10. Hukuk Dairesi 2023/3438 E. , 2023/5001 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1130 E., 2022/2284 K.
HÜKÜM/KARAR : Esastan Red
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ordu İş Mahkemesi
SAYISI : 2019/34 E., 2021/683 K.
Taraflar arasındaki asıl dava yönünden Kurum işleminin iptali, birleşen dava yönünden itirazın iptali davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı/birleşen dava davalısı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı/birleşen dava davalısı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; davacının babası ...'den dul ve yetim aylığı alırken Kurum denetmenlerinin yaptığı anlık tespit neticesinde eşinden anlaşmalı olarak boşandığı ve birlikte yaşadığı gerekçesiyle kesildiğini, davacının boşandığı eşi ile bir araya gelmediğini, tarafların bakmakla yükümlü oldukları çocukları olduğunu, ayrıca müvekkili hakkında ... Ağır Ceza Mahkemesinde Kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık iddasıyla kamu davası açıldığını ve davacının bu suçtan beraat ettiğini, 16.09.2015 tarihinde ... ilinden ikametini Ordu adresine alarak, oğlunun Altınordu İlçesinde eğitim aldığını, Kuruma 24.02.2016 tarihinde müracaat ederek babasından aldığı ve kesilen yetim aylıklarının kendisine ödenmesi gerektiğini talep ettiğini, ancak davalı Kurum tarafından olumlu-olumsuz herhangi bir cevap verilmediğini belirterek davacıya kesilen dul ve yetim aylığı ödemesine devam edilmesini, önceki aylarda ödenmeyen miktarın yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesini talep etmiştir.
Birleşen 2018/10 Esas sayılı davada davacı Kurum vekili dava dilekçesinde; davalının davacı kurumdan babası ...'den hak sahibi olarak yetim aylığı aldığını, davacı kurum ihbar hattına yapılan ihbar sonucunda başlatılan soruşturma sonucunda davalının hak sahibi olarak yetim aylığı alabilmek için muvazaalı olarak boşandığı eski eşi ile fiilen birlikte yaşamaya devam ettiğinin tespit edildiğini belirterek, Ordu 1. İcra Dairesinin 2016/4979 Esas sayılı dosyasında yapılan itirazın reddi ile davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Asıl davada davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; ... Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün 13.04.2012 tarih ve YK-65 sayılı raporu ile davacı ...'in boşandığı eşi... ile "... ..." adresinde birlikte yaşadığının tespit edildiğini, tarafların boşanmalarının muvazaalı olduğunu, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 56 ncı maddesinde "eşinden boşandığı halde eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen iş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutar geri alınır" hükmü gereğince davacı tarafın davasında haksız olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
Birleşen 2018/10 Esas sayılı davada davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının eski eşinden 26.08.2003 tarihinde gerçek anlamda boşandığını, açılan davanın haksız olduğunu, davalı ile eşi arasındaki boşanmanın muvazaalı olduğuna dair hiçbir karar olmadığını, davacı Kurumun kendi anlayışına göre bir takım sonuçlara ulaştığını belirterek açılan davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının 24.02.2016 tarihinde kuruma başvuruda bulunduğunu iddia etmiş ise de yapılan araştırma ve kurumdan istenen belgelerden davacının 22.06.2012 tarihi sonrasında dul ve yetim aylığının bağlanması yönünde başvurusunun bulunmadığı anlaşılmakla davacının davasının reddine, 28.01.2022 tarihli ek karar ile "1-Birleşen 2018/10 Esas sayılı dosya yönününden davacı SGK'nın davasının kabulü ile,
-Ordu 1. İcra Müdürlüğünün 2016/4979 sayılı icra dosyasından yapılan itirazın iptali ile takibin devamına,
-Asıl alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine," karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı/birleşen dava davalısı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı/birleşen dava davalısı vekili istinaf dilekçesinde; kesin hüküm olduğu yönünde atıf yapılan Ordu İş Hakimliğinin 2016/226 Esas sayılı dosyası basit yargılama usulüne tabi itirazın iptali davası olduğu, atıf yapılan dosyada verilen kararın tarafların şahsi hallerini hiç bir şekilde etkilemeyeceğini, dar çerçevede bir yargılama neticede verilmiş bir karar olduğunu, bir bütünün ihlali ile içinden bir cümlenin alınıp bu cümleye dayanılarak hüküm kurulmasını kanun himaye etmeyeceği, ana dosyada bozma kararından sonra dinlenen hemen hemen tüm tanıklar , davacının çok çok uzun yıllar Ordu ilinde eşinden ayrı yaşadığını belirtmiş, bir çoğu eski eşini hiç tanımadığını, yanyana hiç görmediklerini dile getirdiklerini, birleşen davada ise davacı kurum tarafından kendisine ödenen yersiz sağlık ve ilaç yardımı gibi tüm bedellerin iadesini talep ederek bir kısım icra takipleri başlattığını, boşanmanın gerçek anlamda olduğunu, boşanma tarihinden itibaren bugüne kadar da karı koca olarak bir araya gelmediklerini, kaldırma ilamı gereğince davacının 24.02.2016 tarihli başvurusunun araştırıldığını, davacının bu tarihte Kuruma başvurusu olduğunu, Kurumun aksi yöndeki beyanını kabul etmediklerini, ancak aksi görüşte bile davacının eldeki dava ile yeniden yetim aylığı alma yönündeki iradesinin dikkate alınarak, açılan işbu davada davacı ile boşandığı eşinin bir arada yaşamadığının, boşanmanın gerçekleştiğinin tanık beyanları ve toplanan deliller ile dava tarihi itibariyle ortaya konulduğunu, bu nedenle en azından dava tarihi itibariyle talebinin kabul edilmesi gerektiğini, davacı kurumun taraflar hakkında yaptığı şikayet üzerine ceza davası açılmış olup herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığından tarafların beraatine karar verildiğini, ana dosya hakkında verilen karar bakımında da istinaf başvurusu yapılmış olduğunu, birleşen dava yönünden itiraz tarihinden itibaren 1 yıllık zamanaşımı süresi geçirildikten sona açılan dava bakımından zamanaşımı itirazında bulunulduğunu, bu itirazın dikkate alınmadığını, yine davacı kurum tarafından icra inkar tazminatı talep edilmiş ve sayın mahkemece kabul edilmiş ise de borçlunun itirazı haklı nedene dayanması, davacı kurumun icra takibinin hukuki mesnetten yoksun bulunması ve alacağın likit olayıp sadece davacının iddiası ile belirtilmiş bir alacak olması karşısında icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceği, bu nedenle de icra inkar tazminatının kabulü yönünde verilen kararın hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "ilk derece mahkemesinin kararının yasal ve hukuksal gerekçeleri ile dayanağı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin 1 numaralı alt bendi
gereğince davacı birleşen dosya davalısı ... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine" karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı/birleşen dava davalısı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı/birleşen dava davalısı vekili; istinaf dilekçesi ile benzer sebeplerle eksik incelemeye dayalı kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, asıl davada boşandığı eşiyle birlikte yaşamadığını belirterek yetim aylığının kesilmesine ilişkin olarak tesis edilen işlemin iptali, birleşen davada ise itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
Davanın, yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 56 ncı maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96 ncı madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan madde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
5510 sayılı Kanun'un 56 ncı maddesinin ikinci fıkrası, daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama olgusu, gelir-aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi, eylemli olarak birlikte yaşama, aynı zamanda gelir-aylık bağlama engeli olarak da benimsenmiştir. Burada, eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun/durumunun tanımlanması, hukuki sınır ve çerçevesinin çizilip ortaya konulması önem arz etmektedir. Taraflar arasında hangi hukuki sebep ve maddi vakıaya dayanmış olursa olsun sona ermiş evlilik birliğinin hak ve yükümlülüklerinin sürdürüldüğü beraberlikler veya kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak gerçekleşmiş boşanmanın var olan-olası sonuçlarını ortadan kaldırıcı/giderici nitelikteki birliktelikler madde kapsamında değerlendirilmeli, ortak çocuk-çocuklar yönünden, boşanma kararına bağlanan veya bağlanmayan kişisel ilişkilerin yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak, eşlerin belirli aralıklarda ve günlerde zorunlu şekilde bir araya gelmeleri durumunda ise kanun koyucunun bu türden ilişkinin varlığının gelir-aylık bağlanmaması veya kesilmesi nedeni olarak öngörmediği kabul edilmeli, boşanılan eşle kurulan-yürütülen ilişkinin, eylemli olarak birlikte yaşama kavramı kapsamında yer alıp almadığı dikkatlice irdelenerek saptama yapılmalıdır.
Anılan 56 ncı maddede, oldukça yalın olarak “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen” ibareleri yer almakta olup, kanun koyucu tarafından örneğin; “sosyal güvenlik kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan”, “hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan”, “gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan” veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede boşanma amacına-saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin-samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma-irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan “boşanma” hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda “anlaşmalı boşanma” adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek-samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin-aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Gelirin-aylığın kesilme tarihi ile Kurumun geri alım (istirdat) hakkının kapsamına ilişkin olarak; eylemli birlikte yaşama olgusunun gerçekleşme-başlama tarihi esas alınarak bu tarih itibarıyla gelir-aylık kesme veya iptal işlemi tesis edilip ilgiliye, anılan tarihten itibaren yapılan ödemeler yasal dayanaktan yoksun-yersiz kabul edilmeli, ancak, söz konusu madde 01.10.2008 günü yürürlüğe girdiğinden, eylemli birliktelik daha önce başlamış olsa dahi maddenin yürürlük günü öncesine gidilmemeli, başka bir anlatımla 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin borç tahakkuku söz konusu olmamalı, böylelikle açıklığa kavuşturulacak yersiz ödeme dönemine ilişkin olarak 5510 sayılı Kanun'un 96 ncı maddesine göre uygulama yapılmalıdır. İnceleme konusu 56 ncı maddede, “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından, birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda, boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir.
Sonuç olarak; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 56 ncı maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada, özellikle Anayasa'nın 20, 5510 sayılı Kanun'un 59, 100, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un 28, 45, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 3, 45 – 53, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32, 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6, 24 – 33, 189, 190, 191, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6, 19, 20 nci maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili Nüfus Müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili Nüfus Müdürlüğü’nden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi-özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanan eşler 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta iseler adlarına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge-bölgeler yönünden kapsamlı Emniyet Müdürlüğü-Jandarma Komutanlığı araştırması yapılmalı, anılan mahalle-köy muhtar ve azalarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.
3. Değerlendirme
1.) Dosya kapsamından, davacı/birleşen dava davalısı ile eşi...'in 08.07.2008 tarihinde boşandıkları, tahsis talebi üzerine davacıya ölen babasından ötürü ölüm aylığı bağlandığı, davalı Kurum tarafından yapılan araştırma sonucu davacı/birleşen dava davalısı ile boşandığı eşinin boşanmalarına rağmen fiilen birlikte yaşamaya devam ettiklerinin tespit edildiği ve davacı/birleşen dava davalısı adına yersiz ödenen aylıklar sebebiyle borç çıkarılıp, icra takibine geçildiği, başlatılan icra takibine itirazın iptali amacıyla davalı/birleşen dava davacısı Kurum tarafından itirazın iptali davası açıldığı, Ordu İş Mahkemesinin 2016/226 E.2016/594 K. sayılı kararı ile "Davacının davasının kabulü ile davalının Ordu 2. İcra Müdürlüğünün 2014/1815 Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın iptali ile takibin devamına borçlunun alacağın %20 oranında inkar tazminatına hükmedilmesine" verildiği, kararın Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin (kapatılan) 16.10.2017 tarih ve 2017/655 E., 2017/7997 K. sayılı ilamı ile düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleştiği, davacı/birleşen dava davalısı Kuruma 24.02.2016 tarihinde müracaat ederek babasından aldığı ve kesilen yetim aylıklarının kendisine ödenmesi talebinde bulunduğu ancak talebi hakkında olumlu-olumsuz bir karar verilmediğini belirterek, kurum işleminin iptali amacıyla asıl davanın açıldığı, mahkemece davacı/birleşen dava davalısının 22.06.2012 tarihi sonrasında dul ve yetim aylığının bağlanması yönünde başvurusunun bulunmadığı gerekçesiyle asıl davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
2.) Somut uyuşmazlıkta, davacı/birleşen dava davalısı ile boşandığı eşinin fiilen birlikte yaşama olgusunun varlığına ilişkin mahkeme kabulü eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olup, hatalı değerlendirme ile hüküm kurulmuştur. İnceleme konusu davaya ilişkin olarak eldeki kayıtlar incelendiğinde; davacı/birleşen dava davalısının 24.02.2016 tarihinde Kuruma başvurusu bulunmasa dahi dava tarihi itibariyle davacı/birleşen dava davalısının kesilen aylıkların yeniden bağlanmasına yönelik talebinin varlığı karşısında mahkemece yeni dönem ile ilgili yeterli araştırma yapılmaksızın sonuca gidilmiştir.
3.) Yapılacak iş; dava tarihi itibariyle davacı/birleşen dava davalısı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; yerleşim yeri bilgileri elde edilmeli, ilgili nüfus müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili nüfus müdürlüğünden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, getirtilen nüfus adres bilgileri raporunda kayıtlı bulunan, davacı/birleşen dava davalısı ve boşandığı eşine ait tüm adreslerde, dava tarihinden sonraki dönemde birlikte yaşayıp yaşamadıkları kolluk marifetiyle araştırılmalı, söz konusu adreslerdeki komşular tespit edilerek ifadelerine başvurulmalı, bütün adreslerde mahalle muhtar ve azaları dinlenerek bilgi ve görgülerine başvurulmalı, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi/özel kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, medula sisteminde kayıtlarda görülen adresler ilgili sağlık kuruluşlarından araştırılmalı, dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgeler değerlendirilerek boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği toplanan kanıtlar ışığında şüphe bırakmayacak şekilde ortaya konularak asıl dava hakkında hüküm kurulmalıdır.
4.) Diğer taraftan bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
5.) Temyizen incelenen birleşen davada verilen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, özellikle talep konusunu oluşturan yersiz sağlık gideri borcunun 30.10.2008-18.10.2011 tarihleri arasındaki dönem için hesaplanmış olduğu dikkate alındığında, anılan dönemde davacının/birleşen dava davalısının boşandığı eşi ile beraber yaşadığı iddiası kapsamında davalı/birleşen dava davacısı Kurum tarafından 23.10.2008-22.06.2012 tarihleri arasındaki dönem için ödenen yersiz aylıkların tahsili amacıyla başlatılan icra takibine itirazın iptali davasının kabul edilerek Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nin (kapatılan) 16.10.2017 tarih ve 2017/655 E., 2017/7997 K. sayılı ilamı ile düzeltilerek onama ile kesinleştiği, anılan dönemde davalı/birleşen dava davacısı Kurum tarafından yapılan araştırma kapsamında edinilen tespitlerin aksinin ispatlanamamış olması hususları ile dosyada yer alan tüm bilgi ve belgelerin incelenmesinde davacı/birleşen dava davalısı vekilinin birleşen davaya yönelik temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesinin asıl davada verilen kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesinin asıl davada verilen kararının BOZULMASINA,
3. Asıl dava yönünden temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine,
4. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının birleşen dava yönünden 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
5. Birleşen dava yönünden aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Asıl dava yönünden oy birliğiyle,
Birleşen dava yönünden Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ... ile Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla, 08.05.2023 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
1.Somut uyuşmazlıkta, davacı karşı davalı kadın 08.07.2007 tarihinde eşinden boşanmıştır. Davacı-karşı davalı kadına boşanma kararı verildikten sonra ölen babasından dolayı bağlanan yetim aylığı 2012 yılında yapılan denetim sonrası fiili birliktelik nedeni ile 2008-2012 yılları için sağlık gideri yapıldığı gerekçesi ile yapılan sağlık gideri bedelleri için borç çıkarılmıştır.
2.Dairemizin 2021/7554 Esas, 2021/12160 Karar sayılı kararın karşı oy gerekçelerinde belirtildiği üzere, tedavi giderleri istenemez. Zira;
3.19.01.2013 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6385 sayılı Kanun'un 12 nci maddesi ile 5510 sayılı Kanun'a eklenen Geçici 45 inci maddede, “Bu Kanuna göre genel sağlık sigortalısı ya da bakmakla yükümlü olunan kişi kapsamına girmekle birlikte, asli olarak hak etmediği bir kapsamda sağlık hizmeti alanlara 31.01.2012 tarihine kadar verilen sağlık hizmetlerine ilişkin Kurumca tahakkuk ettirilmiş veya ettirilecek borçlar, varsa ilgililerin bu nedenle açtıkları davadan vazgeçmeleri halinde tahsil edilmez. Bu borçlara ilişkin açılmış olan dava ve icra takiplerinden Kurumca vazgeçilir.” hükmüne yer verilmiştir. Anılan hükmün gerekçesinde ise, 5510 sayılı Kanun'a göre, vatandaşların genel sağlık sigortası kapsamına alınmasına ilişkin işlemlerin 2012 yılı Ocak ayı itibarıyla tamamlanması nedeni ile bu tarihe kadar yaşanan geçiş sürecinde, tabi olduğu genel sağlık sigortası statüsünün aradığı şartlarla sağlık yardımı alması gerekirken, Kanunun diğer statülerine göre ya da bakmakla yükümlü olunan kişi statüsünde hak etmediği halde sağlık yardımı yapılanlara ilişkin sağlık giderlerinin ilgililerden tahsil edilmemesi ve bu suretle oluşacak mağduriyetlerin önlenmesinin amaçlandığı belirtilmiştir.
4.31.01.2012 tarihinden sonra yapılan sağlık giderlerinden dolayı davalının 5510 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin ilgili bentleri gereğince genel sağlık sigortalısı sayıldığından ve 67 nci madde kapsamında gelir testine tabi tutulmasıyla oluşacak ihtilafa konu dönemdeki prim borçlarının Kurum tarafından tahsilinin mümkün olduğu göz önüne alındığında, belirtilen giderler genel sağlık sigortalısı sayılan sigortalıdan talep edilemeyecektir.
5. Açıklanan bu gerekçelerle mahkeme kararının bu gerekçe ile bozulması gerekirken, karşı birleştirilen davanın onanması görüşüne katılınmamıştır.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!