10. Hukuk Dairesi 2024/5216 E. , 2024/5964 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/120 E., 2024/554 K.
KARAR : Kısmen kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bilecik 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2021/84 E., 2021/704 K.
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen iş kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya direnme kararı verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne ve duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hâllerden hiçbirine uymadığından, temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava ve birleşen dava dilekçesinde özetle; davacının 15.03.2008 tarihinde meydana gelen iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğradığını iddia ederek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
II. CEVAP
1.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; iş kazasının davacının işyerindeki iş güvenliği ve işçi sağlığı eğitim ve talimatlarına aykırı eylemi nedeniyle oluştuğunu, müvekkili şirketin, iş güvenliği ve işçi sağlığı yönünden işyerinde işin yürütülmesi ile ilgili olarak oluşan tehlikelerden, sağlığa zarar verebilecek şartlardan işçilerini ve ilgili kişileri korumak ve daha insani bir iş ortamı meydana getirmek için metotlu çalışmalar yürüttüğünü, tüm iş güvenliği tedbirlerinin alındığını, araç ve gereçleri noksansız bulundurduğunu, davacının, işyerinde çeşitli tarihlerde birden çok işçi sağlığı ve iş güvenliği eğitimlerine, ayrıca taşlama taşlarını değiştirme ve temizleme eğitimleri talimatlarına da katıldığını, kazanın meydana gelmesinde müvekkili şirketin herhangi bir kusurunun bulunmadığını, kazanın, davacının dikkatsizliği, kusuru ve eylemi nedeniyle oluştuğunu, davacının iş sağlığı ve yükümlülüğü hükümlerine uymadığını, olayın oluş şekline, davacının asli ve bağışlanamaz kusuruna ve hakkaniyet kurallarına göre talep edilen tazminat taleplerinin fahiş olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Islah dilekçesi davalı vekiline 03.07.2019 tarihinde tebliğ edilmiş davalı vekili cevap süresi içerisinde 16.07.2019 tarihli dilekçesiyle zamanaşımı def’inde bulunmuştur
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 09.11.2021 tarih, 2021/84 E., 2021/704 K. sayılı kararı ile asıl dava yönünden fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmak kaydıyla; asıl davanın kabulü ile davacının maddi tazminat talebinin kabulü ile 497.262,16 TL. maddi tazminatın, kaza tarihi olan 15.03.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine, işbu dava dosyasıyla birleşen Mahkemenin 2018/2 Esas sayılı dava yönünden; açılan davanın kısmen kabulü ile 40.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15.03.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 25.01.2022 tarih ve 2022/244 E.- 2022/82 K. sayılı ilamı ile tarafların 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin 1 numaralı alt bendi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
Kararın davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 06.12.2022 tarih ve 2022/3087 E.- 2022/15507 K. sayılı ilamıyla tarafların sair temyiz itirazları incelenmeksizin somut olayda, İlk Derece Mahkemesince verilen kararda maddi tazminat yönünden davacının fazlaya ilişkin talep hakkı bulunduğuna işaretle taleple bağlı karar verildiği ve fazlaya ilişkin talep hakkının saklı tutulduğu, kararın davacı ve davalı vekillerince istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince HMK 353/1-b.1 maddesi gereğince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmesine rağmen; hükmün gerekçe kısmında bu kararla çelişecek şekilde “dairemizin kaldırma kararından önce İlk Derece Mahkemesince hükmedilen maddi tazminat yönünden davacının istinaf talebi bulunmadığı, sadece manevi tazminat yönünden istinaf talebi bulunduğu, buna göre İlk Derece Mahkemesinin 497.262,16 TL maddi tazminat yönünden davacının istinafı olmamakla bu miktar davalı lehine usulü kazanılmış hak niteliğinde olduğundan gerekçeli kararda bakiye miktarın saklı tutulmasına yönelik açıklama yerinde değildir.” gerekçesine yer verildiği bu yönle Bölge Adliye Mahkemesi kararında gerekçe ve hüküm arasına uyuşmazlık oluştuğu gibi aslen Bölge Adliye Mahkemesi kararının açıklanan gerekçe doğrultusunda HMK’nın 353/2 maddesi kapsamında “düzelterek yeniden esas hakkında “ verilmesi gereken karar niteliğinde olduğu, ancak kararın hüküm fıkrasında bu duruma göre İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden esas hakkında karar verilmediği gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının usulden bozularak dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderildiği anlaşılmıştır.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile Bilecik 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi'nin 09.11.2021 tarih ve 2021/84 Esas 2021/704 Karar sayılı kararının HMK'nın 353 üncü maddesi uyarınca ortadan kaldırılmasına, asıl dava yönünden; davanın kabulü ile 497.262,16 TL maddi tazminatının kaza tarihi olan 15.03.2008 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, birleşen 2018/2 Esas sayılı dava dosyası yönünden; davanın kısmen kabulü ile 40.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15.03.2008 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
C. İkinci Bozma Kararı
Kararın davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 06.12.2022 tarih ve 2022/3087 E.- 2022/15507 K. sayılı ilamıyla tarafların sair temyiz itirazları incelenmeksizin "...dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre sigortalıyı zarara uğratan iş kazası olayının 15.03.2008 tarihinde gerçekleştiği, maddi tazminat istemini içerir asıl davanın (1086 sayılı HUMK dönemi içerisinde kalacak şekilde) 08.12.2010 tarihinde açıldığı ve fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak üzere 10.000,00 TL maddi tazminat talep edildiği, yargılamanın devamında 28.06.2019 tarihli ıslah dilekçesiyle bu maddi istemin 497.262,19 TL'ye artırıldığı ve davalı vekilinin süresi içerisinde zamanaşımı def'i ileri sürdüğü, gerek İlk Derece, gerek Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararlarda sürekli iş göremezlik oranının tespitine dair Adli Tıp Genel Kurulu raporunun 28.01.2016 tarihli olması nedeniyle bu rapor tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresi geçmediği belirtilerek hüküm tesis edildiği anlaşılmış ise de SGK Kurum Sağlık Kurulunun 12.01.2011 tarihli raporunda sürekli iş göremezlik oranının %12,3 olarak tespit edildiği, davacı itirazları ile Adli Tıp 3. İhtisas Kurulundan alınan 27.05.2015 tarihli raporunda bu oranınım %41,2, Adli Tıp Genel Kurulunun 28.01.2016 tarihli raporunda ise oranın %40,2 olduğu belirtilmiş ise de; rapor içeriğinde davacı sigortalının sürekli iş göremezlik oranının Kurum Sağlık Kurulu raporunda tespit edilen orandan daha yüksek bir oran olarak tespitine dair gerekçenin açıkça belirtilmediği gibi iş kazasından sonraki süreçte sürekli iş göremezlik oranında değişen ve gelişen bir durum olup olmadığı hususun da rapor içeriğinde tartışılıp, %40,2 oranında tespit edilen iş göremezlik oranının sigortalının sürekli iş göremezliğe girdiği andan itibaren mi yoksa süreç içerisinde mi gelişim gösterdiği böyle bir durumun varlığı halinde ise değişim gösterdiği tarihin açıkça rapor yerinde gösterilmesi gerektiği açıktır. O halde Mahkemece yapılacak iş anılan hususlarda Adli Tıp 2. Üst Kurulundan rapor alınarak davalı tarafça ıslah dilekçesine ileri sürülen zamanaşımı def'ini bu kapsamda değerlendirip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olmuştur" gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
D. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının 15.03.2008 tarihinde meydana gelen iş kazası sonrasında SGK Kurum Sağlık Kurulunun 12.01.2011 tarihli raporunda sürekli iş göremezlik oranının % 12,3 olarak tespit edildiği, Yüksek Sağlık Kurulunun 15.04.2011 tarih 1658 Esas 30/2168 Karar sayılı kararı ile maluliyet oranının % 12,3 olarak belirlendiği, itiraz üzerine Ankara Üniversitesi Tıp Fakultesi Dekanlığı Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığının 26.10.2011 tarih 659 sayılı raporu ile davacının vücut genel çalışma gücünün % 59 oranında kaybettiğinin tespit edildiği, 3. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 27.05.2015 tarih 9171 karar no.lu raporu ile meslekte kazanma gücü kayıp oranının davacının geçirmiş olduğu iş kazasına bağlı gelişen arızasının % 41,2 olarak belirlendiği, Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun 28.01.2016 tarih 28 karar numarası ile davacının geçirmiş olduğu iş kazasına bağlı gelişen arızasının % 40,2 oranında meslekte kazanma gücünü kaybetmiş sayılacağının belirtildiği, Bilecik 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/420 Esas 2016/635 Karar sayılı dosyasının incelenmesinden, davacının davalı SGK aleyhine, Adli Tıp Genel Kurulu raporunda belirtilen maluliyet oranı dikkate alınarak iş göremezliğin belirlenmesi için dava açtığı, yargılama devam ederken, davalı işverenin davaya dahil edildiği, 22.11.2016 tarihinde İlk Derece Mahkemesinin açılan davayı kabul ederek "Adli Tıp Kurulu Genel Kurulunun 28.01.2016 tarihli kararına itibar olunarak davacının sürekli iş göremezlik oranının % 40,2 olarak tespitine" karar verdiği, bu kararın davalı ve dahili davalı işveren tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul BAM 33. Hukuk Dairesinin 2017/459 Esas 2017/623 Karar sayılı ilamı ile davalı ve dahili davalının istinaf istemlerinin ayrı ayrı esastan reddine dair 14.06.2017 tarihinde karar verildiği, bu kararın davalı ve dahili davalı tarafından temyizi üzerine Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2017/3985 Esas 2018/8493 Karar sayılı ilamı ile 20.11.2018 tarihinde onanarak kararın kesinleştiği, iş göremezliğinin belirlenmesine ilişkin kesinleşen dosya ve yargılamada alınan raporlar dikkate alındığında, davacının iş kazasına bağlı gelişen arızasına göre alınan Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun 28.01.2016 tarihli raporu ile davacının maluliyetinin % 40,2 olarak belirlendiği ve bu karar üzerine iş göremezliğin tespiti amacıyla açılan dava sonucunda maluliyetin 20.11.2018 tarihinde Yargıtay onama ilamı ile kesinleştiğinin anlaşıldığı, davacının maluliyetinin başlangıçtan itibaren ihtilaflı olması, davacının tam olarak maluliyet oranının tespitinin ve buna göre tazminat miktarını talep etmesinin maluliyetin kesinleştiği 20.11.2018 tarihinden önce beklenemeyeceği dikkate alındığında, davacının maddi tazminat talebinin ıslah ile arttırılan kısmının zamanaşımına uğramadığı anlaşılmakla, Dairece önceki verilen karar yerinde olduğundan direnilmesi gerektiği gerekçesiyle; Dairenin 31.03.2023 tarih 2023/597 Esas, 2023/913 Karar sayılı önceki kararında direnilmesine, asıl dava yönünden; davanın kabulü ile 497.262,16 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 15.03.2008 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, birleşen 2018/2 Esas sayılı dava dosyası yönünden; davanın kısmen kabulü ile 40.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 15.03.2008 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı ve davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; güncel asgari ücret verilerinin ve asgari geçim indiriminin hesaptan dışlanmasına dair 25.12.2021 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 7349 sayılı Gelir Vergisi Kanunu gereğince yeniden rapor alınması gerektiğini, müvekkilinin yaralanması nedeniyle vücudunun belden aşağı damarlarının parçalanması nedeniyle yarım saatten fazla ayakta kalamadığı, cinsel güç kaybının ağır bir maluliyet olarak değerlendirilmesi gerektiğini emsal davalarda hüküm altına alınan tazminat miktarları dikkate alındığında manevi tazminatın az olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kazanın davacı dikkatisizliği ile gerçekleştiğini, davacıya her türlü iş sağlığı ve güvenliği tebdiri kapsamında eğitim verildiğini, müvekkiline atfedilecek kusur olmadığını, sürekli iş göremezliğin hatalı tespit edildiğini, davacının cinsel fonksiyon kaybı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, kazadan sonra çocuğunun dünyaya geldiğini, hükme esas hesap raporunun hatalı olduğunu, davacının müvekkili nezdinde çalışmasının devam ettiğini, maddi kaybının olmadığını, davaya konu olayla ilgili zamanaşımının kaza tarihinden işlemesi gerektiği, sürekli iş göremezlik oranında gelişen bir durumun söz konusu olmadığını, davacının ne kadar sürede işe başladığı ve halen çalışmaya devam ettiği hususunun göz önünde bulundurulması gerektiğini, davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olmadığı gözetilerek ıslaha ıslah tarihinden faiz işletilmesi gerektiğini, davacının ticari faiz isteminin reddolması nedeniyle ret vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesi, 5510 sayılı Kanun'un 13 ncü maddesi ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2 nci ve 77 nci maddeleri ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4 ncü maddeleridir.
3. Değerlendirme
1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 nci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 373 ncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince Dairemizce yeniden yapılan incelemede;
3. İş kazası ve meslek hastalığından işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146-161 inci (818 sayılı Kanun’un 125-140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
4.Nitekim 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesine göre “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir”. Yine 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesinde benzer bir düzenleme ile, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” hükmü yer almaktadır. Kanun koyucu hem 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesi hem de 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesi ile alacak haklarının tabi olacağı genel zamanaşımı süresini düzenlemiş olup aksine bir yasal düzenleme olmayan hâllerde on yıllık sürenin uygulanması gerektiği açıktır. İş kazası hâlinde de zamanaşımı süresine yönelik ayrı bir düzenleme bulunmadığından 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı (818 sayılı Kanun md.125) maddesine göre on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır.
5. Türk Borçlar Kanunu’nun 149 uncu maddesi (818 sayılı Kanun md.128 ) uyarınca ise zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Muacceliyet, bir borç ilişkisinde alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak edimi ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle söz konusu anda borç ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir.
6. Gelinen bu noktada iş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan tazminat talepleri yönünden zamanaşımının hangi tarih itibariyle başlayacağının belirlenmesi gerekmekte olup bu hususun tespitinde, zarar ve zararın öğrenilme tarihinin önemi açıktır.
7. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açılmasına ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartların öğrenilmiş olması demektir. Zararın öğrenilmesi, zarar verici olayın değil zararın varlığı, niteliği, unsurları ve kapsamının kesin olarak bilinmesi demektir. Zarar verici eylemin sonuçları ve zarar tam olarak ortaya çıkmadıkça zarar görenin zararı öğrendiğinden söz edilemez. HGK'nın 05.06.2002 tarihli ve 2002/4-470 Esas, 2002/477 Karar sayılı kararı da aynı yöndedir.
8. Hukuka aykırı bir ... işlenilmesine karşın onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış, zararın ortaya çıkması için ... tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise, zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir. Oysa ki, zarar görenin mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. Aksi hâlde doğal olarak zamanaşımı süresi de işlemeye başlamayacaktır.
9. Bazı hâllerde, gerek zararı doğuran ... veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda, zarar görenin uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren, zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır.
10. Buna karşılık ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran ... veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık "gelişen durum" ve dolayısıyla gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hâllerde zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olmayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır (HGK'nın 06.11.2002 tarihli ve 2002/4-882 Esas, 2002/874 Karar sayılı kararı).
11. Nitekim HGK'nın 14.02.2024 tarih ve 2018/(21)10-906 E- 2024/104 K sayılı ilamında da belirtildiği üzere "geçirdiği iş kazası nedeniyle davacıda oluşan meslekte kazanma gücü kayıp oranı gördüğü tedaviler sonrası aradan geçen zaman içerisinde değişmemiş olsa bile sürekli iş göremezlik oranının kesin olarak belirlendiği tarihin dikkate alınması gerekmektedir. Zira meslekte kazanma gücü kayıp oranı iş kazasından dolayı talep edilecek maddi tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gereklidir."
12. Somut olay incelendiğinde; SGK Kurum Sağlık Kurulunun 12.01.2011 tarihli raporunda davacının sürekli iş göremezlik oranının %12,3 olarak tespit edildiği, davacı itirazları ile Adli Tıp 3. İhtisas Kurulundan alınan 27.05.2015 tarihli raporunda bu oranınım %41,2, Adli Tıp Genel Kurulunun 28.01.2016 tarihli raporunda ise oranın %40,2 olduğu belirtildiği, Bilecik 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/420 Esas 2016/635 Karar sayılı dosyasının incelenmesinden, davacının davalı SGK aleyhine, Adli Tıp Genel Kurulu raporunda belirtilen maluliyet oranı dikkate alınarak iş göremezliğin belirlenmesi için dava açtığı, yargılama devam ederken, davalı işverenin davaya dahil edildiği, 22.11.2016 tarihinde İlk Derece Mahkemesinin açılan davayı kabul ederek "Adli Tıp Kurulu Genel Kurulunun 28.01.2016 tarihli kararına itibar olunarak davacının sürekli iş göremezlik oranının % 40,2 olarak tespitine" karar verdiği, bu kararın davalı ve dahili davalı işveren tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesinin 2017/459 Esas 2017/623 Karar sayılı ilamı ile davalı ve dahili davalının istinaf istemlerinin ayrı ayrı esastan reddine dair 14.06.2017 tarihinde karar verildiği, bu kararın davalı ve dahili davalı tarafından temyizi üzerine Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2017/3985 Esas 2018/8493 Karar sayılı ilamı ile 20.11.2018 tarihinde onanarak kararın kesinleştiği anlaşılmıştır.
13. Bu açıklamalara göre davacı vekilinin sürekli iş göremezlik oranının Adli Tıp Genel Kurulunun 28.01.2016 tarihli raporunda %40,2 olduğunun belirtildiği, ayrıca sürekli iş göremezlik oranın %40,2 olarak tespitine dair Bilecik 1. Asliye Hukuk Mahkemesi kararının 20.11.2018 tarihinde onama ilamıyla kesinleştiği gözetildiğinde, davacının zararının bu tarihte belli olduğu anlaşılmıştır. Zira meslekte kazanma gücü kayıp oranı iş kazasından dolayı talep edilecek tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gerekli olduğundan zararın öğrenildiği tarih dikkate alındığında 08.12.2010 tarihinde açılan davanın ve 28.06.2019 tarihinde sunulan ıslah dilekçesinin zamanaşımına uğradığından söz etmek mümkün değildir. Bu nedenle direnme kararı yerindedir.
14. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı ve davalı vekillerince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 nci maddesinin birinci fıkrası ve 373 ncü maddesinin beşinci fıkraları uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden ilgiliye yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
28.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!