WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 04 Haziran 2026

YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

10. Hukuk Dairesi         2024/5830 E.  ,  2024/6871 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2023/193 E., 2024/70 K.
KARAR : Kabul

Taraflar arasındaki 5434 sayılı Kanun kapsamında hak kazanılan fiili hizmet zammı süresi nedeniyle yaşlılık aylığı bağlanması ve yasal faizi ile birlikte ödenmesi gerektiğinin tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkeme kararı, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 14.07.1972 İstanbul'da doğduğu, Hava Harp Okulu öğrencisi olarak 01.10.1990-30.08.1994 ve muvazzaf subay olarak da 30.08.1994-17.09.2012 yılları arasında Emekli Sandığına tabi olarak hizmet verdiği, 01.02.2013 tarihinden bugüne kadar aralıksız 4/a kapsamında çalışmaya devam ettiği, davacının 17.01.2019 tarihinde SGK Bağcılar Müdürlüğüne müracaat ederek emekliliğinin tespiti emekliliğin tespiti ve emekli aylığının tahsisi talebinde bulunduğu, 51 yaş şartını yerine getirmediği gerekçesiyle talebinin reddedildiği, davacının TSK'daki görev yaptığı döneme ait fiili hizmet zamma süresi eksik olsa da hizmet başlangıç tarihinden geriye çekildiği, doğum tarihinden geriye çekilmediğinden emeklilik aylığına hak kazanma tarihi 51 yaş gününe denk gelen 14.07.2023 olarak bildirildiği, emeklilik şartları belirlenirken sigortalının hizmet başlangıç tarihinin esas alınması, 506 sayılı Kanun'un ek 39 uncu maddesine göre fiili hizmet zammının yaş haddinden indirilmesi hizmet başlangıç tarihinden de geriye çekilmesi açık olarak belirtildiği, bu tespiti doğrulayan emsal karar ile Yargıtay 10 ve 21. Hukuk Dairesinin emsal kararları olduğu, SGK'nın sigortalıya Sosyal Güvenlik hakkından mahrum etmesinin Sosyal Güvenlik Hukukunun ruhuna ve amacına aykırı olduğu gibi T.C. Anayasa'da belirtilen sosyal devlet olma ilkesi ve iyi niyet kurallarına aykırı olduğu iddiasıyla davacının fiili hizmet zammı süresinin yaş haddinden indirilmesi, doğum tarihinden geriye çekilmesi ve hizmet başlangıç tarihinin fiili hizmet süresi kadar geriye çekilerek yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine, aylık miktarı hesaplanırken hizmet belge kayıtlarında da görüleceği gibi 9 yıl 8 günlük itibari hizmet süresinin göz önüne alınarak emekliliği hak ettiği tarihten itibaren ödenmeyen emeklilik aylıklarının yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; Kurum işleminin yasal mevzuata ve usulüne uygun olduğu, davacının tahsis talep tarihi itibarıyla gerekli şartları taşımadığı, fiili hizmet gün sayısının yaşına ilave edilmesinin mümkün olmadığı, fiili hizmetin geçtiği tarih itibariyle 506 sayılı Kanun'un uygulanması gerektiği, Kurum işleminin doğru olduğu savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi tarafından 18.01.2021 tarihli ve 2019/91 Esas, 2021/10 Karar sayılı karar ile davacının 14.07.1972 doğumlu olup, 5434 sayılı Kanun kapsamında 15.10.1990-14.09.1994 tarihleri arasında 3 yıl 11 ay, 15.09.1994-14.10.2012 tarhileri arasında 18 yıl 1 ay çalışmasının olduğu, yine aynı Kanun kapsamında 4 yıl 6 ay 8 gün fiili hizmet zammının bulunduğu, bu durumda 506 sayılı Kanun'un Geçici 81 inci maddesine göre davacının emeklilik şartlarının 25 yıllık sigortalılık süresi, 49 yaş, 5300 gün prim ödeme gün sayısı olması gerektiği, hizmet başlangıcının 07.04.1986 olduğunun kabulü ile 25 yıllık sigortalılık süresinin 07.04.2011 tarihinde dolacağı (25 yılını doldurduğu), yaş bakımından 06.01.1968 dikkate alındığında 49 yaşını 06.01.2017 tarihinde doldurduğu, hizmet süresi bakımından ise toplam gün sayısının (SSK 2729 gün +Emekli Sandığı 4/b toplam =11.678 gün ) prim günü bulunduğu, Emekli Sandığından sonra SSK sigortalılığı mevcut gün sayısının 2130 olduğu, hizmetlerin birleştirilmesi halinde 1260 gün şartının gerçekleştiği, davacının yaşlılık aylığına hak kazanması 17.01.2019 müracaat tarihini takip eden aybaşı olan 01.02.2019 tarihi itibarıyla yaşlılık aylığı bağlanması gerektiği gerekçesiyle açılan davanın kabulü ile davacının hak ettiği (4 yıl 6 ay 8 günlük) fiili hizmet süresinin hizmet başlangıç tarihinden ve emeklilik yaş haddinden indirilmesi sonucu davacının müracaat tarihini takip eden ay başı olan 01.02.2019 tarihinden itibaren emekli sayıldığının ve emeklilik aylığına hak kazandığının tespitine, davacının 17.01.2019 müracaat tarihinin takip eden 01.02.2019 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının ve bu tarihten itibaren yaşlılık aylıklarının yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin 18.01.2021 tarihli ve 2019/91 Esas, 2021/10 Karar 18.01.2021 tarihli ve 2019/91 Esas, 2021/10 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi tarafından 23.11.2022 tarihli ve 2021/794 Esas, 2022/2787 Karar sayılı karar ile davacının 506 sayılı Kanun'un geçici 81/B-h alt bendine göre (23.05.2002 deki 13 yıl 6 ay 10 günlük hizmeti nazara alındığında) 25 yıl sigortalılık süresi, 51 yaş ve en az 5450 gün prim ödemesinin bulunması halinde yaşlılık aylığına hak kazanacağı uyuşmazlık konusu olmadığı, davalı Kurum da davacının 25 yıl sigortalılık süresi, 51 yaş ve en az 5450 gün prim ödeme gün sayısını tamamladığında aylık bağlama koşullarının oluşacağını kabul ettiği, fiili hizmet zammının yaştan indirilmesi gerekip gerekmeyeceğine ilişkin uyuşmazlı bulunduğu, davacının 51 yaşını 26.11.2021 tarihinde dolduracağı, 5434 sayılı Kanunu 205/son ve 506 sayılı Kanun'un ek 39 uncu maddesi gereği fiili hizmet süre zammının tamamının yaş haddinden indirilmesi gerektiği buna göre 14.07.2023 tarihinden 4 yıl 6 ay 8 gün indirildiğinde 06.01.2019 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı koşullarını sağlamış olup, mahkemece yaşlılık aylığı koşullarını 06.01.2017 tarihinde sağladığının belirtilmesinin, 17.01.2019 tarihinde tahsis talebinde bulunulduğundan kararda 17.01.2019 tarihini takip eden aybaşından itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesi nedeniyle, sonuca etkili olmadığı, Mahkemece davacının 23.05.2002 tarihine kadar olan muvazzaf hizmetinde geçen süresinin 506 sayılı Kanun'un Geçici 81 inci maddesi gereğince emeklilik yaşının bulunmasında esas alınacak sürede dikkate alınması gerekirken 23.05.2002 tarihinden sonraki fiili hizmeti nedeni ile hak kazandığı fiili hizmet zammının emeklilik yaşının belirlenmesinde dikkate alınması hatalı ise de, davacının 23.05.2002 tarihe kadar olan hizmet nedeni ile hak kazandığı fiili hizmet zammı süresi de dikkate alınarak belirlenen kurumca da kabul edilerek uyuşmazlık konusu olmayan yaşından 506 sayılı ek 39 uncu madde gereğince fiili hizmet zammı süresinin tümü düşüldüğünde tahsis talep tarihinde yaşlılık aylığı koşulları bulunduğu, davacının talebinin nitelikçe 17.01.2019 tahsis talep tarihini takip eden aybaşından itibaren aylık bağlanmasına yönelik olduğu, kurulan hükmün de buna yönelik olduğu anlaşılmakla, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

V.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin 23.11.2022 tarihli ve 2021/794 Esas, 2022/2787 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Dairemizce 21.03.2023 tarihli ve 2023/2966 Esas, 2023/2830 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur:

"...mahkemece, 2829 sayılı Kanun kapsamında hizmetleri birleştirilen ve 506 sayılı Kanun kapsamında tahsis koşulları uyuşmazlık konusu olan, davacının 5434 sayılı Kanun'un 32 nci vd. maddeleri hükümlerince hak kazandığı 'fiili hizmet zammının' tahsis koşullarından olan yaş haddinden indirilmesine ilişkin kabul, 506 sayılı Kanun'un Ek 39 uncu maddesi karşısında yerinde ise de, 5434 sayılı Kanun'da yer alan 'fiili hizmet zammının', iştirakçilerin görev yaptıkları süreler boyunca ve tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği sürelere ilişkin olarak yapılan ek bir zam niteliğinde olduğu ve fiili hizmet süresine eklenmesi gerektiği, buna göre eklenen bu hizmetin, iştirakçilerin fiili hizmet süresini, emeklilik ikramiye miktarını ve emekli aylığı bağlama oranını artırdığı ve yaş haddinden de 8 yıla kadar indirim sağladığı, 5434 sayılı Kanun'un 11 inci kısmında 35 vd. maddelerinde ayrıca düzenlenmiş olan 'itibari hizmet' sürelerinin de, istekle emekliye ayrılmak için gerekli olan, kadınlarda 20, erkeklerde 25 hizmet yılının hesabı ve emekli ikramiyesinin hesaplanmasında bu sürenin dikkate alınmayacağı, ancak keseneklerin iadesinde, toptan ödeme yapılmasında ödenecek paranın ve aylık bağlanmasına hak kazanılması halinde bağlanacak aylığın oranının artmasına etki ettiği dikkate alınarak, 5434 sayılı Kanun'un 32 nci vd. maddelerinde düzenlenmiş 'fiili hizmet zammının', 506 sayılı Kanundaki ve içtihadı birleştirme kararı gereğince sadece sigortalılık süresine eklenmesi gereken 'itibari hizmet' süresinden farklı bir kavram olduğu açıkça anlaşılmakta olduğundan, bu sürenin 506 sayılı Kanun kapsamında tahsise esas sigortalılığın başlangıç tarihinden geriye çekilmesi mümkün değildir. Başka bir deyişle, 5434 sayılı Kanun kapsamında hak kazanılan 'fiili hizmet zammının' kişilerin fiili hizmetine eklenmesi gerektiği söylenebilir ise de, birleşen hizmetler sonrasında, 506 sayılı Kanun'un 60 ıncı ve geçici 81 inci maddesindeki yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin koşullar bakımından uygulama yapılırken, sigortalılık süresi yönünden, kişinin sigortalılık başlangıç tarihiden geriye doğru ekleme yapılması ile sigortalılık başlangıç tarihinin geriye çekilmesi suretiyle, ek bir sigortalılık süresine veya başkaca bir uygulama yapılmasına imkân vermediği hususu dikkate alınmalı ve buna göre tahsis koşulları yeniden irdelenmeli, sonucuna göre bir karar verilmelidir.

Eklemek gerekirse, tahsis yapılmasına ilişkin eldeki davada, Kuruma başvuruda bulunulduğu tarih veya dava tarihi itibarıyla tümüyle oluşmayan tahsis koşullarının yargılama aşamasında gerçekleşmesi durumunda, özellikle, Anayasa’nın 141 inci maddesindeki, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının, yargının görevi olduğunu belirten hüküm, 6100 sayılı Kanunun 'Usul ekonomisi ilkesi' başlıklı 30 uncu maddesinde yer alan, hâkimin, yargılamanın kabul edilebilir süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğu yönündeki düzenleme, sosyal koruma, dayanışma, sosyal denkleştirme ve zorunluluk ilkelerine dayanan sosyal sigortalar, bireyin onuru ile kişiliğinin geliştirilmesi için kaçınılmaz ekonomik, sosyal ve kültürel hakların doyurulması temeline dayanan sosyal güvenlik hukukunun ilkeleri dikkate alındığında, bütün şartların yerine getirildiği tarihi izleyen aybaşından itibaren aylığa hak kazanıldığının tespitine ilişkin hüküm kurulması, kuşkusuz, yargılama aşamasında gelir/aylık bağlama koşulları gerçekleşen sigortalı yönünden tahsis talep günü itibarıyla şartlar oluşmamakla Kurumun dava açılmasına sebep olan herhangi bir haksız işleminin de söz konusu bulunmadığı gözetilerek yargılama giderlerinin taraflar arasında paylaştırılıp vekil ile temsil olunan davalı Kurum yararına da avukatlık ücreti belirlenmesi gereği de bozma sonrası yapılacak yargılamada dikkate alınmalı ve buna göre bir karar verilmelidir.

Eldeki dava bakımından ise, mahkemece, davacı hakkında fiili hizmet zammı süresinin yaş haddinden indirilmesi gerektiğine ilişkin kabul ve uygulama yapılması yerinde ise de, davacı bakımından, fiili hizmet zammının sigortalılık süresine ilavesi ile bu aşamadan sonra tahsis şartlarından olan yaş şartının belirlenmesi suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Kabule göre de: aylıkların geç ödenmesi nedeniyle işleyen faizler bakımından, 5510 sayılı Kanun'un 42 nci maddesinin 'Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir.' hükmü uyarınca, Kurum'un, yaşlılık aylığı tahsis tarihini takip eden 3 aylık sürenin sonundan itibaren (örneğin 01.01.2019 tarihine göre 01.04.2019 tarihinden) faiz alacağı ile sorumlu tutulacağı nazara alındığında, mahkemece bu durumun dikkate alınmaması ve infazda tereddüt uyandıracak şekilde karar verilmesi de, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir..."

B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesi tarafından yukarıda tarih ve sayısı belirtilen karar ile davacının 13.08.1988 tarihinde işe girişi kabul edildiğinde 25 yıllık sigortalılık süresi 13.08.2013 tarihinde olacak olup, 25 yılını doldurmuş durumda olduğu, yaş bakımından ise davacının doğum tarihi 14.07.1972 olup 2 yıl 2 ay 2 gün düşüldüğünde 12.05.1970 üzerinden hesaplandığında, 51 yaşını 12.05.2021 tarihinde doldurduğu, hizmet süresi bakımından ise toplam gün sayısı (2130 SSK 4/a, 9548 Emekli Sandığı 4/b toplam>11678 gün) bulunduğundan bu koşulda gerçekleşmiş bulunduğu, ayrıca, T.C. Emekli Sandığından sonra SSK sigortalılığı mevcut gün sayısı olarak 2130 olduğundan hizmetlerin birleştirilmesi hakkındaki yasaların hükümleri çerçevesinde 1260 gün şartı da gerçekleşmiş bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının müracaat tarihini takip eden ve 18 yaşını doldurduğu tarihi takip eden ay başı olan 01.06.2021 tarihinden itibaren emekli sayıldığının ve emeklilik aylığına hak kazandığının tespitine, davacının 17.01.2019 müracaat tarihini takip eden ve 18 yaşını doldurduğu tarihi takip eden ay başı olan 01.06.2021 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının ve bu tarihten itibaren yaşlılık aylıklarının yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.

VI.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının pilot subay olarak görev yaptığı sürenin yanlış yazıldığı, Kuruma ilk müracaatının 2017 olduğu ve bu tarihten aylık bağlanması gerektiği iddiasıyla temiyiz isteminde bulunmuştur.

2.Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; fiili hizmet zammının sigortalıların yaş ve sigorta başlangıcından düşülemeyeceği, bu nedenle Kurum işlemlerinin yerinde olduğu iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.

C.Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, 5434 sayılı Kanun kapsamında hak kazanılan fiili hizmet zammı süresi nedeniyle yaşlılık aylığı bağlanması ve yasal faizi ile birlikte ödenmesi gerektiğinin tespiti davasıdır.

2.İlgili Hukuk
1. Anayasa'nın 36 ncı maddesinin ilk fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

2. Anayasa'nın 141 inci maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”

3. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun "Hükmün kapsamı" kenar başlıklı 297 nci maddesi şöyledir:
"(1) Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:
a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini.
b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini.
c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri.
ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini.
d) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını.
e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi.
(2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir."

3. Değerlendirme
1. Mahkemeler, iddia ve savunma çerçevesinde tespit ettikleri maddi vakıaları, söz konusu maddi vakıaların hukuki niteliğini, uygulanan hukuk kurallarını, bunun nedenlerini ve hüküm fıkrasıyla bağlantısını gerekçeyle açıklarlar. Böylece tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri, Mahkeme kararlarının denetlenebilmesi ve toplumun da yargı kararlarının sebeplerini öğrenmesi sağlanır.

2. Anayasa'nın 36 ncı maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ise de gerekçeli karar hakkından açıkça söz edilmemiştir. Ancak Anayasa'nın 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasında bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli yazılacağı hükmü konulmuştur. Bu sayede mahkeme kararlarının gerekçeli olması ve kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarının sağlanması amaçlamaktadır.

3. Mahkeme kararlarında bulunması gereken hususlar 6100 sayılı Kanun'un 297 nci maddesinde ayrıntılı olarak tek tek sayılarak gösterilmiştir. Aynı maddenin (2) numaralı fıkrası uyarınca da verilen karar ile taraflara yüklenen borç ve tanınan haklar, hiçbir şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde çok açık gösterilmesi gereklidir. Aksi takdirde ilamın icrası sırasında güçlüklerle karşılaşılabileceği gibi ilamın hiç icra edilememesi de söz konusu olabilir. Ayrıca anılan Kanun'un 298 inci maddesinde gerekçeli kararın, hüküm sonucuna aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler gereği tefhim edilen hüküm sonucu, hükmün gerekçesi ve gerekçeli kararın hüküm fıkrasının birbiriyle tutarlı olmalıdır.

4. Somut olayda, 14.07.1972 doğum tarihli davacının 27.04.2017, 24.04.2018 ve 17.01.2019 tarihlerinde tahsis taleplerinde bulunduğu halde hüküm fıkrasında "davacının müracaat tarihini takip eden ve 18 yaşını doldurduğu tarihi takip eden ay başı olan 01.06.2021 tarihinden itibaren emekli sayıldığının ve emekli aylığına hak kazandığının tespitine" karar verildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla hükümde ve gerekçede belirtilen tüm tarihlerin birbiriyle çeliştiği ve hükmün infaz kabiliyeti bulunmadığı açık olup eldeki dosyadaki taleplerle ilgili bir gerekçe ya da hükmün varlığından söz edilemez. Bir başka deyişle taraflara yüklenen borç ve tanınan haklar infazı kabil ve şüphe veya tereddüte neden olmayacak şekilde gösterilmediğinin kabulü gerekir.

5. Öte yandan Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı kararı).

6.Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. (Prof. Dr. Baki Kuru, Usuli Müktesep Hak (Usule İlişkin Kazanılmış Hak) Dr. A. Recai Seçkin’e ..., Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları No. 351 Ankara, 1974, sayfa 395 vd.)

7.Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).

8.Mahkemece bozmaya uyulmuş ise de, bozma gereklerinin yerine getirilmediği anlaşılmakta olup, eldeki dava bakımından, öncelikle bozmaya uygun şekilde uygulama yapılmalıdır. Bu kapsamda davacı hakkında yapılan yargılama ve özellikle karar tarihi itibari ile tespit hükmüne dair karar verilebilmesi imkanının bulunduğu dikkate alınmalıdır. Davacının hak ettiği fiili hizmet zammı süresinin sigortalılık başlangıcından geriye çekilmesine imkan bulunmadığından bu sürenin yaş haddinden indirilmesi gerektiğinin tespitiyle yaşlılık aylığı tahsis tarihi belirlenerek hüküm altına alınması gerekir.

9. Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

24.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.