10. Hukuk Dairesi 2022/7941 E. , 2023/6430 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2018/259 E., 2022/367 K.
KARAR : Kısmen Kabul
Taraflar arasındaki davacının davalılardan işveren yanında geçen çalışmalarının 5953 sayılı Basın İş kanunu kapsamında geçtiğinin tespiti ve buna göre itibari hizmet sürelerinin ve fiili hizmet zammı süresinin tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, dairece ilk derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne dair, karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı, taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı işyerinin Show Tv kanalında 01.09.2000 tarihinde kameraman olarak çalışmaya başladığını, bu tarihten 06.08.2013 tarihine kadar sürekli olarak çalıştığını, müvekkilinin davalı işyerinde işe başlangıcının 01.09.2013 olmasına rağmen işten çıkarılırken haklarının 29.01.2014 tarihinde işe başlamış gibi hesaplandığını, müvekkili ile davalı işveren arasındaki ilişkinin Basın İş Kanunu kapsamında olduğunu, müvekkilinin kameraman sıfatıyla 212 sayılı Kanun ile değişik 5953 sayılı Kanuna tabi olduğunun izahtan vareste olduğunu, Yargıtay kararlarının da bu yönde olduğunu, bilgisi ve rızası dışında 2000 yılı Eylül ayından 31.12.2003 yılına kadar toplam 3 yıl 2 ay 27 gün davalı şirketçe müvekkilinin bağkur sigortalısı olarak gösterildiğini, adına serbest meslek makbuzu düzenlendiğini, kurumdan vergi dairesi tarafından vergi borcunun bulunması nedeniyle adıa soruşturma açılınca haberdar olduğunu, belirterek, 01.09.2000 ile 05.08.2013 tarihleri arasında geçen tüm sürenin Basın İş Kanununa tabi geçen hizmet olarak değerlendirilmesini ve bu sürenin 506 sayılı Kanun'un ek 5 inci maddesine göre itibari hizmetten yararlandırılacak süre olduğunun tespitine karar verilmesini talep ettiklerini beyan etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle çalışılan sürenin ve işyerinin 506 sayılı Kanun kapsamında girip girmediğinin araştırılması gerektiğini, davacının söz konusu beyanları ile ilgili öncelikle müvekkili kurum kayıtlarının incelenmesi gerektiğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davalı AKS Televizyon Reklamcılık ve Film A.Ş vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan davanın hak düşürücü süre yönünden reddinin gerektiğni, davacı iddialarının kendi içinde çelişki içerdiği gibi , bizzat kendisi tarafından imzalanan belgelerin, tüm işyeri kayıtları ve SGK gibi resmi kayıtlar ile de örtüşemeyen haksız ve hukuka aykırı iddialar olduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi, 28.06.2016 tarihli ve 2013/595 Esas, 2016/464 Karar sayılı kararı ile "...Yapılan yargılama, toplanan deliller, alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının 29.01.2004 - 05.08.2013 tarihleri arasında geçen tüm süresinin Basın İş Kanunu'na tabi geçen hizmet olarak değerlendirilmesi gerektiğinin ve davacının Basın İş Kanunu'na tabi geçen sürelerden 29.01.2004 - 01.10.2008 tarihleri arasındaki sürenin 506 sayılı Kanunu'nun ek 5 inci maddesine göre itibari hizmetten yararlandırılacak süre olduğunun tespitine karar vermek gerekmiş ve davanın kısmen kabulü ile; davacının 29.01.2004 - 05.08.2013 tarihleri arasında geçen tüm süresinin Basın İş Kanunu'na tabi geçen hizmet olarak değerlendirilmesi gerektiğinin tespitine, davacının Basın İş Kanunu'na tabi geçen sürelerden 29.01.2004 - 01.10.2008 tarihleri arasındaki sürenin 506 sayılı Kanunu'nun ek 5 inci maddesine göre itibari hizmetten yararlandırılacak süre olduğunun tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine, dair karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkemenin 28.06.2016 tarihli ve 2013/595 Esas, 2016/464 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde tüm taraflar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. 07.06.2018 tarihli ve 2016/17822 Esas, 2018/5455 Karar sayılı Bozma kararında "...Somut olayda, davacının davalı işyerinde 29.01.2004 tarihinde kameraman olarak çalışmaya başladığı anlaşılmaktadır. Davacının bu çalışmalarının 5953 sayılı Kanun kapsamında kalıp kalmadığının belirlenmesi bakımından haber programlarında kameramanlık yapıp yapmadığının tespit edilmesi gerekmektedir. Ancak, dosya kapsamında toplanan deliller ile alınan tanık beyanlarının bu durumun tespiti açısından yeterli olmadığı anlaşılmaktadır.
Yapılacak iş, davalı işyerinin dava konusu döneme ait dönem bordrolarını getirtip bordrolarda ihtilaflı dönemin tamamında kayıtlı ve tarafsız tanıklar saptanarak bunların bilgilerine başvurmak ve dinlenen tanıkların hizmet döküm cetvellerini Kurumdan getirtmek, davacının davalı işyerinde hangi programlarda çalıştığını araştırmak, kameramanlık yaptığı programların haber programı olup olmadıklarını belirlemek ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir." denilerek karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Somut olayda, davacı 29.01.2004 tarihinde davalı işyerinde sigortalı gözükmeden evvel bir an için Bağkur sigortalılığı geçerli olmasa dahi 03.04.2003-14.10.2003 tarihleri arasında dava dışı unvanı farklı bir işyerinden sigortalı olarak gözükmektedir. Bu durumda hak düşüm süresinin bu tarihten öncesi için mezkur tarih esas alınarak değerlendirilmesi gerektiğinden mezkur tarihin bir yıl sonundan itibaren davanın ikame edildiği tarih olan 11.10.2013 tarihine kadar 5 yıldan fazla zaman geçmiş olmakla 29.01.2004 tarihinden öncesi için hak düşüm süresi açısından bir tespit yapılması mümkün bulunmamaktadır.
Davacının Bağkur sigortalılığı resen tescil ile yapılmış değildir. Davacı Bağkur giriş bildirgesini kendi imzası ile tasdik etmiş ve tüm belgelerini kuruma vererek tescil talebinde bulunmuş, bu talebi üzerine bu tarihler arası vergi mükellefi olması sebebiyle kendisinin bağkur tescili yapılarak zorunlu bağkur sigortalısı sayılmıştır. Bu durumda bu kayıtlara itibar etmek gerektiği kanaati doğmuştur.
Diğer taraftan davacının celpedilen şahsi sicil dosyasında gerek hizmet akitlerinin imza tarihleri, gerekse işten ayrılış sırasında kendi el yazısı ve imzası ile sunmuş olduğu işten ayrılma istemini havi dilekçesi ve gerekse bunun sonucunda kendisi ile yapılan ikale sözleşmesindeki hizmet başlangıç tarihinin de 29.01.2004 olması sebebiyle bu tarihten evveli sürenin tespitinin bu yazılı belgeler karşısında kabulü mümkün değildir. Hal böyle olunca davacının talebi olan 01.09.2000-29.01.2004 arasındaki sürenin sigortalılık süresi sayılması yolundaki talebinin kabulü mümkün olmadığı kanaatine varılmıştır.
Hal böyle olunca da uyuşmazlığın 29.01.2004 ve 01.10.2009 tarihleri arasındaki sürenin Basın İş Kanunu kapsamında olup olmadığı noktasında toplandığı görülmektedir. Bu durumda konunun Basın İş Kanunu'nun 1 inci maddesi kapsamında değerlendirmek gerekmekte olup, bu madde ( bu Kanun hükümleri Türkiye' de yayımlanan gazete ve mevkutelerle haber ve fotoğraf ajanslarında her türlü fikir ve sanat işlerinde çalışan ve İş Kanunu'nda işçi tarihi şubuli dışında kalan kimselerle bunların işverenleri hakkında uygulanır. Bu Kanunun şuuline giren fikir ve sanat işlerinde çalışanlara gazeteci denir ) hükmünü içermektedir.
Mahkememizce bozma ilamı sonrasında davacının yaptığı işin niteliğini belirlemek üzere dosya Radyo-Tv Yayın ve Telif Hakları uzmanı öğretim görevlisi bilirkişi Fatih Uslu' ya tevdi edilmiş, bilirkişinin 03.03.2022 tarihli raporunda; davacının davalı işyerindeki çalışmalarında yapmış olduğu “ kameramanlık” işinin gazetecilik mesleğinin bir parçası olduğunu, 5953 sayılı Kanun kapsamında fikir ve sanat işi niteliğinde olduğunun tespit edildiği görülmüştür.
Böylelikle davacının haber kanalında kameraman olarak çalıştığı dikkate alınarak 29.01.2004 - 05.08/-.2013 tarihleri arasındaki çalışmasının basın iş yasası kapsamında olduğu kanaatine varılmıştır.
Davacı 29.01.2004-05.08.2013 tarihleri arasında geçen hizmet süresinin 506 sayılı Kanun'un ek 5 inci maddesine göre itibari hizmet olarak tespit edilmesini talep etmiştir.
Davanın yasal dayanağı, 506 sayılı Kanun'un Ek 5 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesi ve 5953 sayılı Kanundur. Bilindiği üzere 13.06.1952 tarihli ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun kapsamında işyerlerinde çalışan sigortalılar ile basım ve gazetecilik işyerlerinde 4857 sayılı İş Kanununa göre çalışanlar, fiili hizmet zammından yararlanır iken: 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Genel Sağlık Sigortası Kanununun 40ncı maddesinin ikinci fıkrasındaki tablonun 17.04.2008 tarihli 5754 sayılı Kanun'un 25 inci maddesiyle yeniden düzenlenmesi sonucu, fiili hizmet zammının kapsamı dışına çıkarılmışlardır. Ancak 5510 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesinin ikinci fıkrasındaki tabloya 10.01.2013 tarihli ve 6385 sayılı Kanun'un I5 inci maddesiyle (16) nolu sıra eklenerek basın ve gazetecilik mesleğinde: "Basın Kartı Yönetmeliğine göre basın kartı sahibi olmak suretiyle fiilen çalışanlar" denilerek tekrar madde kapsamına alınmışlardır. Kanunun açık hükmü karşısında basın mesleğinde basın kartı sahibi olmadan 5953 sayılı Kanuna tabi olarak çalışanlar ile basım ve gazetecilik işyerlerinde 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine göre çalışanların kapsam dışında olduğu sonucu çıkmaktadır. 21 inci maddede de anılan düzenlemenin 2008 yılı Ekim ayı başından itibaren geçerli olacağı belirtilmiştir.
Davacının 29.01.2004 - 01.10.2008 tarihleri arasında davalı işyerinde "kameraman" olarak gerçekleşen çalışmalarının 5953 sayılı Basın İş Kanunun ve dolayısıyla 506 sayılı Kanun'un Ek-5 inci maddesi kapsamında itibari hizmetten yararlandırılacak süre olduğu kanaatine varılmış, ancak 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun kapsamı dönemindeki taleplerinin reddi gerekmiştir.
Yapılan yargılama, toplanan deliller, dinlenilen tanık beyanları, hükme esas alınan bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davacının 29.01.2004 - 05.08.2013 tarihleri arasında geçen tüm süresinin Basın İş Kanunu'na tabi geçen hizmet olarak değerlendirilmesi gerektiğinin ve davacının Basın İş Kanunu'na tabi geçen sürelerden 29.01.2004 - 01.10.2008 tarihleri arasındaki sürenin 506 sayılı Kanun'un ek 5 inci maddesine göre itibari hizmetten yararlandırılacak süre olduğunun tespitine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, taraf vekillerince temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davalı SGK vekili temyiz dilekçesinde; davacı hakkında Kurumca yapılan işlemlerde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını, esasen Kurum işlemlerinin yerinde olduğunu ve eksik araştırma ile karar verildiğini, davanın tümden reddi gerektiğini belirterek, kararın bozulmasını, istemiştir.
2.Davalı şirket vekili ise temyiz dilekçesinde; davacı ile arasında hizmet akdi bulunmadığını, davacının kendi nam ve hesabına çalıştığını ve aralarında hizmet akdi yerine eser sözleşmesi bulunduğunu buna göre davanın kabulüne dair verilen kararın hatalı olduğunu ve bozulmasını talep etmiştir.
3.Davacı vekili ise, 04.10.2000-29.01.2004 tarihleri arasında kalan dönemde dahi davalı işveren tarafından kendisinin bilgisi dışında tescil ve sigortalılık yapıldığını belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının iddiasına konu tüm hizmetlerin 5953 sayılı Basın İş Kanunu kapsamında geçip geçmediği hususu ile bu nedenle davacının itibari hizmet süresi ve fiili hizmet zammından faydalanma hakkının bulunup bulunmadığı hususuna ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun ek 5 nci maddeleri ile 5510 Sayılı Kanunun 40 ıncı maddesi hükümleridir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297 nci maddesinde:
“(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:
a)Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini,
b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini,
c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri,
ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini,
d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını,
e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi,
(2)Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” düzenlemesi getirilmiştir.
3. Değerlendirme
1.Bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir.
2.Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, ... 2011, s.472). Anayasa’nın 141 inci maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
3.Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
4.Yukarıda vurgulanan hususlar, Hukuk Genel Kurulu'nun 19.04.2006 gün ve E:2006/4-142, K:229; 05.12.2007 gün ve E:2007/3-981, K:936; 23.01.2008 gün ve E:2008/14-29, K:4; 19.03.2008 gün ve E:2008/15-278, K:254; 18.06.2008 gün ve E:2008/3-462, K:432; 21.10.2009 gün ve E:2009/9-397, K:453; 24.02.2010 gün ve E:2010/1-86, K:108; 28.04.2010 gün ve E:2010/11-195, K:238; 22.06.2011 gün ve E:2011/11-344, K:436; 08.02.2012 gün 2011/10-726 E, 2012/57 K; 28.09.2012 gün 2012/3-444 E, 2012/638 K; 16.03.2012 gün 2012/2-97 E, 2012/203 K sayılı kararlarında da, benimsenmiştir. Yine 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır.
5.Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141/3 üncü maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nun 297 nci maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.
6.Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
7.Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama gerek yargı erki ile yargıcın, gerek mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
8.Eldeki davada, davacının, 01.09.2000 ile 05.08.2013 tarihleri arasında geçen tüm sürenin Basın İş Kanunu kapsamında geçtiğinin tespitini talep ettiği, 6100 sayılı HMK'nın 26 ncı maddesi gereğince talepten fazlasına karar veremeyecek olan mahkemece, davacının isteminden fazlasına karar verildiği gibi, 5510 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesi gereği 01.10.2008 tarihi öncesindeki dönem bakımından 506 sayılı Kanun'un ek 5 inci maddesinde yer alan itibari hizmetin, 01.10.2008 tarihi ve sonrası dönem bakımından ise, 5510 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesi hükümleri kapsamında hak kazanılan fiili hizmet süresi zammının tespitine ilişkin olarak açılan davada, mahkemece bir yandan, davacının 29.01.2004 - 05.08.2013 tarihleri arasında geçen tüm süresinin Basın İş Yasası'na tabi geçen hizmet olarak değerlendirilmesi gerektiğinin tespitine, diğer yandan da, 01.10.2008-05.08.2013 tarihleri arasında kalan dönem bakımından davacının isteminin reddine dair karar verilmesi ile kararın kendi içerisinde çelişki oluşturulduğu ve bu hali ile hükmün infazının mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.
O hâlde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm sair yönleri incelenmeksizin bozulmalıdır.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. İlk Derece Mahkemesi kararının sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 06.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!