WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 15 Temmuz 2026

YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

10. Hukuk Dairesi         2023/13152 E.  ,  2024/1274 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1392 E., 2023/2051 K.
KARAR : Kısmen kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : Soma İş Mahkemesi
SAYISI : 2019/416 E., 2022/501 K.

Taraflar arasındaki rücuan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davacı Kurum ve davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalılar vekillerinin istinaf isteminin kısmen kabulüne, Mahkeme kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı Kurum ve davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 24.06.2010 tarihli iş kazası sonucu sürekli işgöremez durumuna giren sigortalı ...'e yapılan ödemeler nedeniyle oluşan Kurum zararından 980,78 TL tedavi masrafının sarf tarihlerinden itibaren, 38.587,71 TL ilk peşin sermaye değerli gelir tutarının ise 14.09.2017 gelir onay tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte 5510 sayılı Kanun'un 21 ve 76 ncı maddeleri uyarınca davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davacı vekili tarafından sunulan 21.10.2022 tarihli ıslah dilekçesi ile dava dilekçesinde talep ettikleri tutarı arttırım yoluna gidilmiştir.

II. CEVAP
1.Davalı ...; yetki itirazında bulunarak dosyanın kendisi yönünden tefrik edilerek Balıkesir İş Mahkemelerine gönderilmesini, iş kazasının oluşumu üzerinde etken kusurlu davranışının bulunmadığını beyanla davanın reddi gereğini savunmuştur.

2.Diğer davalılar davaya cevap vermemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne,
1-9.807,83 TL tedavi ve ilaç masraflarının sarf tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı Kuruma ödenmesine,

2-Bağlanan gelirlerin ilk peşin sermaye değerinden kaynaklanan 318.109,86 TL davacı Kurum zararının, (davalılar ...ve ...'ın sorumluluğu 192.793,85 TL ile sınırlı olmak üzere); 14.09.2017 gelir onay tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizleriyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı Kuruma ödenmesine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum ve davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili, kusur oranına itiraz ettiklerini, aynı kazada vefat eden...'a daha az kusur verilmesi gerektiğini beyanla, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.

2.Davalı ... vekili, İlk Derece Mahkemesi tarafından kusur oranlarının açıkça belirtilmediğini ve hesaplama hatalarının yapıldığını beyanla, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

3.Davalı ... Kimya San. A.Ş. vekili, müvekkili şirkete %65 kusur oranı atfedilmesi yönündeki tespitin doğru olmadığını, hüküm fıkrasının tutarsız ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkilinin sorumlu olduğu net tutarın hükümden anlaşılamadığını beyanla, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

4. Davalı ... vekili, müvekkilinin davaya konu kazada kusurunun bulunmadığını, olay anında müvekkilinin izinli olduğunun araştırılmadığını, izinli olduğu dönemde yerine ...'ın baktığını, kararda kusur oranlarının açıkça belirtilmediğini, hesaplama hataları yapıldığını beyanla, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile
A-) Davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine,

B-) Davalı ... vekili, davalı ... Kimya San. A.Ş. vekili ile davalı ... vekilinin istinaf başvurularının kısmen kabulü ile Soma İş Mahkemesinin 14.12.2022 tarih, 2019/416 Esas ve 2022/501 Karar sayılı kararının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.2 maddesi uyarınca kaldırılmasına,
1-Davanın kısmen kabulü ile
-7.355,87 TL tedavi ve ilaç masrafının sarf tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı Kuruma verilmesine,

-269.911,39 TL ilk PSD 'li gelirin (davalılar ... ve ...'ın sorumluluğu 144.595,39 TL ile sınırlı olmak üzere) 14.09.2017 gelir onay tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizleriyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı Kuruma verilmesine,

-Fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum ve davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı Kurum vekili temyiz dilekçesinde; Bölge Adliye Mahkemesince dava konusu kazada hayatını kaydeden...'ın 3 üncü kişi sayılmamasının ve bu şekilde hesaplama yapılmasının hatalı olduğu ileri sürülerek kararın bozulmasını talep etmiştir.

2. Davalı şirket vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava konusu kaza olayının meydana gelmesinde herhangi bir kusur ihmallerinin olmadığını beyanla kararın bozulmasını istemiştir.

3. Davalı ... ve davalı ... vekilleri kusur yönünden yapılan tespitin hatalı olduğunu, kaza olayının meydana gelmesinde müvekkillerinin kusurlu olmadıklarını, istinaf dilekçelerindeki beyanlarını tekrarla kararın bozulmasını talep etmişlerdir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, rücuan tazminat istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
Davanın gelirler yönünden yasal dayanağı olan 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin 1 inci fıkrasında, iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir davranışı sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirileceği, 4 üncü fıkrasında, iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle gerçekleşmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısının, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edileceği belirtilmiştir. Anlaşılacağı üzere 21/1 inci madde işverenin, 21/4 üncü madde üçüncü kişinin rücu alacağından sorumlulukları düzenlenmiş olup bu maddelere göre açılan rücuan tazminat davalarında işveren ile üçüncü kişi arasında müteselsil borçluluk ilişkisi bulunduğundan konuya ilişkin olarak 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun irdelenmesi de gerekmektedir.

Söz konusu Kanun'un 141 – 148 inci maddelerinde müteselsil borçlara yer verilmiş olup 141 inci maddede, alacaklıya karşı, her biri borcun tümünden sorumlu olma yükümü altına girdiklerini beyan eden birden çok borçlu arasında teselsül bulunduğu, böyle bir beyanın yokluğunda teselsülün ancak kanunun belirlediği durumlarda olacağı, 142 nci maddede, alacaklının, müteselsil borçluların tümünden veya birinden borcun tamamen veya kısmen ödenmesini istemekte serbest olduğu, borç tamamen ödeninceye dek borçluların tümünün sorumluluklarının devam edeceği, 145 inci maddede, yaptığı ödeme veya takas ile borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmiş olan müteselsil borçlulardan birinin, sona eren borç oranında diğer borçluları borçtan kurtarmış olacağı, 146 ncı maddede, borcun niteliğinden aksi anlaşılmadıkça, müteselsil borçlulardan her birinin alacaklıya yapılan ödemeden birbirine eşit birer payı üzerine almak zorunda olduğu ve payından çok ödeme yapanın, fazla tutar yönünden diğer borçlulara rücu hakkının bulunduğu, 147 nci maddede, rücu hakkından yararlanan müteselsil borçlulardan her birinin, ödediği tutar oranında alacaklının haklarına halef olacağı bildirilmiştir. Diğer taraftan Kanun'un haksız eylem yönünden müteselsil sorumluluğa ilişkin 50 nci maddesinde, birden çok kimseler birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri takdirde, önayak olan (kışkırtan) ile asıl gerçekleştiren ve yardımcı olanların, ayırım gözetilmeksizin müteselsilen sorumlu olacakları, hakimin, bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir ve gerektiğinde bu rücunun kapsamının derecesini saptayacağı belirtilmiş, çeşitli nedenlerin birleşmesi bakımından müteselsil sorumluluğa dair 51 inci maddesinde, birden çok kimseler çeşitli nedenlere (haksız eylem, sözleşme, kanun) dayanarak sorumlu oldukları takdirde haklarında, birlikte bir zarara sebebiyet veren kimselere ilişkin hükümlere göre işlem yapılacağı, kural olarak haksız bir eylemi ile zarara sebebiyet vermiş olan kimsenin en önce, tarafından hata gerçekleşmemiş ve üzerine borç alınmamış olmasına karşın yasal olarak sorumlu olan kimsenin de en sonra, zarar ile yükümlü tutulacağı açıklanmıştır.

Müteselsil borç, birden çok borçlunun alacaklıya karşı borcun tümünden sorumlu olduğu, alacaklının tamamen veya kısmen edayı her bir borçludan isteyebildiği, eda tamamen yerine getirilinceye dek borçluların sorumluluklarının süregeldiği, her borçlunun iç ilişkideki payına bakılmaksızın borcun tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, borçlulardan birinin borcu ödemesi durumunda diğerlerinin de alacaklıya karşı borçtan kurtulduğu, borcun, her bir borçlu yönünden tali değil asli nitelik taşıdığı, alacaklı karşısında birden çok borç ve borçlunun bulunduğu borç ilişkisidir. Bu ilişkide ifa, asıl alacağı ortadan kaldırmayıp alacak hakkı, ödeme yapmak suretiyle rücu hakkını kazanan borçluya geçtiğinden, anılan borçlu, alacaklının halefi olarak diğerlerine rücu edebilmektedir. Bununla birlikte, rücua konu olan borcun müteselsil niteliği bulunmadığından, sorumluluktan kurtulmak için her borçlunun borcun tümü yerine, kendine düşen payını ödemesi yeterli olmaktadır ki burada kanundan doğan halefiyet söz konusudur. Kuşkusuz, ödeme yapan borçlu ile alacaklının öncesinde, halefiyeti ortadan kaldırıcı sözleşme yapmak yetkileri de bulunmaktadır. Öğreti ve yargı kararlarında, borçların aynı sebepten doğması durumuna “tam teselsül” denilmekte ve değinilen 50 nci maddenin bunu karşıladığı ifade edilmekte, borçların farklı nedenlerden (kanun, sözleşme, haksız eylem) doğması halinde ise “eksik teselsül”ün varlığından söz edilerek 51 inci maddenin de bunu tanımladığı kabul edilmektedir. 50 nci maddede, aynı zarardan dolayı birden çok kişinin birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaları, birden çok kişinin ortak kusurlarıyla zarara birlikte sebebiyet vermiş olmaları koşuluna bağlanmıştır. 51 inci maddede ise, müteselsil sorumluluk, ortak kusur yerine farklı hukuksal nedenlere bağlanmıştır ve bunlar kanun, sözleşme veya haksız eylemdir. Birden çok kişi, kanun, sözleşme veya haksız eylem nedeniyle aynı zarar için, zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanmakta, kural olarak ilk önce, haksız eylemiyle zarara yol açan sorumlu tutulmakta, en son olarak da kusuru olmaksızın ve sözleşme gereği sorumluluğu olmadığı halde kanun hükmü gereğince sorumlu tutulan kişiye başvurulmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 gün ve 2013/9-1559 Esas - 2013/1461 Karar, 15.05.2015 gün ve 2013/17-2267 Esas - 2015/1352 Karar, 19.06.2015 gün ve 2013/10-2281 Esas - 2015/1727 Karar, 24.06.2015 gün ve 2014/13-19 Esas - 2015/1743 Karar sayılı ilamlarında aynı görüşlere yer verilmiştir.

Önemle vurgulanmalıdır ki 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda eksik ve tam teselsül ayırımına son verilmiş, 61 inci maddede, birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı, 62 nci maddede, tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulacağı, tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olacağı bildirilmiştir.

İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1 inci fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı, üçüncü kişi bakımından 4 üncü fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1 inci ve 4 üncü fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir.

Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50 nci ve 51 inci maddeler (6098 sayılı Kanun'un 61 inci ve 62 nci maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146 ncı maddeye (6098 sayılı Kanun'un 62 nci maddesine) göre kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise işverenden istenebilecek gerçek zararı aşmayan gelirin ilk peşin sermaye değerinin müteselsil sorumluların toplam kusuruna düşeninden işveren, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısının müteselsil sorumluların toplam kusuruna karşılık gelen tutarından da üçüncü kişi sorumlu tutulmalıdır.

Daha açık anlatımla, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1 inci fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4 üncü fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı” sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur.

3. Değerlendirme
Somut olayda, 24.06.2010 tarihinde davalı işveren ... Kimya San. A.Ş.'ye ait patlayıcı madde test sahasında kalite kontrol sorumlusu ... ile kalite kontrol elemanı...'ın üretimi yapılan patlayıcı maddelerin numunelerini işyerinin yaklaşık 2 km uzaktaki sütreli deneme sahasında patlatmalarından sonra tıkaç denilen artık ürünleri imha etmek işlemi ile ilgili çalışma sırasında...'ın elindeki emniyetli fitile bağlı kapsulü atık patlayıcı kutusuna yerleştirirken meydana gelen ani patlama ile sigortalı...'ın ölümüne ve kazalı sigortalı ...'in %41,2 oranında meslekte kazanma güç kaybına neden olacak şekilde iş kazası meydana gelmesi nedeniyle sigortalı ...'e yapılan tedavi ve ilaç masrafı ile bağlanan ilk PSD'li gelirden oluşan Kurum zararının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilinin talep edildiği, Mahkemece yapılan yargılamada düzenlenen bilirkişi kurulu raporunda kazanın oluşunda, davalı işveren şirketin, ... ...'ın, davalılar ..., ...'ın kazanın meydana gelmesinde etkili olduklarının belirtildiği, itiraz üzerine alınan ikinci kusur raporunda davalı işveren şirketin %65, ... ...'ın %25, davalılar ... ve ...'ın %5'er oranında kusurlu oldukları, kazalı sigortalı ...'in kusurunun bulunmadığının belirtildiği, üçüncü kusur raporunda da aynı oran ve aidiyetin tespit edildiği, ayrıca ... ...'ın rücu dosyasında alınan kusur raporunun da aynı oran ve aidiyetleri içerdiği, Mahkemece talep artırım dilekçesi de gözetilerek davanın kabul edildiği anlaşılmaktadır.

Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığında dava değerlendirildiğinde, kazaya konu patlama olayında vefat eden ve hükme esas alınan kusur raporunda kusurlu atfedilen...'ın anılan mevzuat hükümleri gereğince 3 üncü kişi olduğunun anlaşılması karşısında, Mahkemece sadece davalılar ... ve ...'ın 3 üncü kişi olarak kabul edilerek sonuca gidilmesi hatalıdır. Bu kapsamda Mahkemece davalıların sorumluluklarının yukarıda öngörülen ilkeler çerçevesinde belirlenmesi gerekirken, Mahkemece eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, özellikle değinilen 5510 sayılı Kanun'un 21/4 üncü fıkra hükmü göz ardı edilerek karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine,

Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

14.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.