WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 02 Temmuz 2026

YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

10. Hukuk Dairesi         2023/7560 E.  ,  2023/8215 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
KARAR : Kısmen Kabul

Taraflar arasındaki rücuan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın, davacı kurum ve davalılardan Unico Sigorta AŞ. vekilleri tarafından temyizi neticesinde kararın bozulması üzerine bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde davalı... Sigorta A.Ş. (Eski unvanı... Sigorta A.Ş.) aleyhine açılan davanın reddine, davalı ... yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararı davacı Kurum ve davalı ... vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Emekli sandığı iştirakçi Süreyya Ayvalıoğlu'nun Siirt ili Şirvan ilçesi Atatürk İlköğretim Okulunda öğretmen olarak görev yapmakta iken 30.06.2004 tarihinde geçirdiği trafik kazası neticesinde malul kaldığını ve kendisine 15.09.2009 tarihinden itibaren maluliyet aylığı bağlandığını, olayın davalı ...'nin sevk ve idaresindeki 21 DH 754 plakalı aracın Adana ili Yüreğir ilçesi Kürkçüler Köyü mevkiinde sebebiyet verdiği kazada araç içinde bulunan Süreyya Ayvalıoğlu'nun yaralanması şeklinde meydana geldiğini, olaya ilişkin Adana 7. Asliye Ceza Mahkemesinde açılan kamu davasının 23.03.2005 tarih ve 2004/986 E.-2005/314 K. sayılı kararı ile sanık ...'nin cezalandırılmasına karar verilmek suretiyle neticelendiğini, kararın 15.04.2005 tarihinde kesinleştiğini, kazaya sebebiyet veren aracın ... Sigorta AŞ tarafından 2219 acente kodu ve 10100009838-510 poliçe no ile sigortalanmış olup yasa gereği araç sürücüsü ve sahibi olan ... ile aracın sigortacısı ... Sigorta A.Ş.'nin kaza nedeniyle oluşan zarardan sorumluluklarının bulunmadığını, Süreyya Ayvalıoğlu'nun toplam 11 yıl 9 ay 25 gün hizmetine karşılık kendisine 15.09.2009 tarihinden itibaren 5434 sayılı Kanun hükümleri uyarınca maluliyet aylığı bağlandığını, Süreyya Ayvalıoğlu'na bağlanan aylık gözönüne alındığında müvekkili kurumun mevcut ve geleceğe dönük zarırının 10.417,20 TL 15.09.2009-01.09.2010 tarihleri arası ödenen aylıklar ve 522,20 TL ödenen aylıklarının 01.10.2010 tarihi itibariyle hesaplanmış yasal faizi 169.284,60 TL peşin sermaye değeri olmak üzere toplam 180.224,00 TL olarak tespit edildiğini, kurum zararı olan 180.224,00 TL'nin peşin sermaye değerinin onay ve ödenen aylıkların ise 01.10.2010 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı... Sigorta vekili, davaya konu olayda müvekkili şirketin sürekli işgörmezlik halinde kişi başına azami poliçe ilimiti 40.000,00 TL olup bu tutarın davanın ikamesinden kazalı işçiye ödendiğinden müvekkili şirketin tüm poliçe limitinin tükendiğini ve sorumluluğunun sona erdiğini, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine ve davanın esastan reddine yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... vekili, davanın öncelikle husumet ve zamanaşımı yönünden reddi gerektiğini, meydana gelen olayda sürücünün taşıdığı kişi ve eşya ile ilgili gerekli önlemleri alması ve özen göstermesinin genel hukuk kuralı olduğunu, taşıdığı yolcuların güvenliğini sağlamakla hükümlü olup kişinin araca binmesi hususunda uyarıldığı halde Siirt ili Şirvan ilçesinde çalışırmaları esnasında tanıdıkları kişinin hatır yolcusu olarak bizzat araç içine alan kişilerin onunla birlikte binen kardeşi Selami Özbilici ile eşi Fatma Özbilici'nin, gördüğü ve olaya tanık olduğu üzere Siirt'ten gelip Diyarbakır'dan Balıkesir'e tatile giderken; Süreyya Ayvalığlu'nun da kendisi araca almak istemediği halde ısrar ederek hatır yolcusu olarak memleketi Alanya yol üzeri olmadığ halde en azından yol üzeri yakın olan ...'ya bırakmasını istemesi nedeni ile hatır yolcusu olarak araca bindiğini bu olaylara dair tanıklarının dinlenilmesini ve kazalının hatır yolcusu olması nedeniye ilgili lehine Yargıtay kararlarının uygulanmasını talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 18.05.2017 tarihli ve 2013/269 E., 2017/133 K. sayılı kararı ile "Dava rücuan tazminat istemine ilişkindir. Dosya kapsamı dikkate alındığında 15.09.2009 tarihindeki trafik kazasının meydana geldiği tarihte davanın yasal dayanağı olarak yukarıda izah edilen 5434 sayılı Kanun'un kaza tarihinde yürürlükte olmadığı, 2009 tarihinde 5510 sayılı Kanun'un yürürülükte bulunduğu, 5510 sayılı Kanun'un 93 ve 39 uncu maddesinde "Üçüncü bir kişinin kastı nedeniyle malûl veya vazife malûlü olan sigortalıya veya ölümü halinde hak sahiplerine, bu Kanun uyarınca bağlanacak aylığın başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı için Kurumca zarara sebep olan üçüncü kişilere rücû edilir. (1) Malûllük, vazife malûllüğü veya ölüm hali, kamu görevlilerinin veya er ve erbaşlar ile kamu idareleri tarafından görevlendirilen diğer kişilerin vazifelerinin gereği olarak yaptıkları fiiller sonucu meydana gelmiş ise bu fiillerden dolayı haklarında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunanlar hariç olmak üzere, sigortalı veya hak sahiplerine yapılan ödemeler veya bağlanan aylıklar için Kurumca, Kurumuna veya ilgililere rücû edilmez. (1)" hükmü öngörülmüştür. Kanun metninden de anlaşılacağı üzere 3. kişilerin sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için kasıtla zarar verme eylemi aranmaktadır, 3. kişilerin sorumluluğu sadece kasti davanışa özgülenmiştir. 3. kişilerin taksiri dikkatsizliği ve tedbirsizliği halinde kurumun rücu hakkının olmadığı açıktır. Dava konusu olayın trafik kazası olduğu, trafik kazalarının meydana gelmesinde ise taksirli ihmali davranış bulunduğu göz önüne alındığında 2009 yılında davacıya 5434 sayılı emekli sandığı iştirakçiliğinden dolayı malüliyet aylığı bağlanmasında Kurumun davalılara rucü hakkı doğmamaktadır. Yine bu doğrultuda 2004 yılında meydana gelen trafik kazasından dolayı davacının 2009 yılındaki maluliyetinin kazadan dolayı oluştuğuna dair dosyada Sağlık Kurulu Raporu mevcut bulunmamaktadır." gerekçesiyle;
"Davanın reddine" karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. İlk Bozma Kararı
1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum ve davalı Unico Sigorta AŞ. vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

Daire kararında; "Dava, 30.06.2004 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu Emekli Sandığı iştirakçisine bağlanan peşin değerli aylığın tahsili istemine ilişkindir.

1-İş mahkemeleri, 5521 sayılı Kanun ile kurulmuş istisnai nitelikte özel mahkemelerdir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 106 ncı maddesi ile mülga 506 sayılı Kanunda, bu Kanun uygulamasından doğan uyuşmazlıkların yetkili iş mahkemelerinde görüleceği, 5510 sayılı Kanun'un 101 inci maddesinde de aksine hüküm bulunmayan hallerde, 5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmasıyla ilgili ortaya çıkan uyuşmazlıkların iş mahkemelerinde görüleceği düzenlenmiştir.

Ne var ki; İş Mahkemesine, bu dava açılmadan önce, Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 03.05.2012 tarihli mahkemenin görevsizliğine ilişkin kararın davacı vekilince temyiz edilmesinden sonra, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 25.03.2013 günlü ve 2013/1765 E. 2013/5395 K. sayılı kararı ile verilen Onama kararından sonra 6100 sayılı HMK’nın 20 nci maddesi gereğince görev hususunun kesinleşmiş olduğu anlaşılmakta olup eldeki davada da bu çerçevede görevli hale gelindiğinin gözetilmesi gerekecektir.

2-5510 sayılı Kanun'un Geçici 4 üncü maddesinde, “Bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanuna göre aylık, tazminat, harp malûllüğü zammı, diğer ödemeler ve yardımlar ile 08.02.2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanun'un 1 inci maddesine göre ek ödeme verilmekte olanlara, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanunda kendileri için belirtilmiş olan şartları haiz oldukları müddetçe bunların ödenmesine devam olunur. Ancak, 5 ilâ 10 yıl arasında fiili hizmet süresi olan iştirakçilerden dolayı dul ve yetim aylığı almakta olanların, aylık ve diğer ödemeleri, bu Kanun'un 32 nci, 34 üncü ve 37 nci maddelerindeki şartları haiz oldukları müddetçe devam edilir…

Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır…” hükmüne yer verilmiştir.

5510 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesinin birinci fıkrasında; “Üçüncü bir kişinin kastı nedeniyle malûl veya vazife malûlü olan sigortalıya veya ölümü halinde hak sahiplerine, bu Kanun uyarınca bağlanacak aylığın başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı için Kurumca zarara sebep olan üçüncü kişilere rücû edilir.” hükmü öngörülmüştür.

Davaya konu uyuşmazlıkta, ölen sigortalının 5434 sayılı Kanun kapsamında iştirakçi olması dikkate alındığında, hak sahiplerine bağlanan aylığın dayanağı 5434 sayılı Kanun’dan kaynaklanmakta olup 5510 sayılı Kanun uyarınca bağlanan bir aylık söz konusu olmadığı gözetildiğinde olayda, 5510 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesinin uygulama yeri bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, trafik kazası sonucu malul kalan Emekli Sandığı iştirakçisine bağlanan peşin değerli aylığın tahsiline ilişkin davanın yasal dayanağının 5434 sayılı Kanun'un 129 uncu maddesi olması dikkate alındığında, anılan yasal düzenlemede “Vazifeleri içinde veya dışında her hangi sebeple zarar görmüş veya tehlikeye düşmüş ve bundan dolayı adi malül durumuna girmiş iştirakçilerin veya bunlardan ölenlerin, dul ve yetimlerinin; sebep olanlar aleyhine açacakları davaları sandık dahi kovuşturmaya ve bu davalara üçüncü şahıs olarak girmeye ve dul ve yetimler tarafından dava açılmamış ise bunu doğrudan doğruya açmaya yetkilidir.

Dava sonunda para tazminatı da alınırsa bundan kovuşturma için yapılan masraflarla birlikte emekli, adi malullük, dul ve yetim aylıkları bağlanan hallerde bu aylıkların beş yıllığı; (Toptan ödeme) yapılan hallerde, bunların, toplamının yarısı, Sandıkça alınarak, varsa, geri kalanı ilgililere ödenir.

Sebep olanlar iştirakçi ise ve bunlara bu kanuna göre sandıklarca her hangi adla olursa olsun, ödeme yapılacaksa, istihkakları dava sonuna kadar hükmolunacak tazminata karşılık olmak üzere ödenmez.” hükümleri çerçevesinde irdeleme yapılarak hâsıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekmektedir.

Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedeni" olduğu gerekçesiyle söz konusu karar bozulmuştur.

B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Yargıtay bozma ilamından sonra, bozma ilamı da dikkate alınarak dosya kapsamında rapor düzenlenmesi için dava dosyası Sosyal Güvenlik Uzmanı bilirkişi Av. Ali Özgür Ertürk'e tevdi edilmiş, bilirkişi 16.11.2020 havale tarihli raporunu dosyaya sunmuştur. Bilirkişi raporunda özetle; "...Sigorta şirketi poliçe limiti ile sorumlu olduğundan ve bu limit kapsamında ödeme yapıldığından davalı ... şirketinin herhangi bir sorumluluğu bulunmadığı, davacı kurumun zararının 1.224.080,30 TL olduğu, iş bu dava ile talep etmiş olduğu 180.224,00 TL'nin zarar miktarı olan 1.224.080,30 TL'nin altında kaldığından 180.224,00 TL'lik miktarın ...' ye rücu edilebileceğini, eldeki belgelere göre bakiye Kurum alacağının 1.043.856,30 TL olduğu görüş ve kanaatinde olduğu..." şeklinde raporunu dosyaya sunmuştur.

Tüm dosya kapsamı, toplanan deliller bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Yargıtay bozma ilamı ve usulü kazanılmış haklar göz önüne alınarak, davalı ... poliçe limiti ile sorumlu olduğundan ve bu limit kapsamında davacı kurum iştirakçisine ödeme yapıldığından davalı ... şirketinin herhangi bir sorumluluğu bulunmadığı” gerekçesiyle;
"1-Davalı... Sigorta AŞ. (Eski unvanı... Sigorta AŞ.) aleyhine açılan davanın reddine,
2-Davalı ... aleyhine açılan davanın kabulü ile (taleple bağlı kalınarak) toplam 180.224,00 TL Kurum zararının, peşin sermaye değerinin onay ve ödenen aylıkların dava tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalı ...'den tahsili ile davacı Kuruma ödenmesine," karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum ve davalı Unico Sigorta A.Ş. vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı Kurum vekili, davalı ...'in %100 kusurlu olduğunu ve davalı ... yönünden de davanın kabulü gerektiğini beyanla davanın kabulünü ve kararın bozulmasını talep etmiştir.

Davalı ... vekili, hesap raporları arasında çelişki bulunduğunu, sigortalının maluliyeti ile kaza arasında uygun illiyet bağı bulunup bulunmadığının yeterince araştırılmadığını beyanla davanın reddi gerektiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
1. Mahkemenin, Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine, o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu; mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirdiği gibi Mahkemenin kararını bozmuş olan Yargıtay Hukuk Dairesince; sonradan, ilk bozma kararı ile benimsemiş olduğu esaslara usuli kazanılmış hakka aykırı bir şekilde, ikinci bir bozma kararı verilememektedir. (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, Hukuk Genel Kurulu’nun 12.07.2006 gün, 2006/9-508 E., 2006/521 sayılı kararı)

Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK)

2. 5510 sayılı Kanun'un Geçici 4 üncü maddesinde, “Bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanuna göre; aylık, tazminat, harp malûllüğü zammı, diğer ödemeler ve yardımlar ile 08.02.2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanun'un 1 inci maddesine göre ek ödeme verilmekte olanlara, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanunda kendileri için belirtilmiş olan şartları haiz oldukları müddetçe bunların ödenmesine devam olunur. Ancak, 5 ilâ 10 yıl arasında fiili hizmet süresi olan iştirakçilerden dolayı dul ve yetim aylığı almakta olanların, aylık ve diğer ödemeleri, bu Kanun'un 32 nci, 34 üncü ve 37 nci maddelerindeki şartları haiz oldukları müddetçe devam edilir…

Bu madde kapsamına girenlerin aylıklarının bağlanması, artırılması, azaltılması, kesilmesi, yeniden bağlanması, toptan ödemeleri, ilgi devamı, ihya ve borçlanmaları, diğer ödemeler ve yardımlar ile emeklilik ikramiyeleri hakkında bu Kanunla yürürlükten kaldırılan hükümleri de dahil 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre işlem yapılır ve bu maddenin uygulanmasında mülga 2829 sayılı Kanun hükümleri ayrıca dikkate alınır…” hükmüne yer verilmiştir.

Diğer taraftan, trafik kazası sonucu malul kalan Emekli Sandığı iştirakçisine bağlanan peşin değerli aylığın tahsiline ilişkin davanın yasal dayanağının 5434 sayılı Kanun'un 129 uncu maddesi olması dikkate alındığında, anılan yasal düzenlemede “Vazifeleri içinde veya dışında her hangi sebeple zarar görmüş veya tehlikeye düşmüş ve bundan dolayı adi malül durumuna girmiş iştirakçilerin veya bunlardan ölenlerin, dul ve yetimlerinin; sebep olanlar aleyhine açacakları davaları Sandık dahi kovuşturmaya ve bu davalara üçüncü şahıs olarak girmeye ve dul ve yetimler tarafından dava açılmamış ise bunu doğrudan doğruya açmaya yetkilidir.

Dava sonunda para tazminatı da alınırsa bundan kovuşturma için yapılan masraflarla birlikte emekli, adi malüllük, dul ve yetim aylıkları bağlanan hallerde bu aylıkların beş yıllığı; (Toptan ödeme) yapılan hallerde, bunların, toplamının yarısı, Sandıkça alınarak, varsa, geri kalanı ilgililere ödenir.

Sebep olanlar iştirakçi ise ve bunlara bu Kanuna göre sandıklarca her hangi adla olursa olsun, ödeme yapılacaksa, istihkakları dava sonuna kadar hükmolunacak tazminata karşılık olmak üzere ödenmez.

3. Değerlendirme
1.Eldeki davada verilen karar eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olup bozma gereklerinin tam olarak yerine getirilmediği anlaşılmaktadır.

2) Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin davalı... Sigorta A.Ş. yönünden yapılan temyiz itirazlarının reddi; davacı ve davalı ... vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

5434 sayılı Kanun'un 129 uncu maddesinde yer alan "Dava sonunda para tazminatı da alınırsa bundan kovuşturma için yapılan masraflarla birlikte emekli, adi malüllük, dul ve yetim aylıkları bağlanan hallerde bu aylıkların beş yıllığı; (Toptan ödeme) yapılan hallerde, bunların, toplamının yarısı, Sandıkça alınarak, varsa, geri kalanı ilgililere ödenir." hükmü yer almaktadır.

Mahkemece öncelikle kazalı tarafından tazminat davası açılıp açılmadığı, dava açılmışsa Kurumun 3. şahıs olarak davaya dahil olup olmadığı araştırılmalı, tazminat ödenip ödenmediği araştırılarak dava sonunda tazminat ödenmemişse; Dairenin geri çevirme kararı sonrasında davacı kurum tarafından ibraz edilen ödemelere göre son 5 yıllık aylığın yarısının talep edilebileceği gözönünde bulundurularak karar verilmesi gerekmektedir.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine,

14.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.