WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 23 Haziran 2026

YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

10. Hukuk Dairesi         2023/3441 E.  ,  2024/7517 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/3000 E., 2022/2586 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 29. İş Mahkemesi
SAYISI : 2018/274 E., 2022/337 K.

Taraflar arasındaki iş kazasında iş göremezliğe uğrayan sigortalının tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Mahkemece verilen karara karşı davacılar ve davalı vekillerinin istinafa başvurması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteminin esastan reddine dair karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar, davacılar ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmiş olmakla; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin desteği ...'ün Koroner Arter Hastalığına sahip olduğu ve özürlü kadrosundan istihdam edildiği halde çalışma koşul ve görevlerinin belirlenmesinde işçinin iş sağlığı ve güvenliğini göz ardı edilmiş olması nedeniyle 04.12.2017 tarihinde işyerinde beyin kanaması geçirmesi nedeniyle öncelikle Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldığını, daha sonra özel ... Hastanesi'ne sevk edildiğini fakat 14.12.2017 tarihinde sevk edildiği İstanbul Aydın Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinde kurtarılamayarak vefat ettiğini, ... ...'ün vefatı nedeniyle geri kalan eşi ve çocuğunun müteveffanın maddi desteğinden yoksun kaldığını belirterek davacılar için maddi tazminat isteminin belirsiz alacak davası niteliğinde 10.000 TL’şer maddi ve 200.000 TL’şer manevi tazminatın olayın meydana geldiği 04.12.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, yargılamanın devamında maddi tazminat istemini eş yönünden 302.347,10 TL'ye çocuk yönünden 260.048,65 TL'ye artırmıştır.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; ... ...'ün 01.06.2006 tarihinde çalışmaya başladığını, operasyon destek elemanı olarak çalıştığını, müteveffanın ölümüne sebep olan davayı konu olayın 04.12.2017 tarihinde mesai saati bitimi olan 18:00 de şubeden çıkmaya hazırlanırken meydana geldiğini, müteveffanın görünürde herhangi bir sağlık problemi olmadığını, tam iş çıkış saatinde birden bilincini kaybettiğini ve ağzından önce köpük ardından kan gelmesi üzerine ambulans çağrıldığını ve hastaneye götürüldüğünü, ancak tüm müdahalelere rağmen beyan kanaması nedeniyle hayatını kaybettiğini, müteveffanın ölümüne neden olan olayın iş kazası olmadığı savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile toplanan tüm deliller ve bilirkişi kök ve ek raporları birlikte değerlendirildiğinde; davacının davalıya ait işyerinde çalışırken 04.12.2017 tarihinde iş kazası geçirdiği, bu iş kazası sonucunda davacıların murisinin 14.12.2017 tarihinde vefat ettiği, olayın meydana gelmesinde davalı kurumun % 50 oranında kusuru bulunduğu, davacıların murisi müteveffanın ise % 20 oranında kusurlu olduğu, kaçınılmazlık oranının % 30 olduğu, bu nedenle davalı Kurumun davacıların maddi ve manevi tazminat taleplerinden sorumlu olduğu, davacının kaza tarihi itibarıyla net ücretinin bordo kayıtlarına itibar edilerek bilirkişi raporu doğrultusunda Mahkemece net 1.371,24 TL olduğu, davacıların yaşı, kusur durumu, ilk PSD, evlenme ihtimali ve tüm dosya kapsamına göre, hesap bilirkişisinin ek 2 nci raporda 2 nci seçenekte yapılan hesap doğrultusunda davacıların murislerinin ölümü nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatlarının, davacı eş ... için net 302,347,10 TL, davacı oğul ... için net 260.048,65 TL olduğu, müteveffanın oğlu davacı ... herne kadar öğrenim görmese ve yaşı yerleşik Yargıtay uygulamasının belirlediği 18 yaşın üzerinde olsa da % 40 oranında engelli olduğu ve Yargıtay yerleşik uygulaması nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat talep edebileceği ( Yargıtay 17 HD.nin 17.11.2014 tarih, 2013/11965 E, 2014/16069 K sayılı emsal ilamı), yine davalı tarafça yapılan ölüm yardımı ödemesinin destekten yoksun kalma tazminatının ifası amaçlı yapılmadığı ve tazminattan mahsubunun yapılamayacağı gerekçeleriyle;

1-Davacıların destekten yoksun kalmaya ilişkin maddi tazminat taleplerinin kabulü ile davacı eş ... için net 302,347,10 TL, davacı oğul ... için net 260.048,65 TL olmak üzere toplam 562.395,75 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 04.12.2017 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara verilmesine,

2-Davacıların manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulü ile davacı eş ... için net 80.000,00 TL, davacı oğul ... için net 65.000,00 TL olmak üzere toplam 145.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 04.12.2017 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ve davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
1.Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; murisin ağır koşulda çalıştırıldığını, aktif pasif dönemin hatalı hesaplandığını, davalının yaptığı vefat yardımının destekten yoksun kalma tazminatından tenzil edilemeyeceğini, manevi tazminatın tamamına hükmedilmesi gerektirdiğini, oğul ...'ün engelli olduğunu, ömür boyu vefat eden annesinin desteğine ihtiyacı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kusura ilişkin itirazların incelenmediğini, tazminat hesabını kabul etmediklerini, müvekkil banka tarafından mirasçılara yapılan ödemelerin dikkate alınmadığını, oğul ... İçin yapılan destekten yoksun kalma tazminatının hatalı olduğunu, manevi tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile iş güvenliği, kalp ve iç hastalıkları ve işletme yönetimi ve organizasyon-insan kaynakları uzmanlarından oluşan bilirkişi heyeti raporunda iş hukuku ilkeleri yönünden de değerlendirme yapılarak kusur nedenleri açıklanarak işverenin, müteveffanın kusur oranlarının tespit edildiği görülmüştür. Mahkemece bu raporun esas alınması ve denetime elverişli bilirkişi raporuna göre davacıların maddi tazminatlarına hükmedilmesi yerinde olmuş, Mahkemece manevi tazminatların dairece kabul edilen ilkelere göre belirlendiği, tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, dayandıkları belgeler, dosya kapsamı, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesi, dava şartları, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçeler dikkate alındığında İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ve davalı vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; hükmedilen manevi tazminatların az olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; SGK müfettiş raporunda ve CBS dosyasında müvekkiline kusur verilmediğini, sigortalının çalışmaya başlamadan önce zaten kronik hastalığının olduğunu, Ağır ve tehlikeli bir işte çalıştırılması yada ölümle iş kazası arasında illiyet bağı olmadığı, işyeri şartları ile ölüm arasında illiyet bağı olmadığı, davacının engelliliği ve sigara kullanımı şeklinde sağlıksız yaşantısının dikkate alınmadığını %55 engelli olan sigortalının diğer sağlıklı bireyler için tespit edilmiş olan bakiye ömür süresi kadar yaşanm süresinin olacağı kabulünün hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, engelli olan sigortalının 15 yıllık sigortalılık süresi gözetildiğinde 60 yaşından önce emekli olacağının gözetilmediğini, müteveffanın ücretinin neye göre hesaplatıldığın aktif ve pasif devrenin neye göre belirlendiğinin anlaşılamadığını, sigortalının vefatı nedeniyle davacıya 10 aylık brüt ücreti karşılığı olan 17.640,09 TL ödeme yapıldığı gözetilerek bu ödemenin düşülmesi gerektiğini, çocuğun hali hazırda sigortalı olduğunun ve evli olduğunun kolluk araştırmasından tespit edilmesi nedeniyle destek annesinden yararlandığı kabulünün hatalı olduğunu, manevi tazminat şartları oluşmadığından reddi gereketiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazası neticesinde vefat eden sigortalının desteğinden yoksun kalan eş ve çocuklarının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369,370 ve 371 inci maddeleri, "bilirkişi raporuna itiraza" ilişkin 281 inci maddesi, "Tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 ve 114 maddeleri delaletiyle 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55 ve 56 ncı maddeleri, "Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları" için 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler bakımından işyerinin nitelik ve kapsamına göre 4857 sayılı İş Kanunun 77 nci maddesi ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu maddeleri, "Usuli kazanılmış hak" yönünden 04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıdır.

3. Değerlendirme
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere özellikle manevi tazminat miktarının dosya kapsamındaki delillerle dairemizce benimsenen ilkelere göre belirlenmiş olmasına göre davacılar vekilinin tüm, davalı vekilinin ise aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

a) Kusur yönünden yapılan incelemede;
1.Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir.

2.İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür.

3.Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır.

4.İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır.

5.Anayasanın 17 nci maddesinde; "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz." hükmü getirilerek yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir.

6.Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinde; "İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icap eden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur. İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur." hükmü düzenlenmiştir.

7.Kanun koyucu 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığını 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında düzenlemiştir.

8.Anılan fıkrada "İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür." hükmü yer almaktadır. Bu fıkraya göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür.

9.Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanunu'nun "İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri" kenar başlıklı 77 nci maddesinin 1 inci fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre "işverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler."

10.Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer.

11.Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. İşverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir.

12.Nitekim, günümüzde gelişen sanayi ve teknoloji karşısında yukarıda açıklanan hükümler yeterli görülmemiş, insan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanununun 77 nci maddesinin açık buyruğu iken, İş Kanunu'nun 77 nci ve devamı bir kısım maddeler 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37 nci maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.

13. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4 üncü maddesinde "İşverenin Genel Yükümlülüğü" Aynı kanunun 5 inci maddesinde "Risklerden Korunma İlkeleri" 10 uncu maddesinde "Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma" 19 uncu maddesinde "Çalışanların Yükümlülükleri" düzenlenmiştir.

14. Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında; "İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü" olacağı belirtilerek, İş Kanununun 77/1 inci maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3 üncü fıkrasında; "İşverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi" olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.

15. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun'u 4 ve 5 inci maddelerde işverenin yükümlülüklerini, 19 uncu maddede de çalışanların yükümlülüklerinin çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır.

16.6331 sayılı Kanunu'nun 4 ve 5 inci maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümleri işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.

17. Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2 nci maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir.

18.Öte yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar)

19. Kaçınılmazlık; hukuksal ve teknik anlamda; fennen önlenmesi mümkün bulunmayan başka bir anlatımla, işverence mevzuatın öngördüğü tüm önlemlerin alınmış olduğu koşullarda dahi önlenmesi mümkün bulunmayan durum ve sonuçları ifade eder. Olayın önlenemezliği hususunu biraz açmak gerekirse; buradaki önlenemezliğin olayla ilgisi yoktur. Önlenemezlik unsuru, tamamen davranış normu ve borca aykırılıkla ilgili olup alınabilinecek tüm tedbirler alınmış olunsa dahi bir davranış normunun veya sözleşmeden doğan bir borcun ihlalinin ifadesidir. Yani olay önlenemez olmasına rağmen bir davranış kuralına yada sözleşmeden doğan borca aykırılık önlenebiliyorsa artık kaçınılmazlıktan söz etme imkanı yoktur.

20. HMK'nın 266 ncı maddesi kapsamında Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. (Değişik cümle: 3/11/2016-6754/49 md.) Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (Ek cümle: 3/11/2016-6754/49 md.) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez. Aynı kanunun 282 nci maddesinde Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.

21. Somut olayda, sigortalı ...'ün kalp hastalığı nedeniyle engelli kadrosundan istihdam edildiği, 01.06.2006 tarihinden beri davalı şirkette çalıştığı, olay günü 04.12.2017 tarihinde mesai birimi olan 18.00’de şubeden çıkamaya çalışırken bilincini kaybetmesi sonucu ambulans ile hastaneye kaldırıldığı ve hastanede tedavisi sırasında beyin kanamasına bağlı olarak 14.12.2017 tarihinde vefat ettiği anlaşılmıştır. Olay SGK tarafından iş kazası olarak kabul edildiği, kalp hastalıkları uzmanı hekimin de yer aldığı bilirkişi heyetlerinden alınan 11.12.2020 ve 22.03.2021 tarihli raporlarda davalı işverenin %50, ... sigortalının %20 oranında kusurlu oldukları belirlenmişken, "gerek davalı işverenliğin gerek ... işçinin üzerlerine düşeni tam ve eksiksiz yapmaları durumunda dahi öngörülmesi mümkün olmayan faktörlerin bir araya gelmesiyle olayın meydana gelmesi mümkün olduğundan" bu olayın meydana gelmesinde %30 oranında kaçınılmazlık faktörünün etkili olduğu belirtilmiş ve maddi tazminat alacaklarının hesabında da bu kaçınılmazlık oranının hakkaniyet namıyla %60'lık kısmından işverenin sorumlu olacağı değerlendirilerek %68 kusur oranı üzerinden maddi tazminat hesabı yapılarak karar verildiği anlaşılmış ise de varılan sonuç hatalı olmuştur.

22. Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, somut olayda olduğu gibi sigortalı gibi koroner hastalık nedeniyle engeli olan her çalışanın kaçınılmaz olarak beyin kanaması (SAK) rahatsızlığı nedeniyle vefat edeceğini kabul etmek gerek bilimsel verilere gerekse de hayatın olağan akışına aykırı olacaktır.

23. Bu sebeple kalp krizi ve beyin kanaması gibi bünyesel rahatsızlıklara bağlı gelişen iş kazaları yönünden kaçınılmazlığın değil, bünyesel faktörün etkisinin bulunduğundan bahsedilebileceği açıktır. Somut olayda da bilirkişi raporlarındaki tespitlere göre kaçınılmazlık olarak belirlenen oranın, aslında sigortalının bünyesel faktörü olduğu anlaşılmaktadır. O halde %30 oranındaki bu bünyesel faktörden, işverenin hakkaniyet namıyla dahi sorumlu tutulamayacağı gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olmuştur.

b) Destelik olgusu yönünden yapılan incelemede;
1. Çocukların destekten yararlanma süreleri kent veya kırsal alanda yaşamalarına eğitim durumlarının devam edip etmiyor olmasına göre farklılık arz etmekle beraber, bedensel yahut zihinsel engelleri nedeniyle çalışamayacak derecede malul veya başkasının bakımına sürekli durumda muhtaç olan çocuklar için destekten yararlanma süresinin bir süreyle sınırlandırılmasının hakkaniyete uygun olamayacağı bu kapsamda da desteğin bakiye ömür süresince destekten yararlanması gerektikleri kabul edilmektedir. Emsal nitelikteki Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 16.10.2018 tarih ve 2017/3651 E- 2018/7429 K sayılı ilamı da bu yöndedir.

2. Bu ilke kapsamında somut olayın incelenmesinde davacı çocuk ...hakkında Silivri Devlet Hastanesi Baştabipliğinden düzenlenen Özürlü Sağlık Kurulu raporunda Hafif Mental Retardasyon engeli nedeniyle %40 engel oranın belirtildiği, Özel Eğitim Meslek Eğitim Merkezini 14.06.2013 tarihinde bitirdiğine dair kayıt ile Askerliğe Elverişli Olmadığına Dair raporun bulunduğu, hesap raporunda bu durum değerlendirilerek maddi tazminat hesabında çocuğun desteğin bakiye ömür süresince destekten yararlanacağı kabul olunarak hesap yapılmış ise de, davalı itirazlarında da belirtildiği üzere davacının evlendiği ve çalışmaya başladığı anlaşılmıştır.

3. O halde Mahkemece davacının çalışmaya başlaması ile desteklik olgusunun sona erdiği değerlenedirilerek bu tarihe kadar destek payı ayrılarak hesap yapılması gerektiği açıktır .

4. Bu açıklamalar doğrultusunda Mahkemece yapılacak iş, kararın davacı tarafça maddi tazminat hükümleri yönünden temyiz edilmediği gözetilerek davalı taraf lehine oluşan usuli kazanılmış haklar kapsamında hükme esas alınan 09.01.2022 tarihli hesap raporunda davacı çocuğa destek payı ayıran hesap seçeneğine göre, kusur oranı olarak davalının %50 kusurdan sorumlu olacağını gözeterek hesap yaptırmak giderek, çocuğun destekten yarlanma süresinin de çalışmaya başladığı tarih itibariyle sona erdiği gözeterek bu tarihe göre destekten yaralanmanın sona erdiğini dikkate alıp, iş bu raporda esas alınan bilinen dönem sonu olan 14.02.2022 tarihinden sonra yürürlüğe giren asgari ücret değişikliklerini de rapora yansıtmadan yapılacak maddi tazminat hesabını hükme esas almaktan ibarettir.

5. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

6. O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve istinaf itirazlarının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmalıdır

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davacılar ve davalı vekillerinin temyiz başvuruları nedeniyle davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin ise sair temyiz itirazlarının reddiyle, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

3. Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalıya iadesine,

4. Peşin alınan harcın mahsubu ile aşağıda dökümü yapılan harcın davacıdan tahsiline,

5. Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

02.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.