WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 04 Haziran 2026

YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

10. Hukuk Dairesi         2023/12634 E.  ,  2024/6091 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/14 E., 2023/1376 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 30. İş Mahkemesi
SAYISI : 2015/391 E., 2022/466 K.

Taraflar arasında iş kazasından tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından duruşma istemiyle temyiz edildiği anlaşılmıştır. Duruşma istemi kabul edilerek duruşma günü olarak tayin olunan 28.05.2024 Salı günü için yapılan tebligatlar üzerine duruşmalı temyiz eden davacı asil ... ve adına Av. ...'nın geldiği davalı adına gelen olmadığı gelenlerin yüzlerine karşı murafaaya başlanarak, sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelemeye alınarak yapılan inceleme neticesinde; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
1.Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 31.03.2015 günü saat 12.00 sıralarında karton kutu kesim ve basım makinesinde çalışırken kutu makine arasına sıkıştığını, davacının diğer kutuyu makinenin içine sokmak isterken başının döndüğünü elini makineye kaptırdığını, sağ eline makine içerisinde bulunan iki merdane arasına sıkıştığını, 3 parmağının ezildiğini, gidilen hastanede dikiş atıldığını, vücudunun dikişi kabul etmediğini, doktorların karar alarak davacının parmaklarını kestiğini, davacının parmaklarının kesilmemesi için başka bir hastaneye gitmek istemesine rağmen davalı tarafından başka hastaneye götürülmediğini, davalı işverenin maddi durumu düşünerek daha iyi bir tedavi yapan ileri teknolojiye sahip bir hastaneye götürmeyerek davacının parmaklarının kaybına bizzat sebep olduğunu, davalı işverenin ilgili mevzuatta yer alan işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin yükümlülüklerine aykırı davrandığını, müvekkilinin gündelik işlerini bile yapmakta zorlandığını, bu durumun yaşamı boyunca sürecek olması, yapacağı her işte maluliyetinden dolayı kaybettiği beden gücü oranında fazla güç sarf ederek çalışacak olduğunu, efor kaybı sebebi ile maddi tazminat talebinde bulunulması gerektiğini, müvekkilinin bedensel bütünlüğünün ihlale uğraması ve bir daha eski hale dönemeyecek olmasından dolayı büyük acı ve üzüntü duyduğunu, müvekkilinin 42 yaşında olduğunu, genç ve bakmakla yükümlü olduğu bir ailesi olduğunu, genç yaşta malul kalmasının psikolojisini olumsuz yönde etkilediği, kendi iş alanında sağ elindeki sakatlık nedeni ile iş bulamaması ve bulamayacak olması ve bu sebeple de ağır ekonomik sıkıntılar yaşaması sebebiyle çektiği ızdırap ve sıkıntıların giderilmesi için manevi tazminat talep etme gereği doğduğunu, müvekkilinin eski gücüne ve kaybettiği organına tekrar kavuşması tıbbın gelişmiş imkanları sayesinde mümkün gözüktüğünü, yurt dışında belli bir hastanede hastanın kendi hücreleri ile yapılan ve fonksiyon gören yeni organlar ortaya çıkaran oldukça pahalı bir tedavi biçiminin mevcut olduğunu, müvekkilinin eski sağlığına kavuşması için bu tedavinin gerekli olduğunu, talep ve dava hakları saklı kalmak üzere tedavi giderleri, geçici iş göremezlik ve kazan kaybı, sürekli iş göremezlik ve kazanç kaybı, ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıpların karşılığı olarak 2.000,00 TL maddi tazminat, 5.000.000,00 TL manevi tazminat taleplerinin kaza tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

2. Davacı vekili 03.09.2022 tarihli dilekçesiyle; 21.08.2022 tarihli hesap raporunun 2,10 kat seçeneğine göre maddi tazminat istemini 799.499,75 TL olarak dava değerini artırdığını beyan etmiştir.

II. CEVAP
Usulüne uygun yapılan tebliğe rağmen davalı ... tarafından davaya cevap verilmediği anlaşılmıştır.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARLARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararında; davalı işyerinde makineci olarak çalışan davacı ...'ın 31.03.2015 tarihinde makinede çalışırken makinede sıkışan ve biriken karton parçalarını almak istediği sırada sağ elinin makine merdaneleri arasında sıkışması sonucu yaralanarak iş kazası geçirdiği anlaşılmıştır. Sosyal Güvenlik Kurumu İstanbul İl Müdürlüğünün yazı cevapları dikkate alındığında dava konusu olayın iş kazası olduğuna karar verildiği, SGK Bölge Sağlık Kurulunun 13.01.2016 tarihli kararında maluliyet oranının %0 olarak belirlendiği, bunun üzerine, davacı tarafından Bakırköy 3. İş Mahkemesinin 2017/206 Esas sayılı dosyasında maluliyet oranın tespitine ilişkin tespit davası açıldığı, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu'nun 27.05.2016 tarihli düzeltme kararında davacının sürekli iş görmezlik derecesinin %34,2 olarak tespit edildiği, Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu'nun 13.06.2018 tarihli kararında davacının maluliyet oranının 36,2 olarak tespit edildiği, çelişki üzerine alınan Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurulunun 25.06.2019 tarihli kararına göre dava konusu iş kazası neticesinde davacının sürekli iş görmezlik oranının %36,2 olarak tespit edildiği, maluliyet oranının tespitine ilişkin davanın dosyada mevcut İstanbul BAM 24. Hukuk Dairesinin 2020/1750 Esas 2021/1854 Karar sayılı kararı ile onandığı, kararın temyiz edilmediği görülmüştür. Tarafların göstermiş oldukları deliller ilgili yerlerden celp edilmiş, taraf tanıkları dinlenmiş, dava konusu kazanın meydana gelmesinde tarafların kusur oranlarının belirlenmesi için üç kişilik bilirkişi heyetinden rapor alınmış itiraz ve çelişkiler üzerine ikinci üç kişilik bilirkişi kurulundan rapor alınmıştır.Her iki rapora göre dava konusu iş kazasında davacı işçinin %20 davalı işverenin %80 oranında kusurlu olduğu tespit edilmiş, mahkememizce özde değişmeyen raporlara itibar olunmuştur. Ücretin tespitinde davalı vekilinin 18.05.2022 tarihli dilekçesi ekinde sunulan dilekçede davalı asilin davacının aylık 75 saat mesaisi ile birlikte 1.500 TL aldığını beyan ettiği, dosyaya alınan TÜİK raporunda karton ve mukavva kutu imal işçisinin 2014 Kasım aylık ortalama brüt ücretinin 1.588 olarak yer aldığı anlaşılmakla, davacının kaza tarihinde 2.000 net ücretle çalıştığını ispatlayamadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır. Hesap bilirkişi ... Ufuk Kök'ün vermiş olduğu 06.02.2019 tarihli aktüerya raporu ve 29.03.2022 tarihli ek raporu 21.08.2022 tarihli ikinci ek raporu dosyamız arasına alınmış, 21.08.2022 tarihli 2. ek raporda hesaplanan ikinci seçeneğe mahkememizce itibar edilmiş, ancak taleple bağlı kalınarak maddi tazminat talebinin kabulüne, fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulmasına dair hüküm kurulmuştur. Dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının daha fazla olduğunun ve şimdilik bu kadarını dava ettiğinin anlaşılmasının yeterli olduğu, dava dilekçesi incelendiğinde konu kısmında özellikle "fazlaya ilişkin talep ve sair talep ve dava haklarımız saklı kalmak üzere" ifadesinin yazıldığı, sonuç ve istem kısmında "fazlaya ilişkin talep ve sair talep ve dava haklarımız saklı kalmak üzere" ifadelerinin yazıldığı, buna göre davacı tarafça şimdilik alacağın belirli bir miktarının dava edildiği belirtilerek açılan davanın kısmi dava niteliğinde olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır. Bu nedenle her ne kadar iş kazası maddi manevi tazminat davaları belirsiz alacak davası olarak açılabilecek nitelikteyse de, eldeki davanın kısmi dava olarak açıldığı anlaşıldığından davacı tarafa HMK 107/2 uyarınca talebini belirli hale getirmesi için süre verilmemiş, aksi durumun ihsas-ı rey anlamına geleceği düşüncesiyle yargılamaya devam edilerek 2.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 31.03.2015 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı tarafından davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin hakkın saklı tutulmasına karar verilmiştir. Manevi tazminat yönünden somut olayda; meydana gelen kazada davacının %36,2 oranında meslekte kazanma gücünü kaybettiği, bu nedenle manevi tazminat talebinde haklı olduğu anlaşılmakla; Medeni Kanun'un 4 üncü maddesi dikkate alınmak suretiyle matematiksel bir uygulama yapmaksızın, olayın oluş biçimi, davacının yaşı, elinde meydana gelen zararın niteliği ve derecesi göz önüne alınmak suretiyle ve miktarı belirlerken kazanın meydana gelmesinde tarafların kusur oranları, tarafların tespit olunan sosyal ve ekonomik durumları, davalı için bir ceza, davacı için zenginleştirici ve özendirici olmayacak ancak zarara uğrayanda huzur duygusu ve manevi ızdırabın dindirilmesinde etki yaratacak kadar olması, toplumun moral yapısı, günümüzün ekonomik koşullarına uyum sağlayacak miktarda olması, neticeden tarafların gerçek durumlarının gerektirdiği miktarda olması hususlarına ve caydırıcılık ilkesinin de dikkate alınması suretiyle, davacının manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilerek 75.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararının Usul Hukukuna ve Yargıtay İçtihatlarına aykırı olduğunu, Mahkemece taraflarına bir haftalık kesin süre verilip, davanın, "belirsiz alacak davası", "kısmi dava mı" olduğunun belirtilmesi gerekirken, bu süre vermeden, davanın kısmi dava olduğuna kendiliğinden karar verip, süresinde "ıslah dilekçesi" veya "bedel artırım dilekçesi" verilmediğinden, maddi tazminat yönünden dilekçedeki talep ile bağlı kalarak 2000 TL ye karar verdiği kararın kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi dosyasına sundukları, 12.10.2022 tarihli "bedel artırım dilekçeleri" de artırdıkları değer olan, "799.499,75 TL" lik değer üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini, Esas bakımından; İlk Derece Mahkemesi, kararının gerekçe bölümünde;" davacının ücretini ispatlanamadığından 21.08.2022 tarihli 2. ek raporda hesaplanan ikinci seçeneğe mahkememizce itibar edilmiştir" değerlendirmesinde bulunduğunu, Mahkemenin bu değerlendirmesinin doğru olmadığını, çünkü, tanıklarından ...'ın ifadesinde, "davacı makineci idi, davacının ne kadar ücret aldığını bilmiyorum, bende makineceyim, 2000 TL ücret alıyorum" diye beyan ettiğini, iş yerinde makineci bir çalışanın aldığı ücretin belli olduğunu ve 2000 TL olduğunu müvekkilinin de o iş yerinde makineci olarak çalıştığından, müvekkilinin ücretinin 2000 TL olarak ispatlandığını, bu sebeple kararın, bilirkişinin 21.08.2022 tarihli raporun 1.seçeneğine göre, "799.499,75 TL" üzerinden karar verilmesi gerektiğini, Manevi tazminat yönünden; İlk Derece Mahkemesinin, manevi tazminat yönünden vermiş olduğu, 75.000,00 TL hakkaniyete uygun bir karar olmadığını, İlk Derece Mahkemesinin, "75.000,00 TL miktarlı" manevi tazminat kararı iptal edilerek, dava dilekçelerindeki talepleri olan "5.000.000,00 TL'lik manevi tazminata karar verilmesinin, adalete ve hakkaniyete daha uygun olacağı gibi, usul ve yasaya da daha uygun olacağını ileri sürmüştür.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; dava dilekçesinde, davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı yönünde bir beyanın bulunması veya HMK 107. maddesine işaret edilmesi halinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığının kabulü gerekir. HMK 177/1 inci maddesi gereğince ıslahın, tahkikatın sona ermesine kadar her aşamada yapılması mümkündür. Bunun için Mahkemenin ayrıca bir süre vermesine gerek bulunmamaktadır. Dosya kapsamı deliller ve yukarıda özetlenen kronolojik dosya safahatı ile davacı vekilinin 21.08.2022 tarihli aktüer rapora karşı 03.09.2022 tarihli beyan ve itiraz konulu dilekçesi içeriği birlikte değerlendirildiğinde; rapora karşı beyan ve itiraz dilekçesinin ıslah iradesini taşımadığı gibi, tahkikatın sona ermesinden sonra sunulan talep arttırım dilekçesine de sonuç bağlanamayacağı anlaşıldığından davacı vekilinin ileri sürmüş olduğu istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Taraf iddia ve savunmaları, tanık anlatımları, davacının davalı işyerinde 18.08.2014 tarihinde işe başladığı ve kaza tarihinin 31.03.2015 tarihi olduğu, davacının işyerindeki kıdemi ve az yukarıdaki tespitler birlikte değerlendirildiğinde, davacı tarafça kaza tarihinde net 2.000,00 TL aldığı iddiası kanıtlanamadığından İlk Derece Mahkemesi kabulünde isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmış, davacı vekilinin istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir. Olayın oluş şekli, kusur oranları, davacının duyduğu elem ve ızdırabın derecesi, tarafların sosyal ve ekonomik durumu, 22.06.1966 gün 1966/7-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının içeriği ve öngördüğü koşulların somut olayda gerçekleşme biçimi ile hak ve nesafet kuralları birlikte değerlendirildiğinde belirlenen tazminatın dosya kapsamına uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir. Davacının istinaf kanun yoluna başvuru taleplerinin HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkemece davanın türünün, belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğu hususunda açıklamada bulunmaları için süre verilmediği gibi, talep artırım veya ıslah için de süre verilmediğinden verilen kararın bozulmasını, bir iş yerinde aynı işi yapan aynı ücreti alır kuralı kapsamında tanıklarının davacı ve kendisinin makineci olarak 2.000 TL aylık aldığını beyan etmeleri karşısında bu miktar üzerinden yapılan hesaba göre karar verilmesi gerekirken diğer hesap seçeneğine itibarla karar verilmesinin hatalı olduğunu, manevi tazminatın az olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, sigortalının iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir

2. İlgili Hukuk
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddeleri, "Belirsiz Alacak ve Kısmi Dava" yönünden 107 ve 109 uncu maddeleri, "Bilirkişi raporuna itiraza" ilişkin 281 inci maddesi, "Tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 ve 114 maddeleri delaletiyle 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55 ve 56 ncı maddeleri "olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları" için 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler bakımından iş yerinin nitelik ve kapsamına göre 4857 sayılı İş Kanun'un 77 nci maddesi ile İş Sağlığı ve Güvenliği Tüzüğü maddeleri, "Usuli kazanılmış hak" yönünden 04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıdır.

3. Değerlendirme
1.01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK ile eda davası niteliğinde belirsiz alacak davası türü kabul edilmiştir. 107.maddeye göre “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.”

2.Bu davadaki ... amaç ise alacağın belirsiz olması nedeni ile zamanaşımının tüm alacak için dava tarihi itibari ile kesilmesidir. Kanunun ilgili maddesindeki gerekçeye göre “Hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilir.Özellikle, zararın baştan belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tam olarak tespiti mümkün olan tazminat taleplerinde böyle bir durumla karşılaşılabilmesi söz konusudur. Hukuk sistemimiz içinde, böyle bir durumla karşılaşan kişinin hak araması bakımından birçok güçlük söz konusudur. Öncelikle kendisinden aslında tam olarak bilmediği bir alacak için dava açması istenmekte, ayrıca, daha sonra kendi talebinden daha fazla bir miktar alacağının olduğu ortaya çıktığında da bunu davayı genişletme yasağı çerçevesinde ileri sürmesi mümkün olabilmekteydi. Böyle bir durumda, gerçekten bilinmeyen bir alacak için dava açmaya zorlamak gibi, hak aramanın özüyle izah edilemeyecek bir yol ve aslında tarafın kendi ihmali ya da kusuru olmadığı hâlde bir yasakla karşılaşması gibi de bir engel söz konusuydu. Oysa, hak arama özgürlüğü, böyle bir sınırlamayı ve gerçek dışı davranmaya zorlamayı değil, gerçekten hakkı ihlâl edilen veya ihlâl tehlikesi altında olan kişiyi, mümkün olduğunca geniş şekilde korumayı amaçlamalıdır. Son dönemde, gerek mukayeseli hukukta gerekse Türk hukukunda artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek "etkin hukukî koruma"nın gündeme gelmiş olması da bunu gerektirir. Kaldı ki, miktar ya da değeri belirsiz bir alacak için dava açılması gerektiğinde birtakım sınırlamalar getirmek, dava içinde yeni taleplere veya o davanın dışında yeni davalara yol açarak, usûl ekonomisine aykırı bir durum da meydana getirecektir. Ayrıca, miktarı veya değeri bilinmeyen bir alacak için klasik kısmî davanın da tam bir çözüm üretmediği gerçektir. Esasen tam veya kısmi olmasına bakılmaksızın her edâ davasının temelinde bir külli tespit unsuru vardır. Başka deyimle edâ hükmünde tertip olunan her durumun arkasında sorumluluk saptanmasını içeren bir zorunlu ön tespit kabulü mevcuttur”

3.Bu doğrultuda HMK'nın 107 nci maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasını açabilmesi için alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirlemesinin objektif olarak mümkün olmaması gerekir. Alacak miktarı biliniyorsa ya da bilinebilecek durumda ise böyle bir dava açılamaz. Çünkü bu durumda her davada arandığı gibi hukuki yarar aranacak olup alacak miktarının biliniyor ya da bilinebilecek olması halinde davacının hukuki yararından söz edilemez.

4.Belirsiz alacak davasında yapılan yargılama sırasında alacağın miktarının tam olarak belirlenmesi ile davacı talebini iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın artırabilecektir. Alacağın belirli hale gelmesi sonrasında ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilirse davacının bundan sonraki yeni artırma isteği iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır. Çünkü böylesi bir durumda alacağın belirsizliği değil davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur.

5. Öte yandan 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun ile değişik 107/2 nci maddesine göre; karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır. Düzenlemesi yer almaktadır.

6. Ayrıca HMK'nın 33 üncü maddesine göre Hâkim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme ise Hâkime aittir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hâkim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur.

7.Bu açıklamalar doğrultusunda, iş kazasından kaynaklı maddi tazminat istemi içeren davalarda; davacı tarafın alacağın tamamınını kendisinin belirleyerek açıkça kısmi istemli dava açtığının anlaşılabilir olduğu hal ile bakiye alacak davası niteliğinde (yani önceki yargılama sırasında belirlenen alacaktan eda hükmü altına alınmayan kısımla ilgili kısmi eda hükmü talebine ilişkin dava) hali haricinde, maddi tazminat alacağının tespitinin yargılama sürecinde taraflarca gösterilecek delillerle ve giderek alınacak hesap raporuna göre belirlenerek tespit edilebileceği açıktır. Bu cümleden olarak hakimin HMK'nın 26 ncı maddesi kapsamında taraf talepleri ile bağlı olmakla beraber, HMK'nın 33 üncü maddesi kapsamında tarafların dilekçelerinde açıkladıkları hukuki sebeplerle ve giderek dava türü ile de bağlı olmayacağı de göz önünde bulundurulmalıdır.

8. Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde; davacının, davayı açtığı tarih itibariyle iş göremezliğe dayalı maddi tazminat alacağını kendisinin belirleyebilecek durumda olmadığı gibi bu belirlemenin açıkça tahkikat sonucuna bağlı olduğu anlaşılmaktadır. O halde, davanın maddi tazminat istemi yönünden 6100 sayılı HMK’nın 107 nci maddesine dayalı bir "belirsiz alacak davası" olduğu değerlendirilerek yargılama yapılması, aynı zamanda Mahkemece yargılama sırasında yürürlükte bulunan aynı maddenin ikinci fıkrası kapsamında davacı vekiline maddi tazminat istemiyle ilgili olarak talep artırımda bulunmak üzere süre verilmesi gerekmektedir. Ne var ki davacı vekilinin adli yardım talebinin kabul edilmiş olması nedeniyle harçtan muaf olduğu ve 21.08.2022 tarihli hesap raporu üzerine mahkemeye sunduğu 03.09.2022 tarihli dilekçesinde de açıkça "bilirkişi hesap raporunun ilk seçeneğinde hesaplanan 799.499,75 TL üzerinden karar verilmesini talep ettiği" de anlaşılmaktadır.

9. Bu durum karşısında davanın maddi tazminat istemi yönünden belirsiz alacak davası olduğu ve 03.09.2022 tarihli dilekçesinin de maddi isteminin bedelinin artırılmasına ilişkin dilekçesi olduğu değerlendirilerek sonucuna göre bu bedel artırım istemi hakkında bir karar verilmesi gerekirken; hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olmuştur.

10.Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

11. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebebine göre sair temyiz itirazları incelenmeksizin istinaf itirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen karar usulden bozulmalıdır .

VI. KARAR:
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacı vekilinin temyiz itirazları nedeniyle, sair temyiz itirazları bu aşamada incelenmeksizin, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. İlk Derece Mahkemesi kararının usulden BOZULMASINA,

3. Davacı adli yardımdan yararlanmakla beraber davacıdan tahsil edilen peşin temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine,

4. Dairemizde icra edilen duruşmada davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olması nedeniyle 17.100,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,

5.Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

30.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.