WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 17 Haziran 2026

YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

10. Hukuk Dairesi         2023/13310 E.  ,  2023/13500 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2022/73 E., 2023/209 K.
KARAR : Kısmen kabul

Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen 5434 sayılı Kanun kapsamında geçen fiili hizmet zammı süresi dikkate alınarak, 01.11.2018 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazanıldığının tespiti ile aylıkların yasal faizi ile birlikte davalı kurumdan tahsili davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, dairece ilk derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne dair, karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararı, davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.

I. DAVA
Davacı vekili dilekçesinde özetle; müvekkilinin 29.07.1972 tarihinde doğmuş olduğunu, müvekkilinin 31.10.2018 tarihinde emeklilik ve yaşlılık aylığı tahsis talebiyle davalı Kuruma başvurduğunu ancak müvekkilinin söz konusu talebinin emeklilik için gerekli şartları taşımadığından bahisle davalı Kurumun 07.11.2018 tarihli yazısıyla reddedildiğini ve bu red kararının usul ve yasalara aykırı olup müvekkili bakımından büyük hak kayıplarına yol açtığını, oysa ki o tarihte yürürlükte bulunan 506 sayılı Kanun'un Ek 39 uncu maddesi uyarınca fiili hizmet zammı süresinin yaş haddinden indirilmesinin gerektiğini 29.07.1972 tarihinde doğan müvekkilinin yaş haddinden 3 yıl, 9 ay, 8 gün FHZ indirimi yapılarak doğum tarihinin 21.10.1968 tarihi olarak kabul edilmesini yine hizmet başlangıç tarihinin ise 15.09.1990 tarihinden 8 yıl, 9 ay, 8 gün geriye çekilerek 07.12.1986 tarihi olarak kabul edilmesi gerektiğini ve hizmet başlangıç tarihi 07.12.1986 tarihi olarak esas alındığında müvekkilinin emeklilik şartlarının 50 yaş, 25 sigortalılık yılı, 5375 prim gün sayısı olduğunu, davalı kurumun müvekkilinin emeklilik için yaş şartını yerine getirmediğinden bahisle tahsis müracaatını reddetmiş ise de müvekkilinin müracaat tarihi itibariyle 50 yaş, 10 gün; 31 yıl, 10 ay, 24 gün hizmet yılı, 10934 prim gün sayılı bulunduğunu, müvekkilinin müracaat tarihi itibariyle emeklilik için aranan şartları yerine getirerek emekliliğe hak kazandığını, buna göre, müracaat tarihini izleyen ay başı olan 01.11.2018 tarihinden itibaren emekli sayıldığının ve emeklilik aylığına hak kazandığının tespitini, hak kazanılan aylıkların 01.11.2018 tarihi başlangıç kabul edilerek her bir aylık için aylığa hak kazanılan tarihten itibaren yasal faizleriyle birlikte müvekkiline ödenmesini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının istifa ettiği tarihe kadar 4/c kapsamında bu tarihten sonra 4/a kapsamında sigortalı olduğunu hizmetlerinin birleştirilmesi halinde fiili hizmet zammının eklenmesinin söz konusu olmadığını yaş haddinden indirilecek sürenin yarısı olduğunu dava tarihinden sonraki bir tarihin emeklilik tarihi olarak tespitinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi, 19.12.2019 tarihli ve 2018/322 Esas, 2019/284 Karar sayılı kararı ile "...İlk derece mahkemesi, Tüm dosya kapsamından toplanan delilerden, dosya kapsamıyla uyumlu bilirkişi raporundan, davacının 3 yıl 9 ay 8 günlük fiili hizmet zammı süresinin hem sigortalılık başlangıcını hemde yaş haddini geriye götürecek şekilde uygulanması gerektiğinin tespiti ile davacının 31.10.2018 tarihli yaşlılık aylığı tahsis talebini takip eden aybaşı olan 01.11.2018 tarihinden itibaren emekli sayıldığının ve emeklilik aylığına hak kazandığının tespiti, hak kazanılan aylıkların her bir aylık için aylığa hak kazanılan tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine yönelik davacının davasının kabulüne dair hüküm kurulmuştur.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
İstinaf başvurusunda bulunan davalı vekili, mahkemece verilen kararın hatalı olduğunu, davacı hakkında fiili hizmet zammı süresinin istenildiği şekilde uygulanabilmesinin mümkün olmadığını, verilen kararın kaldırılması ile davanın reddine dair karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin, 03.02.2022 tarihli ve 2020/1077 Esas, 2022/127 Karar sayılı kararı ile "..,Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; Davacının 15.09.1990 tarihinde sigortalılığının başladığı, 15.09.1990-15.10.2009 tarihleri arası 4/c sigortalılığının bulunduğu, Türk Hava Kuvvetlerinde muvazzaf subay olarak görev yaptığı, 3 yıl 9 ay 8 günlük fiili hizmet zammı bulunduğu, 28.04.2010-31.10.2.018 tarihleri arası 4/a sigortalılığının bulunduğu, 31.10.2018 tarihli tahsis talebinin yaş şartını yerine getirmediğinden reddedildiği, davacının fiili hizmet zammının yaştan indirildiğinde sigortalılık başlangıç tarihinin 07.12.1986 tarihi olduğu, başlangıç tarihine göre emeklilik şartlarının 25 yıl sigortalılık süresi, 5375 gün prim ödeme şartı ve 50 yaş şartı olduğu, 29.07.1972 doğumlu olan davacının 50 yaşını 29.07.2022 tarihinde dolduracağı, fiili hizmet zammı yaştan indirildiğinde sigortalının emeklilik koşullarını taşıdığı, mahkeme kararının yerinde olduğu kanaati ile davalı kurumun istinaf başvurusunun reddine dair karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1.Bölge Adliye Mahkemesinin 03.02.2022 tarihli ve 2020/1077 Esas, 2022/127 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davalı vekilince temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Dairemizin, bozma kararında "...2829 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun’un 4’üncü maddesindeki; “kurumlara tabi çeşitli işlerde çalışmış olanların hizmet süreleri, aynı tarihlere rastlamamak kaydıyla bu Kanuna göre aylık bağlanmasına hak kazanıldığında birleştirilir.” hükmü uyarınca çeşitli sosyal güvenlik kurumlarına tabi olarak geçen hizmet süreleri de yaşlılık aylığı bağlanmasına esas olmak üzere birleştirilmekte ve sigortalının yaşlılık aylığı bağlanması için tabi olduğu yaş, prim gün sayısı ve sigortalılık süresi tespit edilmektedir.

Yukarıda sayılan düzenlemeler birlikte irdelendiğinde; mahkemece, 2829 sayılı Kanun kapsamında hizmetleri birleştirilen ve 506 sayılı Kanun kapsamında tahsis koşulları uyuşmazlık konusu olan, davacının 5434 sayılı Kanun'un 32 nci vd. maddeleri hükümlerince hak kazandığı “fiili hizmet zammının” tahsis koşullarından olan yaş haddinden indirilmesine ilişkin kabul, 506 sayılı Kanun'un Ek 39 uncu maddesi karşısında yerinde ise de, 5434 sayılı Kanun'da yer alan “fiili hizmet zammının”, iştirakçilerin görev yaptıkları süreler boyunca ve tam kesenek vermek suretiyle geçirdiği sürelere ilişkin olarak yapılan ek bir zam niteliğinde olduğu ve fiili hizmet süresine eklenmesi gerektiği, buna göre eklenen bu hizmetin, iştirakçilerin fiili hizmet süresini, emeklilik ikramiye miktarını ve emekli aylığı bağlama oranını artırdığı ve yaş haddinden de 8 yıla kadar indirim sağladığı, 5434 sayılı Kanun'un 11 inci kısmında 35 vd. maddelerinde ayrıca düzenlenmiş olan “itibari hizmet” sürelerinin de, istekle emekliye ayrılmak için gerekli olan, kadınlarda 20, erkeklerde 25 hizmet yılının hesabı ve emekli ikramiyesinin hesaplanmasında bu sürenin dikkate alınmayacağı, ancak keseneklerin iadesinde, toptan ödeme yapılmasında ödenecek paranın ve aylık bağlanmasına hak kazanılması halinde bağlanacak aylığın oranının artmasına etki ettiği dikkate alınarak, 5434 sayılı Kanun'un 32 inci vd. maddelerinde düzenlenmiş “fiili hizmet zammının”, 506 sayılı Kanun'daki ve içtihadı birleştirme kararı gereğince sadece sigortalılık süresine eklenmesi gereken “itibari hizmet” süresinden farklı bir kavram olduğu açıkça anlaşılmakta olduğundan, bu sürenin 506 sayılı Kanun kapsamında tahsise esas sigortalılığın başlangıç tarihinden geriye çekilmesi mümkün değildir. Başka bir deyişle, 5434 sayılı Kanun kapsamında hak kazanılan “fiili hizmet zammının” kişilerin fiili hizmetine eklenmesi gerektiği söylenebilir ise de, birleşen hizmetler sonrasında, 506 sayılı Kanun'un 60 ıncı ve geçici 81 inci maddesindeki yaşlılık aylığı bağlanmasına ilişkin koşullar bakımından uygulama yapılırken, sigortalılık süresi yönünden, kişinin sigortalılık başlangıç tarihiden geriye doğru ekleme yapılması ile sigortalılık başlangıç tarihinin geriye çekilmesi suretiyle, ek bir sigortalılık süresine veya başkaca bir uygulama yapılmasına imkân vermediği hususu dikkate alınmalı ve buna göre tahsis koşulları yeniden irdelenmeli, sonucuna göre bir karar verilmelidir." denilerek karar bozulmuştur.

B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Yukarıda anılan Yargıtay bozma ilamı uyarınca, davacının 3 yıl 8 ay 9 günlük fiili hizmet zammı süresinin sigortalılık başlangıç tarihinden geriye doğru ekleme yapılması suretiyle ek bir sigortalılık süresine veya başkaca bir uygulama yapılmasına imkan tanımadığı ancak yaş haddinden indirilmesinin mümkün olduğu değerlendirilmiş, sigortalılık başlangıç tarihi 15.09.1990 tarihi olan davacının 506 sayılı Kanun'un Geçici 81/B maddesine göre aylık bağlanma şartlarının 25 yıl sigortalılık süresi, 52 yaş, 5525 primi ödenmiş gün sayısı olduğu, 29.07.1972 doğumlu davacının, 3 yıl 9 ay 8 gün fiili hizmet zammının yaş haddinden düşülmesiyle, doğum tarihinin 21.10.1968 olarak kabul edilebileceği, bu durumda davacının 52 yaşını doldurduğu 21.10.2020 tarihinden itibaren tahsis talebinde bulunabilme hakkını kazandığı, tahsis talep tarihinde yaş şartını yerine getiremediği, ancak yargılama devam ederken yaşlılık aylığı bağlama şartı olan 52 yaşını 21.10.2020 tarihinde doldurduğu, diğer aylık bağlanması için gereken şartları da sağladığı buna göre de davacının tahsis talebine istinaden kendisine yaşlılık aylığı bağlanabileceği kanaatine varılmış, davacının yaşlılık aylığı bağlama şartı olan 52 yaşını 21.10.2020 tarihinde doldurduğu dikkate alınarak bu tarihi takip eden aybaşı olan 01.11.2020 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığına, Yargıtay ilamı doğrultusunda davacının sigortalılık başlangıcının geriye çekilmesine yönelik talebinin reddine, ödenmeyen aylıkların 01.02.2021 tarihinden itibaren işleyen yasal faizi ile birlikte davalı kurumdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde karar tesis edilmiştir.

Hüküm kısmında maddi hata yapıldığı, hüküm kısmında " davacının sigortalılık başlangıcının geriye çekilmesine yönelik talebinin reddine," ilişkin olarak yazıldığı ancak hükmün ilk kısmında sehven davanın kabulüne yazıldığı, hüküm kısmı okunduğunda red kısmının açık bir şekilde anlaşıldığı görülmekle, takdiri dairenize ait olmakla hükümdeki maddi hata olarak sehven yazılan kısım düzeltilmiştir.

Davacı ...'nun 3 yıl 9 ay 8 günlük fiili hizmet zammı süresinin yaş haddinden indirilmesi gerektiğinin tespitine, davacının sigortalılık başlangıcının geriye çekilmesine yönelik talebinin reddine, davacıya 01.11.2020 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine, ödenmeyen aylıkların 01.02.2021 tarihinden itibaren işleyen yasal faizleriyle birlikte davalı Kurumdan alınarak davacıya verilmesine dair karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davalı temyiz dilekçesinde; davacı hakkında Kurumca yapılan işlemlerde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını, esasen Kurum işlemlerinin yerinde olduğunu ve davanın tümden reddi gerektiğini belirterek, kararın bozulmasını, istemiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, 5434 sayılı Kanun'un 32 nci vd. maddeleri hükümlerince hak kazanılan fiili hizmet zammının hizmet birleştirilmesi ve tahsis aşamasında nasıl dikkate alınması gerektiği ile bu sürenin 2829 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereğince uygulanması gereken 506 sayılı Kanun kapsamındaki tahsis işlemlerinde sigortalılık başlangıç tarihinden geriye gidilmek suretiyle sigortalılık süresine eklenip eklenmeyeceği ve bu süre üzerinden belirlenecek yaş haddinden de düşülüp düşülemeyeceği ve tahsis şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususundadır.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 5510 sayılı Sosyal Sigortaları ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun geçici 1 inci maddesi ile 2829 sayılı Kanun'un 8 inci maddeleri hükümleridir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297 nci maddesinde:

“(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:

a)Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini.

b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini.

c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri.

ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini.

d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını.

e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi.

(2)Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” düzenlemesi getirilmiştir.

3. Değerlendirme
1.Bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir.

2.Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, ... 2011, s.472). Anayasa’nın 141 inci maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.

3.Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.

4.Yukarıda vurgulanan hususlar, Hukuk Genel Kurulu'nun 19.04.2006 gün ve E:2006/4-142, K:229; 05.12.2007 gün ve E:2007/3-981, K:936; 23.01.2008 gün ve E:2008/14-29, K:4; 19.03.2008 gün ve E:2008/15-278, K:254; 18.06.2008 gün ve E:2008/3-462, K:432; 21.10.2009 gün ve E:2009/9-397, K:453; 24.02.2010 gün ve E:2010/1-86, K:108; 28.04.2010 gün ve E:2010/11-195, K:238; 22.06.2011 gün ve E:2011/11-344, K:436; 08.02.2012 gün 2011/10-726 E, 2012/57 K; 28.09.2012 gün 2012/3-444 E, 2012/638 K; 16.03.2012 gün 2012/2-97 E, 2012/203 K sayılı kararlarında da, benimsenmiştir. Yine 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır.

5.Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141/3 üncü maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nun 297 nci maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.

6.Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.

7.Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama gerek yargı erki ile yargıcın, gerek mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.

8.Eldeki davada, davacının, 01.11.2018 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazanıldığının tespiti istemine ilişkin olarak eldeki davasını açtığı, mahkemece kısa karar ile, davanın kabulüne dair karar verildiği anlaşılmakta ise de, mahkemece talep dışında ve kısa kararın kendi içerisinde çelişki oluşturacak şekilde, davacıya 01.11.2020 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine, ödenmeyen aylıkların 01.02.2021 tarihinden itibaren işleyen yasal faizleriyle birlikte davalı Kurumdan alınarak davacıya verilmesine hükmedilmesi karşısında, kısa kararda davanın kabulüne denildikten sonra, talep yerine başka bir tarihe ilişkin yazılı şekilde karar tesisi hem kısa kararı kendi içerisinde çelişkili kılmakta, hem de hükmün gerekçesinin karar ile uyumlu olmasına ilişkin emredici kuralı ihlal etmektedir.

O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm sair yönleri incelenmeksizin bozulmalıdır.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,26.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.