1. Hukuk Dairesi 2023/3810 E. , 2024/4027 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/36 E., 2023/123 K.
HÜKÜM/KARAR : Kabul
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen hile ve inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının borçları sebebiyle aleyhine başlatılan icra takiplerinden dolayı taşınmazının icra yoluyla satılmasını önlemek amacıyla maliki olduğu dava konusu 115 ada 21 parsel sayılı taşınmazını geri vermesi şartıyla kardeşi olan davalıya satış suretiyle bedelsiz olarak temlik ettiğini, devirden sonra dava konusu taşınmazda davacının oturmaya devam ettiğini, davacının borçlarından kurtulduktan sonra taşınmazı geri vermesini istemesine rağmen davalının iadeye yanaşmadığını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile davacı adına tescilini talep etmiş; cevaba cevap dilekçesinde, dava konusu taşınmazın devrinden önce de devrinden sonra ve mevcut halde de davacı tarafından oturmaya devam edildiğini, davalının davacının içinde bulunduğu zor durumdan faydalanarak hile ile taşınmazın adına tescilini sağladığını, davalının taşınmazın tahliyesi için başlattığı işlemler sonucunda davacının kandırıldığını anladığını ileri sürmüştür.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde, davacı taraf dava konusu taşınmazın davalıya muvazaalı olarak devredildiğini iddia etmişse de kişinin kendi muvazaasına dayanmasının mümkün olmadığını, muvazaa iddiasının yazılı delille ispat edilmesi gerektiğini, hile yönünden hak düşürücü sürenin geçtiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 13.04.2018 tarihli ve 2016/459 Esas, 2018/232 Karar sayılı kararıyla davacının iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi'nin 18.12.2020 tarihli ve 2018/2152 Esas, 2020/1607 Karar sayılı kararıyla, hile iddiasının dava dilekçesinde ileri sürülmediği gibi daha sonradan ileri sürülmesinin mümkün olmadığı ayrıca dosya kapsamında ispatlanamadığı, inançlı işlem iddiasının ise 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca yazılı delil ile kanıtlanamadığı, davacının yemin deliline de dayanmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairenin 14.10.2021 tarihli ve 2021/1119 Esas, 2021/5554 Karar sayılı kararıyla, hile iddiasına yönelik davanın kanıtlanamadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesinin doğru olduğu; inançlı işleme yönelik iddia yönünden ise davacı ...’in şikayeti üzerine davalı ... ve dava dışı kişiler hakkında yalan tanıklık suçundan başlatılan Bartın Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/102 sayılı soruşturma dosyasında, davalı ...’nin şüpheli sıfatıyla 11.01.2018 tarihinde kollukta verdiği ifadesinde “......’in bilgisi dahilinde Mürsel’e 700 TL ödedim. ...’in ev ve arsasını tapuda kendi üzerime aldım. Daha sonra ...’e 1998 yılının yılbaşına kadar parayı geri verirsen ben de ev ve arsanı sana geri devrederim dedim. Ancak ... bana belirttiğim süre içerisinde parayı ödemedi. Ev ve arsa halen benim üzerimedir...” şeklinde beyanda bulunduğu, anılan bu beyanın 05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nın aradığı, inançlı işlemin ispatı niteliğinde olduğu anlaşılmakla davada ileri sürülen inançlı işlem iddiasının gerçekleşmiş olduğu kabul edilerek, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 97 nci maddesi hükmü gözetilerek taraflar arasındaki alacak ve borç miktarının açıklığa kavuşturulması, borcun varlığının tespiti halinde, borç miktarının mahkeme veznesine depo edilmesi konusunda davacıya önel verilmesi, depo edilirse faiziyle birlikte davalıya ödenmesine hükmedilerek tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesi gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamında davacının davalıya borcunun 700,00 TL (paradan altı sıfır atılmadan önce 700.000.000,00 TL) olduğunun tespit edildiği, uzman bilirkişi tarafından tanzim edilen rapora göre 700.000.000,00 TL'nin 01.01.1999 ile Kasım 2016 tarihleri arasındaki parasal değişimi TÜFE'ye göre 11.209,93 TL, YİĞFE'ye göre ise 10.736,36 TL olduğu, paranın faizli getirisinin başlangıç tarihinin yirmi üç yıl öncesine ait olması ve faiz datasına ulaşılamadığından yapılamadığının belirtildiği, böylece taraflar arasındaki borç miktarının 700,00 TL olduğunun tespiti ile bilirkişi raporunda belirtilen 700,00 TL'nin TÜFE'ye göre dava tarihi itibariyle güncel değerinin Mahkeme veznesine depo edilmesine karar verildiği, davacı tarafından depo ara kararı yerine getirildiği gerekçesiyle davanın kabulüne dava konusu 115 ada 21 parsel sayılı taşınmazın davalı adına tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline, mahkeme veznesine depo edilen 11.209,93 TL'nin işleyecek nemaları ile birlikte davalı ...'e ödenmesine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, zamanaşımı yönünden yaptıkları itirazın değerlendirilmediğini, davacının taşınmazın davalıya devrinden sonraki yıl borcunu ödemek için davalıya teklifte bulunduğuna dair beyanının mahkeme içi ikrar niteliğinde olduğunu, davacının bu teklifi sonrası davalının taşınmazı devretmemesi ile davacının ferağ umudunu yitirdiği böylece zamanaşımı süresinin bu tarihte başladığı, mahalli bilirkişi beyanı ile davacının borçları nedeniyle taşınmazı satılığa çıkardığının anlaşıldığını bu hususun da davacı ile davalı arasındaki ilişkinin inançlı işlem olmadığını gösterdiği, davacının 1998 yılında taşınmazını geri istediğini iddia edip 16 yıl sonra dava açmasının hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiğini, dava konusu taşınmazın 1998 yılındaki gerçek değerinin tespit edilmesini, inançlı işlem iddiasındaki borcun bu değere oranlanması daha sonra ise taşınmazın dava tarihindeki değeri bulunarak borç durumunun belirlenmesi gerektiğini, TÜFE'ye göre hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, bilirkişinin somut verilere dayanarak hesaplama yapmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
2. Davacı vekili katılma yoluyla sunduğu temyiz dilekçesinde özetle, davacının dava konusu taşınmazın kendisine iade edilmeyeceğini öğrendiği tarihin kendisine dava konusu taşınmaz için açılan elatmanın önlenmesi davasının açıldığı tarih olduğunu, dava konusu taşınmazın dava tarihindeki keşfen belirlenen değerinin 186.228,43 TL olduğunu bu değer üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedildiğini, diğer yandan davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin hükümde yazandan daha fazla olduğunu ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, hile ve inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, TBK'nin 97 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre; davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Mahkemesince hükmüne uyulan bozma kararında, davada ileri sürülen inançlı işlem iddiasının gerçekleşmiş olduğu kabul edilerek, TBK'nın 97 nci maddesi uyarınca taraflar arasındaki alacak ve borç miktarının açıklığa kavuşturulması, borcun varlığının tespiti halinde, borç miktarının mahkeme veznesine depo edilmesi konusunda davacıya süre verilmesi, depo edilirse faiziyle birlikte davalıya ödenmesine hükmedilmesi gerektiğine işaret edilmiştir.
3. Dairenin emsal kararlarında da yer aldığı üzere, mali bilirkişi tarafından denkleştirici adalet ilkesi gereğince davacının depo etmesi gereken miktarın belirlenmesi gerekmektedir (Dairenin 07.03.2019 tarihli ve 2019/474 Esas, 2019/1651Karar sayılı ve 03.07.2018 tarihli ve 2015/12740 Esas, 2018/11736 Karar sayılı kararları).
4. O halde; davacının maliki olduğu 115 ada 21 parsel (eski 64 parsel) sayılı taşınmazını 27.04.1998 tarihli resmi senetle davalıya 600 TL (eski 600.000,00 TL) bedelle satış suretiyle temlik ettiği, davacının icra borçlarına karşılık taşınmazın davalı tarafından satın alındığının anlaşıldığı, icra dosyalarının bulunamaması nedeniyle tam anlamıyla borcun tespit edilemediği ancak hem davalının Savcılıktaki beyanı ile hem de tanık beyanları ile 700 TL (eski 700.000,00 TL) borç bulunduğunun tespit edildiği, 1998 yılındaki temlikten sonra da davacının taşınmazı kullanmaya devam ettiği gözetildiğinde denkleştirici adalet kuralı gereğince iadeye karar verilerek satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması gerekir.
5. Hal böyle olunca, mahkemece, TEFE ve TÜFE endekslerinin Devlet İstatistik Enstitüsü’nden sorularak satış bedelinin, temlik tarihi itibariyle çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs.) ortalamaları alınmak suretiyle ulaşacağı alım gücünün, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar altında ve gerektiğinde bu konuda uzman bilirkişi veya kurulundan nedenlerini açıklayıcı, taraf, hâkim ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmesi gerekir.
6. Kabule göre de, harç kamu düzeni ile ilgili olup temyiz edenin sıfatına bakılmaksızın re’sen gözetilmesi gereken hususlardandır. Diğer taraftan, kamu düzeniyle ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemeyeceği de kuşkusuzdur. Somut olayda, dava konusu taşınmazın keşfen saptanan dava tarihindeki değeri 186.228,43 TL olup, eldeki davada tapu iptal ve tescil istemi kabul edildiğine göre, bu değer üzerinden nispi karar ve ilam harcına hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile depo bedeli üzerinden eksik karar ve ilam harcına karar verilmesi de doğru değildir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde temyiz edenlere iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
03.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!