10. Hukuk Dairesi 2024/3015 E. , 2024/4198 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2019/169 E., 2023/467 K.
KARAR : Kabul
Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I.DAVA
Davacı Kurum vekili dava dilekçesinde özetle; Kurum sigortalısı ...'nın 25.11.2011 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu vefatı nedeniyle 38.450,48 TL peşin sermaye değerli bağlanan gelirden ıslahla 122,501,23 TL gelir ve 262,40 TL cenaze yardımı alacağının müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II.CEVAP
Davalı ... vekili aşamalarda özetle; davalının ... Metal San. ve Tic. A.Ş proje müdürü olarak çalıştığı, iş sağlığı ve güvenliği konularında yetki görev sorumluluğunun bulunmadığı, emniyette verdiği ifadeyi psikolojik baskı altında verdiği savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... Metal Sanayi ve Ticaret A.Ş. davaya cevap vermemiştir.
III.MAHKEME İLK KARARI
Mahkeme tarafından 30.05.2016 tarihli ve 2013/466 Esas, 2016/279 Karar sayılı kararıla ... ...'nın 25.11.2011 tarihinde geçirdiği kazanın 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin 1 inci fıkrası kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, 5510 sayılı Kanun'un 76 ncı maddesinin 4 üncü fıkrasında ise iş kazası ile meslek hastalığı işverenin kastı veya genel sağlık sigortalısının iş sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi sonucu oluşmuşsa, Kurumca yapılan sağlık hizmeti giderleri işverene tanzim ettirilir kuralı bulunduğu gerekçesiyle davalı ... yönünden açılan davanın reddine, davalı ... A.Ş. yönünden açılan davanın kabulüne, 122.238,83 TL gelirden kaynaklanan rucuen tazminatın onay tarihinden 262,40 TL cenaze yardımından kaynaklanan rucuen tazminatın ödeme tarihinten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... A.Ş.'den alınarak davacı Kuruma verilmesine karar verilmiştir.
IV.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkemenin 30.05.2016 tarihli ve 2013/466 Esas, 2016/279 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizce 19.02.2019 tarihli ve 2016/14721 Esas, 2019/1360 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur:
"...Davacı Kurum, 25.11.2011 tarihli iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahibine bağlanan gelir ve yapılan cenaze masrafından oluşan kurum zararının rücuan tahsilini talep etmiştir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir.
5510 sayılı Kanunun İş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık bakımından işverenin sorumluluğunu düzenleyen 21 inci maddesi, sigortalıya ya da ölümü halinde hak sahiplerine bağlanan gelirler ile yapılan harcama ve ödemelerin işverenden rücuan tahsili koşulları düzenlenmiş olup; işverenin sorumluluğu için, zarara uğrayanın sigortalı olması, zararı meydana getiren olayın iş kazası veya meslek hastalığı niteliğinde bulunması, zararın meydana gelmesinde işverenin kastının veya sigortalının sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketinin ve bu hareket ile meydana gelen iş kazası ve meslek hastalığı arasında illiyet bağının bulunması gerekir. Buradan, işverenin, işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliğine ilişkin mevzuatın kendisine yüklediği, objektif olarak mümkün olan tüm tedbirleri alma yükümlülüğünü yerine getirmemesi ve bu nedenle iş kazası veya meslek hastalığı şeklinde sosyal sigorta riskinin gerçekleşmesi halinde, kusur esasına göre meydana gelen zararlardan Sosyal Güvenlik Kurumuna karşı rücuan sorumlu olduğu sonucu çıkarılmaktadır.
Diğer taraftan, işçilerin beden ve ruh sağlığının korunmasında önemli olan yön, iş güvenliği tedbirlerinin alınmasının hakkaniyet ölçüleri içinde işverenlerden istenip istenemeyeceği değil, aklın, ilmin, fen ve tekniğin, tedbirlerin alınmasını gerekli görüp görmediği hususlarıdır. Bu itibarla işverenler, mevzuatın kendisine yüklediği tedbirleri, işçilerin tecrübeli oluşu veya dikkatli çalıştığı taktirde gerekmeyeceği gibi düşünceler ile almaktan çekinemeyeceklerdir. Çalışma hayatında süre gelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı da, işverenlerin önlem alma ödevini etkilemez. İşverenler, çalıştırdığı sigortalıların bedeni ve ruh bütünlüğünü korumak için yararlı her önlemi, amaca uygun biçimde almak, uygulamak ve uygulatmakla yükümlüdürler.
Bu ilkeler doğrultusunda dava konusu olay incelendiğinde, Hükme esas alınan kusur raporunun oluşa uygun olmadığı belirgindir. Bu nedenle Kazan Asliye Ceza mahkemesinin 2012/128 Esas sayılı kesinleşen ceza davası dosyası da celp edildikten sonra, olayın gerçekleştiği iş kolunda iş güvenliği bakımından uzman kişilerden oluşan bilirkişi heyetinden iş güvenliği mevzuatına göre olayda hangi önlemlerin alınması gerektiğinin değerlendirildiği, kusur oran ve durumlarının ayrıntılı irdelendiği, soyut ifadelere dayanmayan, oluşa uygun ve çelişki mevcut ise çelişkileri giderici nitelikte kusur raporu alınarak tarafların kusur ve aidiyet oranları belirlenmelidir.
Kuşkusuz bozma sonrası sürdürülecek yargılamada hükmü temyiz etmeyen davalılar yönünden davacı Kurum lehine oluşabilecek usulü kazanılmış hak durumu gözetilmelidir.
Kabule göre de Davalı ...'ın kusurunun işveren kusuru içinde kabul edilmesine karşın ... hakkındaki davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir.
Mahkemenin, bu maddi ve hukuki olguları dikkate almaksızın eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar vermiş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir..."
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkeme tarafından yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı Kurum sigortalısı ...'nın davalı işyerinde çalıştığı, 25.11.2011 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu öldüğü, davacı Kurum tarafından sigortalının hak sahiplerine peşin sermaye değerli gelir bağlandığı ve cenaze gideri yapıldığı anlaşılmakla dosya kusur yönünden bilirkişiye tevdii edilmiş gerekçeli ve denetime elverişli şekilde düzenlenen 16.03.2020 tarihli raporda davalı ... Metal A.Ş.'nin %70, ...'ın %10, kazalı ...'nın %20 oranında kusurlu bulunduğu belirtildiği, bu rapor usul ve yasaya uygun bulunarak dosya hesap yönünden bilirkişiye tevdii edildiği, gerekçeli ve denetime elverişli şekilde bilirkişi Birgül Doğan tarafından düzenlenen 28.07.2015 tarihli rapor usul ve yasaya uygun bulunduğu gerekçesiyle davacının davasının kabulü ile, davacı Kurumun PSD nedeniyle 122.238,83 TL alacağının gelir bağlama onay tarihi olan 31.05.2012 tarihinden itibaren, davacı Kurumun cenaze gideri nedeniyle 262,40 TL alacağının ise ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; sigortalıya verilen %20 oranında kusurun hangi nedenlerle verildiğinin açıklanmadığı ve iş kazasının oluşuna uygun olmadığı iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; kusur raporunun varsayımlara dayandığı ve denetime elverişli olmadığı, işçilerin çatıya çıkmasının yönetim kurulu karar ve bilgisiyle olduğu, işleri bittikten sonra sigortalıların sigara içmek istemeleri sırasında iş kazasının meydana geldiği, davalının proje müdürü olduğu, herhangi bir sorumluluğunun olmadığı, hesap raporunun yeterli olmadığı ve zararın yanlış hesaplandığı iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.
3.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; kusur bilirkişi raporunun yetersiz olduğu, ceza dosyasında mahkum olan diğer davalının asli kusurlu olduğunun tespit edildiği, ceza dosyası kesinleşmeden kusur raporu alındığı iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.
C.Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, iş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler ile yapılan ödemeden oluşan davacı Kurum zararının davalılardan rücuen tahsiline ilişkin alacak davasıdır.
2.İlgili Hukuk
1. Davaya konu iş kazası 25.11.2011 tarihinde meydana gelmiş olup yasal dayanağı 31.05.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 21 inci maddesinin 1 ve 2 nci fıkrasıdır.
2. 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin ilgili 1 inci ve 4 üncü fıkrası şöyledir:
"İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır.
...
İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edilir."
3.Kaza tarihinde yürürlükte olan 22.04.1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 50 inci maddesinin ilgili 1 inci fıkrası şöyledir:
"Birden ziyade kimseler birlikte bir zarar ika ettikleri takdirde müşevvik ile asıl fail ve fer'an methali olanlar, tefrik edilmeksizin müteselsilen mesul olurlar. Hakim, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve icabında bu rücuun şumulünün derecesini tayin eyler."
4. 818 sayılı Kanun'un ilgili 51, 141, 142 ve 146 ncı maddeleri şöyledir:
"Madde 51 - Müteaddit kimseler muhtelif sebeplere (haksız muamele, akit, kanun) binaen mesul oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarar vukuuna sebebiyet veren kimseler hakkındaki hükümlere göre muamele olunur.
Kaideten haksız bir fiili ile zarara sebebiyet vermiş olan kimse en evvel, tarafından hata vaki olmamış ve üzerine borç alınmamış olduğu halde kanunen mesul olan kimse en sonra, zaman ile mükellef olur.
Madde 141 - – Alacaklıya karşı, her biri borcun mecmuundan mesul olmağı iltizam ettiklerini beyan eden müteaddit borçlular arasında teselsül vardır.
Böyle bir beyanın fikdanı halinde teselsül ancak kanunun tayın ettiği hallerde olur.
Madde 142 - Alacaklı müteselsil borçluların cümlesinden veya birinden borcun tamamen veya kısmen edasını istemekte muhayyerdir.
Borcun tamamen edasına kadar bütün borçluların mesuliyeti devam eder.
Madde 146 – Borcun mahiyetinden hilafı istidlal olunmadıkça, müteselsil borçlulardan her biri alacaklıya yapılan tediyeden birbirine müsavi birer hisseyi üzerlerine almağa mecburdur. Ve hissesinden fazla tediyede bulunan, fazla ile diğerlerine rücu hakkını haizdir.
Birinden tahsili mümkün olmayan miktar, diğerleri arasında mütesaviyen taksim olunur.
"
5. 818 sayılı Kanun'un 145 inci maddesinin ilgili 1 inci fıkrası şöyledir:
"Tediyesi ile veya yaptığı takas ile borcun tamamını veya bir kısmını iskat etmiş olan müteselsil borçlulardan biri, sakıt olan borç nispetinde, diğer borçluları halas etmiş olur."
6. 818 sayılı Kanun'un 147 nci maddesinin ilgili 1 inci fıkrası şöyledir:
"Rücu hakkından istifade eden müteselsil borçlulardan her biri, tediye ettiği miktar nispetinde alacaklının haklarına halef olur."
3. Değerlendirme
1. 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin 1 inci fıkrasında, iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir davranışı sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirileceği; 4 üncü fıkrasında, iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle gerçekleşmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısının, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edileceği belirtilmiştir. Anlaşılacağı üzere anılan 21 inci maddesinin ilk fıkrası işverenin, dördüncü fıkası üçüncü kişinin rücu alacağından sorumluluğu düzenlenmiş olup bu maddelere göre açılan rücuan tazminat davalarında işveren ile üçüncü kişi arasında müteselsil borçluluk ilişkisi bulunduğundan konuya ilişkin olarak kaza tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun irdelenmesi de gerekmektedir.
2. Söz konusu 818 sayılı Kanun'un 141 – 148 inci maddelerinde müteselsil borçlara yer verilmiş olup;141 inci maddede, alacaklıya karşı, her biri borcun tümünden sorumlu olma yükümü altına girdiklerini beyan eden birden çok borçlu arasında teselsül bulunduğu, böyle bir beyanın yokluğunda teselsülün ancak kanunun belirlediği durumlarda olacağı; 142 inci maddede, alacaklının, müteselsil borçluların tümünden veya birinden borcun tamamen veya kısmen ödenmesini istemekte serbest olduğu, borç tamamen ödeninceye dek borçluların tümünün sorumluluklarının devam edeceği; 145 inci maddede, yaptığı ödeme veya takas ile borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmiş olan müteselsil borçlulardan birinin, sona eren borç oranında diğer borçluları borçtan kurtarmış olacağı; 146 ncı maddede, borcun niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ödemeden birbirine eşit birer payı üzerine almak zorunda olduğu ve payından çok ödeme yapanın, fazla tutar yönünden diğer borçlulara rücu hakkının bulunduğu; 147 nci maddede, rücu hakkından yararlanan müteselsil borçlulardan her birinin, ödediği tutar oranında alacaklının haklarına halef olacağı bildirilmiştir. Diğer taraftan Kanunun haksız eylem yönünden müteselsil sorumluluğa ilişkin 50 nci maddesinde, birden çok kimseler birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri takdirde, önayak olan (kışkırtan) ile asıl gerçekleştiren ve yardımcı olanların, ayırım gözetilmeksizin müteselsilen sorumlu olacakları, hakimin, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve gerektiğinde bu rücunun kapsamının derecesini saptayacağı belirtilmiş; çeşitli nedenlerin birleşmesi bakımından müteselsil sorumluluğa dair 51 inci maddesinde, birden çok kimseler çeşitli nedenlere (haksız eylem, sözleşme, kanun) dayanarak sorumlu oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarara sebebiyet veren kimselere ilişkin hükümlere göre işlem yapılacağı, kural olarak haksız bir eylemi ile zarara sebebiyet vermiş olan kimsenin en önce, tarafından hata gerçekleşmemiş ve üzerine borç alınmamış olmasına karşın yasal olarak sorumlu olan kimsenin de en sonra, zarar ile yükümlü tutulacağı açıklanmıştır.
3. Müteselsil borç, birden çok borçlunun alacaklıya karşı borcun tümünden sorumlu olduğu, alacaklının tamamen veya kısmen edayı her bir borçludan isteyebildiği, eda tamamen yerine getirilinceye dek borçluların sorumluluklarının süregeldiği, her borçlunun iç ilişkideki payına bakılmaksızın borcun tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, borçlulardan birinin borcu ödemesi durumunda diğerlerinin de alacaklıya karşı borçtan kurtulduğu, borcun, her bir borçlu yönünden tali değil asli nitelik taşıdığı, alacaklı karşısında birden çok borç ve borçlunun bulunduğu borç ilişkisidir. Bu ilişkide ifa, asıl alacağı ortadan kaldırmayıp alacak ..., ödeme yapmak suretiyle rücu hakkını kazanan borçluya geçtiğinden, anılan borçlu, alacaklının halefi olarak diğerlerine rücu edebilmektedir. Bununla birlikte, rücu konusu olan borcun müteselsil niteliği bulunmadığından, sorumluluktan kurtulmak için her borçlunun borcun tümü yerine, kendine düşen payını ödemesi yeterli olmaktadır ki burada kanundan doğan halefiyet söz konusudur. Kuşkusuz, ödeme yapan borçlu ile alacaklının öncesinde, halefiyeti ortadan kaldırıcı sözleşme yapmak yetkileri de bulunmaktadır. Öğreti ve yargı kararlarında, borçların aynı sebepten doğması durumuna “tam teselsül” denilmekte ve değinilen 50 nci maddenin bunu karşıladığı ifade edilmekte, borçların farklı nedenlerden (kanun, sözleşme, haksız eylem) doğması halinde ise “eksik teselsül”ün varlığından söz edilerek 51 inci maddenin de bunu tanımladığı kabul edilmektedir. 50 nci maddede, aynı zarardan dolayı birden çok kişinin birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaları, birden çok kişinin ortak kusurlarıyla zarara birlikte sebebiyet vermiş olmaları koşuluna bağlanmıştır. 51 inci maddede ise, müteselsil sorumluluk, ortak kusur yerine farklı hukuksal nedenlere bağlanmıştır ve bunlar kanun, sözleşme veya haksız eylemdir. Birden çok kişi, kanun, sözleşme veya haksız eylem nedeniyle aynı zarar için, zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanmakta, kural olarak ilk önce, haksız eylemiyle zarara yol açan sorumlu tutulmakta, en son olarak da kusuru olmaksızın ve sözleşme gereği sorumluluğu olmadığı halde kanun hükmü gereğince sorumlu tutulan kişiye başvurulmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 tarihli ve 2013/9-1559 Esas, 2013/1461 Karar; 15.05.2015 tarihli ve 2013/17-2267 Esas, 2015/1352 Karar; 19.06.2015 tarihli ve 2013/10-2281 Esas, 2015/1727 Karar; 24.06.2015 tarihli ve 2014/13-19 Esas, 2015/1743 Karar sayılı ilamlarında aynı görüşlere yer verilmiştir.
4. Önemle vurgulanmalıdır ki 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda eksik ve tam teselsül ayırımına son verilmiş; 61 inci maddede, birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı; 62 nci maddede, tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulacağı, tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olacağı bildirilmiştir.
5. İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 sayılı Kanunun 21 inci maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1 inci fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı; üçüncü kişi bakımından 4 üncü fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1 inci ve 4 üncü fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir.
6. Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50 nci ve 51 inci maddeler (6098 sayılı Kanunun 61 inci ve 62 nci maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146 ncı maddeye (6098 sayılı Kanunun 62 nci maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu ... saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise işverenden istenebilecek gerçek zararı aşmayan gelirin ilk peşin sermaye değerinin müteselsil sorumluların toplam kusuruna düşeninden işveren, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısının müteselsil sorumluların toplam kusuruna karşılık gelen tutarından da üçüncü kişi sorumlu tutulmalıdır.
7. Daha açık anlatımla, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1 inci fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4 üncü fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur.
8.Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalılardan ...'ın anılan mevzuat hükümleri gereğince üçüncü kişi olduğunun anlaşılması karşısında sorumluluklarının anılan maddi ve hukuki olgular dikkate alınarak, öngörülen ilkeler çerçevesinde belirlenmesi gerekirken, Mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, özellikle değinilen 4 üncü fıkra hükmü göz ardı edilerek karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA,
Temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine,
Dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine,
22.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!