10. Hukuk Dairesi 2024/1674 E. , 2024/4835 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/364 E., 2023/444 K.
KARAR : Kısmen Kabul
Taraflar arasındaki haczin kaldırılması ile borçlu olmadığının tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I.DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının ... Unlu Mamuller Gıda İnş. Taatı. Nak. İth. İhr. San. Tic. ve Paz. Ltd. Şti.'de işçi olarak çalışırken, şirket sahiplerinin davacının güvenilir birisi olması ve başka bir işyeriyle ilgilenecekleri gerekçesiyle şirketin mali durumun habersiz olarak şirket hisselerini ... Koç'tan devir aldığı, daha sonra şirketin vergi ve SSK borçlarını öğrenmesiyle 25.03.2005 tarihinde şirket hisselerini ... Koç'un yakını ... Polatlı'ya devir ettiği ve Erzurum'dan taşınıp Bursa'ya yerleştiği, şirket hisselerinin 6 ay davacı üzerinde kaldığı, 20.01.2012 tarihinde davacının asgari ücretle işçi olarak çalıştığı ... İzolasyon Ltd. Şti'ye Erzurum Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından 2012/55 sayı ile maaş haczi gönderildiği, 6 ay üzerinde kalan şirket hisseleri nedeniyle haksız olarak 2002-2005 tarihlerine ait toplam 240.000,00 TL prim borçlarının davacıdan tahsil edilmeye başlandığı, davacının dava açacak gücü bulunmadığından davacının dava açamadığı, 20.02.2012 tarihinden itibaren davacının aylığından 4.000,00 TL haksız olarak kesinti yapıldığı iddiasıyla davacının maaşı üzerindeki kesintinin durdurulmasına, davacının 2002-2005 tarihleri arasındaki prim borçlarından sorumlu olmadığının tespitine ve davalı Kurum işleminin iptaline, fazlaya İlişkin haklan saklı kalmak kaydıyla 4.000,00 TL kesintinin yasal faiziyle iadesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II.CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın süresi içinde açılmadığı, hak düşürücü sürenin dolmuş olduğu, 1010482 ve 1010483 işyeri sicil numaralarda işlem gören ... Unlu Mam. Gıda İnş, Taah. Nak. İth, İhr. San. Tic. ve Paz. Ltd. Şti.'nin ödenmemiş borçlarından dolayı 6183 sayılı Kanun'a göre 2003/1006 sayılı dosya ile takip yapıldığı, 5510 sayılı Kanun'un 88 inci maddesine göre şirketlerin yönetim kurulu üyelerinin ve üst düzey yöneticilerinin Kuruma karşı işverenle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları, aynca 6183 sayılı Kanun'un 35 inci maddesine göre şirket ortaklarının da borçtan sorumlu oldukları, davacının bahse konu borçlu şirketin % 50 hissesini 03.09.2004 tarihinde noter satış sözleşmesi ile satın aldığı, bu satışın 17.09.2004 tarihli ticaret sicil gazetesinde ilan edildiği, davacının her ne kadar 25.03.2005 tarihinde şirket hisselerini devrettiğini beyan ettiyse de satış işleminin geçerli olabilmesi için ticaret sicilde tescil edilip, ticaret sicil gazetesinde ilan edilmesi gerektiği, davacının bu devir işleminin tescil ve ilan edilmediği, aynca bu pay devrinin pay defterine kaydedilip kaydedilmediğinin tespiti için pay defterinin talep edildiği, ancak davacı tarafından ibraz edilmediği, davanın 7 günlük hak düşürücü süre içinde açılmamış olduğu, bu süre geçtikten sonra menfi tespit davası açılamayacağı savunmasıyla davanın reddine ve % 10 haksız itiraz tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
III.MAHKEME İLK KARARI
Mahkeme tarafından 04.02.2016 tarihli ve 2014/459 Esas, 2016/52 Karar sayılı karar ile davacı vekilinin davacının maaşı üzerindeki kesintinin durdurulmasına, davacının 2002-2005 tarihleri arasındaki prim borçlarından sorumlu olmadığının tespitine ve davalı Kurum işleminin iptaline, fazlaya İlişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 4.000,00 TL kesintinin iadesine karar verilmesi istemi ile iş bu davayı açmışsa da, davacıya 2003/1006 ve 2013/10564 takip sayılı dosyalardan 2012 yılında ödeme emirlerinin tebliğ edildiği, ödeme emirlerine karşı davacının Kuruma itiraz ettiği, davacının itirazlarının davalı Kurum tarafından reddedildiği ve bu işlemler sonrasında takibin kesinleşerek davacının maaşına haciz konulduğu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.04.2006 tarih, 2006/21-198 Esas, 2006/249 Karar sayılı ilamında da belirtildiği gibi yasada öngörülen 7 günlük itiraz süresini geçiren kamu alacağının borçlusunun aynı konuda menfi tespit ve istirdat davası açamayacağının belirtildiği, davanın 6183 sayılı Kanun'un 58 inci maddesinde belirtilen 7 günlük hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı, kesinleşmiş ödeme emri aleyhine ayrıca menfi tespit davası açılamayacağı gerekçesiyle davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine, davalı vekilinin haksız çıkma tazminatının reddine karar verilmiştir.
IV.BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A.İlk Bozma Kararı
1. Mahkemenin 04.02.2016 tarihli ve 2014/459 Esas, 2016/52 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizce 17.01.2017 tarihli ve 2016/5366 Esas, 2017/135 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur:
"...dosya arasında bulunan belgelere göre davacının ortağı olduğu limited şirketin işyeri nedeniyle Kuruma karşı olan borçların takip konusu yapıldığı ancak, davacı adına tanzim edilerek davacıya usulüne uygun şekilde ve sorumluluk nedenini belirtir bir uygun şekilde tanzim ve tebliğ edilmiş bir ödeme emrine dosya arasında rastlanılmadığı, davalı Kurumca 20.01.2012 tarihinde yaptığı maaş haczine dair işlemden sonra 06.02.2012 tarihli itirazına cevaben davalı kurumca 6183 Sayılı Yasanın 35’inci maddesi şartlarının gerçekleştiği ve hisse devrinin geçersiz olduğu gerekçesi ile 2004 yılı başından 2005 yılı sonuna kadar sorumlu olduğunun belirtildiği, ilk kez gönderilen tebligatın iade gelmesi nedeniyle aynı yöndeki 31.05.2012 tarihli Kurum yazısının davacının kızına 11.05.2012 tarihinde tebliğ edildiği ve itirazının reddedildiği, en sonunda da, 25.04.2014 tarihi davacı itirazına Kurumca sorumlu olduğu gerekçesi ile olumsuz yanıt verilmesi nedeniyle eldeki davanın açıldığı, mahkemece davacı hakkında ödeme emri tanzim edildiği ve usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği kabul edilerek yazılı şekilde karar verildiği anlaşılmakta ise de, verilen kararın eksik inceleme ve yazılı değerlendirmeye dayalı olduğu anlaşılmaktadır.
6183 Sayılı Yasaya uygun şekilde haciz yapabilmek için usulünce bir ödeme emrinin tebliği gerektiği dikkate alınarak mahkemece öncelikle yapılan haczin usulüne uygun olup olmadığının tespiti bakımından, haciz kararında ilgi tutulan 2003/1006 Sayılı takip nedeniyle davacı adına tanzim edilmiş bir ödeme emri tebliğinin varlığının Kurumdan sorulmak suretiyle araştırılması, var ise hak düşürücü süre irdelemesi yapılması, yok ise, davalı Kurumca davadan önce davacının itirazlarına verilen cevaplar da dikkate alınarak, davanın menfi tespit istemine ilişkin olduğunun kabulü ve davacı hakkında 506 Sayılı Yasanın 80, 6183 Sayılı Yasanın 35 veya mükerrer 35’inci madde şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususunda irdeleme yapılarak, davacının ortaklık ve hisse devri tarihine kadar olan sorumluluk durumu irdelenmeli ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular üzerinde durulmadan eksik araştırma ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir..."
B. Mahkemece İlk Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkeme tarafından 05.02.2020 tarihli ve 2017/95 Esas, 2020/33 Karar sayılı karar ile dosyaya gönderilen Kurum yazı cevabında, dava dışı ... Unlu Mamulleri Gıda İnş. Taah. Nak. İth. İhr. San. Tic. ve Paz. Ltd. Şti'nin malvarlığı bulunmaması ve şirketten tahsil imkanının bulunmaması nedeniyle ortaklar hakkında ortaklık payları üzerinden işlem başlatıldığının belirtildiği, dolayısıyla davacının şirket ortağı olduğu 03.09.2004 - 25.03.2005 tarihleri arasındaki süre dahilinde 6183 sayılı Kanun'un 35 inci maddesi kapsamında sorumlu olduğu, ancak davacı hakkında 6183 sayılı Kanuna uygun şekilde 2003/1006 sayılı takip nedeniyle usulüne uygun tebliğ edilmiş ve kesinleşen bir ödeme emri olmadığından davacının maaşına konulan haczin yerinde olmadığı anlaşılmakta ise de Kurum tarafından gönderilen 15.08.2018 tarihli yazıda, borcun tamamen ödendiğinden bahisle davacının maaşı üzerine konulan haczin kaldırıldığı anlaşılmakla davacının maaşına konulan haczin kaldırılması yönündeki talebinin konusuz kaldığı, davacı tarafça fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla maaşından yapılan 4.000,00 TL kesintinin iadesinin istenildiği, bu nedenle Kurumca dosyaya sunulan kesinti tablosu ve davacı vekilince sunulan makbuzlar birlikte değerlendirilerek ilk kesinti tarihi olan 2012 yılı Şubat ayından dava tarihi olan 02.07.2014 tarihine kadar usulsüz haciz nedeniyle maaşından yapılan taleple bağlı kalınarak 4.000,00 TL kesintinin davacıya iadesine karar verildiği, yine Kurum tarafından gönderilen 06.12.2018 tarihli yazı cevabında, davacının maaşından yapılan kesintiler mahsup edilerek borçlu şirket tarafından 7143 sayılı Kanun kapsamında borçların yapılandırılarak borcun tamamen ödendiğinin bildirildiği görülmekte ise de davacıya iadesine karar verilen 4.000,00 TL'nin yeniden dava dışı şirketin borçlarına ekleneceği gözetildiğinde şirket borçlarının varlığının halen devam edeceği, bu şekilde davacı yönünden sorumlu olduğu ve olmadığı dönemlerin belirlenmesinde hukuki menfaatinin bulunduğu gözetilerek davacının menfi tespiti talebi yönündeki davasının yukarıda belirtilen 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri ve 6183 sayılı Kanun'un 35 inci maddesi hükümleri uyarınca sorumlu olduğu dönemler belirlenerek kısmen kabulüne karar verildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabul, kısmen reddine, kısmen karar verilmesine yer olmadığına davacının Haczin kaldırılması talebi konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, davalı Kurumun haksız haciz uygulaması nedeniyle davacının maaşından kesilen 4.000,00 TL'nin davacıya iadesine, davacının 2002-2005 tarihleri arasındaki prim borçlarından sorumlu olmadığının tespitine yönelik talebinin; davacının dava dışı ... Unlu Mamüller Gıda İnş. Tah. Nak. İth. İhr. San. Tic. ve Paz. Ltd. Şti'nin Kuruma olan borçlarından 03.09.2004 - 25.03.2005 tarihleri arasında şirket hissesi olan % 50 oranında sorumlu olacağından bu dönemdeki Kurum borçlarına ilişkin menfi tespit talebinin reddine, diğer dönemler yönünden sorumlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
C.İkinci Bozma Kararı
1. Mahkemenin 05.02.2020 tarihli ve 2017/95 Esas, 2020/33 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizce 10.05.2022 tarihli ve 2020/2646 Esas, 2022/6851 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Mahkeme kararı bozulmuştur:
"...1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacının tüm davalı Kurumun sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Mahkemece uyulan bozma ilamı ve oluşan usuli kazanılmış hak çerçevesinde, 6183 sayılı Kanunun 54 ve 55. maddelerin hükümleri çerçevesinde, kamu alacağı için 'ödeme emri' çıkarılmadan ve icra takibi kesinleştirilmeden haciz uygulanması ve diğer cebren tahsil yollarına başvurulması kanuna aykırı olduğundan, davacının hakkında hacizlerin kaldırılması istemine ilişkin olarak talebinin karşılanması ile davacı hakkında konulan hacizlerin kaldırılmasına ilişkin karar verilmesi gereklidir.
Ne var ki menfi tespit istemi hakkında, 2002/10. Ay ile 2005/3 aylar arasında kalan dönem hakkında, Limited Şirket ortaklarının kamu borçlarından sorumluluğunu öngören yasal düzenlemelere bakıldığında, davanın yasal dayanağının 6183 sayılı Yasanın 35. maddesi olduğu belirgindir.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 22.07.1998 gün ve 4369 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle değişik 35. maddesi; 'Limited şirket ortakları şirketten tahsil imkânı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu Kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar.' hükmünü taşımakta iken; 04.06.2008 günlü Resmi Gazete’de yayımlanarak bazı maddeleri dışında aynı gün yürürlüğe giren 5766 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 3. maddesiyle, 35. maddede yer alan, 'şirketten tahsil imkânı bulunmayan' ibaresi 'şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan' şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddeye;
'Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.'
'Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.' şeklinde iki fıkra eklenmiştir.
Ayrıca, 5766 sayılı Kanunun 1. maddesiyle 6183 sayılı Kanunun 3. maddesine eklenen; Tahsil edilemeyen amme alacağı terimi: 'Amme borçlusunun bu Kanun hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen, satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacaklarını,';
Tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı terimi: 'Amme borçlusunun haczedilen mal varlığına bu Kanun hükümlerine göre biçilen değerlerin amme alacağını karşılayamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen amme borçlusundan aranılan amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerinin herhangi bir aşamasında amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan amme alacaklarını,' ifade eder, olarak açıklanmıştır.
5766 sayılı Kanunun geçici 1. maddesi de; 'Bu Kanunla 6183 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler ve eklenen hükümlerin; hükümlerin, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle tahsil edilmemiş bulunan amme alacakları hakkında da uygulanır.' hükmünü taşımakta iken, Anayasa Mahkemesinin geçici 1. maddenin iptaline dair yapılan başvuru üzerine verdiği 2009/39E.; 2011/68 K. sayılı ve 28.04.2011 günlü kararı ile '5766 sayılı Kanun’da esas olarak bir kamu alacağı ile ilgili bireylerin sorumluluklarını arttıran ve müteselsil sorumluluk getiren düzenlemelerin, Kanunun geçici 1. maddesi ile yürürlük tarihi itibari ile tahsil edilmemiş alacaklara da uygulanması hukuk kurallarının geriye yürütülmesi anlamına gelmekte ve Anayasada yer alan hukuk devleti kapsamındaki hukuk güvenliği ilkesi ile bağdaşmamaktadır.' gerekçesi ile anılan düzenlemeyi iptal etmiştir.
Eldeki davada; davacının şirketten tahsili mümkün olmayacağı anlaşılan Kurum alacakları bakımından ortak olduğu dönemle ilgili olarak, sorumlu olması doğal ve yasal gerekliliktir. Fakat mahkemece, davacının devralan ortak sıfatı ile devir tarihinden önce doğmuş olan prim borçlarından, işveren şirketten, tahsil edilememesi şartının gerçekleşmesi halinde, sorumlu olmayacağına dair kabul isabetli değildir.
Davacının ortaklığı devralmadan önceki şirket borçlarından sorumluluğu hususunda Anayasa Mahkemesinin 28.04.2011 tarihli kararı ile 5766 sayılı Yasanın geçici 1.maddesini iptal etmesi nedeniyle 6183 sayılı Yasanın geçici 1.maddesi ve her kanunun yürürlükte olduğu dönemde uygulanması gerektiğine ilişkin genel hukuk kuralı nedeniyle 6183 sayılı Yasanın 35. maddesine 04/06/2008 tarihinde 5766 sayılı Yasanın 3. maddesiyle eklenen fıkraların uygulanmasına olanak bulunmamaktadır. 6183 sayılı Yasanın 35. maddesinin yukarıda belirtilen ilk haline göre değerlendirilme yapıldığı takdirde ise sorunun çözümünde 5766 sayılı Yasanın çıkarılış amacı ve Ticaret hukuku ile birlikte konu irdelenmelidir. 5766 sayılı Yasanın genel gerekçesinde; 6183 sayılı Kanun’un mevcut hükümlerinin uygulamasına ilişkin yargı kararları dikkate alınarak, uygulamaya açıklık getiren düzenlemelere yer verildiği, öngörülen değişiklikler ile 6183 sayılı Kanunun ... felsefesi korunarak, amme alacaklarının daha süratle tahsiline imkan verilmesinin amaçlandığı ifade edilmiştir. Bu bakımdan kamu borçlularının paylarını devretmeleri halinde devreden ve devralan ortakların sorumluluğunun açıkça belirlenmesi amacıyla yasal değişikliklerin yapıldığı anlaşılmakta olup, Ticaret hukukunda limited şirket ortaklarının tüm işlemlerinde basiretli davranma ve özen yükümü de dikkate alındığında Limited şirketteki diğer ortağın hissesini devralan ortağın, o hissedarın devir anına kadar mevcut şirket borçlarından yükümlü bulunduğunu bilmesinin en az ticari muamelelerde bir tüccarın göstermesi gereken basiretli davranışlar olarak sayılması gerektiğinden, böyle bir basireti göstermemiş olan ortağın bu davranışının sonucuna katlanmak zorunda olduğu, dolayısıyla limited şirketteki payı devralan ortağın, devirden önceki dönemle ilgili şirket borçlarından sorumlu tutulması gerektiği kabul edilmelidir. Hatta şayet, devir olgusunun, sırf kamu borçlarından kurtulmak amacıyla yapıldığına dair somut emareler var ise devreden ortağında bu kanuna karşı hile nedeniyle sorumlu tutulması kanunun amacına uygun olacaktır. Zaten, sonraki yasal düzenlemelerde de devralan ve devreden ortağın Kuruma karşı müteselsilen sorumlu olacağı esası getirtilmiş ve bu konuda yapılan yasal düzenleme ile devralan ortağın sorumluluğu bir adım daha ileri götürülmüş ve müteselsil sorumluluk esası getirtilerek bu konu açıklığa kavuşturulmuştur.
Eldeki davada ise, davacının ortak olmadan önceki dönem borçları bakımından 6183 sayılı Yasanın 35. maddesinde belirtilen şartların gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durulması ile devralan ortak olarak 2002/5 ila 2005/2. ayları (2005/2. ay dahil) arasında kalan dönemden hissesi oranında sorumlu olması gerekliliği üzerinde durularak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, davacının devralan ortak sıfatı ile önceki borçlardan da sorumlu olduğu gözetilmeksizin, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir..."
D. Mahkemece İkinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkeme tarafından yukarıda tarih ve sayısı belirtilen karar ile Kurumun 2003/1006 sayılı takip dosyası üzerinden davacıya ödeme emri gönderilmediği, takibin kesinleşmediği, takip kesinleşmeden haciz aşamasına geçilemeyeceği, dolayısıyla haciz işleminin yerinde olmadığı, yerinde olmayan haciz uygulaması nedeniyle yapılan kesintinin iadesi gerektiği, bozma kararından sonra tahkikata ilişkin bir işlem yapılması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar ıslahın yapılabileceği, faiz için ayrı bir dava açılmasına veya ıslah ile faiz talep edilmesine engel bulunmadığı, davacının ıslah talebinin yerinde olduğu, davacının ortaklık payını devraldığı tarih olan 03.09.2004 tarihi itibariyle doğmuş borçlardan devraldığı % 50 hisse oranı ile devreden ortakla birlikte sorumlu olduğu, 03.09.2004'ten sonra ise ortaklık payını devrettiği tarih olan 25.03.2005 tarihine kadar tahakkuk eden kendi dönemindeki borçlardan % 50 oranında sorumlu olduğu, dolayısıyla davacının takip konusu edilen borçtan hissesi oranında sorumlu olduğu, Kurum cevabına göre şirketin malvarlığının olmaması ve şirketten tahsil imkanının bulunmaması nedeniyle ortaklar hakkında ortaklık payları üzerinden işlem başlatıldığı, 6183 sayılı Kanun'un 35 inci maddesinde belirtilen şartların gerçekleştiği gerekçesiyle haczin kaldırılması ve haksız haciz uygulaması nedeniyle yapılan kesintinin iadesi talebi yönünden davanın kabulü ile Kurumun 2003/1006 sayılı takip dosyası üzerinden davacının maaşına uyguladığı hacizlerin kaldırılmasına ve haksız haciz uygulaması nedeniyle yapılan 4.000,00 TL kesintinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, menfi tespit talebi yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle; hak düşürücü süre ve dava şartı nedeniyle davanın reddi gerektiği, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğu iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı Kurum lehine vekalet ücretine ve yargılama giderine hükmedilmesinin yerinde olmadığı, işçi olup yargılama giderini karşılayamayacağı iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.
C.Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, dava dışı şirket prim borçları nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile haczin kaldırılması davasıdır.
2.İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3 üncü maddesi yollamasıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 427 ve devamı maddeleri ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 80, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 35, mükerrer 35 inci maddeleri ilgili hükümlerdir.
3. Değerlendirme
1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân ve taraf vekillerinin temyiz nedenlerine göre Mahkeme kararında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
06.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!