WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 14 Haziran 2026

YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

10. Hukuk Dairesi         2022/503 E.  ,  2023/6431 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/1662 E., 2021/1807 K.
KARAR : Esastan red
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 19. İş Mahkemesi
SAYISI : 2017/334 E., 2019/89 K.

Taraflar arasındaki davacının davalı işveren yanında geçen çalışmalarının 5953 sayılı Basın İş Kanunu kapsamında geçtiğinin tespiti ve buna göre itibari hizmet sürelerinin ve fiili hizmet zammı süresinin tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın feri müdahil Kurum vekili ile davalı T Medya Yatırım San. Tic. A.Ş. vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince feri müdahil ve davalı işveren vekillerinin başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı feri müdahil SGK vekili ile davalı T Medya Yatırım San. Tic. A.Ş. vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin davalı işverenin sahip olduğu ve yayınladığı Akşam Gazetesi ve gazetenin yayınlandığı tüm eklerde sayfa sekreteri / sayfa tasarımcısı olarak çalıştığını, gazeteci olduğunu, müvekkilinin sayfa sekreteri görevi ile sigortalı olarak 4857 sayılı Kanun kapsamında belirsiz süreli hizmet akdiyle 01.08.1998 tarihinden 23.12.2008 tarihine kadar 1013209 ve 1054716 işveren sicil nolu davalı nezdinde, 24.02.2009 ile 01.08.2010 tarihleri arasında sigortasız olarak 1054716 işveren sicil numaralı davalı işyerin nezdinde, yine 02.08.2010-31.05.2014 tarihleri arasında 1054716 işveren sicil nolu davalı işyerin nezdinde çalıştığını, müvekkilinin sigortalı dönemlerinde Basın İş Kanuna tabi çalıştırılmadığını görev tanımı gereği gazeteci olduğunu ve Basın İş Kanuna tabi olduğunu belirterek, davanın kabulü ile müvekkilinin tüm dönemlerde Basın İş Kanunu’na tabi olarak çalıştığının tespitine, 01.08.1998 ile 01.10.2008 tarihleri arasında 1013209 ve 1054716 işveren sicil numaralı T Medya Yatırım San. ve Tic. A.Ş. nezdinde, 5953 sayılı Basın İş Kanunu kapsamında çalıştığının ve primlerinin buna göre ödenmesi (2A-3A) gerektiğinin, çalışmalarının 506 sayılı Kanununun Ek 5 inci maddesi kapsamında kalan itibari hizmet olarak kabulü ve tespitine, 24.02.2009-01.08.2010 tarihleri arasında 1054716 işveren sicil numaralı T Medya Yatırım San. ve Tic. A.Ş. nezdinde sigortalı olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP
1.Davalı işveren vekilli özetle; davacının itibari hizmet süresinden faydalandırılmasını gerektirir şekilde çalışmalarının bulunmadığını, buna göre yapılan bildirimlerin doğru ve gerçek çalışma şekillerine dayalı olup davacının iddiasının ispatlanmadığı gerekçesi ile haksız açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Feri müdahil SGK vekili, davanın reddini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk derece Mahkemesince, "....Davanın yasal dayanağı 506 ve 5510 sayılı Kanunlar kapsamında olup, anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır. Yargılama sırasında resmi belge veya yazılı delil esas ise de; somut bilgilere dayanması ve inandırıcı olmaları koşuluyla tanık beyanları ile de ispatı mümkündür.

Davada çözülmesi gereken husus, davacının 5953 sayılı Kanun kapsamında çalışıp çalışmadığıdır. 5953 sayılı Kanunun kapsamını düzenleyen 1 inci maddesi, Türkiye'de yayınlanan gazete ve mevkutelerle, haber ve fotoğraf ajanslarında fikir ve sanat işinde çalışan ve İş Kanunu'ndaki işçi tarifi dışında kalanlar hakkında uygulanması öngürülmüş olup, ayrıca 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunu'nun 38 inci maddesindeki düzenlemeye göre de, radyo ve televizyon kuruluşlarının haberle ilgili birimlerinde çalışanlar hakkında 5953 sayılı Kanunun uygulanacağının düzenlenmiştir. (Yargıtay 10. HD. 22.12.2011 Tarih, 2010/9962 E. - 2011/19379 K. Sayılı ilamı.)

Bu kapsamda 01.10.2008 tarihi öncesi bakımından 506 sayılı Kanunun ek 5’inci maddesi kapsamında, 01.10.2008 tarihinden sonraki dönem bakımından ise 5510 sayılı Kanunun 40’ıncı maddesi kapsamında irdeleme yapılmalıdır.

Davacının, davalı işyerinde 5953 sayılı Kanun kapsamında çalıştığı iddiasına yönelik olarak; davacı ile aynı dönemde çalışan tanıkların davacının yaptığı işi ve çalışma sürelerini açıkça belirttiklerinden, sigortasız çalışıldığı tespit edilen dönem açısından çıkartılan dergilerde davacı isimlerinin yer aldığı, kurum denetmen raporunda davacı açısından sigortasız çalışmaya yönelik tespitlerin yapıldığı, tanık beyanlarından anlaşıldığı üzere davacının çalışmasının sayfa sekreteri / sayfa tasarımcısı olduğu, bu iş tanımına uygun olarak çalıştığı ve yaptığı işin bedeni çalışmadan ziyade fikri çalışma olduğu anlaşılarak, bu haliyle davacının basın çalışanı olduğu anlaşılarak talebi kabul edilmiştir.

Yukarıda açıklanan tüm sebepler doğrultusunda, hukuka uygun 30.10.2018 havale tarihli bilirkişi raporu esas alınarak, davacının davasının kabulü ile, davacının davalı 1054716 sicil numaralı iş yerinde;
-24.02.2009-30.06.2009 tarihleri arasında 126 gün günlük brüt 22,20 TL,
-01.07.2009-31.12.2009 tarihleri arasında 180 gün günlük brüt 23,10 TL,
-01.01.2010-30.06.2010 tarihleri arasında 180 gün günlük brüt 24,30 TL,
-01.07.2010-01.08.2010 tarihleri arasında 30 gün günlük brüt 25,35 TL ücret ile hizmet akdine dayalı olarak Basın iş kanunu kapsamında sigortasız çalıştığının tespitine,
Davacının 01.08.1998-30.06.2007 ve 01.07.2007-01.10.2008 tarihleri arasındaki davalı bünyesinde geçen çalışmalarının 506 sayılı Kanunun ek 5 inci maddesi çerçevesinde itibari hizmet süresinde yararlandırılması gerektiğinin tespitine, dair karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı işveren vekili ile feri müdahil SGK vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davalı işveren şirket vekili özetle, sigortasız çalışma iddiasının ispatlanamadığını, davacının Mac operatörü olarak çalıştığını, görev tanımı itibari ile bu fiilin fikir ve sanat eseri olarak değerlendirilemeyeceğinden Basın İş Kanunu kapsamında bulunmadığını, Sarı Basın Kartı sahibi olmadığını, T.C. Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Müdürlüğü'ndeki kayıtların esas alınması gerektiğini, mahkemece itibari hizmet süresinden faydalanma şartları araştırılmadan eksik inceleme ile karar verildiğini, davanın reddi gerektiğini belirterek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
2.Feri müdahil SGK vekili özetle, davacının çalışmalarının kurum kayıtlarında görüldüğü gibi olduğunu, hak düşürücü sürenin geçtiğini, iddianın yazılı delil ve belge olmadan sadece dinlenen tanıklar beyanı ile ispatının kabul edilemeyeceğini, tanıkların Yargıtay'ın aradığı nitelikte olmadığını, çalışmanın basın iş kapsamında olmadığını, kurumun fer'i müdahil olup aleyhine vekalet ücreti yargılama giderine hükmedilemeyeceğini beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının ve fer'i müdahil Kurum'un istinaf başvurusunun esastan reddine, karar verilmiştir.

VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde feri müdahil Kurum vekili ile davalı işveren vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
1.Feri müdahil Kurum vekili, davacının çalışmalarının kurum kayıtlarında görüldüğü gibi olduğunu, hak düşürücü sürenin geçtiğini, iddianın yazılı delil ve belge olmadan sadece dinlenen tanıklar beyanı ile ispatının kabul edilemeyeceğini, tanıkların Yargıtay'ın aradığı nitelikte olmadığını, çalışmanın basın iş kapsamında olmadığını, kurumun fer'i müdahil olup aleyhine vekalet ücreti yargılama giderine hükmedilemeyeceğini beyanla kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmişlerdir.
2.Davalı işveren şirket vekili, sigortasız çalışma iddiasının tam olarak araştırılmadığını ve bu nedenle ispatlanamadığını, davacının Mac operatörü olarak çalışan olup bildirilmeyen süresinin bulunmadığını, çalıştığı sürelerde de görev tanımı gereği çalışmasının fikir ve sanat eseri olarak değerlendirilemeyeceğinden basın iş kanunu kapsamında bulunmadığını, Sarı Basın Kartı sahibi olmadığını, T.C. Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Müdürlüğü'ndeki kayıtların esas alınması gerektiğini, mahkemece itibari hizmet süresinden faydalanma şartları araştırılmadan eksik inceleme ile karar verildiğini, davanın reddi gerektiğini belirterek, kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmişlerdir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacı hakkında hizmet tespiti istemi ile beraber iddiaya konu tüm hizmetlerin 5953 sayılı Basın İş kanunu Kapsamında geçip geçmediği hususu ile bu nedenle davacının itibari hizmet süresi ve fiili hizmet zammından faydalanma hakkının bulunup bulunmadığı hususuna ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun ek 5 nci maddeleri ile 5510 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesi hükümleridir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297 nci maddesinde:
“(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:
a)Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini.
b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini.
c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri.
ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini.
d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını.
e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi.
(2)Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” düzenlemesi getirilmiştir.
3. Değerlendirme
1.Bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir.
2.Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, ... 2011, s.472). Anayasa’nın 141 inci maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
3.Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
4.Yukarıda vurgulanan hususlar, Hukuk Genel Kurulu'nun 19.04.2006 gün ve E:2006/4-142, K:229; 05.12.2007 gün ve E:2007/3-981, K:936; 23.01.2008 gün ve E:2008/14-29, K:4; 19.03.2008 gün ve E:2008/15-278, K:254; 18.06.2008 gün ve E:2008/3-462, K:432; 21.10.2009 gün ve E:2009/9-397, K:453; 24.02.2010 gün ve E:2010/1-86, K:108; 28.04.2010 gün ve E:2010/11-195, K:238; 22.06.2011 gün ve E:2011/11-344, K:436; 08.02.2012 gün 2011/10-726 E, 2012/57 K; 28.09.2012 gün 2012/3-444 E, 2012/638 K; 16.03.2012 gün 2012/2-97 E, 2012/203 K sayılı kararlarında da, benimsenmiştir. Yine 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır.
5.Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141/3 üncü maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nun 297 nci maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.
6.Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
7.Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama gerek yargı erki ile yargıcın, gerek mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
8.Eldeki davada, davacının, 24.02.2009-01.08.2010 tarihleri arasında kalan dönemde hizmet tespiti ile beraber bu dönem dahil olmak üzere 01.08.1998-31.05.2014 tarihleri arasında kalan dönemde, davalı işveren nezdinde geçen tüm çalışmaların Basın İş Kanunu kapsamında geçtiğinin tespitini talep ettiği, 5510 sayılı Kanunun geçici 7 nci maddesi gereği 01.10.2008 tarihi öncesindeki dönem bakımından 506 sayılı Kanunun ek 5 inci maddesinde yer alan itibari hizmetin, 01.10.2008 tarihi ve sonrası dönem bakımından ise, 5510 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesi hükümleri kapsamında hak kazanılan fiili hizmet süresi zammının tespitine ilişkin olarak açılan davada, mahkemece davacının davasının tamamen kabulüne dair karar verildiği, ancak bu kabul ile çelişki yaratacak şekilde 01.10.2008 tarihi ve sonrasında davacının talebine konu tüm süreler bakımından herhangi bir irdeleme yapılmadığı ve 5510 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesi hükümlerine uygun şekilde fiili hizmet süresi zammına ilişkin olumlu veya olumsuz herhangi bir karar verilmediği anlaşılmakta olup, yazılı şekilde karar tesisi hem kısa kararı kendi içerisinde çelişkili kılmakta, hem de hükmün gerekçesinin karar ile uyumlu olmasına ilişkin emredici kuralı ihlal etmektedir.
O hâlde, davalı işveren ve feri müdahil Kurum vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm sair yönleri incelenmeksizin bozulmalıdır.

VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.İlk Derece Mahkemesi kararının sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
06.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.