10. Hukuk Dairesi 2023/13760 E. , 2024/3344 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1123 E., 2023/1410 K.
KARAR : Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Artvin Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2021/377 E., 2023/222 K.
Taraflar arasındaki Kurum işleminin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 24.05.2005 tarihinde boşandığını, 2003 yılı Haziran ayında vefat eden babası Dursun Keskin'den dolayı 2005 yılı Eylül ayında kendisine ölüm aylığı bağlandığını, ölüm aylığını 2011 yılı Haziran ayına kadar kesintisiz alabildiğini, ancak bu tarihten sonra haksız ve mesnetsiz bir ihbar sonucu maaşının kesildiğini, müvekkilinin eski eşi ile boşandığı tarihten itibaren bir araya hiç gelmediğini, boşandığı eşi ile fiziken bir arada olmadığını, bu durumun her türlü ispat edilebilir durumda olduğunu, öncelikle müvekkili tarafından Artvin Asliye Hukuk Mahkemesi 2011/363 E. sayılı dosya ile ölüm aylığının kesilmesi ve ödenen ölüm aylıklarının iadesi yönündeki işlemin iptali için açılan davanın reddedilerek 26.09.2013 tarihinde kesinleştiğini, davalı Kurum tarafından müvekkil hakkında Şavşat Cumhuriyet Başsavcılığı'na 2011/387 soruşturma numaralı dosya ile dolandırıcılık iddiasıyla suç duyurusunda bulunulduğunu, soruşturma neticesinde tarafların birlikte yaşamadıkları tespitle ve davalı Kurumun soyut iddiaları dışında somut delil olmadığı dikkate alınarak Kovuşturmaya Yer Olmadığı kararı verildiğini, akabinde yine müvekkili tarafından Artvin Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/499 E. sayılı dosyası ile dava açılmış ve müvekkilin Ankara'ya taşındığı tarih olan 19.09.2011 tarihinden itibaren aylığın tekrar bağlanmasına ve birikmiş olanların faizi ile ödenmesine bu kabul edilemez ise dava tarihi itibariyle araştırma yapılarak müvekkilin eski eşi ile birlikteliğinin olup olmadığının tespiti ile ölüm aylığının bağlanmasına karar verilmesi için başvuru yapıldığını, Mahkemece davanın kabul edildiğini, ancak Yargıtay (kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 2016/9292 E. ve 2017/6622 K. sayılı kararı ile önceki davanın kesinleştiği tarihten itibaren ayrı yaşadığı ispatlanamadığından dosyanın bozulduğu, 2017/589 E. numaralı dosya ile bozmaya uyularak davanın reddedildiğini, Yargıtay (kapatılan) 21. Hukuk Dairesi 2018/2298 E. ve 2018/6813 sayılı kararı ile bahse konu karar onanarak 27.09.2018 tarihinde kesinleştiğini, müvekkil eşinden ayrı yaşadığı halde bahse konu kararlar nedeniyle yıllardır mağdur durumda olduğunu, bu mağduriyetin giderilmesi amacıyla iş bu davayı açma zorunluluğu hasıl olduğunu, müvekkilinin 2011 yılı Eylül ayında Ankara'ya taşındığını, burada 2 sene kaldıktan sonra ablasına daha fazla yük olmamak adına Şavşat'a geri döndüğünü, Şavşat'ta yaşayan kardeşleri ... ve ...'in yanında kızı ile birlikte yaşamakta olduğunu, herhangi bir gelirinin olmadığını, kızının üniversite eğitimi gördüğünü, müvekkil kardeşlerinin yardımı ile geçimini sürdürdüğünü, boşandığından itibaren eski eşiyle ayrı yaşadığı halde herkese tanınan haktan faydalanamadığını, bu nedenlerle davanın kabulü ile davalı Kurum tarafından icra edilen sataşmanın önlenmesini, müvekkilinin eski eşi olan 3 üncü kişi ile fiili hiçbir birlikteliğinin bulunmadığının tespiti ile en son kesinleşen dava tarihi olan 27.09.2018 tarihi itibariyle müvekkilinin babasından kalan ölüm aylığının bağlanmasını, biriken aylıkların faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; davanın dava şartı yokluğundan reddi gerektiğini, dava yasada öngörülen süre içerisinde açılmadığından zamanaşımı ve hak düşürücü süreler yönünden davanın reddi gerektiğini, aksi kanaat olursa Artvin Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün 02.06.2011 tarih M.E.2011/163 sayılı raporuna istinaden davacının boşandığı eşiyle birlikte yaşadıklarının tespiti üzerine müvekkil Kurum Genel Müdürlüğünce 23.06.2011 tarihli ve 235122 sayılı işlemi ile davacı ...'in aylıklarının 01.11.2008 tarihinden itibaren kesildiğini, davacı tarafından Artvin Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/363 Esas sayılı dosyası ile ölüm aylığının kesilmesi ve 01.11.2008-31.08.2011 tarihleri arasın ödenen aylıkların iadesi yönündeki işlemin iptali için açılan davanın reddine karar verilerek Yargıtay onama kararı ile kesinleştiğini, davacı tarafından aynı Mahkemenin 2015/499 Esas sayılı dosyası ile bu sefer Ankara'ya taşındığı 19.09.2011 tarihi itibariyle ölüm aylığının yeniden bağlanılmasına ve birikmiş aylıklarının faizi ile ödenmesine bu mümkün olmaz ise dava tarihi itibari ile davacının eski eşi ile birlikte yaşamadığının tespiti ile ölüm aylığının bağlanmasını talep etmiş olduğu davada da ayrı yaşama olgusunun ispat edilemediği için davasının reddedilerek Yargıtay onama kararı sonucu kesinleştiğini, davacı tarafından eldeki dava ile en son açılan davanın kesinleşme tarihi olan 27.09.2018 tarihi itibari ile ölüm aylığının bağlanmasının talep edildiğini, davacıya babasından bağlanan ölüm aylığının kesilmesine yönelik SGK işleminin iptali için davacı tarafından açılan davanın reddine dair kesinleşmiş Mahkeme hükmü mevcut iken eldeki davanın açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, davanın 'Kesin Hüküm' nedeniyle reddi gerektiğini beyanla davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne, 27.09.2018 tarihi itibariyle davacıya ölüm aylığının yeniden bağlanmasına, davalı Kurumun davacıya karşı yapmış olduğu sataşmanın bu şekilde önlenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı Kurum vekili istinaf dilekçesinde; davacıya babasından bağlanan ölüm aylığının kesilmesine yönelik Kurum işleminin iptali için davacı tarafından açılan davanın reddine dair kesinleşmiş mahkeme hükmü mevcut iken eldeki davanın açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, davanın kesin hüküm nedeniyle reddedilmesi gerektiğini, davanın esasına geçilmesi halinde dahi dosya kapsamında dinlenen tanıkların 27.09.2018 tarihi ve sonrasına dair bilgilerinin olmadığını belirttiklerini, davacının eski eşinden ayrı yaşadığı tereddüte mahal vermeyecek şekilde ispat edilemediğini ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Yerel Mahkemenin kararının, "kesinleşen Mahkeme kararları bir arada değerlendirildiğinde talep gözönüne alındığında kesin hükümden söz etmek mümkün değil ise de ayrı yaşama durumunun ispat külfetinin davacıya geçtiğini, davacının önceki Mahkeme kararının kesinleşme tarihinden sonra ayrı yaşadığını ispatlamak zorunda olduğunu, ancak davacı sunduğu delillerle, dinlenen tanık anlatımları ile ayrı yaşama olgusunu ispatlayamadığı" gerekçesi ile HMK'nın 353/1-b-2 nci maddesi gereğince ortadan kaldırılmasına, esas hakkında yeniden karar verilmesine davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; her ne kadar davacı 25.05.2005 tarihinden itibaren vefat eden babasından dolayı aylık almaya hak kazanmışsa da, ikame edilen dava neticesinde kesinleşme tarihi baz alınarak son kesinleşme tarihi olan 27.09.2018 tarihinden itibaren davacıya aylık bağlanması gerektiğinin tespiti amacıyla yeni bir dava ikame edildiğini, Mahkemece yapılan geniş çaplı araştırmalar sonucu davanın kabulüne karar verilmesinin yerinde olduğunu, davacının boşandığı eşi ile ayrı yaşadığının, dosyada yer alan bütün bilgi ve belgeler ile dinlenen tanıkların beyanlarına göre ispat edildiğini, davacının aleyhine delil olabilecek hiçbir belge ve beyan olmadığını, buna karşılık Bölge Adliye Mahkemesince bütün bu somut delillerin yok sayılıp vermiş olduğu davanın reddi kararının hatalı olduğunu beyanla eksik incelemeye dayalı kararın bozulmasını istemiştir.
C.Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, boşandığı eşiyle birlikte yaşamadığını belirterek yetim aylığının kesilmesine ilişkin olarak tesis edilen işlemin iptali ile yeniden yetim aylığı bağlanması istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
Davanın, yasal dayanağı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 34, 35, 56, 59 uncu maddesinin ikinci fıkrasıdır. Fıkrada “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar, 96 ncı madde hükümlerine göre geri alınır.” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan madde 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
5510 sayılı Kanun'un 56 ncı maddesinin ikinci fıkrası, daha önceki sosyal güvenlik kanunlarında yer almayan, boşanılan eşle fiilen (eylemli olarak) birlikte yaşama olgusu, gelir-aylık kesme nedeni olarak düzenlendiği gibi, eylemli olarak birlikte yaşama, aynı zamanda gelir-aylık bağlama engeli olarak da benimsenmiştir. Burada, eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun/durumunun tanımlanması, hukuki sınır ve çerçevesinin çizilip ortaya konulması önem arz etmektedir. Taraflar arasında hangi hukuki sebep ve maddi vakıaya dayanmış olursa olsun sona ermiş evlilik birliğinin hak ve yükümlülüklerinin sürdürüldüğü beraberlikler veya kesinleşmiş yargı kararına bağlı olarak gerçekleşmiş boşanmanın var olan-olası sonuçlarını ortadan kaldırıcı/giderici nitelikteki birliktelikler madde kapsamında değerlendirilmeli, ortak çocuk-çocuklar yönünden, boşanma kararına bağlanan veya bağlanmayan kişisel ilişkilerin yürütülmesini sağlamaya yönelik olarak, eşlerin belirli aralıklarda ve günlerde zorunlu şekilde bir araya gelmeleri durumunda ise kanun koyucunun bu türden ilişkinin varlığının gelir-aylık bağlanmaması veya kesilmesi nedeni olarak öngörmediği kabul edilmeli, boşanılan eşle kurulan-yürütülen ilişkinin, eylemli olarak birlikte yaşama kavramı kapsamında yer alıp almadığı dikkatlice irdelenerek saptama yapılmalıdır.
Anılan 56 ncı maddede, oldukça yalın olarak “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen” ibareleri yer almakta olup, kanun koyucu tarafından örneğin; “Sosyal Güvenlik Kanunları kapsamında ölüm aylığına hak kazanmak amacıyla eşinden boşanan”, “hak sahibi sıfatını haksız yere elde etme amacıyla eşinden boşanan”, “gerçek boşanma iradesi söz konusu olmaksızın (muvazaalı olarak) eşinden boşanan” veya bunlara benzer ifadelere yer verilmemiş, sade olarak kaleme alınan metinle uygulama alanı genişletilmiştir. Maddede boşanma amacına-saikine yönelik herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğinden, gerek Kurumca, gerekse yargı organlarınca uygulama yapılırken; eşlerin boşanma iradelerinin gerçekliğinin-samimiliğinin araştırılıp ortaya konulması söz konusu olmamalı, boşanmanın muvazaalı olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma-irdeleme ve boşanma yönündeki kesinleşmiş yargı kararının geçerliliğinin sorgulaması yapılmamalı, özellikle, kesinleşmiş yargı organının verdiği karara dayanan “boşanma” hukuki durum ve sonucunun eşlerin gerçek iradelerine dayanıp dayanmadığının araştırılmasının bir başka organın yetki ve görevi içerisinde yer almadığı, kaldı ki, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda “anlaşmalı boşanma” adı altında hukuki bir düzenlemenin de bulunduğu dikkate alınmalıdır. Şu durumda sonuç olarak vurgulanmalıdır ki, boşanma tarihi itibarıyla gerçek-samimi boşanma iradelerine sahip olan (evlilik birliği temelinden sarsılan) veya olmayan tüm eşlerin, maddenin yürürlük tarihi olan 01.10.2008 tarihinden itibaren her ne sebeple olursa olsun eylemli olarak birlikte yaşadıklarının saptanması durumunda gelirin-aylığın kesilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Gelirin-aylığın kesilme tarihi ile Kurumun geri alım (istirdat) hakkının kapsamına ilişkin olarak; eylemli birlikte yaşama olgusunun gerçekleşme-başlama tarihi esas alınarak bu tarih itibarıyla gelir-aylık kesme veya iptal işlemi tesis edilip ilgiliye, anılan tarihten itibaren yapılan ödemeler yasal dayanaktan yoksun-yersiz kabul edilmeli, ancak, söz konusu madde 01.10.2008 günü yürürlüğe girdiğinden, eylemli birliktelik daha önce başlamış olsa dahi maddenin yürürlük günü öncesine gidilmemeli, başka bir anlatımla 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin borç tahakkuku söz konusu olmamalı, böylelikle açıklığa kavuşturulacak yersiz ödeme dönemine ilişkin olarak 5510 sayılı Kanun'un 96 ncı maddesine göre uygulama yapılmalıdır. İnceleme konusu 56 ncı maddede, “eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle” ibareleri yer aldığından, birden fazla evlilik ve doğal olarak birden fazla boşanmanın gerçekleşmiş olması durumunda, boşanılan herhangi bir eşle eylemli olarak birlikte yaşama durumunda madde hükmünün uygulanacağı gözetilmelidir.
5510 sayılı Kanun'un 34/63 üncü maddesi “Yaşları ne olursa olsun evli olmayan, evli olmakla beraber sonradan boşanan veya dul kalan kızların her birine % 25’i oranında aylık bağlanacağı” düzenlenmiştir.
Hak sahiplerin aylıklarının başlangıcı, kesilmesi ve yeniden bağlanmasını düzenleyen 35 inci madde “Hak sahiplerine bağlanan aylılar 34 üncü maddede belirtilen şartların ortadan kalktığı tarihi takip eden ödeme dönemi başından itibaren kesilir” Aylığın kesilmesine yol açan sebebin ortadan kalkması halinde 34 üncü maddede belirtilen şartlar saklı kalmak kaydıyla müracaat tarihini takip eden ay başından itibaren yeniden aylık bağlanır” düzenlemesi yer almıştır.
5510 sayılı Kanun'un 56 ncı maddede “Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar 96 ncı madde hükümlerine göre geri alınır” hükmü istisnai bir hükümdür. 34’üncü madde hakkın kötüye kullanılmasını önlemek amacıyla kanun sistematiğine sonradan eklenmiş tartışmalara karşı olan kesme nedenidir. Aylık bağlanma işleminden sonra Kurum denetim elemanları aracılığı ile yapılan denetim sonucunda boşandığı eşi ile birlikte yaşadığı tespit edilen eşin aylığı kesilmektedir. Bu birliktelik fiili bir durum olup boşanan kadının aylığını tamamen ortadan kaldıran bir neden değildir. Fiili birlikteliğinin sona ermesinden sonra aylık derhal bağlanacaktır. Aylık bağlanma koşullarında boşanma kararı hukuki geçerliliğini devam ettirdiğinden davacının ilk defa aylık bağlanma işlemlerinden farklı bir işlem yapılmasına gerek yoktur.
Belirtmek gerekir ki, fiili birlikteliği belirleyen, maddi olguya dayalı mahkeme kararı bir tespit kararı niteliğinde olup, sadece kendi dönemi için dikkate alınır ve kesin delil niteliğini taşır. Karara konu dönemden sonra gerçekleşecek fiili durumları kapsamaz.
Kurumun belirli bir dönem için yargı kararı ile fiili birlikteliğin tespitinden sonra, boşanan eşin daha sonra fiili birlikteliğin olmadığını belirterek başvurması üzerine, önceki yargı kararına dayanarak aylık bağlamama işlemi idari nitelikte bir işlemidir. Temel hak ve özgürlükleri sınırlayan, onlara müdahale niteliği taşıyan işlemlerde ve verilmiş bir hakkı, izni veya yetkiyi geri alan işlemlerde bu işlemlerin başvuranlar yönünden ağır sonuçlar doğuracağı hususu dikkate alındığında, Kurumun 5510 sayılı mevzuat hükümlerine uyarak işleminde yasal mevzuat içinde kalarak gerekçe yükümlülüğüne uyması gerekmektedir. Zira Kurum, davacı hak sahibi kadının aylık bağlama talebi üzerine bağlamama işlemini, gerçek ve hukuka uygun sebep ya da sebeplere dayandırmak zorundadır. Kurumun dayandığı sebebin gerçek olması, usulüne uygun olarak yapılan tespitlerle ortaya konulmuş bulunmasını anlatır.
Hak sahibi kadın karardan sonra da boşandığı eşi ile ayrı yaşadığını iddia ediyor ve murisinden dolayı yetim aylığı bağlanmasını talep ediyor ise Kurumun daha önceki kararı dayanak yaparak aylık bağlanma talebini araştırma yapmaksızın reddetmesinin yasada bir yeri bulunmamaktadır”. Dolayısı ile sigortalı başvurduğunda Kurumun önceki denetim raporuna bağlı olmadan fiili birlikteliğin olup olmadığını araştırması gerekir. Bu durumda önceki kesinleşmiş karara konu denetim raporunun, sigortalı başvurduğunda 5510 sayılı Kanun'un 59 uncu maddesine göre aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir kuralı uygulanamaz. Aksi sabit oluncaya kadar geçerli olan fiili birlikteliğe yönelik denetim raporu kesinleşen yargı kararına ilişkin döneme ilişkindir. Bu durumda talep edildiğinde önceki kesinleşen yargı kararına istinaden ayrı yaşadığını sigortalının ispat etmesi gerekir yönündeki gerekçe de getirilen düzenleme karşısında yasal değildir. Zira sigortalı başvurduğunda, başvuru tarihi itibari ile Kurumun fiili birlikteliğe ilişkin aksi sabit oluncaya kadar geçerli bir denetim raporu yoktur.
Kurumca bir denetim raporu yoksa o zaman sigortalı aylığın yeniden bağlanmasını talep ettiğinden, başvuru tarihi itibari ile emsal Daire uygulamamız gereği, fiili birlikteliğin Mahkemece önceki denetim raporundan bağımsız olarak araştırılması gerekir.
Sonuç olarak; boşanma sonucu fiili birliktelik nedeni ile Kurum işleminin iptali veya kesilme sonrası aylığın yeniden bağlanması istemli 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 56 ncı maddesinin ikinci fıkrasına dayalı açılan bu tür davalarda eylemli olarak birlikte yaşama olgusunun tüm açıklığıyla ve özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu dönem yönünden ortaya konulması önem arz etmektedir. Bu aşamada, özellikle Anayasa'nın 20, 5510 sayılı Kanun'un 59, 100, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un 28, 45, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 3, 45 – 53, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32, 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 6, 24 – 33, 189, 190, 191, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6, 19, 20 nci maddeleri ve diğer ilgili mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yöntemince araştırma yapılmalı, tarafların göstereceği tüm kanıtlar toplanmalı, bildirilen ve dinlenilmesi istenilen tanıkların ifadeleri alınmalı, davacı ile boşandığı eşinin yerleşim yerlerinin saptanmasına ilişkin olarak; muhtarlıktan ikametgah senetleri elde edilmeli, ilgili Nüfus Müdürlüklerinden sağlanan nüfus kayıt örnekleri ile yerleşim yeri ve diğer adres belgelerinden yararlanılmalı, adres değişiklik ve nakillerine ilişkin bilgilere ulaşılmalı, özellikle ilgili Nüfus Müdürlüğü’nden adres hareketleri, tarihleriyle birlikte istenilmeli, ilgililerin su, elektrik, telefon aboneliklerinin hangi adreste kimin adına tesis edildiği saptanmalı, seçmen bilgi kayıtları getirtilmeli, varsa çalışmaları nedeniyle resmi-özel Kurum ve kuruluşlara verilen belgelerde yer alan adresler dikkate alınmalı, boşanan eşler 4857 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yer almakta iseler adlarına ödeme yapılabilecek özel olarak açılan banka hesabı bulunup bulunmadığı belirlenmeli, boşanan eşlerin kayıtlı oldukları bölge-bölgeler yönünden kapsamlı Emniyet Müdürlüğü-Jandarma Komutanlığı araştırması yapılmalı, anılan mahalle-köy muhtar ve azalarının tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylelikle “boşanılan eşle eylemli olarak birlikte yaşama” olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediği, toplanan kanıtlar ışığı altında değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.
3. Değerlendirme
Somut uyuşmazlığa gelince 2003 yılında eşinden boşanan davacı sigortalının ilk kez ölüm aylığı 2011 yılı Haziran ayında fiili birlikteliğin Kurumca denetim raporu ile tespit edilmesi üzerine kesilmiştir. Davacı 2015 yılında birlikte yaşamadığını belirterek tekrar ölüm aylığı için Kuruma başvurmuş, fiili birlikteliği nedeni ile aylığın bağlanmaması üzerine Kurum işleminin iptali için tekrar dava açmış, bu davanın da 27.09.2018 tarihinde reddi ve ret kararının kesinleşmesinden sonra bu tarihte ayrı yaşadığını belirterek tekrar bağlanması için başvuruda bulunmuştur. Kurumca herhangi bir denetim yapılmadan önceki kararlara istinaden aylık bağlanmamıştır. Yukarıda açıklandığı üzere başvuru tarihi itibari ile önceki döneme ilişkin kararlar kesin hüküm oluşturmadığı gibi Kurumun başvuru tarihi itibari ile aksi sabit oluncaya kadar bir denetim raporu bulunmamaktadır. Bu durumda Kurum işleminin gerekçelendirilmesi gerekir. Kurumun denetim raporu olmadığına göre emsal Daire içtihatlarımız uyarınca Mahkemece resen fiili birliktelik olup olmadığının araştırılması gerekir.
Dosya içeriğine göre davacının başvurduğu tarihte boşandığı eş ile fiili birlikte yaşama olgusuna ilişkin bir delil bulunmamaktadır. Aksine gelen MERNİS, adres, seçim kayıtları, adreslerdeki kolluk araştırmaları, dinlenen kamu tanıkları davacının boşandığı eşi ile ayrı yaşadığını göstermektedir. Tüm dosyadaki delillerle fiili birlikteliği gösteren bir delil bulunmadığı halde Bölge Adliye Mahkemesinin özellikle başvuru tarihine ait olmayan denetim raporuna göre davacının ayrı yaşadığını ispat edemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi hatalıdır.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgilisine iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
28.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!