WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 16 Haziran 2026

YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

10. Hukuk Dairesi         2023/14155 E.  ,  2024/7393 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/881 E., 2023/2279 K
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kırıkkale 2. İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/262 E., 2022/229 K.

Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın taraf vekilleri ile fer'i müdahil Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, fer'i müdahil Kurum ve davalı işveren vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I.DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı işyerinde 06.09.1993 - 31.12.2015 tarihleri arasında ustabaşı olarak bir fiil, aralıksız, tam süreli çalıştığı, bu süreçte işten çıkışının olmadığı, buna rağmen davalı işveren tarafından davacının hizmetlerinin Kuruma kimi zaman hiç bildirilmediği, kimi zaman eksik bildirildiği, davalı işyerindeki diğer çalışanların da hizmetlerinin düzenli olarak Kuruma bildirilmediği, çalışanların işten çıkarılma korkusu nedeniyle bu duruma müdahale edemedikleri, davacının 31.12.2015 tarihinde işten çıkarıldığı, sigorta primlerinin Kuruma eksik ödendiğinin tespit edilmesi amacıyla işbu davanın açılmak zorunda olduğu iddiasıyla davacının davalı işyerinde 06.09.1993 - 31.12.2015 tarihleri arasında hizmetlerini Kuruma hiç bildirilmediği yahut eksik bildirildiği sürelerin belirlenerek, tam süreli çalışmalarının hizmet olarak tespit edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II.CEVAP
1.Fer'i müdahil Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıya ait Kurum kayıtları ve hizmet cetvelinin incelenmesinde, davacının uyuşmazlık konusu dönemde davalı işverenlikten bildirilen işe giriş bildirgelerinin bulunduğu, bu dönemler dışında herhangi bir fiili çalışması olmadığı, bu sebeple tespiti istenen bir hizmeti bulunmadığı, Kurumun işverenler tarafından gönderilen bilgi ve belgelere göre işlem yaptığı, Kurum belgeleri resmi nitelik taşıdığından aksi ispatlanıncaya kadar geçerli olduğu, eksik gösterilen hizmetlere ait ücret tediye bordroları, işyeri puantaj kayıtları ve vergi kayıtları gibi yazılı belgelerle kanıtlanması gerektiği, bu yönde verilmiş emsal Yargıtay içtihatları bulunduğu, dava dilekçesinde yazılı delil niteliğinde belge bulunmadığı, hizmetlere ilişkin bilgilerin işverenler tarafından bildirilmesinin yasal zorunluluk olduğu, Kurumun eksik gönderilen belgelerden sorumlu tutulamayacağı, yasal belgelere dayandırılmayan iddianın reddedilmesi gerektiği, öncelikle çalışıldığı iddia edilen hizmete ilişkin belgelerin işveren tarafından verilip verilmediğinin ya da çalışıldığının Kurumca tespit edilip edilmediğinin, hizmetin geçtiği yıllarda işyerinin faaliyette olup olmadığının, çalışma konusu işin niteliği, devamlılık gösterip göstermediği, başlangıç ve bitiş tarihleri, alınan ücret konusundaki tanık ifadelerinin inandırıcı olup olmadığının araştırılarak, tanık beyanlarının işyeri kapsam, kapasite ve niteliği dikkate alınarak değerlendirilmesi, çalışıldığı iddia edilen işyerindeki görevli personel ile birlikte o işyerine en yakın işyerlerinden o iş yerini bilen ve tanıyan şahısların dinlenmesi ve beyanlarının sağlıklı olup olmadığının denetlenmesi gerektiği savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

2.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; zamanaşımı def’inde bulundukları, davacının birtakım asılsız, mesnetsiz ve hukuk dışı iddialar ile kendini haklı göstermeye çalıştığı, hizmetlerin 5 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra tespit edilemeyeceğine, aralıklı çalışmanın söz konusu olduğu durumlarda hak düşürücü sürenin durmasının, kesilmesinin söz konusu olamayacağına yönelik emsal Yargıtay kararları bulunduğu, davacının davalı işyerinde Kuruma bildirilen süreler kadar çalıştığı, hizmetlerinin eksik bildirilmesi iddiasının hayal ürünü olduğu, Kuruma bildirilen süreler dışında çalışmadığı, davalı işyerinin bir başka çalışanı tarafından Kırıkkale 2. İş Mahkemesinde açılan 2012/726 E., 2013/464 sayılı davada verilen kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 21. Hukuk Dairesi tarafından bozulduğu, Yargıtay bozma ilamında, davalı işveren tarafından bildirime uygun şekilde ücret bordrolarının ibraz edildiği, bu bordroların imzalı olduğunun görüldüğü, davacı tarafça imzalı bordroların aksinin yazılı delille kanıtlanamadığı, bu nedenle ücret bordrosunda gösterilenden daha fazla çalışıldığının kanıtlanamadığının belirtildiği, yine benzer nitelikte bir başka davanın da davalı lehine sonuçlandığı, davacının çalışmalarının davalı işveren tarafından Kuruma bildirildiği kadar olduğu, bunun dışında hiçbir çalışmasını bulunmadığı, imzalı bordroların savunmaya karine oluşturduğu savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III.İLK DERECE MAHKEME KARARI
İlk Derece Mahkemesi tarafından yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının ... sicil no.lu ... Konfeksiyon San. Tic. Ltd. Şti. unvanlı davalı işyerinde 06.09.1993 - 31.12.2015 tarihleri arasında "d" şıkkında belirtilen süreler dışında hizmet akdiyle tam zamanlı ve kesintisiz bir şekilde ilgili dönemlerde geçerli asgari prime esas kazançla çalıştığının belirlendiği, işyeri tescil belgelerinden davacı adına 01.11.1997 - 15.10.1999 tarihleri arasında Kuruma bildirilen hizmetlerin davalı şirkete ait 15481 sicil no.lu başka bir işyeri üzerindeki çalışmalarından kaynaklandığının anlaşıldığı, uyuşmazlık konusu dönem süresince hizmetlerinin blok halinde kesintisiz devam ettiğinin belirlendiği, dosyaya beyanları kazandırılan tanıkların çalışma sürelerinin bir bütün halinde değerlendirilmesinden uyuşmazlık konusu dönemin tamamına teşmil edecek şekilde bordrolu çalışan oldukları ve bozma kararında imzalı kısmi süreli iş sözleşmelerinin ve puantaj kayıtlarının gerçeği yansıtmadığı gerekçesiyle davacının davasının kısmen kabulü ile davacının ... sicil nolu ... Konfeksiyon San. Tic. Ltd. Şti. Ünvanlı davalı işyerinde 06.09.1993 - 31.12.2015 tarihleri arasındaki çalışmalarının tespitine yönelik davasında,

1.1993 yılının Eylül ayında 10 prim/gün, Ekim ayında 15 prim/gün, Kasım ayında 15 prim/gün, Aralık ayında 15 prim/gün

2.1994 yılının Ocak ayında 15 prim/gün, Şubat ayında 15 prim/gün , Mart ayında 15 prim/gün, Nisan ayında 15 prim/gün, Mayıs ayında 15 prim/gün, Haziran ayında 15 prim/gün, Temmuz ayında 15 prim/gün, Ağustos ayında 15 prim/gün, Eylül ayında 15 prim/gün, Ekim ayında 15 prim/gün, Kasım ayında 15 prim/gün, Aralık ayında 15 prim/gün

3.1995 yılının Ocak ayında 30 prim/gün, Şubat ayında 30 prim/gün, Mart ayında 30 prim/gün, Nisan ayında 30 prim/gün, Mayıs ayında 30 prim/gün , Haziran ayında 30 prim/gün, Temmuz ayında 30 prim/gün, Ağustos ayında 30 prim/gün, Eylül ayında 30 prim/gün, Ekim ayında 30 prim/gün, Kasım ayında 30 prim/gün, Aralık ayında 30 prim/gün

4.1996 yılının Ocak ayında 15 prim/gün, Şubat ayında 15 prim/gün , Nisan ayında 15 prim/gün, Mayıs ayında 15 prim/gün, Haziran ayında 15 prim/gün, Temmuz ayında 15 prim/gün, Ağustos ayında 15 prim/gün, Eylül ayında 15 prim/gün, Ekim ayında 15 prim/gün, Kasım ayında 15 prim/gün, Aralık ayında 15 prim/gün

5.1997 yılının Ocak ayında 15 prim/gün, Şubat ayında 15 prim/gün , Mart ayında 15 prim/gün, Nisan ayında 15 prim/gün, Mayıs ayında 15 prim/gün , Haziran ayında 15 prim/gün, Temmuz ayında 15 prim/gün, Ağustos ayında 15 prim/gün, Eylül ayında 30 prim/gün, Ekim ayında 30 prim/gün, Kasım ayında 15 prim/gün, Aralık ayında 15 prim/gün

6.1998 yılının Ocak ayında 15 prim/gün, Şubat ayında 15 prim/gün , Mart ayında 15 prim/gün, Nisan ayında 15 prim/gün, Mayıs ayında 15 prim/gün , Haziran ayında 15 prim/gün, Temmuz ayında 15 prim/gün, Ağustos ayında 15 prim/gün, Eylül ayında 15 prim/gün, Ekim ayında 15 prim/gün, Kasım ayında 15 prim/gün, Aralık ayında 15 prim/gün

7.1999 yılının Ocak ayında 15 prim/gün, Şubat ayında 15 prim/gün , Mart ayında 25 prim/gün, Nisan ayında 25 prim/gün, Mayıs ayında 15 prim/gün , Haziran ayında 15 prim/gün, Temmuz ayında 15 prim/gün, Ağustos ayında 20 prim/gün, Eylül ayında 30 prim/gün, Ekim ayında 15 prim/gün, Kasım ayında 15 prim/gün, Aralık ayında 15 prim/gün

8.2000 yılının Ocak ayında 15 prim/gün, Şubat ayında 15 prim/gün, Mart ayında 15 prim/gün, Nisan ayında 20 prim/gün, Eylül ayında 20 prim/gün, Ekim ayında 20 prim/gün, Kasım ayında 27 prim/gün, Aralık ayında 30 prim/gün

9.2001 yılının Ocak ayında 30 prim/gün, Şubat ayında 30 prim/gün , Mart ayında 30 prim/gün, Nisan ayında 17 prim/gün

10.2002 yılının Nisan ayında 5 prim/gün,
11.2003 yılının Ocak ayında 10 prim/gün,
12.2004 yılının Aralık ayında 5 prim/gün
13.2005 yılının Ocak ayında 5 prim/gün, Nisan ayında 15 prim/gün, Mayıs ayında 15 prim/gün ,
14.2006 yılının Ocak ayında 7 prim/gün,
15.2007 yılının Aralık ayında 5 prim/gün,
16.2008 yılının Temmuz ayında 10 prim/gün , Ağustos ayında 5 prim/gün ,
17.2010 yılının Haziran ayında 5 prim/gün,
18.2011 yılının Mart ayında 5 prim/gün süreyle ilgili dönemlerde geçerli asgari prime esas kazanç üzerinden hizmet akdiyle çalıştığının tespitine, davacının ... sicil nolu ... Konfeksiyon San. Tic. Ltd. Şti. Ünvanlı davalı işyerinde 06.09.1993 - 31.12.2015 tarihleri arasındaki çalışmalarının tespitine yönelik davasında, davacının 2009 yılı Ocak dönemi ile 2010 yılı Temmuz döneminde 11 gün davalı işyerinde çalışmadığının tespiti ile bu döneme yönelik Hizmet tespiti talebinin reddine karar verilmiştir.

IV.İSTİNAF
A.İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde fer'i müdahil Kurum vekili ile taraf vekilleri istinaf yoluna başvurmuşlardır.

B.İstinaf Sebepleri:
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; tanık beyanlarıyla ispat edildiği halde bir kısım süreler yönünden red kararı verildiği, bilirkişi raporlarının birbiriyle çeliştiği iddiasıyla İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın kabulüe karar verilmesini talep etmiştir.

2. Fer'i müdahil Kurum vekili istinaf dilekçesinde özetle; hak düşürücü sürenin geçtiği, raporlar arasında çelişki bulunduğu, iki ayrı sicil numaralı işyerleri arasında organik bağın araştırılması gerektiği, davanın ispat edilemediği iddiasıyla İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın reddine karar verilmesinin talep etmiştir.

3.Davalı şirket vekili istinaf dilekçesinde özetle; yazılı delillerin varlığı karşısında tanık beyanlarına itibar edilemeyeceği, tanıklarla husumetlerinin bulunduğu, davanın ispat edilemediği iddiasıyla İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

C.Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemece dinlenen bordro tanıklarının kesintisiz çalışmayı doğrular beyanları ve davacının yaptığı iş nazara alındığında davacının çalışmalarının kesintisiz olduğunun kanıtlanmış bulunduğu, her ne kadar imzalı belgeler bulunmakta ise de, bunların baskı altında imzalandığına dair mahkeme kanaati yerinde olup, kararın vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde fer'i müdahil Kurum vekili ile davalı işveren vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır.

B. Temyiz Sebepleri
Fer'i müdahil Kurum vekili ile davalı işveren vekili istinaf sebepleri doğrultusunda temyiz isteminde bulunmuşlardır.

C.Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davacının davalı nezdinde hizmet akdine dayalı olarak 06.09.1993 - 31.12.2015 tarihleri arasındaki tam ve kesintisiz çalıştığının tespiti davasıdır.

2.İlgili Hukuk
1. Anayasa'nın 60 ıncı maddesi şöyledir:
"Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. / Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar."

2. 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 31.05.2006 tarih ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun Geçici 7 nci maddesinin 1 inci fıkrası uyarınca, anılan Kanunun yürürlük tarihine kadar 506, 1479, 2925, 2926, 5434 sayılı Kanunlar ile 506 sayılı Kanun'un Geçici 20 nci maddesine göre oluşturulan sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet sürelerinin tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirileceği ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi kuralı karşısında, davanın yasal dayanağı davaya konu sürenin bir kısmı itibariyle 506 sayılı Kanun'un mülga 2, 6 ve 79 uncu maddeleridir.

3. 506 sayılı Kanun'un mülga 2 nci maddesinin 1 inci fıkrası şöyledir:

"Bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar bu kanuna göre sigortalı sayılırlar."

4. 506 sayılı Kanun'un mülga 6 ncı maddesi şöyledir:

"Çalıştırılanlar, işe alınmalariyle kendiliğinden 'Sigortalı' olurlar. /Sigortalılar ile bunların işverenleri hakkında sigorta hak ve yükümleri sigortalının işe alındığı tarihten başlar. /Bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez. /Sözleşmelere, sosyal sigorta yardım ve yükümlerini azaltmak veya başkasına devretmek yolunda hükümler konulamaz.."

5. 506 sayılı Kanun'un mülga 79 uncu maddesinin ilgili fıkrası şöyledir:

"...Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 (10 yıl 01.06.1994 tarih ve 3995 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesi ile 5 yıl olarak değiştirilmiştir) yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır..."

6. 31.05.2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlı Sigortası Kanunu'nun 4 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

"(1) Bu Kanun'un kısa ve uzun vadeli sigorta kolları uygulaması bakımından;

a) Hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar... sigortalı sayılırlar."

7. 5510 sayılı Kanun'un 7 inci maddesinin 1 inci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Sigorta hak ve yükümlülükleri 4 üncü maddenin birinci fıkrasının;

a) (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar için çalışmaya, meslekî ve teknik eğitime, meslekî ve teknik ortaöğretim sırasında tamamlayıcı eğitim ya da alan eğitimine, staja veya bursiyer olarak göreve başladıkları tarihten... itibaren başlar."

8. 5510 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesinin 1 inci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Kısa ve uzun vadeli sigorta kolları bakımından sigortalılık;

a) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamındaki sigortalıların, hizmet akdinin sona erdiği tarihten... itibaren sona erer.
"

9. 5510 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin ilgili 9 uncu fıkrası şöyledir:

"Aylık prim ve hizmet belgesi (veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi) işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır."

10.11.01.2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) ilgili 37 ve 38 inci maddeleri şöyledir:
"Madde 37- Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir.

Korkutan bir üçüncü kişi olup da diğer taraf korkutmayı bilmiyorsa veya bilecek durumda değilse, sözleşmeyle bağlı kalmak istemeyen korkutulan, hakkaniyet gerektiriyorsa, diğer tarafa tazminat ödemekle yükümlüdür.

Madde 38- Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise, korkutma gerçekleşmiş sayılır.

Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması hâlinde, korkutmanın varlığı kabul edilir.
"

3. Değerlendirme
1.506 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık niteliği, anılan Kanunun 2 nci maddesine göre hizmet akdinin kurulması ve 6 ncı maddesi gereğince çalışmaya başlanması ile edinilir. 5510 sayılı Kanun kapsamında sigortalılık niteliği ise, anılan Kanunun 4 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının (a) bendine göre hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılmakla ve 7 nci maddesinin 1 inci fıkrasının (a) bendi uyarınca çalışmaya başladıkları tarihten ibaren edinilir. Söz konusu sigortalılık niteliği anılan Kanun'un 9 uncu maddesinin 1 inci fıkrasının (a) bendi uyarınca hizmet akdinin sonlandığı tarihte sona erer.

2. Anayasa'nın 60 ıncı maddesinde yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır.

3.Öte yandan bir sözleşme yapılırken taraflardan birinin işlem iradesinin oluşum veya beyanı aşamasında ortaya çıkan sakatlıklara irade bozukluğu denir. İrade bozukluğu hâlleri 6098 sayılı Kanun'da yanılma, aldatma ve korkutma olarak düzenlenmiştir. Korkutmada kişi geçerli bir sözleşme yapıyormuş gibi beyanda bulunmuş ise de bu beyan oluşumu aşamasında sakatlanan iradeyle uyumlu değildir. Zira kişi tehdit altında, olmayan bir irade varmış gibi beyanda bulunmuştur. Bu yönüyle korkutmada yanılma ve aldatmadan farklı olarak kişi, sözleşme iradesine sahip olmadığı hâlde böyle bir irade varmışçasına beyanda bulunmaktadır (Ahmet M. Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara, Yirmi Dördüncü Bası, 2020, s. 279). Bir başka ifadeyle, normal şartlar altında sözleşme yapmayacak olan taraf, korkutma sonucu irade beyanında bulunmaya, sözleşmeyi yapmaya mecbur kalır. Örneğin bir kimsenin evini satmaması veya kefil olmaması hâlinde kendisine ya da yakınlarına zarar verileceğinin yahut evinin yakılacağının bildirilmesi korkutmayı oluşturur (Eren, s. 452).

4. 6098 sayılı Kanun'un 37 nci maddesine göre korkutma, karşı tarafın korkutması ve üçüncü kişinin korkutması olmak üzere ikiye ayrılır. Her iki hâlde de korkutma iptal sebebidir. Bu bakımdan aldatmanın aksine karşı tarafın korkutması ile üçüncü kişinin korkutması arasında bir fark yoktur. Korkutmanın şartları ise 6098 sayılı Kanun'un 38 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilmiş olup, korkutmanın varlığının kabulü için birinci şart bir korkutma eyleminin bulunmasıdır. Korkutma, bir kimsenin kişilik veya malvarlığına zarar veren ya da zarar verme tehlikesi bulunan hukuka aykırı bir eylemdir. Korkutma eylemi kişinin hayat, sağlık, vücut bütünlüğü, ..., namus gibi kişilik değerlerine yönelebileceği gibi malvarlığı değerlerine de yönelmiş olabilir. Hemen belirtmek gerekir ki, korkutmaya maruz olan hukuki değerler anılan hükümde örnek olarak sayılmış olup sayılanlar dışında özgürlükler, özel yaşam gibi değerler de bu kapsamdadır. İkinci şart, korkutmanın sözleşmenin diğer tarafına ya da yakınlarına yönelik olmasıdır. Yakın kavramı aile kavramından daha geniş olup önemli olan korkutma eylemine maruz kalan kişi ile olan yakınlık ilişkisidir. Buna göre korkutma eyleminin yakın bir arkadaşa yönelmesi de bu kapsamda değerlendirilebilir.

5. Korkutmanın gerçekleşebilmesi için üçüncü şart korkutmanın ağır ve yakın bir zarar tehlikesi oluşturmasıdır. Doğan zarar tehlikesinin ağırlığından amaç ciddiyetidir. Korkutma ağır bir tehlike oluşturmasına rağmen yakın bir tarihte gerçekleşecek bir zarara ya da zarar tehlikesine yol açacak nitelikte değilse sözleşmenin geçersizliğinden bahsedilmeyecektir. Tehlikenin ciddiliği ise korkutulanın subjektif durumuna göre değerlendirilmelidir. Buna göre korkutulanın yaşı, yaşam tarzı, cinsiyeti, kültür düzeyi gibi hususlar göz önünde bulundurulmalıdır. Korkutulanın subjektif durum ve tepkilerinin esas alınması dürüstlük kuralının korkutulanı, korkutandan daha çok korunmaya layık görmesi fikrine dayanır. Ayrıca 6098 sayılı Kanun'un 38 inci maddesinin birinci fıkrasında korkutulanın, içinde bulunduğu durum bakımından kendisine veya yakınlarından birine karşı ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise korkutma eyleminin gerçekleşmiş sayılacağı ifadesi de bu görüşü doğrulamaktadır. Yine korkutmada kullanılan aracın değerlendirilmesi yönünden de korkutulanın subjektif durumu esas alınmalı, kullanılan aracın objektif olarak böyle bir sonucu doğurmaya elverişli olup olmadığı üzerinde durulmalıdır (Eren, s. 454, 455).

6. Diğer bir şart ise korkutmanın hukuka aykırı olmasıdır. Buna göre karşı tarafa yöneltilen korkutma eyleminin konusunu teşkil eden tehlike niteliği itibarıyla hukuk düzeninin izin vermediği bir kötülük ise hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmiş olur. Buna karşılık kanuni bir yetkinin kullanılacağı veya bir hakkın isteneceği iddiasıyla yapılan sözleşme korkutma ile yapılmış sayılmaz. Nitekim 6098 sayılı Kanun'un 38 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre "Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış..." olmaması hâlinde korkutmanın varlığı kabul edilmez. Son olarak 6098 sayılı Kanun'un 37 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa" ifadesiyle sözleşmenin yapılmasının korkutmanın sonucu olması koşuluyla sözleşme ile bağlı olunmayacağı belirtilmiştir. Bir başka ifadeyle korkutma eylemi ile sözleşmenin yapılması arasında sebep sonuç (illiyet) bağının bulunması gerekmektedir. Buna göre korkutma eylemi olmasaydı, korkutulan söz konusu sözleşmeyi ya hiç yapmayacak ya da bu içerikte bir sözleşme yapmayacak idiyse korkutma ile sözleşmenin kurulması arasında illiyet bağı kurulmuş olur.

7.Korkutmayı ispat yükü, korkutulan tarafa aittir. Yanılma, aldatma ve korkutma senede bağlanması mümkün olmadığından senetle ispat edilmesinde maddi imkânsızlık vardır. Bu nedenle hukuki işlemlerdeki irade bozukluğu iddiaları, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 203/1-ç maddesinde senede karşı senetle ispat zorunluluğunun istisnaları arasında sayılmıştır. Sözleşme resmî senetle yapılmış olsa dahi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 7 nci maddesi “Resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça, her hangi bir şekle bağlı değildir” hükmünü taşıdığından korkutma olgusunun tanık dâhil her türlü delille ispatı mümkündür.

8. Somut olayda davacının, davalı işverene ait iş yerinden 06.09.1993 - 31.12.2015 tarihleri arasında "6" kısmi istihdam ve "2" ücretsiz izin koduyla 5510 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının (a) bendi kapsamında kısmi sigortalı bildirimleri bulunmaktadır. Davacı davalıya ait iş yerindeki çalışmasının 06.09.1993 - 31.12.2015 tarihleri arasında tam ve kesintisiz devam ettiğini iddia ederek eksik sürelerin tespitine karar verilmesini dava etmiştir.

9. İlk Derece Mahkemesi tarafından "...tanık beyanlarına itibar edilerek davacının işveren tarafından düzenlenen belgeleri baskı altına imzaladığı..." gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Ne var ki; davacı eksik bildirimlere esas belgelerdeki imzaların kendisine ait olduğunu kabul etmiş olup davacının duruşmalardaki beyanlarında ve hükme esas tanık beyanlarında davalı işveren şirket temsilcilerinden kaynaklanan ve davacının iradesini etkileyen korkutma amaçlı ve korkutmaya elverişli davacı ya da yakınlarına yönelik, hukuka aykırı somut bir eylem iddia ve ispat edilmemiştir. Davacının davalı işverenden kaynaklanan bir eylem olmaksızın işten çıkartılma korkusuyla belgeleri imzalaması 6098 sayılı Kanun'un 37 ve 38 inci maddeleri kapsamında korkutma olarak kabul edilemez. Dolayısıyla aksi davacı tarafından ispat edilemeyen eksik bildirimine esas belgelerin, ait oldukları dönemler yönünden davacının kısmi süreli çalıştığını gösterdiği kabul edilmelidir. Mahkemece söz konusu belgelerin bulunduğu dönemler yönünden davanın reddi ile belge bulunmayan tarihler varsa tanık beyanlarının esas alınabileceği nazara alınarak karar verilmelidir. Öte yandan beyanı hükme esas alınan tanıkların da çalışmaları kısmi süreli bildirilmiş ve anılan tanıklar da benzer nitelikte dava açmış olduğundan pek çok sigortalının bulunduğu iş yerinde davacının çalışmalarının niteliğini bilebilecek durumda olan tarafsız nitelikte çalışanlar yöntemince saptanarak tanık sıfatıyla dinlenmelidir. Böylece davacının, kabule konu dönemde fiili çalışma olgusu hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.

10. Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme neticesinde yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

01.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.