WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 15 Haziran 2026

YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

10. Hukuk Dairesi         2024/2829 E.  ,  2024/4554 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/193 E., 2023/248 K.
KARAR : Kısmen Kabul

Taraflar arasındaki rücuan tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Mahkeme kararı, davacı Kurum vekili ile davalılar ... ve ... ... mirasçıları vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I.DAVA
Davacı Kurum vekili dava dilekçesinde özetle; davalılarlardan ...'nin sevk ve idaresindeki ... plakalı araç ile 06.11.2008 tarihinde Elazığ istikametine seyir halinde iken karşıdan karşıya geçmekte olan yayaya çarpmasıyla meydana gelen trafik kazası neticesinde ...'ın vefat ettiği, söz konusu olaya ilişkin soruşturma neticesinde davalı ... hakkında Malatya 1. Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama neticesinde 06.11.2008 tarih ve 2008/688 Esas 2008/836 Karar sayılı kararla mahkumiyetine ve hükmen açıklanmasının geriye bırakılmasına karar verildiği, davalı ...'nin % 30 oranında kusurlu olduğu, sigortalı iştirakçinin hak sahibine bağlanan aylıklar göz önüne alındığında Kurumun mevcut ve geleceği dönük zararının 139.103.04 TL peşin sermaye değeri ve 15.11.2008 - 01.09.2009 tarihleri döneminde ödenen aylıklar tutarı 7.621,75 TL olmak üzere toplam 146.724,79 TL olduğu, fazlaya ve kusura ilişkin talep ve dava ... saklı kalmak kaydıyla Kurum zararının 30.000,00 TL'sinin davalılardan, dava dışı kişilerin kusurlarından müştereken ve müteselsilen sorumlu olmak üzere, davalı ... şirketi yönünden poliçe limitiyle sınırlı olmak kaydıyla temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte diğer davalılar yönünden ödemelere sarf ve tediye tarihinden, peşin sermaye değerine dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II.CEVAP
1.Davalı ... Anonim Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan davayı kabul etmedikleri, poliçeye müsnenid, müşterek müteselsil sorumluluklarının poliçe limitiyle sınırlı olduğu savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

2.Davalılardan ... ile davalıların murisi olup yargılamanın devamı sırasında vefat eden ... İli vekili cevap dilekçesinde özetle; otomobilin önüne atlayarak kazaya neden olan sigortalının tam kusurlu olduğu ve davalı ...'nin kusuru bulunmadığı, davalının kazadan sonra kaçmayarak vicdani ve hukuki sorumluluğunu yerine getirdiği, Kurumun herhangi bir zararı bulunmadığı, sigortalı hak sahiplerinin sigorta şirketinden para aldıkları, aracın sigortalı olduğu savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III.MAHKEME İLK KARARI
Malatya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.11.2009 tarihli, 2009/416 Esas, 2009/477 Karar sayılı kararı ile İş Mahkemelerinin görevli olduğuna dair verilen görevsizlik kararının Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 25.02.2010 tarihli, 2010/368 Esas, 2010/1876 Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleşmesi üzerine görevli
Mahkeme tarafından 08.02.2012 tarihli, 2010/290 Esas, 2012/102 Karar sayılı kararı ile davalı sürücü ... mülkiyeti ...'ye ait olan ... plakalı araç ile 06.11.2008 tarihinde davacı Kurum sigortalısı ...'a çarpması neticesinde, sigortalı ... vefat ettiği, meydana gelen trafik kazasında gerek Malatya 1.Asliye Ceza Mahkemesinin 2008/688 Esas, 2008/836 Karar sayılı dosyada ve gerekse Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemelerinde davalı ... %30 oranında kusurlu olduğu tespit edildiği, kaza tarihinde davalı ... şirketinin kazaya karışan ... plakalı aracı zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi ile sigortaladığı, bu olay nedeniyle davacı Kurumun, sigortalının mirasçılarına 139.103,04 TL peşin sermaye değeri ve 25.11.2008 - 01.09.2009 tarihleri arasında ödenen 7621,75 TL olmak üzere toplam 146.724,79 TL Kurum zararı olduğu, meydana gelen bu Kurum zararının %30'u olan 44.017,20 TL'den davalı ..., araç maliki ... ve davalı ... şirketi poliçe limiti ile sorumlu olmak kaydıyla müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu, gerekçesiyle davacının davasının kabulü ile 30,000 TL Kurum zararının davalılar ... ve ... İli'den- davalı ... şirketi ....'nin poliçe limitiyle sınırlı olmak kaydıyla temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte –olmak kaydıyla peşin sermaye değeri yönünden taleple bağlı kalınarak dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödemelerin ise sarf ve tediye tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile, davacı Kuruma verilmesine, davacı Kurumun fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına karar verilmiştir.

IV.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A.İlk Bozma Kararı
1. Mahkemenin 08.02.2012 tarihli, 2010/290 Esas, 2012/102 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili ile davalılardan ... ve ... temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Dairemizce 24.02.2014 tarihli ve 2014/3174 Esas, 2014/3510 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur:

"...Dava, 06.11.2008 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan aylıkların tahsili istemine ilişkin olup Mahkemece; davanın yasal dayanağı belirlenmeksizin, davalılardan araç sahibi ve şöförünün ceza mahkemesinde alınan rapora istinaden, kusurları karşılığında sorumlu oldukları gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.

5510 sayılı Kanunun Geçici 4 üncü maddesinde, 'Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 08.0601949 tarihli ve 5434 sayılı Kanun'a göre; aylık, tazminat, harp malûllüğü zammı, diğer ödemeler ve yardımlar ile 08.02.2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanun'un 1 inci maddesine göre ek ödeme verilmekte olanlara, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun'da kendileri için belirtilmiş olan şartları haiz oldukları müddetçe bunların ödenmesine devam olunur. Ancak, 5 ilâ 10 yıl arasında fiili hizmet süresi olan iştirakçilerden dolayı dul ve yetim aylığı almakta olanların, aylık ve diğer ödemeleri, bu Kanun'un 32 nci, 34 üncü ve 37 nci maddelerindeki şartları haiz oldukları müddetçe devam edilir…

Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır…' hükmüne yer verilmiştir.

5510 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesinin birinci fıkrasında; 'Üçüncü bir kişinin kastı nedeniyle malûl veya vazife malûlü olan sigortalıya veya ölümü halinde hak sahiplerine, bu Kanun uyarınca bağlanacak aylığın başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı için Kurumca zarara sebep olan üçüncü kişilere rücû edilir.' hükmü öngörülmüştür.

Davaya konu uyuşmazlıkta, ölen sigortalının 5434 sayılı Kanun kapsamında iştirakçi olması dikkate alındığında, hak sahiplerine bağlanan aylığın dayanağı 5434 sayılı Kanun’dan kaynaklanmakta olup 5510 sayılı Kanun uyarınca bağlanan bir aylık söz konusu olmadığı gözetildiğinde olayda, 5510 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesinin uygulama yeri bulunmamaktadır.

İş Mahkemeleri, 5521 sayılı Kanun ile kurulmuş istisnai nitelikte özel mahkemelerdir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 106 ncı maddesi ile mülga 506 sayılı Kanun'da, bu Kanun uygulamasından doğan uyuşmazlıkların yetkili iş mahkemelerinde görüleceği, 5510 sayılı Kanun'un 101 inci maddesinde de aksine hüküm bulunmayan hallerde, 5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceği düzenlenmiştir.

Ne var ki; İş Mahkemesine, bu dava açılmadan önce, Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 04.11.2009 tarihli mahkemenin görevsizliğine ilişkin kararın davacı vekilince temyiz edilmesinden sonra, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 25.02.2010 günlü ve 2010/368 E.; 2010/1876 K. sayılı kararı ile verilen onama kararından sonra 6100 sayılı HMK’nın 20 nci maddesi gereğince görev hususunun kesinleşmiş olduğu anlaşılmakta olup eldeki davada da bu çerçevede görevli hale gelindiğinin gözetilmesi gerekecektir.

Diğer taraftan, trafik kazasında ölen Emekli Sandığı iştirakçisinin hak sahiplerine bağlanan peşin değerli aylığın tahsiline ilişkin davanın yasal dayanağının 5434 sayılı Kanun'un 129 uncu maddesi olması dikkate alındığında, anılan yasal düzenlemede 'Vazifeleri içinde veya dışında her hangi sebeple zarar görmüş veya tehlikeye düşmüş ve bundan dolayı adi malül durumuna girmiş iştirakçilerin veya bunlardan ölenlerin, dul ve yetimlerinin; sebep olanlar aleyhine açacakları davaları sandık dahi kovuşturmaya ve bu davalara üçüncü şahıs olarak girmeye ve dul ve yetimler tarafından dava açılmamış ise bunu doğrudan doğruya açmaya yetkilidir.

Dava sonunda para tazminatı da alınırsa bundan kovuşturma için yapılan masraflarla birlikte emekli, adi malüllük, dul ve yetim aylıkları bağlanan hallerde bu aylıkların beş yıllığı; (Toptan ödeme) yapılan hallerde, bunların, toplamının yarısı, sandıkça alınarak, varsa, geri kalanı ilgililere ödenir.

Sebep olanlar iştirakçi ise ve bunlara bu Kanun'a göre sandıklarca her hangi adla olursa olsun, ödeme yapılacaksa, istihkakları dava sonuna kadar hükmolunacak tazminata karşılık olmak üzere ödenmez.' hükümleri çerçevesinde irdeleme yapılarak hâsıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir..."

B. Mahkemece İlk Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkeme tarafından 10.03.2016 tarihli, 2014/445 Esas, 2016/220 Karar sayılı karar ile davanın yasal dayanağı, 5434 sayılı Kanun'un 129 uncu maddesi olup, 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu'nun 129 uncu maddesinde, "görevleri içinde veya dışında ölenlerin dul ve yetimlerinin, ölüme sebep olanlar aleyhine açacakları davaları kovuşturmaya, davalara üçüncü şahıs olarak girmeye ve dul ve yetimler tarafından dava açılmamış ise bunu doğrudan doğruya açmaya sandık yetkili kılınmıştır. Dava sonunda para tazminatı da alınırsa kovuşturma masrafları ile birlikte, dul ve yetim aylıkları bağlanan hallerde bu aylıkların beş yıllığı, toptan ödeme yapılan hallerde de yarısının sandıkça alınarak, varsa, geri kalanının ilgililere ödeneceği öngörülmüştür." madde metninden de anlaşılacağı üzere 129 uncu maddenin zarar verene karşı açılmış davaya Emekli Sandığı katıldığı veya doğrudan doğruya dava açmış olduğu takdirde alınacak tazminatın zarara uğrayanlar ile sandık arasında nasıl bölüşüleceğini saptadığı, haksız eylem sonucu ölen kişinin, yaşamı süresince çalıştığı ve maaşından düzenli olarak belirli bir miktar para kesilerek sandığa yatırıldığı, zarar verenin eylemi sonunda mirasçılarına ödenen tazminatın, ölenin çalışması ve maaşından düzenli olarak ödediği miktarın karşılığı olduğu, bu nedenle Emekli Sandığı tarafından bağlanan aylıkların 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanun'u gereğince rücuya tabi olmadığı gerekçesiyle açılan davanın reddine karar verilmiştir.

C.İkinci Bozma Kararı
1. Mahkemenin 10.03.2016 tarihli, 2014/445 Esas, 2016/220 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Dairemizce 06.06.2016 tarihli ve 2016/6639 Esas, 2016/9276 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur:

"...Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. 'Usuli kazanılmış hak' olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi, mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı kararı).

Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. (Prof. Dr. Baki Kuru, Usuli Müktesep Hak (Usule İlişkin Kazanılmış Hak) Dr. A. Recai Seçkin’e ..., Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları No. 351 Ankara, 1974, sayfa 395 vd.)

Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).

Mahkemece Dairemizce verilen bozma kararına uyulmuş ise de davacı Kurumun rücu hakkının bulunmadığı kabulü ile davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir.

Davanın yasal dayanağı olan, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu'nun 129 uncu maddesinde;
'Vazifeleri içinde veya dışında her hangi sebeple zarar görmüş veya tehlikeye düşmüş ve bundan dolayı adi malül durumuna girmiş iştirakçilerin veya bunlardan ölenlerin, dul ve yetimlerinin; sebep olanlar aleyhine açacakları davaları sandık dahi kovuşturmaya ve bu davalara üçüncü şahıs olarak girmeye ve dul ve yetimler tarafından dava açılmamış ise bunu doğrudan doğruya açmaya yetkilidir.

Dava sonunda para tazminatı da alınırsa bundan kovuşturma için yapılan masraflarla birlikte emekli, adi malüllük, dul ve yetim aylıkları bağlanan hallerde bu aylıkların beş yıllığı; (Toptan ödeme) yapılan hallerde de bunların toplamının yarısı sandıkça alınarak, varsa, geri kalanı ilgililere ödenir.

Sebep olanlar iştirakçi ise ve bunlara bu Kanun'a göre sandıklarca her hangi adla olursa olsun ödeme yapılacaksa istihkakları dava sonuna kadar hükmolunacak tazminata karşılık olmak üzere ödenmez' hükmü yer almaktadır.

Hukuk Genel Kurulunun; 03.02.2010 tarih ve 2010/10-20 Esas, 2010/58 Karar sayılı ilamı ile 23.02.2000 tarih ve 2000/4-103 ve 2000/124 sayılı ilamlarında da belirtildiği üzere; bir borcu yerine getiren kimsenin alacaklının haklarına halef olabilmesi için halefiyetin kanunda açıkça öngörülmüş bulunması gerekir. Kanun'da açıkça öngörülmediği sürece bir halefiyetin doğması mümkün değildir. Halefiyet Kanunu'nda belirtilmiş belirli durumlarda doğar. Diğer bir anlatımla halefiyet halleri sınırlı sayıda olma (numerus clausus) kuralına bağlıdır. Kanunda açıkça öngörülmediği sürece bir halefiyetin doğması mümkün değildir. Örneğin, (BK. mad. 109, 69, 147/1, 496, mk. 799, TCK, 654/1, 907, 915, 920, 933, 936, 937, 813, 1301, 1361, 506 sayılı SSK. mad. 26, 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu mad. 129,1479 sayılı Bağ-Kur Kanunu mad. 63.)

Anılan maddenin 2 nci fıkrasında, sınırlı da olsa bir rücu hakkının tanındığı kabul edilmelidir. (... Kılıçoğlu, Özel ve Sosyal Sigortalarda Halefiyet ve Rücu, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yayın Tarihi: 1974 Sayı: 1 Cilt: 31 )
Diğer taraftan, 25 Nisan 1978 gün ve 16269 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 6.3.1978 gün ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurul Kararı üzerinde de durulması gereği vardır. Anılan Kararda, ölenin bakmakta olduğu veya ileride bakacağı sayılan kişilerin yoksun kaldıkları zararın diğer bir deyişle destekten yoksun kalma tazminatının saptanmasında T.C. Emekli Sandığınca bağlanan gelirlerin indirilmemesi görüşü benimsenmiş olup, sözü edilen İçtihadı Birleştirme Kararının, 129 uncu maddenin 2 nci fıkrasının açık hükmü gereğince Sandığın yaptığı masrafları Kanun'da yer alan çerçevede tahsil edebileceği açık olduğuna göre, uygulamada kullanılan 'Emekli Sandığı tarafından bağlanan gelirlerin rücuya tabi olmadığına' ilişkin ifadenin, belirtilen Kararda da belirtildiği üzere; zarar veren şahsın Emekli Sandığının ödediği meblağın, kendisinin ödemek zorunda kalacağı tazminattan indirilmesini isteyemeyeceği şeklinde anlaşılması gerekmektedir.

Ayrıca, anılan maddenin 2 nci fıkrasında, paylaşımın ne şekilde gerçekleşeceği öngörüldüğüne göre, 1 inci fıkranın incelenmesinde ise anılan fıkrada; 'Vazifeleri içinde veya dışında her hangi sebeple zarar görmüş veya tehlikeye düşmüş ve bundan dolayı adi malül durumuna girmiş iştirakçilerin veya bunlardan ölenlerin, dul ve yetimlerinin; sebep olanlar aleyhine açacakları davaları Sandık dahi kovuşturmaya ve bu davalara üçüncü şahıs olarak girmeye ve dul ve yetimler tarafından dava açılmamış ise bunu doğrudan doğruya açmaya yetkilidir.' denildiğinden, Emekli Sandığının iştirakçisinin uğradığı zarar nedeniyle iştirakçisi veya hak sahipleri adına dava açmaya kanundan dolayı yetkili olduğu şüphesizdir..

04.06.1958 gün ve 15/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca; olayları anlatmak taraflara, hukuki nitelendirme ise hâkime aittir. Somut olayda, Emekli Sandığı'nın iştirakçisinin uğradığı zarar nedeniyle hak sahiplerinin zarar verenlere yönelttiği davanın destekten yoksun kalma tazminatı davası niteliğinde bulunduğu, bu dava sonucu tazminat alınırsa ne kadarının rücu ... kapsamında Sandık tarafından alınacağının yukarıda anılan maddenin 2 nci fıkrasında öngörülmesi karşısında, Mahkemece yukarıda belirtilen yasal düzenlemelere uygun şekilde davacı Kurum talebini irdeleyen ve denetlenebilmesi mümkün bir hesap raporu aldırılması suretiyle, değerlendirme yapılması gerekirken, davacı Kurumun rücu hakkının bulunmadığının kabul edilmesi yönündeki gerekçe ile eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir..."

D. Mahkemece İkinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkeme tarafından 03.04.2018 tarihli, 2016/409 Esas, 2018/228 Karar sayılı karar ile sigorta şirketi tarafından 13.01.2009 tarihinde 31.224 TL ödeme yapıldığı, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin yerleşik uygulaması gereği yapılan bu ödemenin, ödeme tarihinden hesap raporunun düzenlendiği tarihe kadar işleyen yasal faizi ile denkleştirilmesi gerektiği, hak sahibinin zararının 28.480,22 TL olup kendisine 31.224,00 TL ödendiği, bu halde ibranamenin geçerli olduğu, dolayısıyla davalılardan tahsili mümkün bir alacak kalmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

E.Üçüncü Bozma Kararı
1. Mahkemenin 03.04.2018 tarihli, 2016/409 Esas, 2018/228 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Dairemizce 15.10.2019 tarihli ve 2018/5410 Esas, 2019/7430 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur:

"...Eldeki davada, Mahkemece Dairemizce verilen bozma kararlarına uyulmuş olmasına rağmen, bozma gereklerinin yerine getirildiğinden bahsedilmesi mümkün olmayıp, önceki bozma kararımızda '…Davacı Kurumun tek başına dahi dava açmaya yetkili olduğu, bu kapsamda davanın yasal dayanağı olan 5434 sayılı Kanun'un 129 uncu maddesi gereğince ve ilk bozma kararı kapsamında irdeleme yapılması ile sonucuna göre bir karar verilmesi…' gereğine işaret edilmiş ise de Mahkemece bozma sonrasında davanın yeniden reddine dair karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

Mahkemece yapılacak iş öncelikle, davalılardan sigorta şirketi hakkında davalı Kurum lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın gözetilmesi, suretiyle ve bozma kararımızda da belirtildiği üzere, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu'nun 129 uncu maddesinin ikinci fıkrası kapsamında, hak sahiplerinin alabileceği tazminat tutarı ile davalı Kurumun alabileceği dul aylıklarının 5 yıllık tutarının kusur karşılığı gözetilmek suretiyle karar vermekten ibarettir.

Mahkemece uyulan bozma ilamı ve oluşan usuli kazanılmış hak gereklerinin yerine getirilmesi gerekirken yazılı şekilde karar tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir..."

F. Mahkemece Üçüncü Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkeme tarafından 19.06.2020 tarihli, 2019/835 Esas, 2020/241 Karar sayılı karar ile meydana gelen Kurum zararının %30'undan sürücü ..., araç maliki ... ve davalı ... şirketi poliçe limiti ile sorumlu olduğu, davacı Kurumun fazlaya dair hakkını saklı tutarak 30.000 TL talep ettiği ve davalılardan sigorta şirketi hakkında Kurum lehine (ilk karar ile) usulü kazanılmış hak doğduğu da gözetildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddi ile, (tahsilde mükerrir olmamak kaydı ile) 30,000 TL kurum zararının davalı ... şirketi ....'nin poliçe limitiyle sınırlı olmak kaydıyla temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte olmak kaydıyla peşin sermaye değeri yönünden taleple bağlı kalınarak dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, ödemelerin ise sarf ve tediye tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ....'den tahsili ile davacı Kuruma verilmesine, 24.892,53 TL Kurum zararının peşin sermaye değeri yönünden taleple bağlı kalınarak dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, ödemelerin ise sarf ve tediye tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ... İli'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı Kuruma verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.

G.Dördüncü Bozma Kararı
1. Mahkemenin 19.06.2020 tarihli, 2019/835 Esas, 2020/241 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili ile davalı ... İli mirasçıları ve ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Dairemizce 23.11.2021 tarihli ve 2020/8867 Esas, 2021/15119 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur:

"...Eldeki davada, Mahkemece Dairemizce verilen bozma kararlarına uyulmuş olmasına rağmen, bozma gereklerinin yerine getirildiğinden bahsedilmesi mümkün olmayıp, usuli kazanılmış hakkın gözetilmesi yerinde ve isabetli ise de, faiz başlangıcı yönünden sigorta şirketi bakımından temerrüt tarihinin araştırılması ile belirlendikten sonra, diğer davalılar bakımından ise aylık onay tarihi olması gerektiği dikkate alınarak infaza elverişli bir karar tesisi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

Kabule göre de, karar yerinde, mirasçıları yerine, karar tarihi itibari ile vefat ettiği belirgin olan ... hakkında hüküm tesisi isabetsizdir..."

H.Dördüncü Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkeme tarafından yukarıda tarih ve sayısı belirtilen karar ile davanın niteliği itibariyle, rücuan tazminat istemli olduğu, meydana gelen Kurum zararının %30'undan davalı sürücü ..., davalı araç maliki ... ve davalı ... şirketi (poliçe limiti ile sınırlı olmak kaydıyla) müteselsilen sorumlu olduğu, davacı Kurumun fazlaya dair hakkını saklı tutarak 30.000 TL talep ettiği ve davalılardan sigorta şirketi hakkında Kurum lehine (ilk karar ile) usulü kazanılmış hak doğduğu da gözetilerek Mahkemece ''30,000 TL rücuan tazminatın poliçe limiti ile sınırlı olmak kaydıyla 04.09.2009 dava ( temerrüt ) tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ....'den tahsili ile davacı Kuruma verilmesine," karar verildiği, ancak davalı ... ve davalı ... mirasçıları olan dahili davalılar yönünden %30 kusur üzerinden hesaplanan "24.892,53 TL rücuan tazminatın aylık onay tarihi olan 15.11.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ili birlikte davalı ... mirasçıları olan dahili davalılar ve davalı ... İli'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı Kuruma verilmesine, " dair karar verildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile tahsilde tekerrür olmamak şartıyla) 30,000 TL rücuan tazminatın poliçe limiti ile sınırlı olmak kaydıyla 04.09.2009 dava (temerrüt) tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ....'den tahsili ile davacı Kuruma verilmesine, 24.892,53 TL rücuan tazminatın aylık onay tarihi olan 15.11.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... mirasçıları olan dahili davalılar ve davalı ...'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı Kuruma verilmesine, saklı tutulan hakların mahfuziyetine karar verilmiştir.

VI.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili ile davalı ... ve davalı ... mirasçıları vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı sürücünün kusurunun daha fazla olduğu, kusur raporlarının çelişkili olduğu, hesaplamanın TRH2010 tablosuna göre yapılması gerektiği iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.

2.Davalı ... ve davalı ... mirasçıları vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalının kusursuz olduğu, kazanın önlenmesi için elinden geleni yaptığı, kaza sonrasında vicdani ve hukuki sorumluluğunu yerine getirdiği, sigortalı hak sahiplerine emekli aylığı dışında ödeme yapılmadığının bildirildiği, zarar tutarının yerinde olmadığı, SGK'nın tahsil edeceği bir tutar kalmadığı iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.

C.Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, trafik kazası sonucu ölen iştirakçinin hak sahiplerine bağlanan aylıkların rücuan tahsili davasıdır.
2.İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3 üncü maddesi yollamasıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 427 ve devamı maddeleri ile 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu'nun 129 uncu maddesi ilgili hükümlerdir.

3. Değerlendirme
1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz kapsam ve nedenlerine göre, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı Kurum vekili ile davalılar ... ve ... ... mirasçıları vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz harcının ilgililere yükletilmesine,

Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,

29.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.