10. Hukuk Dairesi 2023/5426 E. , 2023/5527 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/108 E., 2022/750 K.
KARAR : Kabul
Taraflar arasında Mahkemece görülen iş kazasının tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davalı SGK vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Dava dilekçesinde özetle; davacılardan ...'ın davalı firmada işçi olarak çalışmakta iken 28.09.2012 tarihinde sol el ve kol bölgesinin kopma noktasına gelecek ve kemik kaybı da mevcut şekilde kesici makineye kaptırarak yaralandığını bu nedenle bu hususun iş kazası olduğunun tespitine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı SGK vekili cevap dilekçesinde özetle; 5510 sayılı Kanun gereğince herhangi bir başvuru yapılmaksızın bu davaların açılamayacağını, ilgili kanun gerğince fer'i müdahil olduklarını, yerleşik yargıtay kararları gereğince kurum kayıtlarının resmi olarak incelenmesinin zorunlu olduğunu, sadece tanık beyanları ile yetinilemeyeceğini, kamu davası olduğundan ayrıca özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 16.06.2016 tarih ve 2015/440 Esas 2016/423 sayılı kararıyla; davanın kabulü ile, davacı küçük ...'ın 28.09.2012 tarihinde davalılara ait işyerinde çalıştığının ve iş kazası geçirdiğinin tespitine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 08.05.2019 tarih ve 2016/19039 Esas 2019/4049 Karar sayılı ilamı ile; ...'nın davada yasal hasım olduğu, ... yönünden de hüküm kurulmasını zorunlu kıldığından, Kurum’un davaya dahil edilerek davanın esasına girilip onun göstereceği deliller de toplandıktan sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulması gereğine işaret edilerek karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma doğrultusunda Sosyal Güvenlik Kurumu yasal hasım konumunda olduğundan Kurum davaya dahil edilerek, davanın kabulü ile, davacı küçük ...'ın 28.09.2012 tarihinde davalılara ait işyerinde çalıştığının ve iş kazası geçirdiğinin tespitine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı SGK vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı SGK Başkanlığı, çelişkili ve yetersiz tanık beyanlarına dayanılarak hüküm verilmemesi gerktiğini beyanla verilen kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazasının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3.üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanun'unun (1086 sayılı Kanun) 428 inci, 438 inci maddesinin yedi, sekiz, dukuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası,
3. Değerlendirme
Eldeki dava dosyası içeriğinden, davalı Sevil Tekstil Turizm İnşaat Mobilya İthalat ve İhracat A.Ş.’nin ticaret sicil kaydının 6102 sayılı Türk Ticarret Kanunu'nun geçici 7 nci maddesi uyarınca 09.10.2015 tarihinde resen terkin olunduğu, ... 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 03.10.2019 tarih, 2019/741 Esas 2019/1134 sayılı Kararı ile ...nin Mahkemenin iş bu dosyası ile sınırlı olmak kaydıyla ihyasına karar verildiği, ihya edilen davalı şirkete bir tasfiye memurunun atanmadığı ve gerekçeli kararın davalı şirketin ticaret sicilinde kayıtlı adresine Tebligat Kanunu'nun 35 inci maddesine göre tebliğ edildiği anlaşılmıştır.
Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usuli işlemleri yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir; dolayısıyla, medeni hakları kullanma ehliyetine (fiil ehliyetine) sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler.
Taraf sıfatına gelince; bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakkın sahibinin kim olduğu, dolayısıyla o hakkı dava etme yetkisinin kime ait olduğu, (o davada davacı sıfatının kime ait olacağı) tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Ancak, bir davanın davacısının o dava yönünden davacı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceği ve sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu için, taraf sıfatı usul hukukunun da düzenleme alanındadır.
Eş söyleyişle, sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir (Baki Kuru-Ramazan Arslan-Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 7. baskı, ... 1995, s. 231). Bu nedenle, davanın tarafları, taraf ehliyetine sahip olmalıdır. Yani, bir davada taraf olabilmek için, ya, hakiki şahıs; ya da, hükmi şahıs olmak gerekir. Zira, taraf ehliyeti, medeni hukukun haklardan istifade ehliyetine tekabül eder (Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, C. I-II, 7. Baskı, ... 2000, s.288). Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 06.06.2007 tarih, 2007/10-358 Esas, 2007/337 Karar sayılı kararında da benimsendiği üzere; ticari şirketin tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmesi (terkini) ile sona erer. Tüzel kişiliğin sona ermesi için tasfiye işlemlerinin eksiksiz yapılmış olması gerekir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 547 nci maddesine göre “(1) Tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğu anlaşılırsa, son tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri veya alacaklılar, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden, bu ek işlemler sonuçlandırılıncaya kadar, şirketin yeniden tescilini isteyebilirler. (2) Mahkeme istemin yerinde olduğuna kanaat getirirse, şirketin ek tasfiye için yeniden tesciline karar verir ve bu işlemlerini yapmaları için son tasfiye memurlarını veya yeni bir veya birkaç kişiyi tasfiye memuru olarak atayarak tescil ve ilan ettirir.”
Bu nedenle yeniden ihya ve tescil edilen şirkete tasfiye memuru atanması kanunun emredici hükmü gereğidir. Dolayısıyla tasfiye memuru yerine şirkete Tebligat Kanunu'nun 35 inci maddesine göre yapılan tebligat usulsüzdür.
Somut olayda; davalı şirketin tüzel kişiliğinin tümüyle ortadan kalktığının anlaşılmasına göre, açılan davada husumetin kendisine yöneltilebilmesi için yukarıda açıklandığı üzere davalı Sevil Tekstil Turizm İnşaat Mobilya İthalat ve İhracat A.Ş.'ye tasfiye memuru atanması hususunda davacıya önel verilerek atanacak tasfiye memuru davaya dahil edildikten ve sunulacak deliller toplandıktan sonra varılacak sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, Mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının sair hususlar incelenmeksizin yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ... ile Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla,17.05.2023 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Dosya içeriğinden aleyhine hüküm kurulan Sevil Tekstil Turizm İnşaat Mobilya İthalat ve İhracat A.Ş.'nin ticaret sicil kaydının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun geçici 7 nci maddesi uyarınca 09.10.2015 tarihinde re'sen terkin edildiği anlaşılmıştır.
Uyuşmazlık; 15.04.2014 tarihinde açılan iş kazasının tespiti davasında taraf olan şirketin sicilden resen terkin edilmesi üzerine tekrar ihyasında tasfiye memuru atanıp atanmayacağı noktasında toplanmaktadır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun geçici 7 nci maddesi uyarınca, münfesih olmasına veya sayılmasına rağmen tasfiye edilmemiş anonim ve limited şirketler ile kooperatifler, 01.07.2012-01.07.2015 tarihleri arasında ilgili kanunlardaki tasfiye usullerine uyulmaksızın tasfiye edilmiş ve ticaret sicili kayıtları silinmiştir. Ancak, anılan hükümde, ticaret sicilinden kaydı silinen şirket veya kooperatifin alacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunanların haklı sebeplere dayanarak silinme tarihinden itibaren beş yıl içinde mahkemeye başvurarak şirket veya kooperatifin ihyasını isteyebilme hakkı da tanınmıştır. Açılan dava üzerine mahkeme tarafından ihya kararı verilmesi halinde ise ilgili şirket ve kooperatif tüzel kişiliğini yeniden kazanacaktır.
Geçici 7 nci maddenin onbeşinci fıkrasının son cümlesi; “Ticaret sicilinden kaydı silinen şirket veya kooperatifin alacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunanlar haklı sebeplere dayanarak silinme tarihinden itibaren beş yıl içinde mahkemeye başvurarak şirket veya kooperatifin ihyasını isteyebilir.” hükmünü içermektedir. Buna göre şirketin, geçici 7 nci madde kapsamında ilgili ticaret sicil müdürlüğünce gerçekleştirilen terkin işleminin hukuka aykırı olduğu ve terkin işleminin anılan maddede işaret edilen usul ve esaslara aykırı şekilde gerçekleştirildiği, şirket alacaklıları yahut hukukî menfaati bulunanlarca terkin tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde dava yoluyla ileri sürülebilir. Terkin işlemindeki hukuka aykırılıklara ilişkin olarak geçici 7 nci maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen, şirketin taraf olarak yer aldığı derdest bir davanın varlığı yahut aynı maddedeki ihtar ve ilan usullerine aykırılıklara örnek olarak gösterilebileceği gibi münfesih sayılmasını gerektiren nedenlerden hiçbirisi mevcut olmayan şirketin hatalı şekilde re’sen terkin kapsamına alınması da başka bir örnek olarak belirtilebilir.
Esasen bu tür sebeplere dayalı olarak açılan davada şirketin ihyasını talep eden davacı, ticaret sicil müdürlüğünce münfesih kabul edilerek terkin edilen şirketin varlığını devam ettirdiğini veya re’sen terkin sürecinin hukuka aykırı olarak işletildiğini ileri sürerek bir nevi gerçekleştirilen terkin işleminin iptalini istemekte olup davanın kabulü hâlinde verilecek olan ihya kararı da şirketin terkin işleminin iptali niteliğinde olacaktır. Buradan hareketle hukuka aykırı terkin işlemi nedeniyle geçici 7 nci maddenin onbeşinci fıkrasına dayalı olarak açılan dava sonrasında verilecek ihya kararı, TTK’nın 547 nci maddesi anlamında ek tasfiye olarak nitelendirilemez. Zira hukuka aykırı şekilde geçici 7 nci madde kapsamında terkin edilen şirketin ihyasında amaç, eksik kalmış tasfiye işlemlerinin tamamlanarak şirketin tekrar ticaret sicilinden silinmesinden ziyade hukuka aykırı terkin işleminin iptaliyle şirketin usulsüz terkin öncesindeki hukukî statüsüne kavuşturulmasıdır. Böyle bir karar sonrasında ihyasına karar verilen şirket, herhangi bir şekilde tasfiye aşamasına girmeksizin hukuken varlık kazanır (Hukuk Genel Kurulunun 28.09.2021 tarih ve 2017/11-3184 E., 2021/1107 K., 17.11.2022 tarih 2021/10-956 E., 2022/1538 K. ). Hukuken varlık kazanan şirketin de terkin edildiği anda temsil eden yönetim kurulu ve ticari temsilcilerinin, temsilcilik sıfatı kendiliğinden doğacaktır. Böyle bir durumda tasfiye memuru atanmasına da gerek yoktur.
Dosya içeriğine göre davalı şirket, tasfiye süreci olmaksızın TTK’nın geçici 7 nci maddesi gereğince sicilden resen terkin edilmiş olup, ... ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesince “ ... Ticaret sicilinin 402099-0 numarasında kayıtlı iken resen terkin edilen Sevil Tekstil Turizm İnşaat Mobilya İthalat ve İhracat Anonim Şirketi’nin resen terkin işleminin iptali ile ticaret siciline yeniden tescili suretiyle ihyasına” karar verilmiştir. Davalı şirketin ihyasına dair verilen karar, ticaret sicil müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen resen terkin işleminin hukuka uygun olmadığından davalı şirketin ticaret siciline tescil tarihinden itibaren hukuken varlığının devam ettiğinin tespiti niteliğindedir. Bu durumda baştan itibaren geçersiz olan terkin işlemi karşısında hukuken var olduğu tespit edilen davalı şirkete tebligat yapılmış olmasına göre işin esasına girilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumdan, sayın çoğunluğun tasfiye memuru atanması yönündeki görüşüne katılmamaktayım.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!