WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 07 Haziran 2026

YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

10. Hukuk Dairesi         2021/2596 E.  ,  2024/3595 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/1873 E., 2020/1154 K.
KARAR : Kısmen kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : Mersin 3. İş Mahkemesi
SAYISI : 2012/8 E., 2018/592 K.

Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı şirket vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ile davalı şirket vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili özetle; müvekkilinin davalı şirkete ait iş yerinde çalışmakta iken geçirdiği iş kazasından dolayı iş göremezliğe uğrayacak şekilde yaralandığı, kazanın meydana gelişinde davalı şirketin kusurlu olduğundan bahisle dava dilekçesinde toplam 1.000,00 TL maddi tazminat, 10.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep etmiştir. Aşamalarda 16.07.2018 tarihli ıslah dilekçesi ile davacı vekili, maddi tazminat istemini 77.812,06 TL’ye arttırmıştır.

II. CEVAP
Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili; kendileri yönünden husumet nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Davalı şirket vekili; davacının 46 gün sigortasız çalıştığı hususunu kabul etmediklerini, davacının 23 gün çalıştığını, resmi kayıtlarla bu durumun ortada olduğunu, davacının duvarın üzerine çıkmış olduğu ve bir anlık dalgınlık üzerine dengesini kaybederek düştüğünü, karakol tutanakları ve Savcılık dosyasında bu durumun belirtildiğini, davacının tazminat taleplerini kabul etmenin mümkün olmadığını, tüm olayın davacının kusuruyla gerçekleştiğini belirterek davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında davalı Sosyal Güvenlik Kurumu yönünden herhangi bir tazminat sorumluluğu bulunmadığından bahisle husumet nedeniyle davanın reddine, davalı şirket yönünden maddi ve manevi tazminat istemlerinin kabulüne karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı şirket vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Davalı şirket vekili istinaf dilekçesinde özetle, taleplerin zamanaşımına uğradığını, davacının çelişkili beyanlarına rağmen Mahkemenin davayı kabul etmesinin hukuka uymadığını, tespit edilen sürekli iş göremezlik oranına itiraz ettiklerini beyan ederek Mahkeme kararının kaldırılarak davanın tümden reddine karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile zamanaşımının olay tarihinden başlayacağı, bu haliyle ıslahın zamanaşımına uğradığından bahisle davalının istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalı Sosyal Güvenlik Kıurumu yönünden davanın reddine, davalı şirket yönünden davacı lehine 1.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine, ıslah edilen kısmın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı şirket vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, zamanaşımının söz konusu olmadığını,

Davalı şirket vekili temyiz dilekçesinde özetle, davacının çelişkili beyanları nazara alınarak talepleri değerlendirmeye alınmadan davanın tümden reddedilmesi gerektiğini, olayın bir iş kazası olmadığını, davacı tarafın kendi kusuruyla duvardan düştüğünü, bu nedenle davacı taleplerinin tümden reddine karar verilmesi gerektiğini, tüm dosyada ve kesinleşen takipsizlik kararı doğrultusunda görüleceği üzere dava konusu olayın oluşumunda müvekkili şirketin herhangi bir dahli ve kusuru olmadığının belli olduğunu, bu nedenle 08.05.2014 tarihli duruşmada tebliğ edilen ve müvekkili şirkete %80 kusur atfı yapan bilirkişi raporu dayanak alınarak yapılan tüm hesaplamalara ve hukuka aykırı bilirkişi raporu dayanak alınarak verilen hükmün kabul edilemez olduğunu, davacı tarafın tüm taleplerinin reddi gerektiğini, ayrıca davacı tarafın maluliyet oranını da kabul etmediklerini, itiraz ettiklerini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369, 370 ve 371 inci maddeleri

3. Değerlendirme
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, temyiz eden taraf vekillerinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Dosya kapsamından, 30.11.2006 tarihinde meydana gelen zararlandırıcı olayın bir iş kazası olduğuna dair verilen mahkeme kararının Dairemizin 2011/14442 Esas sayılı kararı ile 03.12.2012 tarihinde onanarak kesinleştiği, davacının sürekli iş göremezlik oranının Kurum Sağlık Kurulu tarafından 16.05.2014 tarihinde %14,30 olarak tespit edildiği, sonrasında Adli Tıp Kurumu Üçüncü İhtisas Dairesinin 14.11.2016 tarihli mütalasında davacının %14,30 oranında sürekli iş göremezlik oranı bulunduğunun belirtildiği, iş kazasının meydana gelişinde davacının %20, davalı şirketin %80 oranında kusurlu oldukları, Mahkemece alınan 17.08.2017 tarihli kök hesap raporunda davacının maddi zararının 69.296,49 TL olarak belirlendiği, anılan raporun davacı vekiline 05.09.2017 tarihinde tebliğ edildiği, davacı tarafça kök hesap raporuna karşı süresinde bir itiraz ileri sürülmediği, 6100 sayılı Kanun'un 281 inci maddesine belirtilen itiraz süresi geçtikten sonra 07.11.2017 tarihli celsede davacı vekilinin “raporun aleyhe olan hususları kabul etmiyoruz, davalı vekilinin araştırma yapılması talebi kabul edilecekse, ıslah dilekçesini bu araştırmadan sonra vermek istiyoruz, şayet araştırma yapılmayacaksa ıslah dilekçesi sunmak üzere tarafımıza süre verilmesini talep ederiz,” şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır.

İş kazası ve meslek hastalığından işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146-161 inci (818 sayılı Kanun’un 125-140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.

Nitekim mülga 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesine göre “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir”. Yine 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesinde benzer bir düzenleme ile, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” hükmü yer almaktadır. Kanun koyucu hem mülga 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesi hem de 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesi ile alacak haklarının tabi olacağı genel zamanaşımı süresini düzenlemiş olup aksine bir yasal düzenleme olmayan hâllerde on yıllık sürenin uygulanması gerektiği açıktır. İş kazasından kaynaklanan tazminat davalarında zamanaşımı süresine yönelik ayrı bir düzenleme bulunmadığından 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı (818 sayılı Kanun md.125) maddesine göre on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır.

Türk Borçlar Kanunu’nun 149 uncu maddesi (818 sayılı Kanun md.128 ) uyarınca ise zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Muacceliyet, bir borç ilişkisinde alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak edimi ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle söz konusu anda borç ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir.

Gelinen bu noktada iş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan tazminat talepleri yönünden zamanaşımının hangi tarih itibariyle başlayacağının belirlenmesi gerekmekte olup bu hususun tespitinde, zarar ve zararın öğrenilme tarihinin önemi açıktır.

Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açılmasına ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartların öğrenilmiş olması demektir. Zararın öğrenilmesi, zarar verici olayın değil zararın varlığı, niteliği, unsurları ve kapsamının kesin olarak bilinmesi demektir. Zarar verici eylemin sonuçları ve zarar tam olarak ortaya çıkmadıkça zarar görenin zararı öğrendiğinden söz edilemez. HGK'nın 05.06.2002 tarihli ve 2002/4-470 Esas, 2002/477 Karar sayılı kararı da aynı yöndedir.

Hukuka aykırı bir ... işlenilmesine karşın onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış, zararın ortaya çıkması için ... tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise, zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir. Oysa ki, zarar görenin mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. Aksi hâlde doğal olarak zamanaşımı süresi de işlemeye başlamayacaktır.

Bazı hâllerde, gerek zararı doğuran ... veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda, zarar görenin uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren, zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır.

Buna karşılık ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran ... veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık "gelişen durum" ve dolayısıyla gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hâllerde zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olmayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır. (HGK'nın 06.11.2002 tarihli ve 2002/4-882 Esas, 2002/874 Karar sayılı kararı).

Nitekim HGK'nın 14.02.2024 tarih ve 2018/(21)10-906 E- 2024/104 K sayılı ilamında da belirtildiği üzere "geçirdiği iş kazası nedeniyle davacıda oluşan meslekte kazanma gücü kayıp oranı gördüğü tedaviler sonrası aradan geçen zaman içerisinde değişmemiş olsa bile sürekli iş göremezlik oranının kesin olarak belirlendiği tarihin dikkate alınması gerekmektedir. Zira meslekte kazanma gücü kayıp oranı iş kazasından dolayı talep edilecek maddi tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gereklidir."

Somut olayda davacının sürekli iş göremezlik oranının kesin olarak belirlendiği tarihin Adli Tıp Kurumu Üçüncü İhtisas Dairesinin rapor tarihi olan 14.11.2016 tarihi olduğu açıktır.

Bu açıklamalara göre, temyiz incelemesine konu dava dosyasında zamanaşımı başlangıç tarihinin 14.11.2016 tarihi olduğu dikkate alındığında davacı vekilinin 16.07.2018 tarihli ıslahının zamanaşımına uğradığından bahsedilemeyecektir.

Bölge Adliye Mahkemesince yapılacak iş, davacı tarafın ıslahının zamanaşımına uğramadığını göz önünde bulundurmak, davacı vekilinin 17.08.2017 tarihli kök hesap raporuna süresinde itiraz etmediğini bu haliyle davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğunu dikkate alarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olmuştur.

O halde, temyiz eden taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmalıdır.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle,
Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine,

Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

02.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.