10. Hukuk Dairesi 2021/11126 E. , 2023/6429 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
SAYISI : 2016/333 E., 2021/226 K.
KARAR : Kabul
Taraflar arasındaki davacının davalılardan işveren yanında geçen çalışmalarının 5953 sayılı Basın İş Kanunu kapsamında geçtiğinin tespiti ve buna göre itibari hizmet sürelerinin ve fiili hizmet zammı süresinin tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne dair, karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı, davacı ve davalılar vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkili ...'ın davalı işyeri Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş'nin sahibi olduğu Sabah isimli gazetede Aralık/2007 tarihinden iş sözleşmesinin işverence feshedildiği 17.12.2013 tarihine kadar kesintisiz olarak çalıştığını, davacının belirtilen tarihler arasındaki çalışmasının sigorta kurumuna bildirilmediğini, müvekkilinin davalı şirkette 5953 sayılı Kanuna tabi olarak çalışma hayatını sürdürdüğünü belirterek, neticede davanın kabulü ile müvekkili ...'ın Aralık/2007 tarihinden iş aktinin feshedildiği 17.12.2013 tarihi arasında davalı şirketteki çalışmasının 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkındaki Kanun uyarınca gerçekleştiğinin ve Aralık/2007 ile 17.12.2013 tarihleri arasında bulunan hizmetinin tespiti ile kurum kayıtlarının düzeltilmesi ve ödenmeyen primlerin ödemesinin yaptırılmasını talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının ilk sigortalı çalışmasının 4/a kapsamında 01.09.1970 tarihinde olduğunu, kesintili olarak 31.12.1992 tarihine kadar 4/a kapsamında hizmetlerinin devam ettiğini, davacının diğer davalıya ait işyerinde çalıştığını iddia ettiği döneme ilişkin ise herhangi bir kaydın bulunmadığını, davanın 5 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını, bu nedenlerle süresinde açılmayan davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddini, ayrıca dilekçedeki sebeplerle davanın esastan da reddini talep ettiği görülmüştür.
Davalı Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ile müvekkili şirket arasında ne 5953 sayılı Kanun, ne 506 sayılı Kanun, ne de Borçlar Kanunu kapsamında müvekkili şirketi işveren, davacıyı ise bağlı ve düzenli çalışan işçi konumunda değerlendirmeyi gerektirecek hukuki ilişkinin söz konusu olmadığını, davacının müvekkili şirketin yapısı ve sektörü gereği eser karşılığı telif ücreti ile çalışan bir çok köşe yazarlarından biri olduğunu, 5953 sayılı Basın İş Kanunu kapsamında çalışmadan bahsedilmesi için yazılı bir hizmet sözleşmesinin bulunması gerektiğini, davacı ile davalı şirket arasında bir hizmet akdi ilişkisinden değil, ancak Borçlar Kanunu kapsamında eser sözleşmesinden bahsedilebileceğini, davacının ayrıca başka bir kanalda Salı ve Perşembe günleri düzenli olarak yayınlanan bir program için de çalışıyor olmasının, davalı işverene bağlı çalışan sıfatına haiz olmadığının açık bir göstergesi olduğunu belirterek, neticede dilekçesinde belirtilen bu nedenlerle davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi, 13.11.2014 tarihli ve 2014/174 Esas, 2014/676 Karar sayılı kararı ile "...Davalı Turkuvaz Gazete Dergi Basım A.Ş vekili tarafından sunulan ...'a ait olduğu belirtilen özlük dosyasındaki sözleşmenin tetkikinden; 01.05.2006 tarihli imzalı sözleşme içeriğinde, davacının eser sahibi olarak belirtildiği, sözleşmenin tarafların hak ve yükümlülükleri ile ilgili üst başlığının 3 üncü maddesinde, "Eser sahibi, eserini şirkete bağlı olmadan, şirketin emir ve talimatı dışında, onun işçisi sayılmaksızın, kendi belirlediği zamanlarda, şekilde ve usulde dilediği biçimde hazırlayacaktır." şeklinde belirtilmiş olmakla, sözleşme içeriğine göre de davacının işçi sayılmadığı ifade edilmiştir.
Yine davacı tarafça delil olarak bildirilen ve davalı tarafça davacıya ücret ödendiğine dair banka kayıtları da delil olarak bildirildiği üzere ve dava niteliği itibarıyla mahkememizce incelendiğinde; örneğin, 28.02.2009 tarihinden sonra 01.04.2009 tarihinde davacı hesabına maaş yatırıldığının görüldüğü, 02.06.2009 tarihinde davacıya telif ödemesi adı altında kayıt görüldüğü veya 01.10.2009 tarihinde maaş ödemesi görüldüğü halde, bir sonraki maaş ödemesinin 31.10.2009 tarihi ile 25.11.2009 tarihli olduğunun görüldüğü, arada ödeme yapılmayan 2011 yılı Eylül, 2012 yılı Nisan, 2012 yılı Temmuz ayları gibi aylar olduğu gibi, bazı aylarda aynı ay içinde örneğin 01.07.2010, 31.07.2010 tarihleri ile 02.08.2011, 27.08.2011, 01.12.2011, 31.12.2011 vs. tarihlerinde aynı aylar içinde iki kez maaş ödemesinin görüldüğü, çoğu ödemenin farklı tarihlerde de yapılmış olduğunun anlaşıldığı, bu durumda da davacının, davalı şirkette, eser sözleşmesi mahiyetindeki sözleşmeye göre ve yazı yazıldıkça kendisine ödemede bulunulduğu kanaatine varılmıştır.
Mahkememizce yapılan yargılama neticesinde, dosyada mevcut tüm deliller tek tek incelenip değerlendirildiğinde, özellikle sözleşmenin içeriğinde davacıdan eser sahibi olarak bahsedilip, aynı sözleşmenin tarafların hak ve yükümlülükleri ile ilgili üst başlığının 3 üncü maddesinde, "Eser sahibi, eserini şirkete bağlı olmadan, şirketin emir ve talimatı dışında, onun işçisi sayılmaksızın, kendi belirlediği zamanlarda, şekilde ve usulde dilediği biçimde hazırlayacaktır." şeklinde belirtilmiş olmakla ve sözleşme içeriğine göre de davacının işçi sayılmadığı ifade edilmekle, dosyada mevcut delil durumu ile yukarıda açıklanan gerekçelerle, davacının eser sahibi olarak ve davalıya bir hizmet akdi ile bağlı olmaksızın ilgili işyerinde çalıştığı ve yazı yazıldıkça kendisine ödemede bulunulduğu kaanatine varılmış olmakla, mahkememizde görülen davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkemenin 13.11.2014 tarihli ve 2014/174 Esas, 2014/676 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunmuştur.
2. 03.12.2015 tarihli ve 2015/2729 Esas, 2015/21768 Karar sayılı bozma kararında "...Mahkemece; davanın reddine karar verilmiş ise de verilen hüküm eksik araştırma neticesinde kurulmuştur. Bu tür hizmet tespitine yönelik davaların kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi, tarafların ileri sürdükleri delillerin toplanması yanında gerektiğinde re'sen delil toplayarak sonuca gidilmesi gerektiği Dairemiz'in ve giderek Yargıtay'ın yerleşmiş görüşlerindendir.
Dosya içerisinde bulunan belgelerden, işyerinin Turkuvaz Gazate Dergi A.Ş.'ye ait " Sabah" isimli gazete olduğu, davacının bu işyerinde yazar olarak çalıştığının iddia edildiği, davacıya ait banka hesap hareketlerini gösterir döküman ile davacı ile dava dışı Merkez Haber Ajansı A.Ş. arasında imzalanan eser sözleşmesinin dosyaya sunulduğu, beyanlardan Merkez Haber Ajansı A.Ş. tarafından anılan gazetenin davalı şirkete devredildiği, işyerinin 15.03.2008 tarihinde davalı şirket adına 506 sayılı Kanun kapsamına alındığı anlaşılmaktadır.
Dosya içerisindeki bilgi belgeler, taraflar arasındaki hukuki ilişkiyi nitelendirmek için yeterli değildir. Bu durumda, Mahkemece yapılacak iş; öncelikle tarafların ileri sürdükleri tüm delilleri araştırıp getirtmek, davalı şirket ile Merkez Haber Ajansı A.Ş. arasındaki devir sözleşmesi ve her iki şirketin ticaret sicil kayıtlarını dosyaya celbetmek, davalı şirket ile davacı arasında yeni bir yazılı sözleşme bulunup bulunmadığını araştırmak, işverenin bordrosunda kayıtlı çalışanları ve muhasebe kayıtlarını oluşturan çalışanları tanık olarak dinlemek, davacıya Sosyal Güvenlik Kurumunca yaşlılık aylığı bağlanıp bağlanmadığını araştırmak, dava dışı Merkez Haber Ajansı ile yapılan sözleşme hükümlerinin devralan davalı şirket ile sürüp sürmediğini, zımnen benimsenip benimsenmediğini, şirket kayıtlarında yer alan ödeme belgelerini de değerlendirerek açıklığa kavuşturmak, davacının hizmet tespiti talep ettiği Aralık 2007 ile 17.12.2013 tarihleri arasında işverenin sadece davalı olup olmadığını tespit etmek ve gerektiğinde devreden şirketi davada taraf haline getirmek, tarafların gerçek iradelerinin istisna akdi mi yoksa hizmet akdi mi yönünde olduğunu belirledikten sonra sonuca gitmekten ibarettir." denilerek karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Toplanan tüm delillerin birlikte değerlendirilmesinden davalı şirketin tespiti talep edilen tüm dönem yönünden sorumluluğu bulunduğu, özellikle resen belirlenen bordro tanıklarının beyanları ve banka kayıtlarının değerlendirilmesinden davacıya yapılan ödemelerin düzenli maaş ödemesi şeklinde olduğu ve telif ödemesi mahiyetinde kabul edilemeyeceği, davalı şirket tarafından gazetenin TMSF'ye devrinden önce dava dışı şirket ile imzalanan sözleşmenin yazılı olarak davacı ile yeniden yapılmadığı ve yukarıda belirtilen deliller kapsamında zımnen de benimsenmemiş olduğu, her ne kadar bordro tanığı Merve Dinçaslan aksi yönde beyanda bulunmuş olsa da bu tanığın anlatımlarında bahsettiği telifli çalışan tanımına davacının çalışmasının uymadığı ve somut durumda davacıya her ay düzenli aynı miktarda maaş ödemesi yapılıyor oluşu dikkate alındığında davacının çalışmasının eser sözleşmesi niteliğinde olmadığı, sigortalılığı gerektirir çalışma olduğu, dolayısıyla davacının davalı şirkete ait gazete iş yerinde 01.12.2007 - 17.12.2013 tarihleri arasında 2177 gün çalışmış olduğu kanaatine varılmıştır.
Davacının yaptığı işin yazarlık olduğu konusunda taraflar arasında herhangi bir uyuşmazlık bulunmadığı gibi dosya kapsamında toplanan delillerin tetkikinden de anlaşılmaktadır. Bu bağlamda davacının davalı şirkete ait iş yerinde geçen çalışmalarının tamamının 5953 sayılı Kanun kapsamında olduğu kanaatine varılmıştır. Davacının fiili hizmet zammı kapsamında sigortalılık süresine eklenmesi gereken prim gün sayısının tespiti yönünde bir talebi bulunmadığından taleple bağlılık ilkesi gereği bu hususta herhangi bir hüküm kurulmamıştır.
Öte yandan davacının prime esas gerçek kazancının tespiti yönünden de herhangi bir talebi olmayışı, taleple bağlılık ilkesi gereği ve davacının asgari ücretin altında ücretle çalışmasının mümkün olmayışı hususları birlikte değerlendirildiğinde davanın kabulüne, davacının davalı şirkete ait (SABAH) gazete işyerinde kurum taban ücretleri altında kalmaksızın asgari ücretle 01.12.2007 - 17.12.2013 tarihleri arasında 2.177 gün çalıştığının tespitine, davacının davalı şirket nezdinde geçen çalışmalarının 5953 sayılı Kanun kapsamında olduğunun tespitine, dair karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, taraf vekillerince temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davalı SGK vekili temyiz dilekçesinde; davacı hakkında Kurumca yapılan işlemlerde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığını, esasen Kurum işlemlerinin yerinde olduğunu ve davanın tümden reddi gerektiğini belirterek, kararın bozulmasını, istemiştir.
2.Davalı şirket vekili ise temyiz dilekçesinde; davacı ile arasında hizmet akdi bulunmadığını, davacının kendi nam ve hesabına çalıştığını ve aralarında hizmet akdi yerine eser sözleşmesi bulunduğunu buna göre davanın kabulüne dair verilen kararın hatalı olduğunu ve bozulmasını talep etmiştir.
3.Davacı vekili ise, davacının asgari ücretten çok daha fazla miktarlar alarak sözleşmelerinin yapıldığını buna göre mahkemece hükmedilen asgari ücret belirlemesinin hatalı olduğunu belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının iddiasına konu tüm hizmetlerin 5953 sayılı Basın İş Kanunu kapsamında geçip geçmediği hususu ile bu nedenle davacının itibari hizmet süresi ve fiili hizmet zammından faydalanma hakkının bulunup bulunmadığı hususuna ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun ek 5 nci maddeleri ile 5510 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesi hükümleridir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297 nci maddesinde:
“(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:
a)Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini.
b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini.
c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri.
ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini.
d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını.
e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi.
(2)Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” düzenlemesi getirilmiştir.
3. Değerlendirme
1.Bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir.
2.Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, ... 2011, s.472). Anayasa’nın 141 inci maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
3.Kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
4.Yukarıda vurgulanan hususlar, Hukuk Genel Kurulu'nun 19.04.2006 gün ve E:2006/4-142, K:229; 05.12.2007 gün ve E:2007/3-981, K:936; 23.01.2008 gün ve E:2008/14-29, K:4; 19.03.2008 gün ve E:2008/15-278, K:254; 18.06.2008 gün ve E:2008/3-462, K:432; 21.10.2009 gün ve E:2009/9-397, K:453; 24.02.2010 gün ve E:2010/1-86, K:108; 28.04.2010 gün ve E:2010/11-195, K:238; 22.06.2011 gün ve E:2011/11-344, K:436; 08.02.2012 gün 2011/10-726 E, 2012/57 K; 28.09.2012 gün 2012/3-444 E, 2012/638 K; 16.03.2012 gün 2012/2-97 E, 2012/203 K sayılı kararlarında da, benimsenmiştir. Yine 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır.
5.Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141/3 üncü maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nun 297 nci maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.
6.Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
7.Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama gerek yargı erki ile yargıcın, gerek mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
8.Eldeki davada, davacının, 01.12.2007-17.12.2013 tarihleri arasında kalan dönemde sigorta primine esas kazançlarının tespiti ile beraber, davalı işveren nezdinde geçen bu dönemdeki çalışmaların Basın İş Kanunu kapsamında geçtiğinin tespitini talep ettiği, 5510 sayılı Kanunun geçici 7 nci maddesi gereği 01.10.2008 tarihi öncesindeki dönem bakımından 506 sayılı Kanunun ek 5 inci maddesinde yer alan itibari hizmetin, 01.10.2008 tarihi ve sonrası dönem bakımından ise, 5510 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesi hükümleri kapsamında hak kazanılan fiili hizmet süresi zammının tespitine ilişkin olarak açılan davada, mahkemece davacının davasının tamamen kabulüne dair karar verildiği, ancak bu kabul ile çelişki yaratacak şekilde davacı hakkında prime esas kazançlarının asgari ücretten olduğuna ilişkin karar verildiği, diğer taraftan, 01.10.2008 tarihi ve sonrasında 5510 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesi hükümlerine uygun şekilde fiili hizmet süresi zammına ilişkin olumlu veya olumsuz herhangi bir karar verilmediği anlaşılmakta olup, yazılı şekilde karar tesisi hem kısa kararı kendi içerisinde çelişkili kılmakta, hem de hükmün gerekçesinin karar ile uyumlu olmasına ilişkin emredici kuralı ihlal etmektedir.
O hâlde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm sair yönleri incelenmeksizin bozulmalıdır.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
İlk Derece Mahkemesi kararının sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
06.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!