10. Hukuk Dairesi 2023/2819 E. , 2024/6289 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/117 E., 2021/1395 K.
KARAR : Kısmen Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 29. İş Mahkemesi
SAYISI : 2018/763 Esas, 2019/920 Karar
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili özetle; müvekkilinin iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğradığı, kazanın oluşumunda davalının kusurlu olduğundan bahisle asıl dava dosyasının dava dilekçesinde 100,00 TL maddi, aynı davalıya karşı açılan birleşen dava dosyasının dava dilekçesinde 45.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 18.07.2017 tarih, 2016/1 Esas, 2017/441 Karar sayılı kararı ile kazanın meydana gelişinde davacının %35, davalının %65 oranında kusurlu olduğundan bahisle asıl dava dosyasında maddi tazminat talebininin kabulüne, birleşen dava dosyasında maddi tazminat talebinin kabulüne, davacı lehine 65.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine, davacı tarafın diğer taleplerinin reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin 18.07.2017 tarihli bu ilk kararına karşı taraflarca istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 12.09.2018 tarih, 2017/3888 Esas, 2018/1848 Karar sayılı
kararı ile kusur raporları arasındaki çelişkinin giderilmesi noktasından istinaf istemlerinin kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın kararı veren mahkemeye iadesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin 15.10.2019 tarih, 2018/763 Esas, 2019/920 Karar sayılı kararı ile kazanın meydana gelişinde davacının %35, davalının %65 oranında kusurlu olduğu kabulünden hareketle asıl dava dosyasında maddi tazminat talebinin kabulüne, birleşen dava dosyasında davacının maddi tazminat alacağının 217.375,41 TL olduğunun tespitine, davacının talebiyle bağlı kalınmak üzere davacı lehine 45.000,00 TL maddi tazminat ödenmesine, yine davacı lehine 65.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin 15.10.2019 tarihli kararına karşı taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, takdir olunan manevi tazminat miktarının az olduğunu, yargılama sırasında tazminat raporuna, geleceğe dönük ücret artışları, olası sistem değişiklikleri ve hatalar yönlerinden de itiraz ettiklerini hükümde geleceğe yönelik değişmelerden ve hatalardan kaynaklanacak haklarının saklı tutulmamasının yargılama prensiplerine aykırı olduğunu, somut olayda ücretin belli olması halinde varsayımsal artış yerine gerçek ücretlerin tazminat hesabında esas alınması gerektiğini, belli olmayan dönemler yönünden daha yüksek oranla artış yönteminin benimsenmesi gerektiği beyanla kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, müvekkilinin kusursuz olduğunu, kusurun oran ve aidiyetinin hatalı tespit edildiğini, alınmış tüm hesap bilirkişi raporlarının çelişkili olduğunu, meblağın bu kadar yüksek olduğu davada her kalemin titizlikle hesaplanması ve aydınlatıcı bir şekilde hesabın nasıl yapıldığının gösterilmesi gerektiğini, bilirkişi raporunun hükme esas almaya yeterli olmadığını, manevi tazminat miktarının oldukça yüksek olduğunu beyanla kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 27.05.2021 tarih, 2020/117 Esas, 2021/1395 Karar sayılı kararıyla tarafların istinaf başvurularının kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl dava dosyasında maddi tazminat talebinin kabulüne, davacının maddi tazminat alacağının 101.255,09 TL olduğunun tespitine, davacının talebiyle bağlı kalınmak üzere davacı lehine 45.000,00 TL maddi tazminat ödenmesine, yine davacı lehine 100.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, her hesap raporuna süresinde itiraz edildiğini, dava sona erinceye kadarki ücretlerde meydana gelen değişiklik sebebiyle yeniden hesaplama hakkının ileri sürüldüğünü, temyize konu Bölge Adliye Mahkemesi 5.Hukuk Dairesinin 27.05.2021 tarih ve 117/1395-E/K sayılı ilam gerekçesinde 29.06.2017 tarihli hesap bilirkişi raporuna itiraz edilmemiş olduğu belirtilmiş ise de bu belirlemenin hatalı olduğunu, 29.06.2017 tarihli bilirkişi raporuna karşı kendileri tarafından 04.07.2017 tarihli itiraz dilekçesi ile itiraz edildiğini, asgari ücretin kamu düzeninden olduğunu, asgari ücretin miktarı ve yürürlük dönemindeki etkisinin usuli hak gerekçesiyle sonuçsuz bırakılamayacağını, usuli hakkın ... istisnalarından birisinin asgari ücret olduğunu, öte yandan, insan zararları tazminat kararlarının incelendiği diğer dairelerle görüş birliğine varılmadan, temelden etkili tazminat yönteminin değiştirilmesinin Yargıtay Kanununa da aykırı olduğunu, ayrıca, gerçek bilinirken varsayıma dayanılamayacağı ilkesinin bütün hukuk kolları bakımından hukukun genel ilkesi olduğunu, bu genel ilkenin etkisiz kılınamayacağını, bu yönde hukuk mantığı ile tabii mantık arasıda koparılmaz bir bağ olduğunu, norm düzeni ile bağdaşmayan sapmaların hukuka verdiği kimi zararların kestirilemeyeceğini, yerleşmiş makulden ayrılmanın adil yargılanma hakkı bakımından da sorunlu olduğunu, davanın görüldüğü tarih hangi tarih olursa olsun, mutlak hakikatin tazminat alacağının gerçeğe göre belirlenmesi, gerçeklik dışında varsayıma geçerlilik tanınmaması yönünde olduğunu, tazminat hukukukundaki konjonktürel dalgalanmalar bir tarafa atılarak maddi hakikatin peşine düşmenin hem yargının ve hem bilirkişiler dahil hukukçuların ... görevi olduğunu, usul hukukunu bağlarından kopararak tazminat hakkına ve zarar görene tuzak işlevi gördürmenin adalet prensibiyle bağdaşmayacağını, ekonomik dalgalanmaların tazminata yansımasını önleyecek her yargısal yaklaşımın, adalet duygusuna indirilen birer balyozdan başka birşey olmadığını, sözgelimi bilirkişinin aksak mantığına göre 217.375,41 TL olması gereken tazminatın 98.577,00 TL kadar olduğunu, vatandaşın yüz metre karelik tapusuna (mülkiyet hakkına) ilişmek ne kadar mümkün değilse, zarar görenin tazminat hakkına ilişmenin de o kadar mümkün olmadığını, Türkiye’de bilirkişilik konusundaki birikim ve derinleşme fukaralığının, tazminat hukuku için gerçek bir tehlike oluşturduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, 04.03.2021 tarihli bilirkişi raporunda hemen hemen her kalemde davacının usuli kazanılmış haklarından bahisle hüküm kurulmuş olsa da ne bilirkişi ne Bölge Adliye Mahkemesinin bu hususta bir açıklamaya değinmeden ve somut olayda usuli kazanılmış hakkın var olup olmadığını tartışmadan varlığından hareketle hüküm kurduğunu, yapılan esaslı hataların usuli kazanılmış hak olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceğinin tartışılması gerektiğini, özellikle bilirkişi raporunun ilk kısmının g bendinde bir kısım hesaplamaların aynı şekilde alınmak zorunda kalındığından bahsedildiğini, kazanın meydana gelişinde davacının %100 oranında kusurlu olduğunu, kaza 1996 tarihinde meydana gelmiş olmasına karşın hükme esas bilirkişi raporunda 5510 sayılı Kanun'un uygulanacağından bahsedilmiş olması hatalı olduğunu, hüküm altına alınan manevi tazminatın fazla olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369'uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371'inci maddeleri.
3. Değerlendirme
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre taraf vekillerinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamından; 29.06.2017 ek hesap raporunda davacının maddi zararının 98.774,00 TL olarak hesaplandığı, davacı vekili bu hesap raporuna karşı süresinde itiraz dilekçesi verdiği ancak takip eden 18.07.2017 tarihli karar celsesinde davacı vekilinden sorulduğunda davacı vekilinin “dosya tekemmül etmiştir. Asıl davada 100,00 TL maddi, birleşen ek davada ise 45 bin TL maddi, birleşen davada 100 bin manevi tazminat talebimiz vardır. Ayrıca davalının sorumlu olduğu maddi tazminat miktarının belirlenmesi ve tespiti yönünde de karar verilmesini talep ediyoruz. HMK 107 nci maddeye göre tespit talebimiz de bulunmaktadır. Talebimiz 45 bin 100 TL ye yöneliktir ancak bilirkişi tarafından rapor ile daha 53 bin 674 TL maddi tazminat daha talep edebileceğimiz husus belirlenmiştir. Bu nedenle davalının bu miktardan da sorumlu olduğu hususunda tespit hükmü de kurulmasını..." talep ettiklerini beyan ettiği, Bölge Adliye Mahkemesince yeniden esas hakkında karar verilirken alınması gereken karar ve ilam harcının 7.948,00 TL olarak hesaplandığı anlaşılmaktadır.
Usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2 nci maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır.
Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.( HGK'nın 12.07.2006 T., 2006/4-519 E., 2006/527 K., 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı)
Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesince davacı tarafın birinci kök hesap rapruna ek olarak düzenlenen 29.06.2017 tarihli ek hesap raporu ile belirlenen 98.774,00 TL maddi tazminat tutarını 18.07.2017 tarihli celsede kabul ettiği gözden kaçırılarak davacı tarafın maddi zararının 101.255,09 TL olduğunun tespitine karar verilmesi yerinde olmadığı gibi alınması gereken karar ve ilam harcının davalı aleyhine fazla hesaplanması da hatalıdır.
Ne var ki bu yanlışlıkların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1.Bölge Adliye Mahkemesi kararının;
a.Üçüncü sayfasının son paragrafının tamamen silinerek yerine geçmek üzere "Dosyadaki bilgi ve belgeler ile dosyada mevcut olan 29.06.2017 tarihli hesap bilirkişi raporu, dosyada yer alan bilirkişi raporlarına taraflarca sunulan itirazlar, tarafların istinaf sebepleri, davacı vekili tarafından 29.06.2017 tarihli hesap bilirkişi raporuna süresinde itiraz edilmiş ise de takip eden 18.07.2017 tarihli celsede 98.774,00 TL maddi zarar hesaplayan bu ek hesap raporunun kabul edilmiş olması dikkate alındığında her ne kadar Dairemizce alınan 04.03.2021 tarihli bilirkişi hesap raporunda davacının maddi zarar tutarı 101.255,09 TL olarak hesaplanmış ise de açıklanan usuli kazanılmış hak gereğince davacının talep edebileceği maddi tazminat alacağının 98.774,00 TL olduğu sonucuna ulaşılmıştır." ibarelerinin yazılması,
b.Hüküm fıkrasının 2-a bendinin tamamen silinerek yerine geçmek üzere "a)98.774,00 TL maddi tazminat alacağının bulunduğunun tespitine " ibarelerinin yazılması,
c.Hüküm fıkrasının birleşen dava dosyasında alınması gereken karar ve ilam harcına ilişkin 4-1 bendinin tamamen silinerek yerine geçmek üzere "1-Harçlar Kanununa göre alınması gereken 9.905,00 TL harçtan peşin yatırılan 1.957,50TL harcının mahsubu ile bakiye 7.947,50 TL'nin davalıdan alınarak hazineye irad kaydına," ibarelerinin yazılması suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2.Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine,
3.Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!