WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 04 Haziran 2026

YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

10. Hukuk Dairesi         2024/1392 E.  ,  2024/6888 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2023/347 E., 2023/1123 K.
KARAR : Kabul

Taraflar arasındaki 5434 sayılı Kanun kapsamında geçen fiili hizmet zammı süresi dikkate alınarak yaşlılık aylığı bağlanması ve yasal faizi ile birlikte tahsili gerektiğinin tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararı, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I.DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle davacının Türk Silahlı Kuvvetleri - Hava Kuvvetleri Komutanlığında Subay - uçucu personel olarak görev yaptığı, davacının 15.03.1970 doğumlu olduğu, harp okuluna giriş tarihinin 01.10.1987 tarihi olduğu, mecburi hizmet süresi dolduktan sonra 23.02.2007 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrıldığı, akabinde özel sektörde pilot olarak göreve başladığı, halen THY'de görevine devam ettiği, davacının Türk Silahlı Kuvvetlerinde hizmet ettiği sürece 7 yıl 8 ay 22 gün FHZ nin 506 sayılı Kanun'un Ek madde 39'a göre yaştan da geriye doğru düşülmesi ve emekliliğine karar verilmesi için 23.03.2016 tarihinde davalı idareye talepte bulunduğu, davalı idarenin 02.06.2016 tarih 51171429/274226-7.982.736 sayılı cevabı ile emekli olamayacağı, 15.03.2019 tarihinde emeklilik için yaşının dolacağının belirtildiği, 18.02.2019 tarihinde tekrar davalı idareye 506 sayılı Kanun'un Ek madde 39 gerekçe gösterilerek başvurulduğu, ancak davalı idarenin 51171429-3346255 sayı ve 28.02.2019 tarihli yazı ile aynı şekilde cevap verildiği, ancak 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ek madde 39-(4447-25/08/1999) hükmü gereğince yine sigorta başlangıcından aynı şekilde hüküm mevcut olduğu, davalı tarafından bildirdiği FHZ süresinin 506 sayılı Kanun'un ek 39 maddesindeki şartlarla hem yaştan hem de sigorta başlangıcından geriye götürülerek emeklilik tarihinin tespitinin gerektiği, 3160 sayılı Emniyet Teşkilatı Uçuş ve Daliş Hizmetleri Tazminat Kanun'un 15 inci maddesi 3570 sayılı Kanunla 13.06.1989 tarihinden itibaren değiştirilmiş olduğu, söz konusu düzenleme ile Emniyet Genel Müdürlüğünde veya diğer kamu kurum ve kuruluşlarında sözleşmeli olarak çalışan pilot ve uçuş ekibi personelinin uçucu olarak geçirdikleri fiili hizmet müddetlerinin her yılı için 5434 sayılı TC. Emekli Sandığı Kanunu'nun 32 nci maddesinin (b) fıkrası ile 36 ncı maddesinin (a), (b) fıkralarında gösterilen fiili hizmet müddetleri zamları dışında yarıca 6 ay itibari hizmet müddeti ekleneceği, kamu kurum ve kuruluşlarında 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu hükümlerine tabi olarak çalışan sözleşmeli personele de 90 gün itibari hizmet müddeti ekleneceğinin hüküm altına alındığı, 2008 yılı Ekim ayı başından önce davalı Kuruma tabi olarak çalışanlardan kimlerin itibari hizmet süresinden yararlandırılacağı, 3395 sayılı Kanunla değişik 506 sayılı Kanun'un Ek 5 inci maddesine göre itibari hizmet süresi kapsamında geçen sigortalılık sürelerinin her tam yılı için maddede sayılan görevlerin hizalarında gösterilen süreler, sigortalılık süresine eklendiği, 506 sayılı Kanuna 4447 sayılı Kanunla eklenen ek 39 uncu madde gereğince de sigortalıların sigortalılık süresine ilave edilen gün sayılarının, beş yıldan çok olmamak üzere 506 sayılı Kanunun mülga 60 ve Geçici 81 inci maddede belirtilen yaş hadlerinden indirildiği, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu 36 ve 37 ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunun hep birlikte değerlendirildiğinde, davacının TSK-Hava Kuvvetleri Kamutanlığı ve sonrasında SGK'lı olarak çalıştığı sürelere ait fiili hizmet zammının hem sigorta başlangıcından hem de yaştan düşülmesi gerektiği, bu nedenlere davacının Türk Silahlı Kuvvetleri- Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve sonrasındaki çalışmaları karşılığında 7 yıl 8 ay 29 gün fiili hizmet süreleri zammının (FHZ), yıpranma payının, itibari hizmet sürelerinin göz önünde bulundurularak 506 sayılı Kanun'un ek maddedeki şartlarla yaş haddinden ve sigorta başlangıç tarihinden geriye götürülerek düşülmesine, emekliliğe hak kazandığı tarihin tespitine, davacının yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespitine, davalıya ilk başvuru tarihi olan 23.03.2016 tarihinden itibaren birikmiş emekli aylıklarının, bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II.CEVAP
Davalı Kurum vekili aşamalarda Kurum işlemlerinin yerinde olduğu savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi tarafından 18.06.2020 tarihli ve 2019/49 Esas, 2020/112 Karar sayılı karar ile davacının davalı Kurum tarafından fiili hizmet zammı sürelerinin prim günlerine eklenmesine rağmen, yaş haddinden indirilmediği bu nedenle önceliklefiili hizmet zammı suresinin yaş haddinden indirilmesi gerektiği böylelikle davacının 23.03.2016 tahsis talep tarihinde yaşlılık aylığı şartlarını taşıdığı ve giderek tahsis talep tarihini takip eden aybaşı olan 01.04.2016 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığı gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının fiili hizmet zammının yaş haddinden indirilmesine, böylelikle davacının tahsis talep tarihi olan 23.03.2016 tarihini takip eden ay başı olan 01.06.2016 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespitine, 01.06.2016 tarihinden itibaren mahrum kalınan aylıkların her bir ayı için aylığa hak kazanılan tarih itibari ile hesaplanacak yasal faili ile birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin 18.06.2020 tarihli ve 2019/49 Esas, 2020/112 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi tarafından 11.04.2022 tarihli ve 2020/1460 Esas, 2022/1182 Karar sayılı karar ile Mahkemece tahsis talep tarihi olan 23.03.2016 tarihinde talep eden ay başından itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesine ve 23.03.2016 tarihini talep eden ay başı 01.04.2016 olmasına rağmen hüküm fıkrasında yaşlılık aylığına hak kazandığı tarihin ve birikmiş aylıkların başlama tarihin 01.04.2016 yerine 01.06.2016 tarihi olarak yazımı HMK 304 madde gereğince mahallinde düzeltilmesi mümkün görülmekle İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin 11.04.2022 tarihli ve 2020/1460 Esas, 2022/1182 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Dairemizce 29.11.2022 tarihli ve 2022/11165 Esas, 2022/15071 Karar sayılı ilamla aşağıdaki gerekçeyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur:

"...mahkemece, davacının 5434 sayılı Yasanın 32. vd. maddeleri hükümlerince hak kazandığı 'fiili hizmet zammının' tahsis koşullarından olan yaş haddinden indirilmesine ilişkin kabul, 506 sayılı Yasanın Ek 39'uncu maddesi karşısında yerinde ise de, 5434 sayılı Yasada yer alan 'fiili hizmet zammının', iştirakçilerin görev yaptıkları süreler boyunca ve tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği sürelere ilişkin olarak yapılan ek bir zam niteliğinde olduğu ve fiili hizmet süresine eklenmesi gerektiği, buna göre eklenen bu hizmetin, iştirakçilerin fiili hizmet süresini, emeklilik ikramiye miktarını ve emekli aylığı bağlama oranını artırdığı ve yaş haddinden de indirim sağladığı, 5434 sayılı yasanın 11. kısmında 35 vd. maddelerinde ayrıca düzenlenmiş olan 'itibari hizmet' sürelerinin de, istekle emekliye ayrılmak için gerekli olan, kadınlarda 20, erkeklerde 25 hizmet yılının hesabı ve emekli ikramiyesinin hesaplanmasında bu sürenin dikkate alınmayacağı, ancak keseneklerin iadesinde, toptan ödeme yapılmasında ödenecek paranın ve aylık bağlanmasına hak kazanılması halinde bağlanacak aylığın oranının artmasına etki ettiği dikkate alınarak, 5434 sayılı Yasanın 32.vd. maddelerinde düzenlenmiş 'fiili hizmet zammının', 506 sayılı Yasadaki ve içtihadı birleştirme kararı gereğince sadece sigortalılık süresine eklenmesi gereken 'itibari hizmet' süresinden farklı bir kavram olduğu açıkça anlaşılmakta olduğundan, bu sürenin 506 sayılı Yasa kapsamında tahsise esas sigortalılığın başlangıç tarihinden geriye çekilmesi mümkün değildir. Başka bir deyişle, 5434 sayılı Yasa kapsamında hak kazanılan 'fiili hizmet zammının' kişilerin fiili hizmetine eklenmesi gerektiği söylenebilir ise de, birleşen hizmetler sonrasında, 506 sayılı Yasanın 60. ve geçici 81. maddesindeki yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin koşullar bakımından uygulama yapılırken, sigortalılık süresi yönünden, kişinin sigortalılık başlangıç tarihiden geriye doğru ekleme yapılması ile sigortalılık başlangıç tarihinin geriye çekilmesi suretiyle, ek bir sigortalılık süresine veya başkaca bir uygulama yapılmasına imkân vermediği hususu dikkate alınmalı ve buna göre tahsis koşulları yeniden irdelenmeli, sonucuna göre bir karar verilmelidir.

Eklemek gerekirse, tahsis yapılmasına ilişkin eldeki davada, Kuruma başvuruda bulunulduğu tarih veya dava tarihi itibarıyla tümüyle oluşmayan tahsis koşullarının yargılama aşamasında gerçekleşmesi durumunda, özellikle, Anayasa’nın 141. maddesindeki, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının, yargının görevi olduğunu belirten hüküm, 6100 sayılı Kanunun 'Usul ekonomisi ilkesi' başlıklı 30. maddesinde yer alan, hâkimin, yargılamanın kabul edilebilir süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğu yönündeki düzenleme, sosyal koruma, dayanışma, sosyal denkleştirme ve zorunluluk ilkelerine dayanan sosyal sigortalar, bireyin onuru ile kişiliğinin geliştirilmesi için kaçınılmaz ekonomik, sosyal ve kültürel hakların doyurulması temeline dayanan sosyal güvenlik hukukunun ilkeleri dikkate alındığında, bütün şartların yerine getirildiği tarihi izleyen aybaşından itibaren aylığa hak kazanıldığının tespitine ilişkin hüküm kurulması, kuşkusuz, yargılama aşamasında gelir/aylık bağlama koşulları gerçekleşen sigortalı yönünden tahsis talep günü itibarıyla şartlar oluşmamakla Kurumun dava açılmasına sebep olan herhangi bir haksız işleminin de söz konusu bulunmadığı gözetilerek yargılama giderlerinin taraflar arasında paylaştırılıp vekil ile temsil olunan davalı Kurum yararına da avukatlık ücreti belirlenmesi gereği de bozma sonrası yapılacak yargılamada dikkate alınmalı ve buna göre bir karar verilmelidir.

Eldeki dava bakımından ise, mahkemece, davacı hakkında fiili hizmet zammı süresinin yaş haddinden indirilmesi gerektiğine ilişkin kabul ve uygulama yapılması yerinde ise de, davacı bakımından, fiili hizmet zammının sigortalılık süresine ilavesi ile bu aşamadan sonra tahsis şartlarından olan yaş şartının belirlenmesi suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Kabule göre de: aylıkların geç ödenmesi nedeniyle işleyen faizler bakımından, 5510 sayılı Kanun'un 42 nci maddesinin “Kurum, sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanacak gelir, aylık veya toptan ödemeleri, gerekli belgelerin ve incelemelerin tamamlandığı tarihten itibaren en geç üç ay içinde hesap ve tespit ederek sonuçlarını yazı ile bildirir.” hükmü uyarınca, Kurum'un, yaşlılık aylığı tahsis tarihini takip eden 3 aylık sürenin sonundan itibaren (örneğin 01.01.2019 tarihine göre 01.04.2019 tarihinden) faiz alacağı ile sorumlu tutulacağı nazara alındığında, mahkemece bu durumun dikkate alınmaması ve infazda tereddüt uyandıracak şekilde karar verilmesi de, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir..."

B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesi tarafından yukarıda tarih ve sayısı belirtilen karar ile 15.03.1970 tarihinde doğan ve 15.03.1988 - 14.03.2007 tarihleri arasında 5434 sayılı Kanun kapsamında ve 22.03.2007 tarihinden itibaren 506 sayılı Kanun (5510 sayılı Kanun'un 4/1-a bendi) kapsamında sigortalı olan ve 3 yıl 10 ay 15 gün gün fiili hizmet zammı süresi bulunan davacının, 23.05.2016 tarihinde tahsis talebinde bulunduğu Yargıtay bozmasındaki açıklamalar kapsamında söz konusu fiili hizmet zammı süresinin sigortalılık başlangıç tarihinin geriye çekilmesine imkan vermediği, bu sürenin sadece yaş haddinden indirilmesi gerektiği, buna göre de davacı hakkında uygulanacak kanun maddesi olan 506 sayılı Kanun'un Geçici 81-B-f maddesine göre sigortalılık süresi 15 yıl 6 aydan (dahil) fazla, 17 yıldan az olan erkekler 25 yıllık sigortalılık süresini ve 49 yaşını doldurmaları ve en az 5300 gün, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş bulunmaları şartı ile yaşlılık aylığından yararlanabilecekleri hükmünün yer aldığı somut olayda davacının doğum tarihinin 15.03.1970 olduğu, 15.03.1989 tarihinde sigortalılık süresinin başladığı, 5300 prim ödeme gün sayısını tamamladığı, 15.03.1970 doğumlu davacının 506 sayılı Kanun'a göre 49 yaşını doldurduğu 15.03.2019 tarihinden 3 yıl 10 ay 15 günlük fiili hizmet süresi zammının geriye çekilmesi ile 30.04.2015 tarihi itibari yaşlılık aylığı koşullarının oluştuğu anlaşılmakla davacının tahsis talebinde bulunduğu 23.03.2016 tarihinde emeklilik koşullarını yerine getirdiği buna göre; davacının talep tarihi olan 23.03.2016 tarihinde talep eden ay başı olan 01.04.2016 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının ve 5510 sayılı Kanun'un 42 nci maddesi gereğince 01.04.2016 tarihini takip eden 3 aylık sürenin ay başı olan 01.07.2016 tarihinden itibaren mahrum kalınan aylıkların her bir ayı için aylığa hak kazanılan tarih itibari ile hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesi gerektiği gerekçesiyle tavzihen davanın kabulü ile davacının fiili hizmet zammının yaş haddinden indirileceğinin, böylelikle davacının tahsis talep tarihi olan 23.03.2016 tarihini talep eden ay başı olan 01.04.2016 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespitine, 01.07.2016 tarihinden itibaren mahrum kalınan aylıkların her bir ayı için aylığa hak kazanılan tarih itibari ile hesaplanacak yasal faili ile birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.

VI.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle davacının fiili hizmet zammından yararlanması için işin niteliğinin araştırılması gerektiği, Kurum işlemlerinin yerinde olduğu ve faiz yönünden kurulan hükmün yerinde olmadığı iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.

C.Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, 5434 sayılı Kanun kapsamında geçen fiili hizmet zammı süresi dikkate alınarak yaşlılık aylığı bağlanması ve yasal faizi ile birlikte tahsili gerektiğinin tespiti davasıdır.

2.İlgili Hukuk
1. Anayasa'nın 36 ncı maddesinin ilk fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

2. Anayasa'nın 141 inci maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”

3. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun "Hükmün kapsamı" kenar başlıklı 297 nci maddesi şöyledir:
"(1) Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:

a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini.

b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini.

c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri.

ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini.

d) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını.

e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi.

(2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir."

4. 6100 sayılı Kanunu’nun "Hükmün yazılması" kenar başlıklı 298 inci maddesi şöyledir:
"(1) Hüküm, hükmü veren hâkim, toplu mahkemelerde başkan veya hükme katılmış olan hâkimlerden başkanın seçeceği bir üye tarafından yazılır.

(2) Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.

(3) Hükümde gerekçesi ile birlikte karşı oya da yer verilir.

(4) Hüküm, hükmü veren hâkim veya hâkimler ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır."

3. Değerlendirme
1. Mahkemeler, iddia ve savunma çerçevesinde tespit ettikleri maddi vakıaları, söz konusu maddi vakıaların hukuki niteliğini, uygulanan hukuk kurallarını, bunun nedenlerini ve hüküm fıkrasıyla bağlantısını gerekçeyle açıklarlar. Böylece tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri, mahkeme kararlarının denetlenebilmesi ve toplumun da yargı kararlarının sebeplerini öğrenmesi sağlanır.

2. Anayasa'nın 36 ncı maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ise de gerekçeli karar hakkından açıkça söz edilmemiştir. Ancak Anayasa'nın 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasında bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli yazılacağı hükmü konulmuştur. Bu sayede Mahkeme kararlarının gerekçeli olması ve kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarının sağlanması amaçlamaktadır.

3. Mahkeme kararlarında bulunması gereken hususlar 6100 sayılı Kanun'un 297 nci maddesinde ayrıntılı olarak tek tek sayılarak gösterilmiştir. Aynı maddenin (2) numaralı fıkrası uyarınca da verilen karar ile taraflara yüklenen borç ve tanınan haklar, hiçbir şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde çok açık gösterilmesi gereklidir. Aksi takdirde ilamın icrası sırasında güçlüklerle karşılaşılabileceği gibi ilamın hiç icra edilememesi de söz konusu olabilir. Ayrıca anılan Kanun'un 298 inci maddesinde gerekçeli kararın, hüküm sonucuna aykırı olamayacağı düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler gereği tefhim edilen hüküm sonucu, hükmün gerekçesi ve gerekçeli kararın hüküm fıkrasının birbiriyle tutarlı olmalıdır.

4. Somut olayda, davacının 506 sayılı Kanun'un Geçici 81 inci maddesi kapsamındaki sigortalılık süresi ile sigorta başlangıç tarihi ve tabi olduğu yaş davacının sigorta sicil dosyasındaki bilgilerle uyumlu değildir. Ayrıca kısa kararda davacının "01.07.2016 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespitine" karar verildiği belirtildiği halde gerekçeli kararın hüküm fıkrasında davacının "01.04.2016 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı almaya hak kazandığının tespitine" karar verilmiştir.

Dolayısıyla taraflara yüklenen borç ve tanınan haklar hükmün infazında şüphe veya tereddüt hasıl olacak şekilde eksik ve hatalı gösterildiği gibi kısa karar ile gerekçeli kararın hüküm fıkrası arasında tutarsızlığa da neden olunmuştur.

5. Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

24.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.