10. Hukuk Dairesi 2022/4548 E. , 2023/6005 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1708 E., 2022/227 K.
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 17. İş Mahkemesi
SAYISI : 2017/258 E., 2020/160 K.
Taraflar arasındaki davacının davalı işveren yanında 25.09.2012-01.04.2015 tarihleri arasında kalan dönemde hizmetinin tespiti ile beraber, bu sürelerin 5953 sayılı Basın İş Kanunu kapsamında geçtiğinin tespiti ve buna göre fiili hizmet süresi zammının tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın, davalı vekili ile fer'i müdahil Kurum vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı ... feri müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ile fer'i müdahil Kurum vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dilekçesinde özetle; Müvekkilinin 25.09.2012 itibariyle davalı işyerinde 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştırılanlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun’a (“Basın İş Kanunu”) tabi olarak çalışmaya başlamış olduğu, davalı tarafça müvekkilinin sigorta giriş bildirimleri 01.04.2015 tarihine kadar yapılmamış ve sigorta primlerinin ödenmediğini, 25.09.2012 ile 01.04.2015 tarihleri arasında sigorta işlemleri yapılmadığını, müvekkilinin 25.09.2012 tarihinde davalıya ait Radikal gazetesinin Radikal Kitap Eki’nde Editör ve Web Editörü olarak çalışmaya başladığı, Basın İş Kanunu’nun 1 inci maddesi; “Bu kanun hükümleri Türkiye’de yayınlanan gazete ve mevkutelelerle (süreli yayın) … her türlü fikir ve sanat işlerinde çalışan ve İş Kanunu’ndaki işçi tarifi şümulü haricinde kalan kimselerle bunların işverenleri hakkında uygulandığını, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin güncel bir kararında;“Basın çalışanlarıyla ilgili 5953 sayılı Kanun'un 1 inci maddesinde, “Bu Kanun hükümleri Türkiye'de yayınlanan gazete ve mevkutelerle haber ve fotoğraf ajanslarında her türlü fikir ve sanat işlerinde çalışan ve İş Kanunundaki işçi tarifi şümulü haricinde kalan kimselerle bunların işverenleri hakkında uygulandığı, Bu Kanunun şümulüne giren fikir ve sanat işlerinde ücret karşılığı çalışanlara gazeteci denir” şeklinde kurala yer verilerek Kanunun kapsamı ve gazeteci tanımı ortaya konulduğu, Öte yandan 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun'un 38 inci maddesinde, özel radyo ve televizyonların haberle ilgili birimlerinde çalışanların da 5953 sayılı Kanun'un kapsamında olduğunu açıklandığı, 6552 sayılı İş Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması İle Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun’un 64 üncü maddesinin;“Hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talebi ile işveren aleyhine açılan davalarda, dava Kuruma resen ihbar edilir. İhbar üzerine davaya davalı yanında ferî müdahil olarak katılan Kurum, yanında katıldığı taraf başvurmasa dâhi kanun yoluna başvurulabileceği, Kurum, yargılama sonucu verilecek kararı kesinleştikten sonra uygulamakla yükümlüdür.”hükmü uyarınca iş bu davanın Sosyal Güvenlik Kurumuna İhbarı ile Kurumun davaya feri müdahil olarak katılmasına karar verilmesini ve dava etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı vekili cevap dilekçesi ile; davacının 25.09.2012 tarihi itibariyle davalı işyerinde 5953 sayılı Basın İş Kanunu'na tabi olarak çalışmaya başladığını, müvekkil şirket tarafından davacının sigorta giriş bildirimleri, 01.04.2015 tarihine kadar yapılmadığını, ve sigorta primleri ödenmediğini, davacının 25.09.2012 ile 01.04.2015 tarihleri arasında sigorta işlemlerinin yapılmadığı, davacıya söz konusu zaman aralığında yapılan ödemeler asıl ücretin kendisi olup, iş bu ücretlerin prime esas kazançlar olduğu, söz konusu telif ücreti uygulamasının, bir yandan davacının işçilik haklarını kısıtladığı, bir yandan da vergi kayıplarına yol açtığından bahisle, dava dilekçesinde belirtilen tarihler arasında davacının Gazeteci olarak çalıştığının tespiti, müvekkil şirket ile davacı arasında 01.10.2012 tarihinde telif sözleşmesi akdedilmiş olduğu, davacı müvekkil şirkette 01.04.2015 tarihine kadar telifli çalışmaya başlamış ve verdiği hizmet karşılığında tarafına telif ücreti ödendiği, dolayısıyla davacının bu şekilde vuku bulan çalışmasının SGK kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin şirkette 5 yıldan az çalışması olması hasebiyle kıdem, ihbar vs tazminat alacağına hak kazanmadığı izahtan vares olduğu, o halde huzurdaki davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Fer'i müdahil Kurum vekili cevabında, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin E2001/7661, K.2001/8229 sayılı 03.12.2001 tarihli ilamında da belirtildiği üzere, “bu tür hizmet tespitine yönelik davaların kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi icap ettiği, Yargıtay’ın yerleşmiş içtihadı gereği olduğu, davacının işçilik alacaklarına yönelik talepleri ayrı bir dava niteliğinde olup bağımsız bir talep niteliğinde olduğu, müvekkil kurum işçilik alacaklarına yönelik taleplerden sorumlu olmayıp bu yönden davanın reddine, yargılama gideri ve ücreti vekaletin davacı üzerine bırakılmasını talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Davanın kabulü ile;
Davacının,
25.09.2012-31.12.2012 tarihleri arasında aylık 1650,00 TL net, 2.304,79 TL brüt,
01.01.2013-31.10.2013 tarihleri arasında aylık 1650,00 TL net, 2.304,79 TL brüt,
01.11.2013-30.11.2013 tarihleri arasında aylık 1677,50 TL net, 2.346,45 TL brüt,
01.12.2013-31.12.2013 tarihleri arasında aylık 1650,00 TL net, 2.304,79 TL brüt,
01.01.2014-31.01.2014 tarihleri arasında aylık 1650,00 TL net, 2.304,79 TL brüt,
01.02.2014-30.04.2014 tarihleri arasında aylık 1779,00 TL net, 2.488,43 TL brüt,
01.05.2014-30.06.2014 tarihleri arasında aylık 1838,00 TL net, 2.570,95 TL brüt,
01.07.2014-31.07.2014 tarihleri arasında aylık 3558,00 TL net, 4.976,85 TL brüt,
01.08.2014-31.08.2014 tarihleri arasında aylık 3500,00 TL net, 4.895,72 TL brüt,
01.09.2014-30.09.2014 tarihleri arasında aylık 1341,50 TL net, 1.876,46 TL brüt,
01.10.2014-30.11.2014 tarihleri arasında aylık 1459,50 TL net, 2.041,52 TL brüt,
01.12.2014-31.12.2014 tarihleri arasında aylık 1371,00 TL net, 1.917,72 TL brüt,
01.01.2015-28.02.2015 tarihleri arasında aylık 1341,50 TL net, 1.876,46 TL brüt,
01.03.2015-31.03.2015 tarihleri arasında aylık 1779,00 TL net, 2.488,43 TL brüt,
ücretle davalı işyerinde gazeteci olarak çalıştığının tespitine," dair karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ile fer'i müdahil Kurum vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davalı vekili; davacı ile aralarında telif sözleşmesi olduğunu, hizmet sözleşmesi bulunmadığını, 01.04.2015 tarihinden sonra iş sözleşmesi akdedildiğini, tanık beyanlarının yazılı olduğunu belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını istemiştir.
2.Fer'i müdahil Kurum vekili; cevap dilekçesinde belirtilen sebeplerin dikkate alınmadığını, fiili çalışmanın ispat edilemediğini, eksik inceleme ile karar verildiğini, davanın reddi gerektiğini belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuşlardır.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...Davacıya 01.11.2012-02.03.2015 arası telif ücreti altında ödemeler yapıldığı,dinlenen kayıtlı tanıkların beyanları ile davacının çalışmasının sürekli olduğu, telif ücreti olarak ücret ödenmişse de aradaki ilişkinin hizmet ilişkisi olduğunun anlaşıldığı mahkeme kararının yerinde olduğu kanaatine varılarak davalının ve fer'i müdahil Kurumun istinaf istemlerinin reddine, dair karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davalı ile fer'i müdahil Kurum vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davalı vekili, İş akdi ilişkisinden söz edebilmek için işverene “bağımlı” bir çalışmanın mevcut olması gerektiğini, davacı yanın müvekkil şirketle arasındaki ilişkide bir “bağımlılık” unsuru mevcut olmadığını, davacı yan ile müvekkil şirket arasındaki ilişkinin hiçbir şekilde iş sözleşmesi olarak nitelendirilemeyeceği ve bu meyanda davacı yanın müvekkil şirkete işçilik alacakları talebi yöneltmesinin hiçbir hukuki dayanağının bulunmadığını ancak, ancak 01.04.2015 tarihinden itibaren tarafların karşılıklı iradesi ile müvekkil şirket ile davacı arasında Basın İş Sözleşmesi akdedilmiş olup, davacı müvekkil şirkette editör olarak çalışmaya başladığını, davacının çalışması sigortaya bildirildiğini ve davacının bu tarihten itibaren yasal olarak primleri ödenmeye başlandığını belirterek kararın bozulmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
2.Fer'i müdahil SGK vekili özetle, davacının çalışmalarının kurum kayıtlarında görüldüğü gibi olduğunu, iddianın yazılı delil ve belge olmadan sadece dinlenen tanıklar beyanı ile ispatının kabul edilemeyeceğini, tanıkların Yargıtay'ın aradığı nitelikte olmadığını, çalışmanın basın iş kapsamında olmadığını, kurumun fer'i müdahil olup aleyhine vekalet ücreti yargılama giderine hükmedilemeyeceğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının davalı işveren yanında 25.09.2012-01.04.2015 tarihleri arasında kalan dönemde hizmetinin tespiti ile beraber, bu sürelerin 5953 sayılı Basın İş Kanunu kapsamında geçtiğinin tespiti ve buna göre fiili hizmet süresi zammının tespiti gerekip gerekmediğine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, mülga 506 sayılı Kanun'un 79 uncu ve 5510 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesi hükümleridir.
2.Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanun'un 79 uncu maddesinin onuncu fıkrasına göre "Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır."
3. Değerlendirme
1. 5510 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre; hizmet akti ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar sigortalı sayılırlar. Söz konusu Kanunda “hizmet akdi” tarifine yer verilmemiş, yalnızca Borçlar Kanununda tanımlanan hizmet akdi ve iş mevzuatında tanımlanan iş sözleşmesine atıfla yetinilmiştir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 8 inci maddesinde iş sözleşmesi (hizmet akdi) tanımlanmış, olay tarihinde yürürlükte bulunan yürürlükte olan ve uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda bu konuda düzenlemeler yapmıştır.
2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 393 üncü maddesi ile "Hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle işgörmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir” şeklinde tanımlanmış, aksine hüküm bulunmadıkça, hizmet akdinin özel şekle tabi olmadığı belirtilmiş, ücretin, zaman itibarıyla olmayıp yapılan işe göre verilmesi durumunda da işçinin belirli veya belirsiz bir zaman için alınmış veya çalışmış olduğu sürece akdin “parça üzerine hizmet” veya “götürü hizmet altında varlığını koruduğu açıklanmıştır. Belirtilmelidir ki, “ücret” unsuruna her ne kadar tanımda ve iş sahibinin borçları belirtilirken yer verilmiş ise de, 5510 sayılı Kanun'un 82/2 nci maddesindeki “...ücretsiz çalışan sigortalıların günlük kazançları alt sınır üzerinden” ibaresi nazara alındığında bu unsurun sigortalı niteliğini kazanabilmek için zorunlu olmadığının kabulü gerekir. Baskın olan bilimsel ve yargısal görüşlere göre, hizmet akdinin ayırt edici ve belirleyici özelliği, “zaman” ile “bağımlılık” unsurlarıdır. Zaman unsuru, çalışanın iş gücünü belirli veya belirsiz bir süre içinde işveren veya vekilinin buyruğunda bulundurmasını kapsamaktadır ve anılan sürede buyruk ve denetim altında (bağımlılık) edim yerine getirilmektedir. Bağımlılık ise, her an ve durumda çalışanı denetleme veya buyruğuna göre edimini yaptırma olanağını işverene tanıyan, çalışanın edimi ile ilgili buyruklar dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte bir bağımlılıktır. 5510 sayılı Kanun'un 12 nci maddesinin birinci fıkrasında işveren aynı Kanun'un 4 üncü maddesini birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri kapsamında sigortalı sayılan kimseleri çalıştıran gerçek ve tüzel kişiler ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar olarak tanımlanmış olup, hizmet akdi tanımı ile hizmet akdine tabi olarak çalıştıran kimse içiçe geçerek belirlenecek hususlardır.
3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470 inci maddesinde eser sözleşmesi; “Yüklenicinin bir eser meydana getirmesi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşme” olarak nitelendirilmiş, sözleşmenin tarafları yüklenici ve iş sahibi olarak isimlendirilmiştir. Bir sözleşme ilişkisinin kurulabilmesi için sözleşme yapmaya ehil (ehliyet) olanlar arasında, öneri ve kabulün gerçekleşmesi, yani tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamaları (tarafların anlaşması), sözleşme içeriği ve amacının kanunda kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi tutulmamış yani yasaklanmamış (meşru içerik) ve sözleşmenin kanunda öngörülen biçimi varsa buna uyularak (şekil) yapılması, sözleşmenin genel unsurlarıdır. Sözleşmeye ilişkin bu temel unsurlar yanında her sözleşme türünün kendine özgü unsurları bulunmaktadır. Eser sözleşmesinin de kendine özgü olan iki temel unsuru vardır. Bunlar eser ve bedeldir. Bu sözleşme ile bir taraf (yüklenici) istenen özellikle sonucu (eser) meydana getirmeyi, diğer taraf (iş sahibi) ise bu çalışma karşılığında ivaz ödemeyi (bedel) üstlenmektedir. Eser sözleşmesinde tarafların edimleri birbirinin karşılığını oluşturmakta olduğundan tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmedir. Ayrıca niteliği itibariyle sürekli bir sözleşme olmayıp ani edimli bir sözleşmedir. Bu sözleşmenin unsuru olan meydana getirilecek eser, aynı zamanda sözleşmenin konusunu oluşturur. Ayırt edici diğer bir temel unsuru ise bedeldir. Meydana getirilecek bir sonuç bulunmasına rağmen bedel ödenmeyeceği kararlaştırılmış ise eser sözleşmesinin varlığından söz edilemez. Bedel, eser sözleşmesinin unsuru ise de tarafların anlaşırken bedeli kararlaştırmamış olmaları sözleşmenin kurulmasına etki etmez. Taraflar kararlaştırmamış olsa da bedel ödeneceğini taraflar biliyor veya bilmesi gerekiyor ise eser sözleşmesinin bulunduğu yine kabul edilecektir. Eser sözleşmesinin konusu, meydana getirilmesi istenen sonuçtur. İstenen sonuç, bir şeyin yapılmasına ilişkin olabileceği gibi, ortadan kaldırılmasına, iyileştirilmesine veya montajına ilişkin de olabilecektir. Diğer bir ifadeyle baştan yeni bir eser meydana getirilmesine ilişkin olabileceği gibi mevcut bir eserde yapılacak değişiklik veya ilavelerle farklı bir hale getirilmesine de ilişkin olabilir. Eser sözleşmesi tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamaları ile kurulur ve sözleşmenin geçerliliği kanunda aksi öngörülmedikçe hiçbir şekle bağlı değildir.
4. Bir sözleşme ilişkisinin eser sözleşmesi mi yoksa hizmet sözleşmesi mi olduğunun belirlenmesine gelince; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 393 ncü maddesinde hizmet sözleşmesi emek ağırlıklı iken, eser sözleşmesi beceriye dayalı sonuç ağırlıklıdır. Hizmet sözleşmesinde ortaya konan emek nedeniyle ücrete hak kazanılır. Eser sözleşmesinde ise ortaya konan beceri ile oluşturulan eser nedeniyle ücret alınır. Hizmet sözleşmesinde; zamana bağlı süreç ağırlıklı çalışma söz konusu iken, eser sözleşmesinde sonuca bağlı çalışma esastır. Eser sözleşmesinde yüklenici, iş sahibinin istemi üzerine kural olarak bir şey meydana getirmeyi ve bedel karşılığında teslim etmeyi üstlenmektedir. Sözleşmede beceriye dayalı sonuç unsuru yerine emek verilmesi üstün ise eser sözleşmesi değil, hizmet sözleşmesi söz konusu olacaktır.
5. Eldeki davada ise, davacı adına davalıya ait banka hesabından 01.11.2012 tarihi itibari ile yapılan düzenli ödemeler nedeniyle taraflar arasında hizmet akdinin varlığı kabul edilmiş ise de, davacı adına banka kayıtlarının incelenmesinden, 19.11.2012-23.02.2015 tarihleri arasında yine düzenli bir şekilde ve har ay bazında olmak üzere dava dışı Mutlu Dergi Grubu AŞ.'den de yapılan ödemelerin bulunması karşısında, öncelikle davacı ile davalı arasında hizmet akdinin ne şekilde gerçekleştiği hususu özenle ve bordrolu tanıkların da ifadesinin alınmasından sonra tüm deliller ve taraflar arasında sözleşmenin tüm hükümleri dikkatlice incelenerek, tespit edilmeli, bu aşamadan sonra davacı hakkında 5510 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesi hükümlerindeki şartlar irdelenmelidir.
6. 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu bakımından irdeleme yapılacak olursa; itibari hizmet kavramı yerine fiili hizmet süresi zammı kavramı kullanılmış ve 5510 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesinde fiili hizmet süresi zammından kimlerin hangi şartlarla faydalanabileceği hususu düzenlenmiş olup, basın ve gazetecilik mesleğinde olanlar ve Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunda haber hizmetinde çalışanlar bakımından, 19.01.2013 tarihli resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6385 sayılı Kanunun 15. maddesi ile eklenen düzenleme ile, basın ve gazetecilik mesleğinde Basın Kartı Yönetmeliğine göre basın kartı sahibi olmak suretiyle fiilen çalışanların ve Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunda Basın Kartı Yönetmeliğine göre basın kartı sahibi olmak suretiyle; Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunda haber hizmetinde fiilen çalışanların bu çalışma sürelerinin fiili hizmet süresi zammının hesabında gözetileceği hüküm altına alınmış, 6385 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinde de, bu düzenlemenin 2008 yılı Ekim ayı başından itibaren geçerli olacağı belirtilmiştir.
7. Ne var ki, 5510 sayılı Kanuna, 6385 sayılı Kanun'un 15 inci maddesi ile eklenen 16 ncı Alt bendinde yer alan, "basın ve gazetecilik mesleğinde olan kişilerden,-"Basın Kartı Yönetmeliğine göre basın kartı sahibi olmak suretiyle- fiilen çalışanların- itibari hizmetten faydalandırılması gerektiğine ilişkin kanun maddesine karşı somut norm denetimi yolu ile Anayasaya aykırılık iddiası ileri sürülmüş ve Anayasa Mahkemesi’nin 25.12.2019 gün ve 2019/62 Esas, 2019/98 Karar sayılı kararı ile 16 numaralı bendin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline dair karar verilmiş olup, karar 14.02.2020 tarih ve 31039 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
8.Diğer taraftan, 7256 sayılı Kanun'un 32 nci maddesi ile benzer mahiyette bir bent 13.11.2020 tarihi itibari ile yürürlüğe girmiş olup, bent hükümleri;
Kapsamdaki işler/işyeri Kapsamdaki sigortalılar Eklenecek Gün sayısı
"16) Basın ve 14 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine göre basın 90
gazetecilik kartı sahibi olmak suretiyle fiilen çalışanlar.
Mesleğinde"
şeklinde iken,; bu bent üzerinde bir değişiklik de, 13.10.2022 tarihli ve 7418 sayılı Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun'un 24 üncü maddesiyle bu sırada yer alan “14 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine” ibaresi “09.06.2004 tarihli ve 5187 sayılı Basın Kanununa” şeklinde değiştirilmiştir.
9. Sonuç olarak maddenin son hali;
Kapsamdaki işler/işyeri Kapsamdaki sigortalılar Eklenecek Gün sayısı
"16) Basın ve 09.06.2004 tarihli ve 5187 sayılı Basın Kanununa 90
Gazetecilik Mesleğinde göre basın kartı sahibi olmak suretiyle fiilen
çalışanlar.
şeklini almıştır.
10.Görüldüğü üzere basın kanunu kapsamında geçen çalışmalar nedeniyle itibari hizmet süresinin tespiti / fiili hizmet süresi zammından faydalandırılması amacıyla açılan davalarda; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun geçici 7 nci maddesi hükmünde yer alan "Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Yasalar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanun'un geçici 20 inci maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Yasa hükümlerine göre değerlendirilirler" hükmü ve genel olarak Yasaların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında, mahkemece, öncelikle talep konusu dönem ve bu döneme göre davacı hakkında uygulanması gereken yasal mevzuat ve şartları ayrı ayrı tespit edilmeli ve 5510 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesi hükümleri kapsamında hak kazanılan fiili hizmet süresi zammının şartları ve buna göre davacının basın kartı olup olmadığı da irdelenerek, yasal çerçevede bir karar verilmelidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!