WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 29 Haziran 2026

YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

10. Hukuk Dairesi         2023/8270 E.  ,  2024/5013 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/2619 E., 2021/2370 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Zonguldak 2. İş Mahkemesi
SAYISI : 2016/445 E., 2020/118 K.

Taraflar arasındaki meslek hastalığından sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine, karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
1.Davacı vekili dava dilekçesinde, davacının davalıya ait işyerinde çalışmakta iken çalışma koşulları içinde kulağında duyma bozukluğu meydana geldiğini iş yerinde barutçu olarak görev yapması nedeniyle dinamit patlatmak zorunda kaldığından duyma kaybına neden olduğunu, davalının gerekli önlemleri almadığını ileri sürerek fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile meslek hastalığının tespiti ile sürekli iş göremezlik oranının tespiti ile 10,00 TL maddi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ettiğini beyan etmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde, açılan davayı kabul etmediklerini, meslek hastalığının kurum işyeri çalışmalarından doğmadığını bu nedenle husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "..Mahkememizin dosyasının tefrik edildiği Mahkememizin 2009/944 E sayılı dosyasından alınan Adli Tıp Genel Kurulunun 09.04.2015 tarihli raporu gereğince davacının maluliyet tarihinin " E cetveline göre %22 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, maluliyetinin hangi tarihten itibaren başladığı hususunda TTK Sağlık Dairesi Başkanlığınca bilateral sensorinöral işitme kaybı teşhisinin konduğu 25.09.1996 tarihinden başladığının kabulü gerektiği oy birliğiyle mütalaa olunur" şeklinde maluliyetin başlangıç tarihinin tespit edildiği dosya kapsamına göre sabittir. Adli Tıp Genel Kurulu raporuna göre değişen ve gelişen bir durumun söz konusu olmadığı ve davacının maluliyet durumunun 25.09.1996 tarihinde kesinleştiği ve maluliyetin bu tarihte ortay çıktığı da sabittir. Davacının davası B.K.’nun 125 inci maddesi gereğince 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir.

Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, zamanaşımı failin ve zararın öğrenildiği tarihten başlatılmalıdır. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açma ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hal ve şartları öğrenmiş olması demektir. Vücut bütünlüğünün ihlalinden doğan zarar, ancak bakım ve tedavi sonucunda düzenlenen hekim raporuyla belirli bir açıklığa kavuşur. Bedensel zararın gelişim, gösterdiği durumlarda zamanaşımına başlangıç olarak hastalık seyrinin yani gelişimin tamamlandığı tarihin esas alınması gerekir.

Davacı Adli Tıp Genel Kurulunun 09.04.2015 tarihli raporunda belirttiği üzere " E cetveline göre %22 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, maluliyetinin hangi tarihten itibaren başladığı hususunda TTK Sağlık Dairesi Başkanlığınca bilateral sensorinöral işitme kaybı teşhisinin konduğu 25.09.1996 tarihinden başladığının kabulü gerektiği oy birliğiyle mütalaa olunur" 25.09.1996 tarihinde öğrendiği ve Adli Tıp Genel Kurulu raporuna göre değişen ve gelişen bir durumun söz konusu olmadığı ve davacının maluliyet durumunun 25.09.1996 tarihinde kesinleştiği ve maluliyetin bu tarihte ortaya çıktığı da sabittir. Davacının davasında zaman aşımı başlangıç tarihi 25.09.1996 tarihidir. Davalı vekili süresinde sunduğu cevap dilekçesinde zamanaşımı definde bulunmuştur. Davacı davasını 10 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra 10.11.2009 tarihinde açmıştır. Davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Davacı ıslah dilekçesi ile manevi tazminat talebinde bulunmuş, başvurma harcı yatırmamıştır. Manevi tazminat yönünden usulüne uygun açılmış bir dava bulunmadığından davacının ayrıca dava açma hakkı saklı kalmak üzere manevi tazminata ilişkin ıslah isteminin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur ..." gerekçesiyle,
Davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde, davacının meslek hastalığı sonucu uğradığı maddi, manevi zararın tazmini davasında BK uyarınca zamanaşımının 10 yıl olduğunu, bu 10 yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı olarak zararın öğrenildiği tarihten itibaren başlayacağının ayrıca hükme bağlandığını, somut olayda zararın öğrenildiği tarihin 03.02.2020 tarihli bilirkişi raporunun 21.02.2020 tarihinde tebliğ edilmesi ile öğrenildiğini, keza davacının %22 maluliyete düçar kaldığının öğrenildiği tarih ise 12.12.2012 tarihli Adli Tıp raporunun tebliğ edildiği tarih olan 05.11.2013 tarihi olduğunu, zararın öğrenildiği tarih olarak her iki tarihte başlangıç olarak saptandığında ıslah dilekçesinin verildiği tarih olan 27.02.2020 tarihi itibariyle 10 yıllık zamanaşımının dolmadığını, davacının meslek hastalığı musabı olduğunu, sürekli iş göremezliğe uğradığını ve bunun maluliyet oranını öğrendiği tarihin en erken 05.11.2013 tarihi olduğunu, bu tarihten önce davacının meslek hastalığı olup olmadığını ve maluliyet oranını Mahkemenin de bilmediğini, Mahkemece zararın öğrenildiği tarihi esas almayarak kanuna aykırı verilen kararın kaldırılması gerektiğini belirterek istinaf talebinde bulunmuştur.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile".. davacının 1987 -2008 tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığı anlaşılmaktadır. İlk Derece Mahkemesine 2009/944 Esas sayılı dosyada meslek hastalığının tespiti, sürekli iş göremezlik oranının belirlenmesi ve 10,00 TL maddi tazminat talepli dava açıldığı, bu dosyada 15.03.2016 tarihli duruşmada maddi tazminat davasının tefrik edilerek 2016/445 Esasa kayıt yapıldığı, meslek hastalığının tespiti ve maluliyet oranının tespitine 2009/944 Esas 2016/358 Karar sayılı dosyada karar verildiği ve bu kararın Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 28.01.2019 tarih 2016/14259 Esas 2019/379 Karar sayılı onama kararı ile kesinleştiği anlaşılmıştır.

2009/944 Esas 2016/358 Karar sayılı kesinleşen tespit kararında; " davacının 25.09.1996 tarihi itibariyle % 22 maluliyeti nedeniyle işitme kaybından kaynaklı arızanın davalı ... ya ait işyerinde çalışmasından kaynaklandığının tespiti ile" şeklinde karar verilmiş. Bu kararın Yargıtay onaması ile kesinleştiği ve kesinleşme tarihinin 28.01.2019 olduğu sabittir.

Tespit dosyasında bulunan, Adli Tıp Genel Kurulunun 09.04.2015 tarihli raporu gereğince, davacının " E cetveline göre %22 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, maluliyetinin hangi tarihten itibaren başladığı hususunda TTK Sağlık Dairesi Başkanlığınca bilateral sensorinöral işitme kaybı teşhisinin konduğu 25.09.1996 tarihinden başladığının kabulü gerektiği oy birliğiyle mütalaa olunur " şeklinde maluliyetin başlangıç tarihinin tespit edildiği anlaşılmaktadır. Bu kararı davalı ... ve davalı SGK temyiz etmiş olup davacının bu tespite yönelik bir itirazı olmamıştır.

Tespit dosyasında mevcut Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun 12.12.2012 tarihli raporundada % 22 oranında meslekte kazanma gücünü kaybetmiş sayılacağı belirtilmiştir. Yine 3. İhtisas Kurulunun 26.03.2014 tarihli raporunda % 22 oranında işitme kaybının olduğu belirtilmiştir.

Davacı yönünden yapılan bu tespit sonucunda davacıya 15.03.2016 tarihinden geçerli olarak gelir bağlanmıştır.
Davacının tespit kararına göre maluliyeti 25.09.1996 tarihinde başlamıştır. Davacı vekili 10.11.2009 tarihinde tespit ile birlikte 10,00 TL maddi tazminat için dava açmıştır. Tefrik edilen dosyada yargılama devam etmiş. Davacı vekili 27.02.2020 tarihinde davasını 89.189,00 TL maddi ve 26.400,00 TL manevi tazminat olarak ıslah etmiştir. Mahkeme ilk dava dilekçesinde maddi tazminat istemi olmadığından ve başvurma harcı yatırılmadığından usulünce açılmış dava olmadığından red etmiş. Maddi tazminat istemini de zamanaşımı nedeniyle red etmiştir.

Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalabilmesini ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür. Bu itibarla zamanaşımı savunması bir defi olup, ileri sürüldüğünde, şartları gerçekleşmişse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir. 11.01.1940 tarihli 15/70 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nda aynı husus belirtilmiştir.

Davacının "işçi sağlık fişi" dosyaya sunulmuş. 25.06.1996 tarihli raporun kayıtlı olduğu, 12.09.1996 tarih karşılığında "barutçu" yazdığı görülmüştür. Davacıda Kuruma verdiği ifade tutanağında 1992 yılında barutçu olduğunu, 1996-2008 yılları arasında barutçu olarak çalıştığını, aynı ifadesinde problemlerinin 1992 ( beyana göre 1996 olmalı) yılında barutçu olarak çalışmaya başlayınca ortaya çıktığını belirtmiştir.

Davacının Adli Tıp Genel Kurulunun 09.04.2015 tarihli raporunda belirtildiği üzere davacıya 25.06.1996 tarihinde, TTK Sağlık Dairesi Başkanlığınca bilateral sensorinöral işitme kaybı teşhisinin konduğu, davacının 25.09.1996 tarihinde bu durumu öğrendiği ve Adli Tıp Genel Kurulu raporuna göre değişen ve gelişen bir durumun söz konusu olmadığı ve davacının malüliyet durumunun Zonguldak 2. İş Mahkemesinin 2009/944 Esas sayılı dosyası kararına göre 25.09.1996 tarihi itibariyle kesinleştiği ve maluliyetin bu tarihte ortaya çıktığının sabit olduğu, davacının davasında zamanaşımı başlangıç tarihinin 25.09.1996 tarihi olduğu, davalı vekilince süresinde zamanaşımı definde bulunulduğu, davacının davasını 10 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra 10.11.2009 tarihinde dava açtığı ve ıslahı da 27.02.2020 tarihinde yaptığı anlaşılmakla, " davanın zamanaşımı nedeniyle reddine" ilişkin İlk Derece Mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun bulunmuştur... " gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçe içeriğini tekrarla İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, meslek hastalığı nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,

2. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21 inci maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesi hükümleridir.

3. Değerlendirme
A. Davacı vekilinin manevi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden;

Dosya kapsamından manevi tazminat isteminin ıslah dilekçesi ile dile getirildiği, ıslah harcının yatırıldığı, başvuru harcının ise yatırılmadığı anlaşılmaktadır.

6100 sayılı H.M.K'nın 176 ve devam maddelerinde düzenlenmiş olan ıslah müessesesi, mahkemeye yöneltilmesi gereken tek taraflı ve açık bir irade beyanı ile tarafların dilekçelerinde belirttikleri vakıaları, dava konusunu veya istem sonucunun değiştirebilmesi imkanını sağlamaktadır. Usule ilişkin işlemlerin tamamen ya da kısmen ıslahı mümkündür. Ancak, her iki durumda da usulüne uygun açılmış bir davanın bulunması şarttır. Başka bir anlatımla ıslah, açılmış bir davada taraflarca yapılmış usule ilişkin işlemlere yönelik olarak yapılmalıdır. Bu bağlamda, yargılaması devam eden bir dava içinde ıslah ile ikinci bir davanın açılması olanağı bulunmamaktadır. Davacı isterse dava dilekçesini tamamen ıslah ederek dava konusunu değiştirebilirse de, yeni dava konusu önceki dava konusunun yerine geçer ve yine tek bir dava söz konusu olur.

Öte yandan harca tabi davalarda her dava açılırken davalıdan başvurma harcı ile nispi harca tabi davalarda nispi karar ve ilam harcının dörtte biri peşin olarak alınır. Gerekli harçlar alındıktan sonra dava dilekçesi esas defterine kaydedilir ve dava, dava dilekçesinin esas defterine kayıt edildiği tarihte açılmış sayılır. Ancak, davacı peşin harç(nispi harç) yanında başvuru harcını da yatırarak yeni bir talepte bulunur ise bu durum yeni bir ek dava olarak nitelendirilmelidir.

Somut olayda manevi tazminata ilişkin ıslah dilekçesinin, nispi harç yatırılmak suretiyle mahkemeye verilmesi ve fakat başvuru harcının yatırılmaması nedenleriyle bir ek dava dilekçesi olarak kabulü dahi mümkün değildir.

Bu açıklamalara göre, ortada usulüne uygun açılmış bir manevi tazminat olmadığından, manevi tazminata ilişkin ıslah isteminin reddinin gerekeceği gerekçesiyle davacının ayrıca manevi tazminat davası açma hakkı saklı kalmak üzere karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken davanın reddi yönünde hüküm kurulmuş olması isabetsizdir.

B. Davacı vekilinin maddi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden;
1. İş kazası ve meslek hastalığından işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146-161 inci (818 sayılı Kanun’un 125-140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.

2. Nitekim 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesine göre “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir”. Yine 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesinde benzer bir düzenleme ile “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” hükmü yer almaktadır. Kanun koyucu hem 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesi hem de 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesi ile alacak haklarının tabi olacağı genel zamanaşımı süresini düzenlemiş olup aksine bir yasal düzenleme olmayan hâllerde on yıllık sürenin uygulanması gerektiği açıktır. İş kazası hâlinde de zamanaşımı süresine yönelik ayrı bir düzenleme bulunmadığından 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı (818 sayılı Kanun md.125) maddesine göre on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır.

3. Türk Borçlar Kanunu’nun 149 uncu maddesi (818 sayılı Kanun md.128 ) uyarınca ise zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Muacceliyet, bir borç ilişkisinde alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak edimi ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle söz konusu anda borç ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir.

4. Gelinen bu noktada iş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan tazminat talepleri yönünden zamanaşımının hangi tarih itibariyle başlayacağının belirlenmesi gerekmekte olup bu hususun tespitinde, zarar ve zararın öğrenilme tarihinin önemi açıktır.

5. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açılmasına ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartların öğrenilmiş olması demektir. Zararın öğrenilmesi, zarar verici olayın değil zararın varlığı, niteliği, unsurları ve kapsamının kesin olarak bilinmesi demektir. Zarar verici eylemin sonuçları ve zarar tam olarak ortaya çıkmadıkça zarar görenin zararı öğrendiğinden söz edilemez. HGK'nın 05.06.2002 tarihli ve 2002/4-470 Esas, 2002/477 Karar sayılı kararı da aynı yöndedir.

6. Hukuka aykırı bir ... işlenilmesine karşın onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış, zararın ortaya çıkması için ... tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise, zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir. Oysa ki, zarar görenin mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. Aksi hâlde doğal olarak zamanaşımı süresi de işlemeye başlamayacaktır.

7. Bazı hâllerde, gerek zararı doğuran ... veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda, zarar görenin uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren, zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır.

8. Buna karşılık ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran ... veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık "gelişen durum" ve dolayısıyla gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hâllerde zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olmayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır (HGK'nın 06.11.2002 tarihli ve 2002/4-882 Esas, 2002/874 Karar sayılı kararı).

9. Nitekim HGK'nun 14.02.2024 tarih ve 2018/(21)10-906 E- 2024/104 K sayılı ilamında da belirtildiği üzere "geçirdiği iş kazası nedeniyle davacıda oluşan meslekte kazanma gücü kayıp oranı gördüğü tedaviler sonrası aradan geçen zaman içerisinde değişmemiş olsa bile sürekli iş göremezlik oranının kesin olarak belirlendiği tarihin dikkate alınması gerekmektedir. Zira meslekte kazanma gücü kayıp oranı iş kazasından dolayı talep edilecek maddi tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gereklidir."

10. Somut olay incelendiğinde; davaya konu meslek hastalığı iddiasıyla ilgili işbu dosyadan tefrik edilerek Zonguldak 2. İş Mahkemesinin 2009/944 E sayılı dosyası üzerinden meslek hastası olduğunun ve sürekli iş göremezlik oranın tespiti talebiyle açılan davada, 2016/358 K.sayılı dava dosyası kapsamına göre, Kocatepe Sosyal Güvenlik Merkezinin 04.01.2012 tarihli kararı ile işitme kaybının mesleki olmadığının belirtildiği, Yüksek Sağlık Kurulunun 25.07.2012 tarihli kararında da hastalık ve arızanın mesleki olmadığı yönünde karar verildiği, Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 12.12.2012 tarihli kararında ise mevcut akustik travmanın mesleki olduğunun ve E cetveline göre %22 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağının belirlendiği, Adli Tıp Genel Kurulunun 09.04.2015 tarihli raporunda da mevcut işitme kaybı arızasının mesleki olduğu ve E cetveline göre %22 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağının belirlendiği ve Mahkemenin 15.03.2016 tarih ve 2009/944 E - 2016/358 K ile sürekli iş göremezlik oranının 25.09.1996 tarihi itibariyle %22 olarak tespit edildiği ve iş bu kararın Dairemizin 28.01.2019 tarih ve 2016/14259 E. 2019/379 K. sayılı ilamıyla onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır.

11. Bu açıklamalara göre davacı vekilinin mesleki olduğunu iddia ettiği işitme kaybı nedeniyle sürekli iş göremezlik oranının %22 olduğunu ilk kez Adli Tıp Kurumunun 12.12.2012 tarihli raporuyla öğrendiği ve giderek aynı oranın tespit davası kapsamında Adli Tıp Genel Kurulundan alınan 09.04.2015 tarihli raporla doğrulandığı ve sürekli iş göremezlik oranın %22 olarak tespitine dair Mahkeme kararının 28.01.2019 tarihinde onama ilamıyla kesinleştiği gözetildiğinde, 10.11.2009 tarihinde açılan davanın zamanaşımına uğradığından bahsedilemeyeceğinden davacının maddi tazminat tazminat isteminin değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olmuştur.

12. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları ile dikkate alınarak bozma sebebine göre bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin, davacı vekilinin istinaf itirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

İlk Derece Mahkemesi kararının sair hususlar incelenmeksizin BOZULMASINA,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,

08.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.