WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 06 Temmuz 2026

YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

10. Hukuk Dairesi         2022/11042 E.  ,  2024/5252 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1270 E., 2022/941 K.
KARAR : Kısmen kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 4. İş Mahkemesi
SAYISI : 2017/60 E., 2021/198 K.

Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacı ...'ın, davalıya ait iş yerinde uzun yol tır şoförü olarak çalışırken iş kazası geçirdiğini ve %51 oranında iş göremezlik oluşacak şekilde yaralandığını belirterek ,fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacı ... için 1.000 TL iş gücü kaybı, 1.000 TL bakım gideri, 150.000 TL manevi tazminatın ve eşi Sadet için 75.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden işleyecek faizi ile ödenmesini talep etmiş ;7.1.2021 tarihli dilekçesi ile maddi tazminat talebini 118.552,62 TL olarak arttırdığını belirtmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosyada alınan 29.02.2020 tarihli raporda; davacı ...'ın %70, davalı işverenliğin %30 oranında kusurlu oldukları, dava dışı ... ... ...'ın ise kusuru bulunmadığının belirtildiği, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Kurum Sağlık Kurulunun 27.11.2014 tarihli kararı ile davacının maluliyet oranının %51 olarak belirlendiği, davacı talebi ve tanıklarının ücret+prim/ikramiye/yakıt parası şeklinde ödeme yapıldığı beyanları ile emsal ücretler dikkate alınarak davacının kaza tarihinde net ücretinin 3000,00 TL olduğunun kabul edildiği, kaza tarihinden sonraki ücretlerin tespitinin ise asgari ücrete oran kurularak belirlendiği, aktüerya uzmanı bilirkişi tarafından düzenlenen raporda, davacının talep edebileceği sürekli iş göremezlik tazminatı tutarının 120.552,62 TL olduğunun bildirildiği, raporun hükme esas alındığı, 25.06.2010 tarihli belgenin herhangi bir miktar içermemesi, işçinin tedavilerinin devam ettiği sürede imzalanması, yapılan ödemelere ilişkin herhangi bir belge sunulmamış olması dikkate alındığında ibra iradesinden söz edilemeyeceğinin değerlendirildiği, tarafların mali içtimai durumu, paranın alım gücü, olayın meydana geliş şekli, olay tarihindeki rayiçler, kusur durumu dikkate alınarak manevi tazminatın belirlendiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile, 120.552.62 TL maddi tazminatın 19.05.2010 kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı ...’a ödenmesine, davacı ... için 50.000,00 TL, manevi tazminatın 19.05.2010 kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacı ... için 25.000,00 TL manevi tazminatın 19.05.2010 kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili, kusur raporuna itirazlarının dikkate alınmadığını, davacının tam kusurlu eylemi ile illiyet bağının kesildiğini, hatalı hesap raporuna itibar edilerek fahiş tazminata hükmedildiğini, davacının imzalı ücret bordrosundaki ücreti yerine ispatlanamayan ücrete ve PMF 1931 tablosuna göre hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, manevi tazminat tutarlarının fahiş olduğunu ,davacının işvereni ibra ettiğini, dava konusu taleplerin dava ve ıslah tarihi itibariyle zamanaşımına uğradığını belirterek istinaf yoluna başvurmuştur.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bilirkişi heyetleri tarafından tanzim edilen kusur durumunun tespitine ilişkin raporların kapsamlı, gerekçeli ve denetime elverişli olduğu gibi dosya kapsamına, delil durumuna ve somut olayın meydana geliş şekline de uygun olduğu, davalı işverenin, davacı sürücüsüne güvenli şekilde aracı sevk ve idare etmesi gerektiği hakkında ileri sürüş teknikleri hakkında bilgi ve eğitim verilmiş olması gerektiği halde davalı işveren tarafından bu eğitimin davacıya verildiğinin ispat edilemediği, taraflara izafe edilen kusur oranlarının tarafların somut olaydaki yükümlülükleri ile örtüştüğü ve kusur oranlarının hakkaniyete uygun olarak tasnif edildiği , ilk derece mahkemesi tarafından hükme esas alınan bilirkişi raporunda usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmakla davalı vekilinin kusura yönelik istinaf başvurusunun reddine karar verildiği, iş kazası sonucunda sürekli iş göremezlik durumuna giren davacı dosyaya ibraz edilmiş olan "ibraname" başlıklı bir belge imzalamış ise de; sözkonusu belgenin miktar içermediği, davacıya yapılan somut bir ödemeden bahsedilmediği bu nedenle İlk Derece Mahkemesince iş bu belgeye itibar edilmemesinin doğru olduğu, Yargıtay içtihatlarında iş kazası tazminatlarında TRH 2010 tablosunun uygulanması gerektiği belirtilmekle birlikte; somut olayda PMF tablosuna göre davacının bakiye ömrünün 21,15 olarak kabul edildiği, TRH 2010 tablosunda bakiye ömrün 24,93 olduğu, bu anlamda PMF tablosunun istinaf edenin sıfatına göre daha lehe olduğu görülmekle ilk derece mahkemesi kararında bir isabetsizlik bulunmadığı, davacı vekilinin, davacının, kaza yaptığı dönemde 3.000,00 TL maaş karşılığı çalıştığını iddia ve beyan ettiği, davalı tarafından, davacının ücretine ilişkin herhangi bir beyanda bulunulmadığı, ücrete ilişkin herhangi bir belgenin dosyaya sunulmadığı ve Mahkemece 24.08.2010 tarihli hesap bilirkişi raporunun 1. alternatifi olan davacı talebi gibi net 3.000,00 TL'ye göre yapılan hesaplamaya itibar edilerek karar verildiği, SGK kayıtlarına göre davacının 2010 yılı PEK'larının 1.114,88 TL olduğu, davacının ücret bordrolarının bulunmadığı, yargılama sırasında dinlenen davacı tanıklarının; "2007-2008 yıllarında 1.400-1.500 TL civarında ücret aldıklarını, üç ayda bir de yarım maaş tutarında ikramiye aldıklarını böylece aylık maaşlarının 4.000 TL ye geldiğini" beyan ettikleri, davalı tanığının ise davacının kaza tarihinde 1.000,00 TL civarında ücret aldığını beyan ettiği, dosyaya celp edilen Uluslararası Tır ve Ağır Vasıta Şoförleri Yardımlaşma Dayanışma Derneğinin 23.11.2020 tarihli müzekkere cevabında 2010 yılı emsal ücretin aylık net 1.600-1.800 TL olarak bildirildiği, SGK'ya bildirilen PEK ların asgari ücret civarında olduğu, uzun yol şoförü olan ve 51 yaşındaki bir işçinin asgari ücret karşılığında çalışmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, Mahkemece hükme esas alınan ücretinde UTSYD ve Nakliyat İş Sendikasından bildirilen emsal ücret sonuçları dikkate alındığında yüksek olduğu anlaşılmakla; dosya içerisinde mübrez olan 25.09.2018 tarihli hesap bilirkişi raporundaki hesaplamanın dosya kapsamına daha uygun olduğunun görüldüğü, buna göre; davacının 2010 yılında 1.800,00 TL net ücret aldığı kabul edilerek, bu ücrete yemek ve AGİ ödemesi de ilave edilerek yapılan hesaplamanın, yine davacının 2010 yılından 2018 yılına kadar aldığı ücrete ilişkin bilgi de bulunmadığından, 2010 yılındaki 1.800,00 TL. olan ücreti aynı tarihteki asgari ücrete oranlama yapılarak bulunan ücretler üzerinden hesaplama yapılmasının doğru ve isabetli olduğu kanaatine varıldığı ve davalı vekilinin bu yönden istinaf talebinde haklı olduğu, davacı vekilinin kısmi dava olarak 19.05.2010 tarihinde açtığı davada 2.000,00 TL maddi tazminat talebinde bulunduğu, 07.01.2021 tarihli ıslah dilekçesiyle de maddi tazminat istemini neticeten 120.552,62 TL’ye artırdığı, davalı vekilinin 13.01.2021 tarihinde tebliğ aldığı ıslah dilekçesine karşı süresi içerisinde 21.01.2021 tarihinde zamanaşımı def’inde bulunduğu ve ıslah tarihi itibariyle "on yıllık" zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmakla İlk Derece Mahkemesince ıslaha karşı zamanaşımı defi yönünden bir irdeleme yapılmamış olmasının hatalı olduğu diğer yandan ayrıca davacının bakıma muhtaç olmadığı, belirlenen maluliyet durumunda yeni ve değişen, gelişen bir durumun olmadığı gibi arazda bulunmadığı, dosya içerisinde iş kazası geçiren davacıya bakım gideri yapıldığına dair somut herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanılmadığı bu durumda davacının maddi tazminat talebinin 1.000,00 TL olarak kabulünün gerektiği, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, iş göremezlik tespit tarihi, davacının yaşı, dosya kapsamı dikkate alındığında yerel mahkemece davacı yararına hükmedilen 50.000,00 TL manevi tazminat ile davacı eş için hükmedilen 25.000,00 TL manevi tazminatın olayın oluş şekli ve kusur dağılımı dikkate alındığında fazla olduğu, somut olayda davacı ... lehine 40.000,00 TL ve davacı ... lehine 15.000,00 TL manevi tazminat takdir edilmesinin dosya kapsamına uygun düşeceği kanaatine varıldığı gerekçesi ile davalının istinaf başvurusunun kabulüne İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, 1.000,00 TL maddi tazminatın 19.05.2010 kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacı ...’a ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacı ... için 40.000,00 TL, manevi tazminatın 19.05.2010 kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile bu davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacı ... için 15.000,00 TL manevi tazminatın 19.05.2010 kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile bu davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacı ...'ın bakım gideri talebinin reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili; davanın belirsiz alacak davası şeklinde açıldığını, davacının uğradığı zararın İlk Derece Mahkemesinde dosyaya sunulan 24.08.2021 tarihli bilirkişi raporu ile tam ve kesin olarak öğrenildiğini, 07.01.2021 tarihli ıslah dilekçesiyle tazminat talebinin artırıldığını, alacağın zaman aşımına uğradığından bahsetmenin mümkün olmadığını belirterek temyiz yoluna başvurmuştur.

Davalı vekili; şirkete %30 oranda kusur atfedilmesinin hatalı olduğunu, davacının tam kusuru ile illiyet bağının kesildiğini, davacı ve eşi için hükmedilen manevi tazminat tutarlarının yüksek olduğunu, davacı ...'ın 25.06.2010 tarihli ibraname ile işvereni ibra ettiği dikkate alınmadan karar verildiğini belirterek temyiz etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazasından sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemleri ile eşin yansıma manevi tazminat istemlerine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369, 370 ve 371 , 107 ve 109 uncu maddeleri, aynı Kanun'un 176 ila 182 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 ve 114 üncü maddeleri delaletiyle 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55 ve 56 ncı maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu maddeleri

3. Değerlendirme
A)Davalı vekilinin manevi tazminat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
1.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.

2.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.

3. Somut olayda, davacıların her biri lehine kısmen kabul ve kısmen reddolan manevi tazminatların birbirlerinden ve maddi tazminat hükmünden bağımsız birer dava olarak Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 107.090,00 TL'lik kesinlik sınırı altında kaldığı anlaşılmakla davalı vekilinin iş bu hükümlere yönelik temyiz itirazlarının miktardan reddine karar vermek gerekmiştir.

B) Davacı ve davalı vekillerinin maddi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin tüm, davacılar vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2.Davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 6100 sayılı HMK ile eda davası niteliğinde belirsiz alacak davası türü kabul edilmiştir. 107 nci maddeye göre “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.”

3. Bu davadaki ... amaç ise alacağın belirsiz olması nedeni ile zamanaşımının tüm alacak için dava tarihi itibari ile kesilmesidir. Kanunun ilgili maddesindeki gerekçeye göre “Hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilir. Özellikle, zararın baştan belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tam olarak tespiti mümkün olan tazminat taleplerinde böyle bir durumla karşılaşılabilmesi söz konusudur. Hukuk sistemimiz içinde, böyle bir durumla karşılaşan kişinin hak araması bakımından birçok güçlük söz konusudur. Öncelikle kendisinden aslında tam olarak bilmediği bir alacak için dava açması istenmekte, ayrıca, daha sonra kendi talebinden daha fazla bir miktar alacağının olduğu ortaya çıktığında da bunu davayı genişletme yasağı çerçevesinde ileri sürmesi mümkün olabilmekteydi. Böyle bir durumda, gerçekten bilinmeyen bir alacak için dava açmaya zorlamak gibi, hak aramanın özüyle izah edilemeyecek bir yol ve aslında tarafın kendi ihmali ya da kusuru olmadığı hâlde bir yasakla karşılaşması gibi de bir engel söz konusuydu. Oysa, hak arama özgürlüğü, böyle bir sınırlamayı ve gerçek dışı davranmaya zorlamayı değil, gerçekten hakkı ihlâl edilen veya ihlâl tehlikesi altında olan kişiyi, mümkün olduğunca geniş şekilde korumayı amaçlamalıdır. Son dönemde, gerek mukayeseli hukukta gerekse Türk hukukunda artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek "etkin hukukî koruma"nın gündeme gelmiş olması da bunu gerektirir. Kaldı ki, miktar ya da değeri belirsiz bir alacak için dava açılması gerektiğinde birtakım sınırlamalar getirmek, dava içinde yeni taleplere veya o davanın dışında yeni davalara yol açarak, usûl ekonomisine aykırı bir durum da meydana getirecektir. Ayrıca, miktarı veya değeri bilinmeyen bir alacak için klasik kısmî davanın da tam bir çözüm üretmediği gerçektir. Esasen tam veya kısmi olmasına bakılmaksızın her edâ davasının temelinde bir külli tespit unsuru vardır. Başka deyimle edâ hükmünde tertip olunan her durumun arkasında sorumluluk saptanmasını içeren bir zorunlu ön tespit kabulü mevcuttur”

4.Bu doğrultuda HMK'nın 107 nci maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasını açabilmesi için alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirlemesinin objektif olarak mümkün olmaması gerekir. Alacak miktarı biliniyorsa ya da bilinebilecek durumda ise böyle bir dava açılamaz. Çünkü bu durumda her davada arandığı gibi hukuki yarar aranacak olup alacak miktarının biliniyor ya da bilinebilecek olması halinde davacının hukuki yararından söz edilemez.

5.Belirsiz alacak davasında yapılan yargılama sırasında alacağın miktarının tam olarak belirlenmesi ile davacı talebini iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın artırabilecektir. Alacağın belirli hale gelmesi sonrasında ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilirse davacının bundan sonraki yeni artırma isteği iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır. Çünkü böylesi bir durumda alacağın belirsizliği değil davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur.

6.Öte yandan HMK`nin 33 üncü maddesine göre "Hâkim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme ise Hâkime aittir." Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hâkim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur.

7.Bu açıklamalar doğrultusunda, davaya konu iş kazasından kaynaklı tazminat davalarında davacının maddi tazminat alacağının tespiti, yargılama sürecinde taraflarca gösterilecek delillere göre belirlenip hesap edilecek olmasına göre, davanın açıldığı tarih itibariyle davacının maddi tazminat alacağını tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyecek olması nedeniyle ve hukuki nitelendirmenin Hakime olduğu hususu da dikkate alınarak, davayı 6100 sayılı H.M.K’nın 107 nci maddesine dayalı "belirsiz alacak davası" olarak değerlendirerek dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin de bu doğrultuda irdelenmesi, sonucuna göre yargılama sürecinde sunulan maddi tazminatın artırılmasına dair istemin de ıslah olarak değil; talep artırım talebi olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. (Dairemizin 19.04.2022 tarih ve 2021/3834 E. - 2022/5880 K. sayılı ilamı da bu yöndedir)

8. Ayrıca 7251 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi ile değişik 107/2 nci maddesine göre "Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır." hükmü ihdas edilmiştir.

9. Öte yandan her usuli işlemde uygulanma imkanı olan ıslah müessesinin belirsiz alacak davasında da uygulanmasına engel bir durum söz konusu değildir. Ancak taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın ıslah ile ortadan kaldırılması mümkün değildir. Nitekim bu husus 7251 sayılı Kanun'un 18 inci maddesi ile 177 nci maddenin 2 nci fıkrasına eklenen "Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, İlk Derece Mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz." hükmüyle açıkça düzenleme altına alınmıştır.

10. Somut olayda, davacı vekilinin 19.05.2010 tarihli iş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemiyle 17.01.2017 tarihinde açtığı davada, davacılar vekilinin, müvekkili sigortalının iş kazasından kaynaklı sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi tazminat alacağı miktarını davanın açıldığı tarih itibariyle tam ve kesin olarak belirleyemediğinin açık olmasına göre, maddi tazminat istemi yönünden davanın Mahkemece "belirsiz alacak davası" olarak kabul edilmesi gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı şekilde kısmi dava olarak kabulü, giderek 07.01.2021 tarihli talep artırım dilekçesinin ıslah dilekçesi olduğu kabul edilerek hüküm tesisi hatalı olmuştur.

11. Bölge Adliye Mahkemesince açıklanan hususlar dikkate alınmadan yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olmuştur.

12. O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları gözetilerek istinaf itirazlarının kabulüne dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmalıdır.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
A) Davalı vekilinin manevi tazminat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının miktardan REDDİNE,

B) Davalı vekilinin maddi tazminat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının REDDİNE

C) Davacılar vekilinin maddi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgililere iadesine,

Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

13.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.