10. Hukuk Dairesi 2022/14001 E. , 2024/7047 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/3161 E., 2022/2783 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 5. İş Mahkemesi
SAYISI : 2015/252 E., 2021/746 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın davalı ... Antalya Marine İşletmeciliği A.Ş yönünden husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı ... Org. Taş. Yat. Tur. İnş. Em. Oto. Pet. Tic. San. Ltd. Şti. yönünden kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalı işveren bünyesinde yat kaptanı olarak çalıştığını, 09.01.2014 tarihinde geminin tamir edilen motorunun vinç yardımı ile yerleştirilmeye çalışıldığı sırada motorun davacının başının sağ tarafına isabet ederek yaralanmasına sebep olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... Antalya A.Ş. vekili cevap dilekçesinde, marinalarda gerçekleştirilen bu tarz bakım işlemlerinde marinanın herhangi bir sorumluluğunun olmadığını, gerekli güvenlik tedbirlerini alma yükümlülüğünün diğer davalı firmaya ait olduğunu, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... Yatçılık...Ltd. Şti., davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu kazanın, 09.01.2014 tarihinde ... Organizasyon Yatçılık Turizm Ltd. Şti.'ne ait ... isimli yatta yat kaptanı olarak görev yapan davacının, yukarıdan vincin halatına bağlanıp motor dairesine sarkıtılan motorun kontrol edilemeyen bir dönme/kayma hareketi sonucu yatın makine dairesinde bulunan davacıya çarparak başından ağır darbe alması suretiyle yaralanması sonucu meydana geldiği ve davacının Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünün taraf vekillerince itiraz edilmemiş olması nedeniyle kesinleşen 14.12.2015 tarihli Sağlık Kurulu Raporu ile %37,2 oranında iş göremezliğe maruz kaldığı, 20.07.2016 tarihli rapor ile; teknenin makine dairesindeki yerine motorun vinç marifetiyle indirilerek montajını yapmak için harekete geçen vinç operatörü ve diğer çalışanlara eğitimli manevracı/işaretçi görevlendirmediği, ekibin çalışmasını sorumlu bir elemanın gözetiminde yapmadığı, çalışanların arasında iş organizasyonu kurmadığı, yapılacak işi sadece çalışanların insiyatifine bıraktığı gerekçesiyle işveren davalı ... Organizasyon Yatçılık Ltd. Şti' nin %60 oranında kusurlu olduğu, dava dışı vinç operatörü ...'in olayda % 25 oranında kusurlu bulunduğu, tedbirsiz ve dikkatsiz hareket etmiş olması nedeniyle de davacı işçi ...' in olayda %15 oranında kusurlu olduğu, yat limanı işletmesini yürüten davalı ... Antalya Marina İşletmeciliğine herhangi bir suç unsuru veya kusur oranı verilemeyeceği yönünde görüş ve kanaatlerini sundukları, hükme esas alınan aktüerya bilirkişisinin 08.12.2016 tarih ve 14.06.2017 14.04.2021 tarihli ek raporlarına göre davacının talep edebileceği maddi zararın 699.665,44 TL olarak hesap edilmiş olup ancak taleple bağlılık ilkesi gereğince 1.000,00 TL olduğu, olayın oluş şekli, tarafların kusur durumları, sıfatları, işgal ettikleri makam, sosyal ve ekonomik durumları, olay tarihi ve paranın o tarihteki alım gücü, ekonomik koşullar, hak ve nesafet kuralları, davacı işçinin yaşı, maluliyet oranı, olay nedeniyle duyduğu elem ve acı birlikte değerlendirilerek, talep edilen manevi tazminat miktarından takdiren indirim yapılarak, 60.000,00 TL manevi tazminata karar vermek gerektiği, her ne kadar davalı ... Antalya Marina İşletmeciliği A.Ş. yönünden dava açılmış ise de, davacının davalı şirket çalışanı olmadığı gibi kazanın oluşumunda atfı kabil kusurunun bulunmadığı anlaşılmakla sözü geçen davalı yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar vermek gerektiği belirtilerek, davalı ... Antalya Marine İşletmeciliği A.Ş yönünden maddi ve manevi tazminat davasının husumet yokluğu nedeniyle reddine, davalı ... Org. Taş. Yat. Tur. İnş. Em. Oto. Pet. Tic. San. Ltd. şirketi yönünden; maddi tazminat isteminin kabulü ile 1.000,00 TL maddi tazminatın 09.01.2014 kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; sözlü yargılamaya geçmek için süre verilmesi gerekirken verilmediğini, kendilerine verilen süre içinde davanın esasına ilişkin beyanda bulunduklarını, o duruşmadan sonraki duruşmada karar verileceği anlaşılamadığından dava değerinin artırılması için süre istemediklerini, maddi tazminat yönünden dava değerini artırmak üzere süre verilmemesinin usuli hata olduğunu, davalı ... Antalya Marina İşletmeciliği A.Ş. aleyhine olarak husumetten ret kararı verilmesinin doğru olmadığını, marinaya giriş çıkış konusunda ...'un denetim ve gözetim sorumluluğu bulunmasına rağmen davacının SGK'ya girişi yapılmadan ve gemi adamı sertifikasının bulunup bulunmadığı dikkate alınmadan teknede çalıştırılmasına ... gösterildiğini, işleten sıfatı olan ...'un sözleşmeye aykırılıktan sorumluluğu yanında tehlike sorumluluğuna dayalı kusursuz sorumluluğu bulunduğunu, kusur raporlarına ilişkin itirazlarının dikkate alınmadığını, davacıya %15 oranında kusur verilmesinin hatalı olduğunu, davacının tamamen kusursuz olduğunu, davalı ... Yatçılık'ın tespit edilen daha yüksek oranda kusurlu olduğunu, maddi tazminatın tespitinin hatalı olduğunu, aralık ayında iki katına çıkan maddi zararın öngörülebilir dönemine ilişkin ek rapor alınmadan karar verildiğini, mahkemece iş gücü kaybına uyumlu ve hakkaniyetli bir manevi tazminat miktarı belirlenmediğini, davacının iş kazası neticesinde bir gözünü tamamiyle kaybettiğinin ve artık eğitimini gördüğü gemi adamlığı mesleğini hiçbir şekilde icra edemeyecek olduğunun göz önüne alınmadığını belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesince üç kişilik bilirkişi heyetinden alınan 20.07.2016 tarihli kusur raporunun yukarıda belirtilen değerlendirme ve irdelemeleri içerdiği, iş hukuku ilkelerine uygun, ayrıntılı, gerekçeli ve denetlemeye elverişli olduğu, raporda belirlenen kusur aidiyet ve oranlarının isabetli olduğu; davacının kendi şahsi emniyeti için gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek, çok dar ve hareket kabiliyeti sınırlı olan alanda kendisini montajı yapılacak motorun salınımlarına karşı kollamamış olması nedeniyle %15 oranında kusurlu olduğu; davalı ... Antalya'nın limanın işleteni olup, dava konusu iş kazasının meydana gelmesinde bu şirkete yüklenebilecek kusur bulunmadığı gibi olayın bu davalının işletmesel faaliyetinden kaynaklanmadığı ve zarar ile arasında uygun illiyet bağı bulunmadığı, bu itibarla anılan davalı aleyhine açılan davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik olmadığı; iş mahkemelerinde uygulanacak yargılama usulü basit yargılama usulü olmakla, bu usulde dilekçeler aşaması, ön inceleme, tahkikat ve hüküm aşamaları dışında, yazılı yargılamada olduğu gibi tahkikatın tamamlanmasından sonra sözlü yargılama adıyla ayrıca bir aşama öngörülmediği, İlk Derece Mahkemesince yargılama sırasında hak kaybına yol açacak bir usul hatası yapılmadığı; davanın 01.12.2021 tarihinde karara çıktığı, 2022 yılında uygulanacak asgari ücrete dair düzenlemenin 17.12.2021 tarihli RG'de yayınlandığı, bu haliyle, karar tarihinde geçerli ve bilinen verilerle hazırlanmış olan aktüer hesap raporunun hükme esas alınmasında hata bulunmadığı; olayın oluş şekli, tarafların sıfatları, işgal ettikleri makam, olay tarihi ve paranın o tarihteki alım gücü, ekonomik şartlar, hak ve nasafet kuralları, davacının yaşı, maluliyet oranı, olayın meydana gelmesinde tarafların kusur durumları ile davacının olay nedeniyle duyduğu elem ve acı birlikte değerlendirildiğinde, takdir edilen manevi tazminat miktarının makul ve yeterli olduğu anlaşıldığından, davacı tarafın istinaf nedenlerinin de yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili, istinaf dilekçesi içeriğini tekrarla, tarafına 15.09.2021 tarihli iki haftalık beyanda bulunmak üzere verilen sürede davanın esasına ilişkin beyanda bulunulduğunu, davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı açıkça belli olduğu halde maddi tazminat yönünden dava değerini artırmak üzere süre verilmediğini, Mahkemenin usuli hatası mevcut olup bozmayı gerektirdiğini, diğer davalı ... Antalya Marina A.Ş.'nin müteselsilen sorumlu kabul edilmesi gerektiğini, davacıya %15 kusur oranı atfedilmesinin ve maddi tazminatı ve manevi tazminatın tespitinin hatalı olduğunu belirterek temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazasından sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369, 370 ve 371 inci maddeleri ile aynı Kanunun 107 ve 109 uncu, 176 ila 182 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 ve 114 üncü maddeleri delaletiyle 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55 ve 56 ncı maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu maddeleridir.
3. Değerlendirme
A)Davacı vekilinin manevi tazminat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
1.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
2.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.
3. Somut olayda davacı vekilinin manevi tazminat olarak 100.000,00 TL talep ettiği, Mahkemece 60.000 TL tazminata hükmedilmiş olduğu, kısmen reddolan manevi tazminatın Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 107.090,00 TL'lik kesinlik sınırı altında kaldığı anlaşılmakla davacı vekilinin iş bu hükümlere yönelik temyiz itirazlarının miktardan reddine karar vermek gerekmiştir.
B) Davacı vekilinin maddi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 6100 sayılı HMK ile eda davası niteliğinde belirsiz alacak davası türü kabul edilmiştir. 107 nci maddeye göre “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.”
Bu davadaki ... amaç ise alacağın belirsiz olması nedeni ile zamanaşımının tüm alacak için dava tarihi itibari ile kesilmesidir. Kanun'un ilgili maddesindeki gerekçeye göre “Hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilir. Özellikle, zararın baştan belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tam olarak tespiti mümkün olan tazminat taleplerinde böyle bir durumla karşılaşılabilmesi söz konusudur. Hukuk sistemimiz içinde, böyle bir durumla karşılaşan kişinin hak araması bakımından birçok güçlük söz konusudur. Öncelikle kendisinden aslında tam olarak bilmediği bir alacak için dava açması istenmekte, ayrıca, daha sonra kendi talebinden daha fazla bir miktar alacağının olduğu ortaya çıktığında da bunu davayı genişletme yasağı çerçevesinde ileri sürmesi mümkün olabilmekteydi. Böyle bir durumda, gerçekten bilinmeyen bir alacak için dava açmaya zorlamak gibi, hak aramanın özüyle izah edilemeyecek bir yol ve aslında tarafın kendi ihmali ya da kusuru olmadığı hâlde bir yasakla karşılaşması gibi de bir engel söz konusuydu. Oysa, hak arama özgürlüğü, böyle bir sınırlamayı ve gerçek dışı davranmaya zorlamayı değil, gerçekten hakkı ihlâl edilen veya ihlâl tehlikesi altında olan kişiyi, mümkün olduğunca geniş şekilde korumayı amaçlamalıdır. Son dönemde, gerek mukayeseli hukukta gerekse Türk hukukunda artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek "etkin hukukî koruma"nın gündeme gelmiş olması da bunu gerektirir. Kaldı ki, miktar ya da değeri belirsiz bir alacak için dava açılması gerektiğinde birtakım sınırlamalar getirmek, dava içinde yeni taleplere veya o davanın dışında yeni davalara yol açarak, usûl ekonomisine aykırı bir durum da meydana getirecektir. Ayrıca, miktarı veya değeri bilinmeyen bir alacak için klasik kısmî davanın da tam bir çözüm üretmediği gerçektir. Esasen tam veya kısmi olmasına bakılmaksızın her edâ davasının temelinde bir külli tespit unsuru vardır. Başka deyimle edâ hükmünde tertip olunan her durumun arkasında sorumluluk saptanmasını içeren bir zorunlu ön tespit kabulü mevcuttur”
Bu doğrultuda HMK'nın 107 nci maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasını açabilmesi için alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirlemesinin objektif olarak mümkün olmaması gerekir. Alacak miktarı biliniyorsa ya da bilinebilecek durumda ise böyle bir dava açılamaz. Çünkü bu durumda her davada arandığı gibi hukuki yarar aranacak olup alacak miktarının biliniyor ya da bilinebilecek olması halinde davacının hukuki yararından söz edilemez.
Belirsiz alacak davasında yapılan yargılama sırasında alacağın miktarının tam olarak belirlenmesi ile davacı talebini iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın artırabilecektir. Alacağın belirli hale gelmesi sonrasında ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilirse davacının bundan sonraki yeni artırma isteği iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır. Çünkü böylesi bir durumda alacağın belirsizliği değil davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur.
Öte yandan HMK`nın 33 üncü maddesine göre "Hâkim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme ise Hâkime aittir." Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hâkim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur.
Bu açıklamalar doğrultusunda, davaya konu iş kazasından kaynaklı tazminat davalarında davacının maddi tazminat alacağının tespiti, yargılama sürecinde taraflarca gösterilecek delillere göre belirlenip hesap edilecek olmasına göre, davanın açıldığı tarih itibariyle davacının maddi tazminat alacağını tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyecek olması nedeniyle ve hukuki nitelendirmenin Hakime olduğu hususu da dikkate alınarak, davayı 6100 sayılı HMK'nın 107 nci maddesine dayalı "belirsiz alacak davası" olarak değerlendirerek dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin de bu doğrultuda irdelenmesi, sonucuna göre yargılama sürecinde sunulan maddi tazminatın artırılmasına dair istemin de ıslah olarak değil; talep artırım talebi olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. (Dairemizin 19.04.2022 tarih ve 2021/3834 E. - 2022/5880 K. sayılı ilamı da bu yöndedir)
Ayrıca 7251 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi ile değişik 107/2 nci maddesine göre "Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır." hükmü ihdas edilmiştir.
Öte yandan her usuli işlemde uygulanma imkanı olan ıslah müessesinin belirsiz alacak davasında da uygulanmasına engel bir durum söz konusu değildir. Ancak taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın ıslah ile ortadan kaldırılması mümkün değildir. Nitekim bu husus 7251 sayılı Kanun'un 18 inci maddesi ile 177 nci maddenin 2 nci fıkrasına eklenen "Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, İlk Derece Mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz." hükmüyle açıkça düzenleme altına alınmıştır.
Somut uyuşmazlıkta ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında yürürlükte bulunan bu hüküm gereğince mahkemece alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda davacıya maddi tazminata ilişkin talebini artırmak üzere iki haftalık kesin süre verilmesi gerekirken, davacıya bu husus gözden kaçırılarak talep arttırımında bulunması için açıkça süre verilmeden yazılı şekilde taleple bağlı hüküm kurulması hatalı olmuştur.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
A) Davacı vekilinin manevi tazminat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının miktardan REDDİNE,
B) 1. Davacı vekilinin maddi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde temyiz eden ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!