10. Hukuk Dairesi 2022/11370 E. , 2024/1858 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2019/61 E., 2020/328 K.
KARAR : Kısmen kabul
Taraflar arasında Mahkemece görülen iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davacılar ve davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili dava ve birleşen dava dilekçelerinde özetle; davacı taraf murisleri ...' in maruz kaldığı iş kazası sonucunda 29.03.2005 tarihinde hayatını kaybettiğini, mütevefanın sağlığında annesi ve kardeşinin geçimini sağladığını, onlara yardım ettiğini, bu nedenle ...'in vefatı nedeniyle destekten yoksun kaldıklarını iddia ederek maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmişlerdir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; kanun ve yönetmelik hükümlerinin gereklerini yerine getirdiklerini, iş kazasına maruz kalan ...'in verilen talimatlara uymadığını ağır kusuru sonucunda iş kazasına maruz kaldığını, bu nedenle vefat ettiğini, müteveffanın varislerinden eşine ve oğluna SGK tarafından ölüm maaşı bağlandığını, davacı anne ve davacı kardeş ile ölen ... arasında tamamen veya kısmen fiili ve gerçek bir destek ilişkisi bulunmadığını, bu nedenle mevzuatın öngördüğü geçimin sürekli ve düzenli olarak sağlanıyor olması koşulunun bu olayda oluşmadığını bununla birlikte ... ...' in asgari ücretle çalıştığını, davacıların gelirlerinin ise müteveffadan daha fazla olduğunu, davanın zamanaşımına uğradığını, 9 yıl geçtikten sonra açılan davada istenen tazminat miktarının fahiş olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 16.04.2015 tarihli ve 2007/199 Esas, 2015/88 Karar sayılı kararı ile davacıların maddi tazminat taleplerine ilişkin davalarının reddine, davacı ...'in manevi tazminat talebine ilişkin davasının kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 28.03.2005 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan mütelsilen alınarak davacıya verilmesine, davacı ...'in manevi tazminat talebine ilişkin davasının kabulü ile 5.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 28.03.2005 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
Kararın davacılar ve davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 20.12.2018 tarih ve 2017/621 E - 2018/9571 K ile "Mahkemece, farazi desteğin karine olduğu kabul edilerek, Türk Borçlar Kanunu'nun 50 ve 51 inci maddeleri uyarınca, somut olayın özelliğine göre davacı annenin varsa diğer çocuklarından alabilecekleri destek de dikkate alınarak hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi isabetsizdir. Öte yandan, birleşen dava ile talep edilen manevi tazminat taleplerinin kısmen reddi nedeniyle davalılar yararına hükmedilen vekalet ücretinin kısmen kabulü nedeniyle davacılar yararına hükmedilen vekalet ücretinden fazla olacak şekilde hükmedilmesi de karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. ye aykırı olmuştur. " gerekçeleriyle Mahkeme kararı bozulmuştur.
B.Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı anne ...'in maddi tazminat talebinde bulunma hakkı bulunduğu, davacı ...'in maddi tazminata hak kazanmadığı, 2007/199 Esas sayılı davada istenen 5000 TL 'nin zamanaşımına uğramadığı, davalılar vekilin 2019/324 Esas sayılı davada ıslah yolu ile zamanaşımı definde bulunduğu, ıslah yolu ile zamanaşımı def'inde bulunmasının mümkün olduğu, kaza tarihinin 28.03.2005 olduğu dikkate alındığında davacı ...'in 2019/324 Esas sayılı dava dosyasında istemiş olduğu 25.791,68 TL maddi tazminat yönünden 10 yıllık akdi zamanaşımı süresi ile 7 yıl 6 aylık uzamış ceza zamanaşımı süresinin üzerinden oldukça fazla süre geçtiği, 2019/324 Esas sayılı davada istenen maddi tazminatın zamanaşımına uğradığı, usuli kazanılmış hak ilkesine de riayet edildiği gerekçesiyle; 2019/61 Esas sayılı dava dosyası yönünden; davacı ... yönünden açılan maddi tazminat davasının kabulü ile 5.000,00 TL maddi tazminat talebinin tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'e verilmesine, davacı ... yönünden açılan maddi tazminat davasının reddine, birleşen 2014/171 esas sayılı dava dosyası yönünden; davacı ...'in manevi tazminat talebine ilişkin davasının kısmen kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 28.03.2005 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan mütelsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacı ...'in manevi tazminat talebine ilişkin davasının kısmen kabulü ile 5.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 28.03.2005 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, birleşen 2019/324 Esas sayılı dava dosyası yönünden; davacı ... yönünden açılan maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalılar vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; ek davanın zamanaşımına uğramadığını, hükmedilen manevi tazminatların az olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
2.Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; yapılan tebligatların usulsüz ve geçersiz olduğunu, cevap dilekçesinde yapılan zamanaşımı itirazlarının geçerli olduğunu, ek davadaki davacı taleplerinin tümüyle zamanaşımına uğradığını, 2019/61 Esas sayılı davada destekten yoksun kalma tazminatının şartlarının mevcut olmadığını, hükmedilen manevi tazminatların fazla olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazasında vefat eden sigortalının yakınlarının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı HMK Geçici 3/2 maddesi delaletiyle uygulama imkanı bulan 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 1086 sayılı HUMK’un 427 ilâ 444 ncü maddeleri, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun 2 nci maddesi gereğince uygulanma olanağı bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 5 nci maddesi ve iş kazasının tespit tarihi itibariyle yürürlükte olan mevzuat hükümleri dikkate alındığında 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 41, 42, 43, 44, 46 ve 47 nci maddeleri ile 332 nci maddesi, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesi, 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla, temyiz kapsam ve nedenlerine göre, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Davacılar ve davalılar vekillerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
2. Aşağıda yazılı temyiz harçlarının temyiz edenlere yükletilmesine,
3. Dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine,
Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ... ve Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oy çokluğuyla
27.02.2024 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
1.Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık, "28.03.2005 tarihinde iş kazasında ölen sigortalının hak sahibi olarak desteğinden yoksun kalan annenin kararın ilk kararın 20.12.2018 bozulması üzerine desteğin 2019 yılında hesaplanması üzerine birleşen ve 06.11.2019 tarihinde açılan davada bakiye maddi tazminat talep ettiği miktarın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı" noktasında toplanmaktadır.
2. İlk Derece Mahkemesince bozma sonrası yapılan yargılama sonunda, birleşen davada talep edilen bakiye maddi tazminatın 10 yıllık zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
3. Kararın temyizi üzerine çoğunluk görüşü ile ilk derece gerekçesi benimsenerek kararın onanmasına karar verilmiştir.
4. Belirtmek gerekir ki mahkemenin daha önce verdiği davacı annenin ölen sigortalının desteğinden yoksun kalmadığı gerekçesi ile verdiği maddi tazminatın reddi kararının davacı tarafından temyizi üzerine Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 20.12.2018 tarih ve 2017/621 Esas 2018/9571 Karar sayılı ilamı ile
"Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 22.06.2018 tarih 2016/5 E - 2018/6 sayılı kararında, ana ve/veya babanın çocuğunun haksız fiil ve veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, destek ilişkisinin varlığının ispatı için SGK'dan gelir bağlanması şartının aranmayacağı, destekten yoksun kalma tazminatı davalarında çocukların ana ve/veya babaya destek olduklarının karine olarak kabulünün gerektiği kabul edilmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci maddesi hükmüne göre "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler".
Türk Borçlar Kanunu'nun 51 inci maddesine göre ise "Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler".
Ana ve babaya ölüm geliri bağlanıp bağlanmaması, destek ilişkisinin varlığı yönünden olmasa da tazminatın belirlenmesi noktasında dikkate alınmalıdır. Zira asgari ücretin altında geliri bulunan ve Sosyal Güvenlik Kurumunca gelir bağlanan ana ve/veya babanın destek ihtiyacının bulunduğu ve ölen sigortalının maddi destekte bulunduğunun karine olarak kabulü gerektiği Dairemizin yerleşmiş görüşlerindendir.
Kurumca gelir bağlanmayan davacı ana ve/veya babaya sigortalının fiili desteği kanıtlanmadan, sigortalının gelirinden bir bölümünün pay olarak ayrılacağının kabulü, ölenin desteğinden fiilen yararlanan eş ve çocukların destek zararlarının karşılanamaması sonucunu doğurur.
Somut olaya gelince; Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşen kazalının eş ve çocuklarının açtığı tazminat dosyasında davacı eş ve çocuklar yararına hesap yapıldığı ve işbu dosyada davacı annenin dul aylığı aldığının kendinin kabulünde olduğu anlaşılmaktadır. Türk Borçlar Kanununun 50. maddesi hükmüne göre; ölen sigortalının gelirinden sürekli destekte bulunduğu ileri sürülüp, Türk Borçlar Kanununun 55. maddesine göre maddi delillerle hesaplanabilir sürekli ve düzenli fiili bir desteğin varlığı da kanıtlanmamıştır.
Bu durumda; Mahkemece, farazi desteğin karine olduğu kabul edilerek, Türk Borçlar Kanunu'nun 50 ve 51 inci maddeleri uyarınca, somut olayın özelliğine göre davacı annenin varsa diğer çocuklarından alabilecekleri destek de dikkate alınarak hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi isabetsizdir".
gerekçesi ile bozulmuştur.
5. Bozma sonrası yapılan yargılamada ise davacı annenin destekten yoksun kalma tazminatı ilk kez bilirkişi raporu ile 29.08.2019 tarihinde hesaplanmıştır. Davacı anne destek miktarını ilk defa bu tarihte öğrenmiş ve birleşen dava 6100 sayılı HMK zamanında 06.11.2019 tarihinde açılmıştır.
6. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun.... Başvurusu. Başvuru Numarası: 2019/430 kararına göre
"Başvurucu bilirkişilerin bu değerlendirmesi ışığında talebini arttırmak üzere Mahkemeye talepte bulunmuştur. Başvurucunun söz konusu zararı bilirkişi raporu alınmadan bilebilmesi ihtimalinin olmadığı ortadadır. Bununla birlikte Bölge Adliye Mahkemesi, başvurucunun olay tarihinden itibaren başlayan on yıllık yasal süre sınırı içinde ıslah talebinde bulunmadığını belirterek ıslah olarak nitelediği alacak tutarı yönünden zamanaşımı süresinin geçtiği sonucuna varmıştır.
Davaya konu söz konusu zararın tespit edilmesi teknik değerlendirmeler içermekte, dolayısıyla belli bir uzmanlık gerektirmektedir. Mahkeme bu nedenle başvurucunun zararının boyutunun belirlenebilmesi için bilirkişi raporu hazırlanmasına karar vermiştir. Dolayısıyla davanın niteliği ve meselenin karmaşıklığı gözönüne alındığında bilirkişiler tarafından yapılan değerlendirmeler ile açığa çıkarılan zararının tamamını yargılamanın başlangıcında bilmesinin başvurucudan beklenemeyeceği, bu sebeple başvurucunun tüm zararı için tazminat talep edemediği kanaatine ulaşılmıştır.
Nitekim karşılaştırmalı hukukta bireylerin yargılamanın başında alacak veya tazminat miktarını belirleyebilmelerinin kendilerinden beklenemeyeceği hâllerde belirsiz alacak davası veya kademeli dava açabilmeleri mümkündür (bkz. § 33). Türk hukukunda da belirsiz alacak davası kabul edilmiştir (bkz. § 22). Türk hukukunda bu düzenlemenin kabulünden önceki döneme ilişkin olarak açılan kısmi davalarda başvurucuların zararın miktarını dava tarihi itibarıyla öğrenebilmelerinin kendilerinden beklenemeyeceğine işaret eden AİHM, zamanaşımı sebebiyle bedelin artırılması talebinin reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği sonucuna ulaşmıştır (bkz. § 38).
Anılan kararda zamanaşımının zararın belirlenmesi tarihine bağlandığı ve bilinebilir hale geldiği anda başlatılması gerektiği anlaşılmaktadır.
7. İş kazasında işverenin gözetme borcuna aykırı davranması nedeni ile işçinin bedensel bütünlüğünde meydana gelen zararda, kazanın olduğu tarihte hukuki ilişkinin özelliği gereği, zarar bilinmediği için muaccel bir alacaktan da sözedilemez. Zira alacağın muaccel olması için talep eden tarafından bilinmesi, talep edenin de ifa edeceği borç miktarını bilmesi, kısaca muaccelliyet için alacağın belirli olması ve bilinmesi gerekir. O halde denilebilirki iş kazası ve meslek hastalığında iş kazasının gerçekleştiği veya meslek hastalığının saptandığı tarihte değil, bu aykırılığın gerçekleşmesinden sonra zararın bilimsel olarak belirlendiği anda ödenecek zarar belli hale geldiğinde o anda muaccel olacaktır.
8. Belirtmek gerekir ki, zamanaşımın işlemeye başlaması için zarar görenin, zarar veren eylem veya olayı değil, zararı (alacağın tazminatın miktarını bilimsel olarak) öğrenmesi gerekir. Zararı öğrenme de davacının bilimsel olarak değerlendirme olanağı olduğu anda gerçekleşir.
9. Somut uyuşmazlıkta davacı anne desteğinin miktarını bozmadan sonra alınan bilirkişi raporu ile öğrenmiştir. Belirlendikten sonra da talepte bulunduğuna göre zamanaşımı nedeni ile birleşen bakiye maddi tazminatın reddi doğru olmamıştır. Kararın bozulması gerektiğini düşündüğümden, çoğunluğun mahkemeye erişim hakkın ortadan kaldıran onama görüşüne katılınmamıştır.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!