10. Hukuk Dairesi 2022/8856 E. , 2024/4525 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/135 Esas, 2020/675 Karar
HÜKÜM/KARAR : Kısmen kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : Mersin 5. İş Mahkemesi
SAYISI : 2018/577 Esas, 2019/532 Karar
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili özetle, müvekkilinin iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğrayacak şekilde yaralandığı, kazanın meydana gelişinde davalının kusurlu olduğundan bahisle dava dilekçesinde 5.000,00 TL maddi, 40.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsili talep ve dava edilmiştir.
Davacı vekili önce 18.01.2017 tarihli dilekçe ile davacının maddi tazminat istemi 194.283,06 TL’ye arttırmış, devam eden aşamada 05.02.2018 tarihli bir dilekçe daha vererek davacının maddi tazminat istemini 231.349,54 TL'ye arttırdıklarını beyan etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili özetle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 09.03.2018 tarih, 2013/251 Esas, 2018/141 Karar sayılı kararıyla iş kazası nedeniyle davacının %35,00 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, kazanın meydana gelişinde davacının %40, davalı Belediyenin %50, dava dışı işçi ... %10 oranında kusurlu olduğu, ikinci talep arttırımının söz konusu olamayacağı kabulünden hareketle davacı lehine 194.283,06 TL maddi, 3.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin 09.03.2018 tarihli bu ilk kararına karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 26.10.2018 tarih, 2018/1240 Esas, 2018/1565 Karar sayılı kararıyla olayla ilgili olarak kusur raporları arasındaki çelişki giderilmeden karar verildiği, mahkemece gerekçede hangi hesap raporunun hükme esas alındığı belirtilmediğinden hüküm ile gerekçe arasında çelişki oluştuğu gerekçeleri ile tarafların istinaf başvurularının kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin 17.09.2019 tarih, 2018/577 Esas, 2019/532 Karar sayılı kararıyla iş kazası nedeniyle davacının %35,00 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, kazanın meydana gelişinde davacının %40, davalı Belediyenin %50, dava dışı işçi ... %10 oranında kusurlu olduğu, ikinci talep arttırımının söz konusu olamayacağı kabulünden hareketle davacı lehine 194.283,06 TL maddi tazminat ödenmesine, fazlaya ilişkin 18.281,82 TL hakkın saklı tutulmasına, yine davacı lehine 3.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen 17.09.2019 tarihli kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, kusurun davalıya ait olduğunu, sonradan aldırılan bilirkişi raporunun dikkate alınmamasının yerinde olmadığını iddia etmiş, hükmün kaldırılarak dosyanın Mahkemesine iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, davalıya atfedilen kusur oranının yerinde olmadığını, sürekli iş göremezlik oranı tespitinin hatalı olduğunu, geçici iş göremezlik dönemine ilişkin hesaplama yapılmasının yerinde olmadığını, bilinen döneme ilişkin kazançların hatalı hesaplandığını, kazançların ne şekilde tespit edildiğinin açık olmadığını, pasif dönem hesaplamalarının da hatalı olduğunu, iskontolu asgari ücret tablosunda mükerrer hesaplama yapıldığını, emeklilik yaşına gelen davacının yaşlılık aylığı alacağının düşünülmemesinin yerinde olmadığını, kazadan sonra çalışmasını sürdüren davacının almış olduğu ücretlerin, ödenen hastalık parasının hesaplamalardan mahsup edilmesinin gerektiğini, taleplerin zamanaşımına uğradığını savunmuş davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin temyiz incelemesine konu 02.06.2020 tarih, 2020/135 Esas, 2020/675 Karar sayılı kararıyla hüküm fıkrasıyla gerekçesinin çelişkili, mahkeme gerekçesinin de açık ve denetlenebilir olmaktan uzak olduğu gerekçeleri ile İlk Derece Mahkemesi kararın kaldırılmasına, davalının kusur oranının %40 ya da %50 olarak belirlenmesinin sonucu değiştirmeyeceği, zira davacının kusurunun her iki raporda da %40 oranında belirlendiği, rücuya tabi kısmın davacının kusuruna göre belirlenen kısımdan arta kalan kısım olacağı, kusur atfedilen dava dışı kişinin de davalının işçisi olduğu, davalı işverenin diğer işçisinin kusurundan da sorumlu olacağı, ikisi arasındaki kusur oranının bu davanın konusu olmadığı gibi sonucunu da değiştirmeyeceği, dosya kapsamında aldırılan ilk raporun, rücuya tabi kısmı, davacının kusurundan arta kalan %60 lık kusura göre isabetli olarak belirlediği, ancak davacının kaza tarihindeki yaşını 37 olarak, bakiye ömrünü 31 yıl 10 ay 29 gün olarak belirlediği, oysa ki kaza tarihinde davacının 37 yaşını ikmal etmediği, 36 yıl 6 ay 4 günlük olduğu, bu yaşa göre bakiye ömrünün 32 yıl 8 ay 12 gün olduğu, bu kabule göre, 05.12.2016 tarihli ilk hesap raporunun hükme esas alınamayacağı, 29.01.2018 tarihli bilirkişi raporunun ise, rücuya tabi zarar kısmını %50 oranındaki kusura göre hesaplamış olması nedeniyle hükme esas alınamayacağı, mahkeme gerekçesinde açıkça yazılıp, usulünce izah edilememiş olsa da, sonuç olarak isabetle 16.07.2019 tarihli bilirkişi raporuna itibar edildiği, raporda bakiye ömür, davacın aktif ve pasif dönem ücretleri kazanç tutarlarının isabetli olarak belirlendiği, davacı lehine, geçici iş göremezlik dönemiyle ilgili zarar hesaplanmadığı gibi, çalışmaya devam ettiği dönemlerin de hesaplamadan dışlandığı, ücretlerin dosya kapsamına sunulan bordrolara göre belirlendiği, dönemsel ücreti %10 artırma ve %10 eksiltme usulüyle hesaplandığı, 10 yıllık zamanaşımı kuralına göre, zamanaşımı süresi 2022 yılında dolacağı, davacıya atfedilen kusur oranının da, olayın oluşuna, olay tarihinde meri olan kanun 4857 Kanun'un 77 nci maddesi hükümlerine uygun olduğu, taraf vekillerinin istinaf taleplerinin yerinde olmadığı gerekçeleri ile tarafların istinaf başvurularının esastan reddine, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacı lehine 194.283,06 TL maddi tazminat ödenmesine, fazlaya ilişkin 18.281,82 TL hakkın saklı tutulmasına, 3.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, kusur oranlarının ve sürekli iş göremezlik oranının hatalı tespit edildiğini, zarardan tüm peşin sermaye değerinin tenzil edilmesi gerektiğini, bilinen dönemde hesaplanan miktarlar yönünden 05.01.2012 tarihi ile 31.12.2017 tarihleri arasında hesaplanan işlemiş kazanç dönemi hesaplamalarında hata yapıldığını, tekrar hesaplanması gerektiğini, bilirkişinin kaza tarihinden iş aktinin sonlanmasına kadar yapılan ödemeleri mahsup etmesi gerektiğini, ancak bilirkişinin tüm işlemiş dönemi hesaplayarak indirim yapmadığını, bilirkişinin net ücret hesabında dosya içerisinde bulunan geçici iş görmezlik için verilen bordrosunda 67,20 TL brüt yevmiyesi olduğunun belirtildiğini, davacının kazanç durumuna ilişkin davacının yevmiyesi ile yapılan tespitin sosyal yardım ve ek ödemelerin tutarlarının hatalı olduğunu, maaş içerisindeki farazi şekilde yapılan ödemelerin dikkate alınmasının hatalı olduğunu, pasif dönem zarar hesabında emeklilik gelirinin her yıl için asgari %10 artacağı kabul edilerek 60 yaşına ulaşacağı 10 yıl sonraki baliği devre sonundaki Kn formülüne göre hazırlanmış tablodan istifade edilerek 10. yıl için bulunan 20 artış baliğ katsayısına göre davacının emeklilik geliri ve sonrasında yıllara göre hesabı kabul etmediklerini, bu dönemin tekrar hesaplanması gerektiğini, bilirkişinin iskontolu asgari ücret tablosunda mükerrer hesaplama bulunduğunu, bu kalemlerin tekrar değerlendirilmesi gerektiğini, pasif dönem için maddi zarar hesaplanmasının hatalı olduğunu, geçici işgöremezlik süresinin hatalı belirlendiğini, davacının kazadan sonra çalışmasını sürdürdüğünü ve bu dönemde maaşını aldığını, bu miktarın, ödenen kıdem tazminatının ve hastalık parası gibi tüm miktarların zarardan indirilmesi gerektiği halde indirim yapılmadığını, açılan davada tüm alacak taleplerinin zamanaşımına uğradığını, dilekçede yer alan tutarların bilirkişi raporunda yer alan tutarlar ile uyuşmadığını, usul ve yasa hükümlerine uygun şekilde ıslah yapılmadığını, Mahkeme kararındaki faiz oranları ve başlangıç tarihlerinin de hatalı olduğunu, ayrıca hükümde geçen faiz oranlarının ve hükmedilen vekalet ücretinin hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, 369'uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 13, 16 ve 20 inci maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanun'un 77 nci maddesi, 492 sayılı Harçlar Kanun'un 8 inci ve 31 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelerle temyiz edenin sıfatına temyizin kapsam ve nedenlerine göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamından aşamalarda alınan 05.12.2016 tarihli hesap raporunda davacının maddi zararının geçici iş göremezlik ödeneği tenzil edilmeksizin 194.283,06 TL olarak hesaplandığı, davacı vekilince bu rapora itiraz edilmeden, 18.01.2017 tarihli dilekçe ile davacının maddi tazminat isteminin 194.283,06 TL’ye arttırıldığı, takip eden 21.02.2017 tarihli 16. celsede davacı vekilinin “Dava dilekçemizi ve ıslah dilekçemizi tekrar ediyoruz, davalı vekilinin sosyal sigorta yüksek sağlık kurulu raporunun kendilerine tebliğ edilmediğine ilişkin itirazlarını kabul etmiyoruz. Önceki celse davalı vekiline rapora karşı beyanlarını sunmaları için süre verilmiştir, bu süre içerisinde itirazlarını sunmamışlardır, davamızın kabulüne karar verilmesini talep ediyoruz” şeklinde beyanda bulunduğu, davalı vekilinin anılan rapora süresinde itiraz ettiği, Mahkemece alınan 29.01.2018 tarihli ikinci hesap raporunda davacının maddi zararının 231.349,54 TL olarak tespit edildiği, davacı vekilince bu hesap raporuna da itiraz edilmediği, maddi tazminat isteminin ikinci kez 231.349,54 TL'ye arttırıldığı, takip eden 09.03.2018 tarihli celsede “önceki beyanlarımız ve ıslah dilekçemiz doğrultusunda davanın kabulünü talep ederiz” şeklinde beyanda bulunulduğu, Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra alınan 16.07.2019 tarihli üçüncü hesap raporunda ise davacının maddi zararının 212.564,88 TL olarak tespit edildiği, Bölge Adliye Mahkemesince bu son hesap raporu hükme dayanak kılınmak suretiyle sonuca gidildiği, yine Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma kararından sonra alınan 18.03.2019 tarihli bilirkişi kusur raporuna karşı davacı vekilinin 16.04.2019 tarihli celsede "bilirkişi raporuna bir diyeceğimiz yoktur." şeklinde beyanda bulunduğu, Dairemizin geri çevirme kararı ile dosya kapsamına alınan 09.06.2022 tarihli Kurum cevabi yazısından davacıya ödenen geçici iş göremezlik ödeneğinin toplamda 84.372,47 TL olduğu anlaşılmaktadır.
Usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2 nci maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır.
Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya Mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.( HGK'nın 12.07.2006 T., 2006/4-519 E., 2006/527 K., 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı)
Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesince davacı tarafın teselsül talebinin bulunmadığı, yine davacının davalı işverenin tespit edilen %50 kusur oranına bir itirazı olmadığı, 05.12.2016 tarihli hesap raporuna da davacı vekilince itiraz edilmediği gibi 18.01.2017 tarihli dilekçe ile itirazsız olarak kabul edilip raporda belirlenen tutarlara hükmedilmesinin talep edildiği, açıklanan hususlar yönünden davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu, bu kapsamda 05.12.2016 tarihli bilirkişi hesap raporunda belirlenen zarar tutarından geçici iş göremezlik ödeneğinin rücu edilebilecek kısmının tenzil edilmesinden sonra davalının müteselsil sorumluların iç ilişkisindeki sorumluluk oranına isabet eden maddi zarar tutarı belirlenerek bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden 05.12.2016 tarihli birinci hesap raporuna göre davalının aleyhine olan16.07.2019 tarihli üçüncü hesap raporuna itibar edilerek sonuca gidilmiş olması yerinde görülmemiştir.
Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararın düzeltilerek onanması gerekir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının;
a. Üçüncü sayfasının ikinci paragrafının silinerek gerekçeden çıkarılmasına;
b. Beşinci sayfasının 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12 ve 13 üncü paragraflarının silinerek yerlerine geçmek üzere "Aşamalarda kaldırma kararından sonra alınan ve davacının %40, davalı işveren Belediye'nin %50, Belediyenin dava dışı işçisinin %10 kusurlu olduğu yönünde görüş bildiren 18.03.2019 tarihli bilirkişi kusur raporunun davacı vekilince 16.04.2019 tarihli celsede kabul edildiği, kusurun oran ve aidiyetini olayın oluşuna ve dosya kapsamında uygun olarak tespit eden bu raporun aşamalarda alınan 26.09.2014 tarihli bilirkişi kusur raporunu da teyit ettiği, bu açıdan davalı vekilinin kusura yönelik itirazlarının yerinde olmadığı, 05.12.2016 tarihli hesap raporuna davacı vekilince itiraz edilmediği, giderek 18.01.2017 tarihli dilekçe ile itirazsız olarak kabul edilip raporda belirlenen tutarlara hükmedilmesinin talep edildiği, yine davacı vekilinin teselsül talebinin bulunmadığı hep birlikte değerlendirildiğinde İlk Derece Mahkemesince 16.07.2019 tarihli üçüncü hesap raporuna itibar edilerek sonuca gidilmesi hatalı olmuştur.
Bu doğrultuda davacının teselsül talebinin bulunmadığı dikkate alındığında davacı tarafça itiraza uğramayan 05.12.2016 tarihli hesap raporunda belirlenen zarar tutarının davalı işverene isabet eden kısmının resen hesaplanabilmesi için öncelikle anılan bilirkişi hesap raporunda tespit edilen 194.283,06 TL'den ilk peşin sermaye değeri tenzil edilmesine karşın geçici iş göremezlik ödeneği tenzil edilmediği göz önünde bulundurulmak suretiyle davacıya ödenen toplam 84.372,47 TL geçici iş göremezlik ödeneğinin rücu edilebilecek kısmının tenzil edilmesi gerekmektedir. Buna göre geçici iş göremezlik ödeneğinin rücu edilebilecek kısmı 84.372,47 TL x %60 (işveren ve 3. kişi kusuru) = 50.623,48 TL'dir. Hesaplanan 194.283,06 TL'den 50.623,48 TL tenzil edildiğinde davacının müteselsil sorumlulardan talep edebileceği maddi zarar tutarı 143.659,58 TL olarak bulunmaktadır. Teselsül talebi bulunmayan davacının %50 kusurlu olduğu tespit edilen davalı Belediyeden talep edebileceği tutar ise 143.659,58 TL'nin davalı Belediyenin müteselsil sorumlular arasındaki iç ilişkide Belediyeye isabet eden %83,3333'üne isabet eden 119.716,26 TL kadardır.
Kaza tarihinin 05.01.2012 tarihi olduğu dikkate alındığında davalı işveren yönünden geçerli zamanaşımının dava ve ıslah tarihi itibariyle henüz dolmadığı, hüküm altına alınan tazminatlara kaza tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmaktadır.
İlk Derece Mahkemesinin gerekçesinin açık ve denetlenebilir olmaması nedeniyle davacı vekilinin istinaf istemi kabul edilmiş, sair istinaf itirazları yukarıda açıklanan gerekçelerle yerinde görülmemiştir.
Davalının istinaf istemi İlk Derece Mahkemesinin gerekçesinin açık ve denetlenebilir olmaması ve davalı lehine oluşan usuli kazanılmış haklara aykırı olarak karar verilmiş olması nedenleriyle yerinde görülmüş, sair istinaf itirazları yukarıda açıklanan gerekçelerle yerinde görülmemiştir." ibarelerinin yazılması,
c. Hüküm fıkrasının tamamen silinerek yerine geçmek üzere
"Hüküm: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1- HMK 353/1-b.2 ve 355. maddeleri gereğince İlk Derece Mahkemesi hükmünün ORTADAN KALDIRILMASINA.
2- Davanın kısmen kabul, kısmen reddine;
a- 119.716,26 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 05.01.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
b- 3.000,000 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 05.01.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
c- Alınması gerekli 8.382,74 TL karar ve ilam harcından aşamalarda davacı tarafından peşin olarak yatırılan toplam 4.638,50 TL harcın mahsubu ile bakiye 3.744,24 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
ç- Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre kabul edilen maddi tazminat yönünden hesaplanan 15.323,04 TL ile kabul edilen manevi tazminat yönünden hesaplanan 3.400,00 TL olmak üzere toplam 18.723,04 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine,
e- Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre reddedilen maddi tazminat yönünden hesaplanan 10.493,68 TL red vekalet ücreti ile reddedilen manevi tazminat yönünden hesaplanan 3.400,00 TL red vekalet ücreti olmak üzere toplam 13.893,68 TL red vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,
4- Peşin olarak yatırılan istinaf karar harçlarının istek halinde ilgilisine iadesine,
5- Davacı tarafından yapılan toplam 5.505,50 TL yargılama giderinin kabul ve red oranına göre 1.541,54 TL'sinin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, bakiyesinin davacı üzerinde bırakılmasına,
6- Davacı tarafından aşamalarda peşin olarak yatırılan toplam 4.638,50 TL harçla 24,30 TL başvuru harcı olmak üzere toplam 4.662,80 TL harcın davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
7- Davalı tarafından yapılan toplam 227,40 TL yargılama giderinin kabul ve red oranına göre 163,73 TL'sinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine, bakiyesinin davalı üzerinde bırakılmasına,
8- HMK’nın 333 üncü maddesi gereğince kullanılmayan gider avansı bulunması durumunda yatırana iadesine,
9- Kararın taraflara tebliği ile harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yapılmasına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde verilecek dilekçe ile Yargıtay yolu açık olmak üzere 02.06.2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi." ibarelerinin yazılması suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalıya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!