet vermesi nedeni ile %20 oranında kusurlu olduğu, bozma ilamı öncesinde verilen kararda her ne kadar davalı şirketler arasında asıl-alt işverenlik bulunduğuna değinilmiş ise de bozma sonrası alınan kusur raporu ve ek kusur raporlarında davalı ... Tur. Şirketinin inşaat işiyle doğrudan ilişkili bir firma olmadığı, inşaat işinde yetkinliği olan diğer davalı şirkete işi devrettiği belirtildiğinden iki davalı şirket arasında 4857 sayılı Kanun'un 2/6 ncı maddesi kapsamında asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunmadığının ve dolayısıyla davalı ... Ltd. Şti.'nin gerçekleşen iş kazasında sorumluluğunun bulunmadığının kabulü gerekse de ilk kararın davalı ... şirketi tarafından temyiz edilmemesi nedeniyle davacı lehine usulü kazanılmış hak oluştuğu, bu nedenle de ilk kararda davalı ... şirketi aleyhine hükmolunan alacak miktarının aynı şekilde hüküm altına alınması gerektiği, davalı ... İnş şirketinin sorumlu olduğu alacak miktarının ise 50.243,70 TL olduğu gerekçesiyle davacının davasının kısmen kabulü ile 52.618,40 TL peşin sermaye değerli gelirin (davalı ... A.Ş.'nin bu miktarın 50.243,70 TL'si ile sorumlu olmak üzere ) onay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.

C. İkinci Bozma Kararı
1. Mahkemenin 23.06.2015 tarihli ve 2012/322 Esas, 2015/552 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.

2. Dairemizce 17.11.2016 tarihli ve 2016/17758 Esas, 2016/13979 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur:

"..Eldeki davada; Mahkemece verilen ilk kararın, Dairemizin Kararı ile yeterli araştırmanın yapılmaması nedeniyle bozulmasına karar verilmesi üzerine, mahkemece bozmaya uyulmuş ise de bozma gereğinin tam olarak yerine getirilmediği anlaşılmaktadır.

1-Mahkemenin hükmü eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır. Davalı işverenler arasındaki asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığı usulünce araştırılıp, işverenlik sıfatı yönünde yeterli inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın, yine haklarında açılan ceza davasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen ve itiraz edilmeksizin kesinleşen kalıp ustası ... ile inşaat mühendisi ...'ın kusur durumları usulünce irdelenmeksizin, karar tesisi isabetli görülmemiştir.

Davanın yasal dayanağı olay tarihinde yürürlükte olan 5510 sayılı Kanun'un 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 21 inci maddesidir. Anılan maddenin birinci fıkrası hükmü, sigortalıya ya da ölümü halinde hak sahiplerine bağlanan gelirler ile yapılan harcama ve ödemelerin işverenden rücuan tahsili koşulları düzenlenmiş olup; işverenin sorumluluğu için, zarara uğrayanın sigortalı olması, zararı meydana getiren olayın iş kazası veya meslek hastalığı niteliğinde bulunması, zararın meydana gelmesinde işverenin kastının veya sigortalının sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketinin ve bu hareket ile meydana gelen iş kazası ve meslek hastalığı arasında illiyet bağının bulunması gerekir. Buradan, işverenin, işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliğine ilişkin mevzuatın kendisine yüklediği, objektif olarak mümkün olan tüm tedbirleri alma yükümlülüğünü yerine getirmemesi ve bu nedenle iş kazası veya meslek hastalığı şeklinde sosyal sigorta riskinin gerçekleşmesi halinde, kusur esasına göre meydana gelen zararlardan Sosyal Güvenlik Kurumuna karşı rücuan sorumlu olduğu sonucu çıkarılmaktadır.
Öte yandan, 5510 sayılı Kanun'un 12 nci maddesinin 1 inci fıkrası işvereni; “4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendine göre sigortalı sayılan kişileri çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar” şeklinde tanımlamıştır. Anılan Kanunun belirtilen maddesinin son fıkrası ise alt işvereni “bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde, iş alan ve bu iş için görevlendirdiği sigortalıları çalıştıran üçüncü kişi” olarak tanımlamıştır. Bu maddeyle asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumlu tutulmuştur.

Bu yönde asıl işveren taşeron ilişkisinin varlığı için, öncelikle, işin başka bir işverenden alınmış olması, bir başka ifade ile asıl işverenin işverenlik sıfatına sahip olması, asıl işyeri ya da işyerinden sayılan yerlerde kendi adına işçi çalıştırıyor olması gerekir.

İşin belirli bir bölümünde değil de tamamının bir bütün halinde, ya da bölümlere ayrılarak başkalarına devredildiği, işten bu yolla tamamen el çekildiği, sigortalı çalıştırılmadığı için işveren sıfatının haiz olunmadığı durumda ise, bunları devralan kişiler alt işveren, devredenler de asıl işveren olarak nitelendirilemeyecektir.

Aracı sıfatının kazanılmasında diğer koşullar ise asıl işverenden istenilen işin, asıl iş, ya da işyeriyle ilgili işin bir bölümünde veya işyeri eklentilerinde alınmış olması ve bu işte işi alanın kendi işçilerinin çalıştırılması ve bu nedenle de işveren sıfatına sahip olunmasıdır.

Asıl işveren ile alt işveren arasında yapılan sözleşme ile iş kazası veya meslek hastalığına bağlı sorumluluğun alt işverene ait olduğunun kararlaştırılması ya da anahtar teslim iş olduğu ibaresinin konulmuş olması; bu sözleşmenin tarafı olmayan Kurumu bağlamaz.

İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, madde anlamında bir alt işverenlik, dolayısıyla dayanışmalı sorumluluk söz konusu olmayacaktır. Benzer şekilde, işveren kendisi sigortalı çalıştırmaksızın işi bölerek, ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı), asıl işveren olmayacağından, alt - asıl işveren ilişkisi de bulunmayacaktır. Burada önemli olan yön “devir” olgusudur. Devirden amaçlanan, yapılmakta olan işin, bölüm ve eklentilerinden tamamen bağımsız bir sonuç elde etmeye yönelik, işi alana bağımsız bir işveren kimliği kazandıracak bir işin devridir. Diğer iş yerlerinde sigortalı çalıştırması nedeniyle “işveren” sıfatına sahip olan kişi, devredilen iş dolayısıyla işverenlik sıfatına sahip olmadığı için asıl işveren olarak sorumlu tutulamayacaktır. Aynı şekilde, işi alan kişinin de işverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Alınan işte sigortalı çalıştırmayıp, tek başına işi yürüten kişi alt işveren olarak nitelendirilemeyecektir. Bu kimsenin diğer bir takım iş yerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi ise bulunmamaktadır.

Alınan iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi veya yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Diğer bir anlatımla, bir işverene ait iş yerindeki üretim sürecine, başka bir işverenin dahil olması durumunda “aracıdan” söz edilebilecektir. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin yardımcı parçası olup olmadığıdır. İş yerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi durumunda aracıdan söz etme olanağı kalmayacak ve ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır.

Ayrıca belirtmek gerekir ki, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'u 74 üncü (818 sayılı Borçlar Kanunu 53 üncü) maddesi hükmü gereğince, hukuk hakimi kesinleşen ceza mahkemesi kararındaki maddi olgu ile bağlıdır. Ceza mahkemesi kendine has usûlî olanakları nedeniyle hükme esas aldığı maddi olayların varlığını saptamada daha geniş yetkilere sahiptir. Bu nedenle, hukuk hâkiminin, ceza hakiminin fiilin hukuka aykırılığını ve illiyet bağı saptayan maddi vakıa konusundaki kabulü ve ceza mahkemesinin kabul ettiği olayın gerçekleşme şekli diğer bir deyişle maddi vakıanın kabulü konusunda kesinleşmiş olan bir mahkumiyet veya maddi vakıa tespiti yapan beraat hükmüyle bağlı olacağı hem ilmi (Prof Dr. Kemal Gözler, “Res Iudicata’nın Türkçesi Üzerine”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 56, sayı 2, 2007, s.45-61 ) hem de kökleşmiş kazai içtihatlarla benimsenmiş bulunmaktadır.

Diğer taraftan, Hukuk Genel Kurulunun 01.02.2012 tarih ve 2011/19-639 Esas, 2012/30 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, kesin bir mahkûmiyet anlamında bulunmayan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının hukuk hakimini bağlamayacağının kabulü gerekir.

Somut olay değerlendirildiğinde, mahkemenin, davalı .... tarafından ilk hükmün temyiz edilmemesi nedeniyle usulü kazanılmış hakka dair yaklaşımı yerinde ise de davalı işverenler arasındaki hukuki ilişkinin niteliği, bir başka ifade ile, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığının yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde usulünce araştırılmadığı, yine haklarında açılan ceza davasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen ve itiraz edilmeksizin kesinleşen kalıp ustası ... ile inşaat mühendisi ... yönünden, her ne kadar hükme esas alınan bilirkişi raporunda kusur verilmiş ise de yukarı da yapılan açıklamalar nazarında bir irdeleme yapılmadığı anlaşılmakla; belirtilen hususlarda mevcut çelişkiyi de giderecek şekilde, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği ile iş kazasının vuku bulduğu iş kolunda uzman bilirkişilerden kusur oran ve aidiyeti konusunda oluşa uygun kusur raporu alınmalıdır.

2-Davanın yasal dayanağı olan 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin 1 inci fıkrasında, iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir davranışı sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirileceği, 4 üncü fıkrasında, iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle gerçekleşmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısının, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edileceği belirtilmiştir. Anlaşılacağı üzere 1 inci fıkrada işverenin, 4 üncü fıkrada üçüncü kişinin rücu alacağından sorumlulukları düzenlenmiş olup bunlara dayanılarak açılan rücuan tazminat davalarında işveren ile üçüncü kişi arasında müteselsil borçluluk ilişkisi bulunduğundan konuya ilişkin olarak 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun irdelenmesi de gerekmektedir.

Söz konusu Kanun'un 141 – 148 inci maddelerinde müteselsil borçlara yer verilmiş olup 141 inci maddede, alacaklıya karşı, her biri borcun tümünden sorumlu olma yükümü altına girdiklerini beyan eden birden çok borçlu arasında teselsül bulunduğu, böyle bir beyanın yokluğunda teselsülün ancak kanunun belirlediği durumlarda olacağı, 142 nci maddede, alacaklının, müteselsil borçluların tümünden veya birinden borcun tamamen veya kısmen ödenmesini istemekte serbest olduğu, borç tamamen ödeninceye dek borçluların tümünün sorumluluklarının devam edeceği, 145 inci maddede, yaptığı ödeme veya takas ile borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmiş olan müteselsil borçlulardan birinin, sona eren borç oranında diğer borçluları borçtan kurtarmış olacağı, 146 ncı maddede, borcun niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ödemeden birbirine eşit birer payı üzerine almak zorunda olduğu ve payından çok ödeme yapanın, fazla tutar yönünden diğer borçlulara rücu hakkının bulunduğu, 147 nci maddede, rücu hakkından yararlanan müteselsil borçlulardan her birinin, ödediği tutar oranında alacaklının haklarına halef olacağı bildirilmiştir. Diğer taraftan Kanunun haksız eylem yönünden müteselsil sorumluluğa ilişkin 50 nci maddesinde, birden çok kimseler birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri takdirde, önayak olan (kışkırtan) ile asıl gerçekleştiren ve yardımcı olanların, ayırım gözetilmeksizin müteselsilen sorumlu olacakları, hakimin, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve gerektiğinde bu rücunun kapsamının derecesini saptayacağı belirtilmiş, çeşitli nedenlerin birleşmesi bakımından müteselsil sorumluluğa dair 51 inci maddesinde, birden çok kimseler çeşitli nedenlere (haksız eylem, sözleşme, kanun) dayanarak sorumlu oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarara sebebiyet veren kimselere ilişkin hükümlere göre işlem yapılacağı, kural olarak haksız bir eylemi ile zarara sebebiyet vermiş olan kimsenin en önce, tarafından hata gerçekleşmemiş ve üzerine borç alınmamış olmasına karşın yasal olarak sorumlu olan kimsenin de en sonra, zarar ile yükümlü tutulacağı açıklanmıştır.

Müteselsil borç, birden çok borçlunun alacaklıya karşı borcun tümünden sorumlu olduğu, alacaklının tamamen veya kısmen edayı her bir borçludan isteyebildiği, eda tamamen yerine getirilinceye dek borçluların sorumluluklarının süregeldiği, her borçlunun iç ilişkideki payına bakılmaksızın borcun tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, borçlulardan birinin borcu ödemesi durumunda diğerlerinin de alacaklıya karşı borçtan kurtulduğu, borcun, her bir borçlu yönünden tali değil asli nitelik taşıdığı, alacaklı karşısında birden çok borç ve borçlunun bulunduğu borç ilişkisidir. Bu ilişkide ifa, asıl alacağı ortadan kaldırmayıp alacak hakkı, ödeme yapmak suretiyle rücu hakkını kazanan borçluya geçtiğinden, anılan borçlu, alacaklının halefi olarak diğerlerine rücu edebilmektedir. Bununla birlikte, rücua konu olan borcun müteselsil niteliği bulunmadığından, sorumluluktan kurtulmak için her borçlunun borcun tümü yerine, kendine düşen payını ödemesi yeterli olmaktadır ki burada kanundan doğan halefiyet söz konusudur. Kuşkusuz, ödeme yapan borçlu ile alacaklının öncesinde, halefiyeti ortadan kaldırıcı sözleşme yapmak yetkileri de bulunmaktadır. Birden çok kişi, kanun, sözleşme veya haksız eylem nedeniyle aynı zarar için, zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanmakta, kural olarak ilk önce, haksız eylemiyle zarara yol açan sorumlu tutulmakta, en son olarak da kusuru olmaksızın ve sözleşme gereği sorumluluğu olmadığı halde kanun hükmü gereğince sorumlu tutulan kişiye başvurulmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 gün ve 2013/9-1559 Esas - 2013/1461 Karar, 15.05.2015 gün ve 2013/17-2267 Esas - 2015/1352 Karar, 19.06.2015 gün ve 2013/10-2281 Esas - 2015/1727 Karar, 24.06.2015 gün ve 2014/13-19 Esas - 2015/1743 Karar sayılı ilamlarında aynı görüşlere yer verilmiştir.

Önemle vurgulanmalıdır ki 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun'da eksik ve tam teselsül ayırımına son verilmiş, 61 inci maddede, birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı, 62 nci maddede, tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulacağı, tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olacağı bildirilmiştir.

İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1 inci fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı, üçüncü kişi bakımından 4 üncü fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1 ve 4 üncü fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir.

Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50 ve 51 inci maddeler (6098 sayılı Kanunun 61 ve 62 nci maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146 ncı maddeye (6098 sayılı Kanun'un 62 nci maddesine) göre kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir.

Daha açık anlatımla, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1 inci fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4 üncü fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dâhil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur.

Mahkemece yukarıda belirtilen ilkeler göz önünde bulundurularak hesaplama yapılması gerekirken, özellikle değinilen 21/4 üncü madde gözetilerek sorumluluğun belirlenmemesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.

Mahkemece; yukarıda açıklanan maddi ve hukuki ilkeler uyarınca araştırma yapılarak karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir..."

D. Mahkemece İkinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkeme tarafından 09.07.2019 tarihli ve 2017/171 Esas, 2019/661 Karar sayılı kararla davalı ... İnşaatın olayda 60 oranında kusurlu olduğu, bu oranın %20'lik kısmından inşaat mühendisi ...'ın, %10'luk kısmından kalıp ustası ...'in sorumlu olduğu, davalı ... Şirketinin % 20 oranında kusurlu olduğu, ayrıca davalı ... İnşaatın % 60 lık kusur oranından da sorumlu olduğu, vefat eden işçi ...'e ... İnşaat tarafından iş güvenliği kuralları ve iş görev tanımlamaları başlıklı belgenin imzalatıldığı, kendisine emniyet kemeri ve baret verildiği halde çalışırken kullanmaması nedeni ile 4857 sayılı Kanun'un 77 nci maddesine göre işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler denildiği halde emniyet kemerini takmaması, korkuluk yapılması talebini işverene iletmemesi ve tedbirsiz, dikkatsiz davranarak olaya sebebiyet vermesi nedeni ile %20 oranında kusurlu olduğu, Yargıtay bozma ilamı sonrasında yapılan araştırma ve alınan kusur raporu ile davalı şirketler arasında asıl işveren-alt işverenlik bulunduğunun tespit edildiği, bu nedenle aktüerya raporu ile belirlenen 51.221,30 TL peşin sermeye değerli gelirin her iki davalıdan müştereken ve müteselsilen tahsili gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 51.221,30 TL peşin sermeye değerli gelerin onay tarihi olan 23.07.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir.

E. Üçüncü Bozma Kararı
1. Mahkemenin 09.07.2019 tarihli ve 2017/171 Esas, 2019/661 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.

2. Dairemizce 17.11.2016 tarihli ve 2016/17758 Esas, 2016/13979 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur:

"...1-Davacı Kurum, 05.10.2008 tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan toplam 69.507,05 TL peşin sermaye değerli gelir ve sosyal yardım zammı tutarından oluşan kurum zararının şimdilik 55.605,64 TL'sinin gelirlerin onay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak, davanın kısmen kabulüne 51.221,30 TL peşin sermeye değerli gelirin onay tarihi olan 23/07/2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir.

Dosya kapsamında, alınan ilk kusur raporunda, davalı ... İnş. Taah. İth. İhr. Oto. Eml. Kuy. Tur. Tic. A.Ş. %80, sigortalının %20, Polen Turz. Yatırımları A.Ş. asıl işveren olarak diğer davalı şirketle birlikte sorumlu olduğu kanaatinin bildirildiği, ilk bozma ilamı sonrası alınan kusur raporunda davalı ... İnş. Taah. İth. İhr. Oto. Eml. Kuy. Tur. Tic. A.Ş. %80, bu oranın %3’ü inşaat mühendisi ..., %2’si kalıp ustası ...’e ait olmak üzere, sigortalının %20 kusurlu olduğu kanaatinin bildirildiği, ikinci bozma ilamı sonrası alınan ve Mahkemece itibar edilen kusur raporunda ise davalı ... İnş. Taah. İth. İhr. Oto. Eml. Kuy. Tur. Tic. A.Ş. %30, Polen Turz. Yatırımları A.Ş. %20, sigortalının %20, inşaat mühendisi ... %20, kalfa ... %10 kusurlu olduğu kanaatinin bildirildiği, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmediği anlaşılmaktadır.

Mahkemece, davaya konu kazayla ilgili ceza davası ile birlikte değerlendirme yapılıp maddi olgu doğru belirlenerek, olayın niteliği, davalıların ve dava dışı tarafların olay anındaki sıfatları ve olaya etkilerini tartışan dosyadaki tüm kusur raporları da dikkate alınmak suretiyle, çelişkilerin giderilmesi hususunda işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda uzman olan bilirkişi heyetinden oluşa uygun kusur raporu alınıp sonucuna göre hüküm kurulmaması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

2- Davanın yasal dayanağı olan 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin 1 inci fıkrasında, iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir davranışı sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirileceği, 4 üncü fıkrasında, iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle gerçekleşmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısının, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edileceği belirtilmiştir. Anlaşılacağı üzere 1 inci fıkrada işverenin, 4 üncü fıkrada üçüncü kişinin rücu alacağından sorumlulukları düzenlenmiş olup bunlara dayanılarak açılan rücuan tazminat davalarında işveren ile üçüncü kişi arasında müteselsil borçluluk ilişkisi bulunduğundan konuya ilişkin olarak 818 sayılı Borçlar Kanununun irdelenmesi de gerekmektedir.

Söz konusu Kanunun 141 – 148 inci maddelerinde müteselsil borçlara yer verilmiş olup 141 inci maddede, alacaklıya karşı, her biri borcun tümünden sorumlu olma yükümü altına girdiklerini beyan eden birden çok borçlu arasında teselsül bulunduğu, böyle bir beyanın yokluğunda teselsülün ancak kanunun belirlediği durumlarda olacağı, 142 nci maddede, alacaklının, müteselsil borçluların tümünden veya birinden borcun tamamen veya kısmen ödenmesini istemekte serbest olduğu, borç tamamen ödeninceye dek borçluların tümünün sorumluluklarının devam edeceği, 145 inci maddede, yaptığı ödeme veya takas ile borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmiş olan müteselsil borçlulardan birinin, sona eren borç oranında diğer borçluları borçtan kurtarmış olacağı, 146 ncı maddede, borcun niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ödemeden birbirine eşit birer payı üzerine almak zorunda olduğu ve payından çok ödeme yapanın, fazla tutar yönünden diğer borçlulara rücu hakkının bulunduğu, 147 nci maddede, rücu hakkından yararlanan müteselsil borçlulardan her birinin, ödediği tutar oranında alacaklının haklarına halef olacağı bildirilmiştir. Diğer taraftan Kanunun haksız eylem yönünden müteselsil sorumluluğa ilişkin 50 inci maddesinde, birden çok kimseler birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri takdirde, önayak olan (kışkırtan) ile asıl gerçekleştiren ve yardımcı olanların, ayırım gözetilmeksizin müteselsilen sorumlu olacakları, hakimin, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve gerektiğinde bu rücunun kapsamının derecesini saptayacağı belirtilmiş, çeşitli nedenlerin birleşmesi bakımından müteselsil sorumluluğa dair 51 inci maddesinde, birden çok kimseler çeşitli nedenlere (haksız eylem, sözleşme, kanun) dayanarak sorumlu oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarara sebebiyet veren kimselere ilişkin hükümlere göre işlem yapılacağı, kural olarak haksız bir eylemi ile zarara sebebiyet vermiş olan kimsenin en önce, tarafından hata gerçekleşmemiş ve üzerine borç alınmamış olmasına karşın yasal olarak sorumlu olan kimsenin de en sonra, zarar ile yükümlü tutulacağı açıklanmıştır.

Müteselsil borç, birden çok borçlunun alacaklıya karşı borcun tümünden sorumlu olduğu, alacaklının tamamen veya kısmen edayı her bir borçludan isteyebildiği, eda tamamen yerine getirilinceye dek borçluların sorumluluklarının süregeldiği, her borçlunun iç ilişkideki payına bakılmaksızın borcun tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, borçlulardan birinin borcu ödemesi durumunda diğerlerinin de alacaklıya karşı borçtan kurtulduğu, borcun, her bir borçlu yönünden tali değil asli nitelik taşıdığı, alacaklı karşısında birden çok borç ve borçlunun bulunduğu borç ilişkisidir. Bu ilişkide ifa, asıl alacağı ortadan kaldırmayıp alacak hakkı, ödeme yapmak suretiyle rücu hakkını kazanan borçluya geçtiğinden, anılan borçlu, alacaklının halefi olarak diğerlerine rücu edebilmektedir. Bununla birlikte, rücua konu olan borcun müteselsil niteliği bulunmadığından, sorumluluktan kurtulmak için her borçlunun borcun tümü yerine, kendine düşen payını ödemesi yeterli olmaktadır ki burada kanundan doğan halefiyet söz konusudur. Kuşkusuz, ödeme yapan borçlu ile alacaklının öncesinde, halefiyeti ortadan kaldırıcı sözleşme yapmak yetkileri de bulunmaktadır. Birden çok kişi, kanun, sözleşme veya haksız eylem nedeniyle aynı zarar için, zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanmakta, kural olarak ilk önce, haksız eylemiyle zarara yol açan sorumlu tutulmakta, en son olarak da kusuru olmaksızın ve sözleşme gereği sorumluluğu olmadığı halde kanun hükmü gereğince sorumlu tutulan kişiye başvurulmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 gün ve 2013/9-1559 Esas - 2013/1461 Karar, 15.05.2015 gün ve 2013/17-2267 Esas - 2015/1352 Karar, 19.06.2015 gün ve 2013/10-2281 Esas - 2015/1727 Karar, 24.06.2015 gün ve 2014/13-19 Esas - 2015/1743 Karar sayılı ilamlarında aynı görüşlere yer verilmiştir.

Önemle vurgulanmalıdır ki 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun'da eksik ve tam teselsül ayırımına son verilmiş, 61 inci maddede, birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı, 62 nci maddede, tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulacağı, tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olacağı bildirilmiştir.

İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1 inci fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı, üçüncü kişi bakımından 4 üncü fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1 ve 4 üncü fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir.

Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50 ve 51 inci maddeler (6098 sayılı Kanun'un 61 ve 62 nci maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146 ncı maddeye (6098 sayılı Kanun'un 62 nci maddesine) göre kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir.

Daha açık anlatımla, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1 inci fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4 üncü fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dâhil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur.

Mahkemece yukarıda belirtilen ilkeler göz önünde bulundurularak hesaplama yapılması gerekirken, özellikle değinilen 5510 sayılı Kanun'un 21/4 üncü maddesi de gözetilerek sorumluluğun belirlenmemesi, hesaplama yapılırken Kurumca talep edilen sosyal yardım zammı tutarının dikkate alınmaması, usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.

3-Mahkemece, 22.11.2010 tarihli verilen ilk hükmün davalı ... Turz. Yatırımları A.Ş. tarafından temyiz edilmemesi nedeniyle davacı Kurum yararına usuli kazanılmış hak oluştuğu anlaşılmakla, anılan davalı şirketin sorumlu olduğu Kurum zararı belirlenirken bu hususun gözetilmemesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir..."

F. Mahkemece Üçüncü Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkeme tarafından yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bilirkişi raporunun denetime elverişli olduğu, bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin giderildiği, ...'in %20 oranında, ...'nin kusurunun bulunmadığı, ...'in %2 kusurlu olduğu, Şantiye şefi ...'ın %3 oranında kusurlu olduğu, ... İnşaat Taah. İth. İhr. Oto. Eml. Kuyum. Tur. Tic. Ltd Şti'nin %75 oranında kusurlu olduğu sonucuna ulaşılarak hesap raporu tanzimi için dosya bilirkişiye tevdi edilmiştir. 24.08.2023 tarihli aktüerya bilirkişi raporunun Yargıtay bozma ilamı ve 5510 sayılı Kanun'un 21/4 üncü maddesi de gözetilerek hazırlandığı, buna göre tahsili gereken zararın 49.998,91TL olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ancak .... ilk kararı kanun yoluna götürmediğinden mezkur şirket yönünden ilk kararda belirtilen 52.618,40 TL üzerinden hüküm kurulduğu gerekçesiyle açılan davanın kısmen kabulü kısmen reddi ile 52.618,40 TL peşin sermaye değerli gelirin (davalı ... AŞ'nin bu miktarın yanlızca 49.998,91 TL'si ile sorumlu olmak üzere) onay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya dair isteğin reddine karar verilmiştir.

V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; sigortalının dikkatsiz davranışının bulunmadığı, adam çalıştıranın yükümlülüğü kapsamında üçüncü kişilerin kusurlarından da davalıların tam sorumlu olduğu, davalıların tam kusurlu olduğu iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı ... Yatırılmaları Anonim Şirketi vekili temyiz dilekçesinde özetle; olayın meydana gelmesinde kusurları olmadığının teyit edildiği, buna göre herhangi bir sorumlulukları olmadığı, ağır kusur nedeniyle illiyet bağının kesildiği, hesap hataları bulunduğu, Yargıtay bozma ilamından önce davacı tarafın aktüerya hesabına itiraz etmemesiyle usuli kazanılmış hak oluştuğu iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı ... Tahhüt İthalat İhracat Otomobil Emlak Kuyumculuk Turizm Anonim Şirketi vekili temyiz dilekçesinde özetle; iş kazasının meydana geldiği mahalde her türlü iş güvenliği önleminin alındığı, kazanın sigortalının iş güvenliği kurallarına uymaması nedeniyle meydana geldiği, kusura ve hesaba ilişkin itirazlarının Mahkemece nazara alınmadığı iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.

C.Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirlerden oluşan Kurum zararının rücuen tahsili davasıdır.

2.İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3 üncü maddesi yollamasıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 427 ve devamı maddeleri ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 21 inci maddesi ilgili hükümlerdir.

3. Değerlendirme
1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz kapsam ve nedenlerine göre, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz harcının ilgililerden sorumlulukları oranında alınmasına,

Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,

01.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.