10. Hukuk Dairesi 2023/12224 E. , 2024/6089 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/77 E., 2023/652 K.
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Konya 1. İş Mahkemesi
SAYISI : 2019/847 E., 2022/1012 K.
Taraflar arasında iş kazasından tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı ve davalı vekilleri tarafından duruşma istemli temyiz edildiği anlaşılmıştır. Duruşma istemi kabul edilerek duruşma günü olarak tayin olunan 28.05.2024 Salı günü için yapılan tebligatlar üzerine davacı adına Avukat ... ile davalı adına Avukat ...'ın geldiği görüldükten, yüzlerine karşı murafaaya başlanarak, sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek, dosya incelemeye alınarak yapılan inceleme neticesinde; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı işyerinde 25.06.2011 tarihinde çalışmaya başladığını, 28.12.2012 tarihinde yüksek betondan zemine düşmek suretiyle geçirdiği iş kazası sonucunda ağır yaralandığını, kaza sonucunda ameliyat olduğunu, halen tedavisinin devam ettiğini, iş kazası geçirdikten sonra müvekkilinin habersizce davalı işveren tarafından işten çıkarıldığını, davalı şirketin müvekkilinin çalışmalarını SGK'ya eksik ve hiç bildirmediği için Konya 4. İş Mahkemesinin 2013/588 Esas sayılı dosyasından davalı aleyhine hizmet tespiti davası açıldığını, davalı işverenin gerekli güvenlik tedbir ve önlemlerini almadığı, gerekli araç ve gereçleri sağlamadığından iş kazasında kusurlu olduğunu, iş kazası sonucunda müvekkilinde çalışma gücü kaybı yanında idrar yollarında ve cinsel yaşamında olumsuzluklar meydana geldiğini, geçici ve sürekli iş göremezlik zararı yanında ayrıca faturaya bağlanamayan tedavi giderleri oluştuğunu, müvekkilinin kaza sebebiyle maddi ve manevi zararlara uğradığını bildirerek fazlaya ilişkin talep hakkı saklı 7.000 TL maddi tazminat (Bu miktarın 1.990 TL’lik kısmının faturaya bağlı harcamalara, 3.010 TL’sinin pansuman, sonda ulaşım vb. tedavi giderlerine ait olmak üzere 5.000 TL’sinin tedavi giderine ait olmak üzere) ile 60.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir.
2.Davacı vekili 08.03.2018 tarihli dilekçesiyle maddi tazminat istemini 04.03.2018 tarihli hesap raporu doğrultusunda fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak üzere 396.000 TL’ye artırmışken, 11.05.2022 tarihli dilekçesiyle 29.05.2022 tarihli hesap raporuna göre 674.069, TL’ye artırmış, 01.08.2022 tarihli dilekçesiyle de 869.529,25 TL’ye artırmıştır.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin tarım sektöründe faaliyet gösteren bir şirket olduğunu, davacının mevsimlik işçi olarak 25.06.2011 tarihinde şirket bünyesinde tarım işçisi ve tarım makinesi operatörü olarak asgari ücretle çalıştığını, kazanın oluşumunda müvekkilinin kusuru bulunmadığını, davacının kendi kusuru sonucunda düşerek yaralandığını, müvekkilinin tüm hastane giderlerini ödediğini, davacının işten çıkarılmadığını, artık çalışmayacağını beyan etmesi üzerine kendisine ödeme yapılarak ibralaşıldığını, açılan davanın kötü niyetle ve zenginleşme amacıyla açılan dava olduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARLARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararında özetle; Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı doğrultusunda ... ve ...'ın beyanlarının alındığı, yine dosya kapsamında 18.05.2021 tarihinde bilirkişi heyeti ile birlikte keşfin icra edildiği, iş kazasında tarafların kusur durumlarının tespiti amacıyla kusur bilirkişi raporlarının aldırılmış olduğu, mahkememizce makine mühendisi ve inşaat mühesndisi iş sağlığı ve güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetine tanzim ettirilen 14.01.2022 ve 07.07.2021 tarihli kusur raporlarında dava konusu iş kazasının meydana gelmesinde davalı işverenin iş kazasının meydana gelmesinde % 100 oranında kusurlu olduğunun tespiti yapıldığı, anılan kusur raporlarının birbirini teyit ettiği görülse de 06.06.2015 tarihli kusur raporu ile davalı işverenin 28.12.2012 tarihli iş kazasının meydana gelmesinde %70 oranında, davacı ...'ın %30 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği, davacı vekilinin 23.10.2021 tarihli beyan dilekçesinde iş verenin %70, davacının %30 oranında kusurlu olduğu yönündeki rapor esas alınarak zarar miktarının saptanmasını talep ettiği görüldüğünden 06.06.2015 kusur raporunun hükme esas alınması gerektiği kanaatine varıldığı, tüm dosya kapsamında davacının ilk kararı istinaf etmemiş olduğu, davasını rapora göre ıslah etmiş olmakla davalı yararına oluşan usuli kazanılmış hak gözetilerek davalı firmanın sorumlu olduğu %70 oranındaki kusuru karşılığı geçici ve sürekli iş göremezlik dönemi maddi zararının 396.556,82 TL olduğu, maddi tazminat miktarının ödenmesinin davalı firmayı zor durumda bırakacak fazlalıkta olmadığı anlaşılmış, ıslah dilekçesi nazara alındığında taleple bağlı kalınarak 396.000,00 TL maddi tazminatın kabulüne ilişkin hüküm kurulmuş yine davacı yanın manevi tazminat istemine ilişkin olarak yapılan değerlendirme sonucunda ise; kaza tarihi, kazanın oluş şekli, davalı işverenin somut uyuşmazlıkta sorumlu olduğu %70 kusur oranı, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, davacının %51 olarak belirlenen maluliyet oranı, kaza tarihi, 26.06.1966 gün 1966/7-7 sayılı içtihatı birleştirme kararının içeriği ve öngördüğü koşulların olayda gerçekleşme biçimi, hak ve nesafet kurallarına göre taktir olunan 45.000,00 TL manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerektiğini, davacı vekilinin 11.06.2022 ve 04.08.2022 tarihlerinde bedel arttırım dilekçeleri sunmuş olduğu görülse de dosyanın incelenmesinde iş bu davayı kısmi dava olarak açtığı, 08.03.2018 tarihinde davasını ıslah ettiği görülmüş, HMK 176 ncı maddesi uyarınca, taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği, aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabileceği anlaşıldığından davacının 11.06.2022 ve 04.08.2022 tarihli bedel arttırım dilekçeleri esas hakkında değerlendirilmeyerek vekalet ücreti ve yargılama giderleri yüklenmediği gerekçeleriyle davanın kısmen kabulü ile; maddi tazminat isteminin kabulü ile; hesap edilen 396.556,82 TL’den taleple bağlı kalınarak 396.000,00 maddi tazminat ile manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 45.000,00 TL manevi tazminatın 28.12.2012 kaza tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra yapılan yargılamada, kusur yönünden inceleme yaptırılmış, bu defa davalının %100 oranında kusurlu olduğu ortaya çıktığını, ancak, davanın uzaması, müvekkilin yaşadığı geçim sıkıntısı göz önüne alınarak taraflarından, son rapor müvekkil lehine olmasına rağmen, 15.04.2022 günlü dilekçeleri ile müvekkil aleyhine olan ilk kusur raporu ve asgari ücretteki artışlar dikkate alınarak, hüküm tarihine en yakın asgari ücrete göre hüküm kurulması talep edildiğini, Mahalli Mahkeme, ilk kararın tarafımızdan istinaf edilmediği için karşı taraf lehine kazanılmış hak oluştuğu ve davanın kısmi dava olması nedeniyle, ıslahın ancak bir kez yapılabileceği gerekçeleriyle bedel artırım taleplerimizi değerlendirmemesinin hatalı olduğunu asgari ücretin kamu düzenine ilişkin olduğu, kamu düzeninin söz konusu olduğu hallerde usuli kazanılmış haktan bahsetmenin mümkün olmadığı, maddi zarar hesabında, karar tarihine en yakın asgari ücretin baz alınarak tazminat hesabı yapılması gerektiğini, alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlendiği süreç, hüküm tarihine en yakın asgari ücret baz alınarak yapılan hesaplama süreci olduğunu, ayrıca dava dilekçesi incelendiğinde: Birinci sayfa konu bölümünde, ikinci sayfanın 4 nolu paragrafında, sonuç ve talep bölümünün 1 nolu bendinde tüm bedel artırım taleplerinde "Değerinin tam ve kesin olarak belirlenmesinin mümkün olduğu anda artırılmak üzere..." şeklinde talepte bulunduklarından davanın kısmi dava olmayıp, belirsiz alacak davası olduğunun en somut göstergesi olduğundan Mahkemece davanın kısmi dava olarak açıldığı ve bir kez ıslah yapıldıktan sonra başkaca ıslahın mümkün olmadığı gerekçesiyle verilen kararın usul ve Kanun'a aykırı olduğunu beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu olayın oluşmasında davacı işçi kendi iradesi, hatası ve kusuruyla neden olduğunu, ilgili alan ne davacı işçinin çalıştığı ne de iş yeri kapsamında bir çalışma alanı olan bir bölge olmadığını, davacının tüm ikazlara rağmen ilgili alana daha önce de hem kendi hem de diğer işçilerin ... güvenliğini hiçe sayarak çıktığını ve bu durumun fotoğraf delili ile de sabit olduğunu, kendi iradesi ile çalışma alanı olmayan ve güvensiz olan bu alan çıkıp burada ... güvenliğini tehlike atıcı hareketler yapan davacını hareketlerinden dolayı müvekkili şirketin sorumlu tutmanın hakkaniyete aykırı olduğunu beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; davacı tarafından davanın belirsiz alacak davacı olduğu yönünden, davalı tarafından kusur yönünden istinaf edilen kararda; dosya içeriğine, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, kamu düzenine aykırı bir hususun tespit edilmemiş olmasına, hükme dayanak teşkil eden 07.03.2016 tarihli bilirkişi kusur raporunun maddi olgular, olay ve sigortalıya ilişkin veriler ile iş güvenliği mevzuatına uygun olmasına; davanın açıkça belirsiz alacak davası olarak açıldığı belirtilmediğinden kısmi dava olduğunun kabulü usul ve yasaya uygun olup, dava dilekçesinde HMK 107 nci maddeye açık bir atıf yapılmadığı ve fazlaya dair haklar saklı tutularak talepte bulunulduğundan davacı vekilinin belirsiz alacak davası açıldığına yönelik istinaf sebebinde hukuki isabet bulunmamasına göre Yerel Mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu değerlendirilmiş ve taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddedilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; asgari ücret kamu düzeninden olduğundan hükme en yakın asgari ücret esas alınması gerektiğini, davanın belirsiz alacak davası olarak kabulü gerektiğini, Mahkemece ilk dilekçe talep artırım dilekçesi iken ıslah olarak kabulü ve diğer dilekçelerinin de mükerrer ıslah dilekçesi olarak kabulünün hatalı olduğunu, müvekilinin tazminat alacağının son hesap raporu ile tespit edilmiş olması nedeniyle son talep artırımı dilekçesine itibarla karar verilmesi gerektiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesine özetle; davacının tüm, ikazlara rağmen çalışma arkadaşlarına şov yapmak için kolonlar arasında 2,5 metre atlamak istediği bu sırada 7 metre yüksekten zemine atlamış olması nedeniyle tam kusurlu olduğunu, müvekkilinin davacıya iki kolon arasını atlaması yönünde bir talimatının olmadığını davacının kendi beyanında üzerinde koruycu ekipman olarak halat olduğunu beyan etmiş olması, dosyaya ibraz edilen fotolardan da görüleceği üzere çalışma yeri olmayan tehlikeli alanlara çıkarak poz verdiği gözetilerek İSG tedbirlerine aykırı davrandığını, kusur raporunda sadece davacı iddiasını doğrulayan tanık beyanlarına itibar edilmesinin usule aykırı olduğunu, davacı temyizine cevapla; davanın açıkça berlirsiz alacak davası olduğu belirtilerek açılmadığından sunduğu talep artırım dilekçelerine itibar edilemeyeceğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, sigortalının iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir
2. İlgili Hukuk
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddeleri, "Belirsiz Alacak ve Kısmi Dava" yönünden 107 ve 109 uncu maddeleri, "Bilirkişi raporuna itiraza" ilişkin 281 inci maddesi, "Tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 ve 114 maddeleri delaletiyle 49,50,51,52,53,54,55 ve 56 ncı maddeleri "Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları" için 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler bakımından iş yerinin nitelik ve kapsamına göre 4857 sayılı İş Kanunun 77 nci maddesi ile İş Sağlığı ve Güvenliği Tüzüğü maddeleri, "Usuli kazanılmış hak" yönünden 04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıdır.
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin ise aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir
2.01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı H.M.K. ile eda davası niteliğinde belirsiz alacak davası türü kabul edilmiştir. 107 nci maddeye göre “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.”
3.Bu davadaki ... amaç ise alacağın belirsiz olması nedeni ile zamanaşımının tüm alacak için dava tarihi itibari ile kesilmesidir. Kanunun ilgili maddesindeki gerekçeye göre “Hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilir. Özellikle, zararın baştan belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tam olarak tespiti mümkün olan tazminat taleplerinde böyle bir durumla karşılaşılabilmesi söz konusudur. Hukuk sistemimiz içinde, böyle bir durumla karşılaşan kişinin hak araması bakımından birçok güçlük söz konusudur. Öncelikle kendisinden aslında tam olarak bilmediği bir alacak için dava açması istenmekte, ayrıca, daha sonra kendi talebinden daha fazla bir miktar alacağının olduğu ortaya çıktığında da bunu davayı genişletme yasağı çerçevesinde ileri sürmesi mümkün olabilmekteydi. Böyle bir durumda, gerçekten bilinmeyen bir alacak için dava açmaya zorlamak gibi, hak aramanın özüyle izah edilemeyecek bir yol ve aslında tarafın kendi ihmali ya da kusuru olmadığı hâlde bir yasakla karşılaşması gibi de bir engel söz konusuydu. Oysa, hak arama özgürlüğü, böyle bir sınırlamayı ve gerçek dışı davranmaya zorlamayı değil, gerçekten hakkı ihlâl edilen veya ihlâl tehlikesi altında olan kişiyi, mümkün olduğunca geniş şekilde korumayı amaçlamalıdır. Son dönemde, gerek mukayeseli hukukta gerekse Türk hukukunda artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek "etkin hukukî koruma"nın gündeme gelmiş olması da bunu gerektirir. Kaldı ki, miktar ya da değeri belirsiz bir alacak için dava açılması gerektiğinde birtakım sınırlamalar getirmek, dava içinde yeni taleplere veya o davanın dışında yeni davalara yol açarak, usûl ekonomisine aykırı bir durum da meydana getirecektir. Ayrıca, miktarı veya değeri bilinmeyen bir alacak için klasik kısmî davanın da tam bir çözüm üretmediği gerçektir. Esasen tam veya kısmi olmasına bakılmaksızın her edâ davasının temelinde bir külli tespit unsuru vardır. Başka deyimle edâ hükmünde tertip olunan her durumun arkasında sorumluluk saptanmasını içeren bir zorunlu ön tespit kabulü mevcuttur”
4.Bu doğrultuda H.M.K.'nın 107 nci maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasını açabilmesi için alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirlemesinin objektif olarak mümkün olmaması gerekir. Alacak miktarı biliniyorsa ya da bilinebilecek durumda ise böyle bir dava açılamaz. Çünkü bu durumda her davada arandığı gibi hukuki yarar aranacak olup alacak miktarının biliniyor ya da bilinebilecek olması halinde davacının hukuki yararından söz edilemez.
5.Belirsiz alacak davasında yapılan yargılama sırasında alacağın miktarının tam olarak belirlenmesi ile davacı talebini iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın artırabilecektir. Alacağın belirli hale gelmesi sonrasında ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilirse davacının bundan sonraki yeni artırma isteği iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır. Çünkü böylesi bir durumda alacağın belirsizliği değil davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur.
6. Öte yandan 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun ile değişik 107/2 nci maddesine göre; karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır. Düzenlemesi yer almaktadır.
7. Ayrıca HMK'nun 33 üncü maddesine göre Hâkim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme ise Hâkime aittir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hâkim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur.
8.Bu açıklamalar doğrultusunda, iş kazasından kaynaklı maddi tazminat istemi içeren davalarda; davacı tarafın alacağın tamamınını kendisinin belirleyerek açıkça kısmi istemli dava açtığının anlaşılabilir olduğu hal ile bakiye alacak davası niteliğinde (yani önceki yargılama sırasında belirlenen alacaktan eda hükmü altına alınmayan kısımla ilgili kısmi eda hükmü talebine ilişkin dava) hali haricinde, maddi tazminat alacağının tespitinin yargılama sürecinde taraflarca gösterilecek delillerle ve giderek alınacak hesap raporuna göre belirlenerek tespit edilebileceği açıktır. Bu cümleden olarak hakimin HMK'nun 26 ncı maddesi kapsamında taraf talepleri ile bağlı olmakla beraber, HMK'nun 33 üncü maddesi kapsamında tarafların dilekçelerinde açıkladıkları hukuki sebeplerle ve giderek dava türü ile de bağlı olmayacağı de göz önünde bulundurulmalıdır.
9. Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde; davacının, davayı açtığı tarih itibariyle iş göremezliğe dayalı maddi tazminat alacağını kendisinin belirleyebilecek durumda olmadığı gibi bu belirlemenin açıkça tahkikat sonucuna bağlı olduğu anlaşılmaktadır.
10. O halde, davanın maddi tazminat istemi yönünden 6100 sayılı H.M.K’nun 107 nci maddesine dayalı bir "belirsiz alacak davası" olduğu değerlendirilerek yargılama yapılması, aynı zamanda Mahkemece yargılama sırasında yürürlükte bulunan aynı maddenin ikinci fıkrası kapsamında davacı vekiline maddi tazminat istemiyle ilgili olarak talep artırımda bulunmak üzere süre verilmesi gerekmektedir. Ne var ki davacı vekilinin 04.03.2018 tarihli hesap bilirkişi raporuna süresi içerisinde itiraz etmediği gibi, 08.03.2018 tarihli talep artırım dilekçesi ile maddi tazminat istemini bu rapora göre hesap edilen 396.556,82 TL sebebiyle fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak üzere 396.000 TL'ye artırdırdığı anlaşılmıştır. İlk Derece Mahkemesinin 24.01.2019 tarihli kararı ile de maddi tazminat istemi yönünden davacının 396.556,82 TL alacağı olduğu ancak taleple bağlı kalınarak 396.000,00 TL'nin tam kabulüne karar verildiği davacı vekilinin iş bu kararı istinaf etmediği anlaşılmaktadır. Bu kapsamda davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hak kapsamında maddi tazminat zarar tavanının belirlenmiş olması nedeniyle mükerrer mahiyette 11.05.2022 ve 01.08.2022 tarihli dilekçelerle istenilen miktarlara itibar edilmesinin mümkün olmadığı açıktır.
11. Bu açıklamalar doğrultusunda mahkemece usuli kazanılmış haklar gereği tesis edilen maddi tazminat hükmü yerinde ise de; gerekçede davanın kısmi dava olduğuna yönelik tespitin hatalı olduğu bu yönle davacı vekilinin temyiz başvurusunda hukuki yararı bulunduğu anlaşılmıştır.
12. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve Kanun'a aykırı olup bozma nedenidir.
13. Ne var ki bu hataların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi gerekçesindeki yazım hatasının düzeltilerek onanması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararın gerekçesinin son paragrafının silinerek yerine;
" Maddi tazminat istemi yönünden davanın niteliği itibariyle HMK 107 nci maddesi kapsamında düzenleme altına alınmış olan "belirsiz alacak davası" olup, davacı vekilinin itiraz etmediği 04.03.2018 tarihli hesap raporu doğrultusunda Mahkemeye sunduğu 08.03.2018 tarihli talep artırım dilekçesiyle maddi tazminat istemini 396.000 TL'ye artırdığı, Mahkememizce verilen 24.01.2019 tarihli ilk kararı da davacı vekilinin istinaf etmediği gözetildiğinde davalı taraf lehine oluşan usuli kazanılmış hak kapsamında Bölge Adliye Mahkemesi kararı sonrasında davacı lehine değişen kusur ve hesap verilerinden yararlanmasının hukuken mümkün olmaması nedeniyle davacı vekilinin sunduğu 11.06.2022 ve 04.08.2022 tarihli mükerrer mahiyetteki bedel arttırım dilekçelerine itibar edilememiş ve vekalet ücreti ile yargılama gideri takdirinde de değerlendirmeye esas alınmamıştır." rakam ve sözcükleri yazılmak suretiyle hükmün bu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
3.Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine,
4.Aşağıda dökümü yapılan harcın davalıdan tahsiline,
5. Dairemizde icra edilen duruşmada davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olması nedeniyle 17.100,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
6. Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
30.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!