10. Hukuk Dairesi 2023/13045 E. , 2024/462 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2023/95 E., 2023/539 K.
KARAR : Kısmen kabul
Taraflar arasında iş kazasından dolayı tazminat istemli dava Dairece verilen bozma kararına İlk Derece Mahkemesince uyularak yapılan yargılama neticesinde davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacılar vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin murisi sigortalının 14.11.2013 tarihinde geçirdiği iş kazası neticesinde vefatı nedeniyle müvekkillerinin destekten yoksun kaldığı iddiasıyla belirsiz alacak davası niteliğinde sigortalının eşi ...., çocuğu ..., babası ..., annesi b...., kardeş ..... ...lehine ayrı ayrı 5.000,00 TL’şer maddi tazminat ile eş ve çocuk lehine ayrı ayrı 175.000,00 TL’şer, anne, baba ve kardeşleri lehine ayrı ayrı 100.000,00 TL’şer manevi tazminatın kaza tarihinden faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir.
2.Davacılar vekili talep artırım dilekçesiyle maddi tazminat istemini neticeten eş için 118.273,57 TL’ye, çocuk için 21.243,33 TL’ye artırmıştır.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; açılan davayı kabul etmediklerini, müvekkiline kusur izafe edilemeyeceğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 16.07.2020 tarih ve 2018/177 E- 2020/312 K sayılı ilamı ile 118.273,57 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 14.11.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacı ...'ya verilmesine, 21.243,33 TL maddi ve 40.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 14.11.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacı ... ya verilmesine, 5.000,00 TL maddi ve 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 14.11.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacı ...'ya verilmesine, 2.298,84 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 14.11.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacı ...'ya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 14.11.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacı ...'ya verilmesine, 10.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 14.11.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacı ...’e verilmesine,” karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davacılar ve davalı vekilleri tarafından istinaf edilmiştir.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 01.02.2021 tarih ve 2020/2567 E- 2021/221 K sayılı kararıyla; davacılar ve davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince “Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı; HMK 353/1-b.1 maddesi gereğince; esastan reddine” karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. İlk Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Dairemizin 07.07.2021 tarih ve 2021/1756 Esas-2022/595 Karar sayılı ilamıyla; "Hükme esas alınan kusur raporunun olayın oluşuna uygun olmadığı ceza mahkemesi ve aynı olayla ilgili diğer sigortalı dosyasında esas alınan kusur oranları arasında çelişki olduğu anlaşılmaktadır. O halde davaya konu iş kazası ile ilgili Ceza Mahkemesinde kesinleşen dava dosyasındaki maddi vakalar ile aynı olayda vefat eden diğer sigortalı yakınları tarafından açılan dosyada tespit edilen olgular, bir bütün olarak değerlendirilip, dava taraflarının ve iş kazasına etkisi olan dava harici üçüncü kişilerin kusur oranlarının kaza tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre almaları gereken iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin neler olduğu, hangi tedbirleri aldıkları; hangilerini almadıkları noktasında somut tespitlere dayanır nitelikte rapor düzenlenmesi için dosyanın kazanın gerçekleştiği alanda uzman A sınıfı iş güvenliği uzmanlardan oluşturulacak üçlü heyete tevdii ile sonucuna göre tespit edilecek kusur oranlarına göre tarafların tazminat sorumlulukları hakkında bir karar verilmesi, bakiye karar ve ilam harcının Mahkemece verilen ilk karar üzerine davalı tarafça ödendiğinin mahkemece verilen son kararda gözetilmemesinin hatalı olduğu" gerekçeleriyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen İlk Karar
İlk Derece Mahkemesinin 28.06.2022 tarih 2021/997 E-2022/470 K sayılı ilamıyla; "davacı ... lehine 118.273,57 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi, davacı ... lehine 5.000,00 TL maddi ve 40.000,00 TL manevi, davacı ... lehine 1.839,07 TL maddi ve 10.000 TL manevi, davacı ... lehine 21.243,33 TL maddi ve 40.000,00 TL manevi, ... lehine 10.000,00 TL manevi ... lehine 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 14.11.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacı ... ve ...' in maddi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
C. İkinci Bozma Kararı
1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Dairemizin 01.11.2022 tarih ve 2022/10501 E- 2022/13408 K sayılı ilamıyla; "Bu açıklamalar doğrultusunda, 14.11.2013 tarihli iş kazasında vefat eden ... ile daha önce karara bağlanan dosya hak sahiplerinin desteği ... İbrahim Uzun’un müştereken %40 oranında kusuru olmakla beraber, sigortalı...’un aynı zamanda davalı işverenin işçisi olması nedeniyle o işçinin kusurundan da adam çalıştıranın sorumluluğu hükümleri kapsamında sorumlu tutulması gerektiği açıktır. Bu kapsamda %40 müşterek kusur içerisinde sigortalılar ... ve... kusurları ayrı ayrı belirlenmeli, davalı işverenin dava harici ... sigortalı...’un kusuru nedeniyle de adam çalıştıran olarak iş bu dosya davacılarına karşı sorumlu tutulması gerektiği açıktır. Öte yandan davacılar vekilinin önceki kararı kusur yönünden temyizi olmaması nedeniyle davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hak kapsamında davalı işverenin kusuru ve eylemlerinden adam çalıştıranın sorumluluğu kapsamında sorumlu olduğu kişiler kusuru ile beraber en fazla %75 oranındaki kusurdan sorumlu tutulabileceği hususunun da gözetilmesi gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır." gerekçeleriyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
D. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Son Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve numarası yazılı kararında özetle; bozma ilamı doğrultusunda yapılan yargılama neticesinde; kusura ilişkin bozma ilamında belirtildiği üzere bilirkişi heyetinden rapor aldırıldığı, davacıların murisinin geçirdiği iş kazası neticesinde vefat ettiği, kazanın meydana gelmesinde ölen işçinin %25, davalı işverenin %55, dava dışı ...'nun %5, İbrahim Uzun'un %15 oranında kusurunun bulunduğu; Mahkemece aldırılan 28.08.2023 tarihli bilirkişi heyeti ek raporunun denetime elverişli olması sebebi ile usul ekonomisi ilkesi gereği yargılamanın sürüncemede bırakılmaması amacıyla yeniden rapor aldırılmadığı, alacak kalemlerinden kusur tenzilinin yapıldığı, davacılara yapılan ödemelerin ilkinin personel arasında yardım amaçlı yapıldığı, bu ödemelerin ifa amacı taşımadığı, ikinci dönem yapılan ödemelerin ise; ifa amacını taşıdığına dair dosya kapsamında herhangi bir delil bulunmadığı anlaşıldığından; 10.06.2022 tarihli aktüerya bilirkişi tarafından tanzim edilen hüküm kurmaya ve denetime elverişli bilirkişi raporu hükme esas alınarak, tarafların kusur, yaş, sosyal ve ekonomik vb. durumları, hak ve nefaset ilkeleri gözetilmek suretiyle karar verildiği" gerekçeleriyle "Maddi tazminat yönünden; davanın kısmen kabulüne, 118.273,57 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 14.11.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacı ...' ya verilmesine, 5.000,00 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 14.11.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacı ...'ya verilmesine, 1.839,07 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 14.11.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacı ...'ya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, Davacı ... ve ...' in maddi tazminat isteminin reddine, 21.243,33 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 14.11.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacı ... Kuruçaylı'ya verilmesine, Manevi tazminat yönünden; davacı eş ... ... için 50.000,00 TL, davacı çocuk ... için 40.000,00 TL, davacı anne ... için 30.000,00 TL, davacı baba ... için 30.000,00 TL, davacı kardeşler ... Kuruçaylı ve ... için ayrı ayrı 10.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 14.11.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ve davalı vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; hükmedilen manevi tazminatların az olduğunu, TBK 122 nci maddesi kapsamında kaza tarihi olan 14.11.2013 gününden bugüne, dünyada ve ülkemizde meydana gelen olağan dışı olaylar nedeniyle döviz ve altın fiyatları on kattan fazla arttığından aşkın zararın iş bu davada hüküm altına alınması gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkiline verilen kusur oranının hatalı olduğunu, adam çalıştıran olarak sorumluluğuna gidilemeyeceğini, ihbar olunan dava harici şirkete kusur verilmemesinin hatalı olduğunu, davacıların desteği sigortalının tehlikeli alan sorumlusu olarak kusur oranının kabul edilenden daha fazla benimsenmesi gerektiğini, maddi tazminatın hesabında itirazlarının karşılanmadığı rapora itibar edilmesinin hatalı olduğunu, davacılara bağlanan gelirin %60’ı yerine %57,5’nin tenzilinin hatalı olduğunu, gelirin ilk peşin değerinin güncellenerek tenzili gerektiğini, ücret hususunda bir bozma kararı olmadığı halde tazminatın artırılarak hüküm altına alınmasının hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazası neticesinde vefat eden sigortalının hak sahibi eş, çocuk, anne ve babası ile kardeşlerinin maddi ve manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369, 370 ve 371 inci maddeleri, "Bilirkişi raporuna itiraza" ilişkin 281 inci maddesi, "Tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 ve 114 üncü maddesi delaletiyle 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55 ve 56 ncı maddeleri, "Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları" için 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler bakımından işyerinin nitelik ve kapsamına göre 4857 sayılı İş Kanun'un 77 nci maddesi ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu maddeleridir.
3. Değerlendirme
A) Davacılar vekili ile davalı vekilinin manevi tazminat hükümlerine ve davacı ... haricinde davacılar lehine hüküm altına alınan maddi tazminat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:
1.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.
3. Öte yandan Bölge Adliye Mahkemelerinin istinaf başvuruları hakkında 353/1-b/1 inci maddesi kapsamında vermiş olduğu başvuruların esastan reddine ilişkin kararların temyiz incelemesi üzerine Yargıtay incelemesinde ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması durumunda İlk Derece Mahkemesince bozma üzerine verilecek kararlar ile 6100 sayılı HMK'da ayrı bir kesinlik sınırı öngörülmemiş olmakla bu kararlar hakkında da temyiz incelemesinde uygulanması gereken kesinlik sınırının aynı kanunun 362/2 nci maddesinde belirlenen temyiz kesinlik sınırı olması gerektiği açıktır.
4. Somut olayda; temyize konu karar tarihi itibariyle yürürlükte olan kesinlik sınırın 238.730,00 TL olup her bir davacı için kısmen kabul ve kısmen reddolan manevi tazminatların birbirinden bağımsız olarak kesinlik sınırı altında kaldığı anlaşılmakla temyiz itirazlarının aşağıdaki şekilde kesinlikten reddine karar verilmiştir.
B) Davacılar vekili ile davalı vekilinin, davacı ... lehine hüküm altına alınan maddi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacılar ve davalı vekillerinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir
2.Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. (Prof. Dr. Baki Kuru, Usuli Müktesep Hak (Usule İlişkin Kazanılmış Hak) Dr. A. Recai Seçkin’e Armağan, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları No. 351 Ankara, 1974, sayfa 395 vd.)
3.Temyiz bir kararın bozulması ve Mahkemenin bozma kararına uyması halinde bozulan kararın bozma sebeplerinin şümulü dışında kalmış cihetlerinin kesinleşmiş sayılması, davaların uzamasını önlemek maksadıyla kabul edilmiş çok önemli bir usuli hükümdür. Bir cihetin bozma kararının şümulü dışında kalması da iki şekilde olabilir. Ya o cihet, açıkça bir temyiz sebebi olarak ileri sürülmüş fakat dairece itiraz reddedilmiştir, yahut da onu hedef tutan, bir temyiz itirazı ileri sürülmemiş olmasına rağmen dosyanın Temyiz Dairesince incelendiği sırada dosyada bulunan yazılardan onun bir bozma sebebi sayılması mümkün bulunduğu halde o cihet dairece de bozma sebebi sayılmamıştır. Her iki halde de o konunun bozma sebebi sayılmamış ve başka sebeplere dayanan bozma kararına mahkemece uyulmuş olması, taraflardan birisi lehine usuli bir müktesep hak meydana getirir ki, bu hakkı ne mahkeme, ne de Temyiz Mahkemesi halele uğratabilir. Zira umumi müktesep hakkın tanınması amme intizamı düşüncesiyle kabul edilmiş bir esastır. (04.02.1959 gün ve 1957/13 E- 1959/5 K sayılı YİBK).
4. Somut olayda davacılar vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyiz için sunduğu 01.03.2021 tarihli temyiz dilekçesinde açıkça maddi tazminatın hesabına ilişkin tazminat raporundaki verilere yönelik bir itiraz sunmadığı, kararın da kusurun tespiti ve harcın belirlenmesi noktalarından bozulduğu, bu yönüyle ilk hükme esas alınan 09.05.2020 tarihli hesap raporundaki (kusur haricindeki) hesap verileri yönünden taraflar lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu bozma kararlarına uyularak yapılan yargılamada kusur oran ve aidiyetinin tespiti için alınan 29.08.2023 tarihli raporda davalının ilk kararda esas alındığı gibi %75 oranındaki kusurdan sorumlu olduğunun tespit edildiği (bu kusurun %5'inin dava harici Mühendis M....'ya, %20'sinin ise dava dışı işçi...'a ait olduğu), davacıların desteği sigortalı ...'nın ise %25 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği, mahkemenin 16.07.2020 tarihli ilk kararında esas alınan ve davacının açık itirazının olmadığı tespit edilen 09.05.2020 tarihli hesap raporunda da davalının %75 kusuru oranında hesap yapılarak Eş ...'in 292.559,81 TL, çocuk ...'nın 54.072,82 TL, anne Güldane'nin 72.339,28 TL ve kardeş ...'ın 2.298,84 TL maddi tazminat alacağının belirlendiği, temyiz itirazları ve bozma kararları çerçevesinde de maddi tazminat alacağının yeniden belirlenmesini ortaya koyan bir sebebin bulunmaması karşısında anılan hesap raporunda tespit edilen maddi tazminat miktarları yönünden taraflar lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu gözetilerek bu rapora itibar edilmesi gerekirken yazılı şekilde bozmadan sonraki ücret değişikliklerinin rapora yansıtıldığı ve davalının %75 kusurdan davacılara karşı sorumlu olduğu kabulü ile çelişecek şekilde davalının %60 kusurlu olduğu kabulü üzerinden düzenlenen 10.06.2022 tarihli hesap raporuna itibar edilerek hüküm tesisi hatalı olmuştur.
5. İlk Derece Mahkemesince bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
6. O halde, temyiz eden davacılar ve davalı vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları gözetilerek İlk Derece Mahkemesi hükmü bozulmalıdır.
7. Ne var ki bu hataların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının bu kısımları düzeltilerek onanması gerekir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davacılar vekili ile davalı vekilinin manevi tazminat hükümlerine ve davacı ... haricinde davacılar lehine hüküm altına alınan maddi tazminat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının miktardan REDDİNE,
2. Davacılar vekili ile davalı vekilinin, davacı ... lehine hüküm altına alınan maddi tazminat hükmüne yönelik sair temyiz itirazlarının reddi ile
A) Ankara 15. İş Mahkemesinin 14.09.2023 tarih ve 2023/95 E- 2023/539 K sayılı ilamının gerekçe kısmında hüküm fıkrasından önceki son paragrafın silinerek yerine: "Tüm dosya kapsamı ve deliller birlikte değerlendirildiğinde; bozma ilamı doğrultusunda yapılan yargılama neticesinde; kusura ilişkin bozma ilamında belirtildiği üzere bilirkişi heyetinden rapor aldırıldığı, davacıların murisinin geçirdiği iş kazası neticesinde vefat ettiği, kazanın meydana gelmesinde ölen işçinin %25, davalı işverenin %55, dava dışı ...'nun %5, İbrahim Uzun'un %15 oranında kusurunun bulunduğu; Mahkememizce aldırılan 28.08.2023 tarihli bilirkişi heyeti ek raporunun denetime elverişli olması sebebi ile usul ekonomisi ilkesi gereği yargılamanın sürüncemede bırakılmaması amacıyla yeniden rapor aldırılmadığı, alacak kalemlerinden kusur tenzilinin yapıldığı, davacılara yapılan ödemelerin ilkinin personel arasında yardım amaçlı yapıldığı, bu ödemelerin ifa amacı taşımadığı, ikinci dönem yapılan ödemelerin ise; ifa amacını taşıdığına dair dosya kapsamında herhangi bir delil bulunmadığı anlaşıldığından; ve taraflar lehine usuli kazanılmış hak teşkil ettiği anlaşılan 09.05.2022 tarihli hesap bilirkişi tarafından tanzim edilen hüküm kurmaya ve denetime elverişli bilirkişi raporu hükme esas alınarak, tarafların kusur, yaş, sosyal ve ekonomik vb. durumları, hak ve nefaset ilkeleri gözetilmek suretiyle; aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir" ifadeleri yazılmak suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
3.Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgililere iadesine,
4.Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
Üye ...'nun muhalefetine karşı; Başkan ... ile Üyeler ..., ... ve ...'ın oyları ve oyçokluğuyla
23.01.2024 tarihinde karar verildi.
K A R Ş I O Y
Anayasa ile güvence altına alınan hukuki korunma hakkı (36 ncı madde) yalnızca şekli bir yargılama yapılmasını değil, bunun yanında adil ve doğru bir yargılamayı da gerektirmektedir. Adil yargılamanın teminatlarından biri de kanun yollarıdır. (Tolga Akkaya –Modern Usul Hukukunda İstinaf)
Mahkeme kararlarının hukuka uygunluğunun bir üst mahkeme tarafından denetlenmesi Anayasal bir gerekliliktir.
Anayasa Mahkemesine göre de mahkeme hakkı sadece ilk derece mahkemesine başvurmayı değil temyiz yoluna başvurmayı da kapsar.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 341. maddesinde ilk derece mahkemesi kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulabilen kararlar, HMK’nın 361. maddesinde; bölge adliye mahkemelerinin temyiz edilebilen kararları, 362. maddesinde ise bölge adliye mahkemelerinin temyiz edilemeyen kararları düzenlenmiştir.
HMK’nın 373/4 maddesi gereğince, Yargıtayın bozma kararı üzerine, ilk derece mahkemesince bozmaya uygun karar verildiği takdirde bu karara karşı temyiz yoluna başvurulabilir.
Bu gibi hallerde, ilk derece mahkemesi kararlarına karşı istinaf yolu mevcut olmayıp, sadece temyiz yoluna başvuru mümkündür.
İlk derece mahkemesince yanlış ve hatalı kararlar verilebilmektedir. Bu hataların giderilebilmesi ancak kanun yoluna başvuru ile mümkün hale gelir. Kararın aleyhine olduğunu düşünen taraf kararın denetlenmesini ve düzeltilmesini kanun yoluna başvurarak isteyebilir. Kanun yolları hakimin yapabileceği hatalar karşısında taraflara tanınmış yasal bir güvencedir.
Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesi ile iki aşamalı kanun yolu sistemi söz konusu olmakla birlikte, HMK’nın 373/4 maddesi kapsamına giren ilk derece mahkeme kararlarında sadece temyiz yoluna başvuru mümkün olup, kanun yoluna incelenmesinde yüksek parasal sınırın uygulanması halinde çok sayıda dosyada ilk derece mahkemesi kararına ilişkin kanun yolu incelemesi mümkün olmayacaktır. Bu ise hak arama özgürlüğünün ağır ihlali anlamına gelir.
Hukuk davalarında asıl olanın her karar için denetim yoluna açık olmasıdır. Ancak HMK’da öngörülen parasal sınırların uygulanması gerektiği de açıktır.
HMK’da, bölge adliye mahkemesi kararları için öngörülen parasal sınırın, ilk derece mahkemesi kararları için uygulanması, yasanın lafzına ve ruhuna aykırıdır.
Mahkemeye erişim hakkı, kanun yoluna başvuru hakkını da içerir. Böylesi bir uygulama adil yargılanma hakkına, mahkemeye erişim hakkına ve hak arama özgürlüğüne aykırılık teşkil eder.
Yargıtayın temyiz incelemesi yapıp ilk derece mahkemesi kararını bozmasından sonra bozma üzerine verilen kararda temyiz incelemesi yapılması, mahkemeye erişim hakkının bir gereğidir.
HMK’da, ilk derece mahkemesince verilen kararların temyiz edilmesi halinde kesinlik sınırının tespitine dair açık bir hüküm bulunmadığından, HMK’nın 341/2 maddesindeki düzenlemenin dikkate alınması gerekir. Kanun yolu başvuru sınırlarının başvurulacak kanun yoluna göre değil, kararı veren mahkemeye göre belirlenmesi gerekir. Hukuk Genel Kurulunun 24.06.2021 tarihli, 2021/4-307 Esas, 2021/833 Karar sayılı, 05.07.2023 tarihli, 2023/2-191 Esas, 2023/703 Karar sayılı kararlarında da bu husus vurgulanmıştır.
Kanunda açık bir hüküm bulunmayan yoruma açık tartışmalı konularda hakkın engellenmesi değil, hakkın yoluna açan bir uygulamanın geliştirilmesi gerekir.
Aksi halde bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle iki aşamalı kanun yolu sistemi uygulanan ülkemizde, istinaf inceleme sınırının çok üzerinde, ancak temyiz sınırının altında kalan çok sayıda ilk derece mahkemesi kararı esasa ilişkin hiçbir denetim yapılmadan kesinleşecek hak arama özgürlüğü ve mahkemeye erişim hakkı engellenmiş olacaktır.
Açıkladığım nedenlerden dolayı; ilk derece mahkemesi kararlarına ilişkin temyiz yolu başvurusunda, HMK’nın 341/2 maddesindeki düzenlemenin ve parasal sınırın uygulanması gerektiği, bölge adliye mahkemesi kararlarına ilişkin HMK’nın 362. maddesindeki parasal sınırların uygulanması halinde, ilk derece mahkemelerinin çok sayıda kararının hukukiliğinin denetlenme imkanı ortadan kalkacağından, çoğunluğun temyiz talebinin miktardan reddine ilişkin kararına katılmıyorum.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!