T.C. SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/8 Esas - 2024/249
T.C.
SAKARYA
ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2024/8 Esas
KARAR NO : 2024/249
BAŞKAN : ...
KATİP : ...
DAVACI : ...
VEKİLLERİ : Av. ...
Av. ...
Av. ...
DAVALI : ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVA : Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 05/01/2024
KARAR TARİHİ : 30/04/2024
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 29/05/2024
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ile davalı arasında 03/02/2017 tarihinde "Anestezi ve Reanimasyon Hakediş Usulü Sağlık Hizmeti Sözlemesi" adında şirket sözleşmesinin imzalandığını, sözleşmeye göre davacı tarafından davalı şirkete anestezi ve reanimasyon branşında tıbbi işlemlerin sözleşmede belirtilen şartlar doğrultusunda sunulması, davalı şirketin de bunun karşılığı olan bedeli davacıya ödemesinin kararlaştırıldığının, sözleşme süresince, davalı şirket tarafından almış olduğu sağlık hizmetine dair hakkedişlerin davalı tarafından hesaplanarak davacıya gönderildiğini, davacının da mali müşaviri vasıtası ile fatura düzenleyip davalı şirkete ilettiğini, faturaların ve alınan ödemelerin her iki tarafın defterlerine işlendiğini, ancak bu süreçte davalı şirket tarafından hakkediş bedelinin hesaplanmasında gerekli esaslara riayet edilmediğini, davacının hakkedişlerinin eksik ve hatalı olarak hesaplandığını, kendisine bildirilen hakkedişlerinden haksız ve hukuya aykırı kesintiler yapılarak ödemenin yapıldığını, davacının uzun yıllardır sağlık sektöründe çalıştığını, branşı itibariyle riskli ve ağır sorumlulukları olan bir branşta hizmet verdiğini, davacının ameliyathane süreçlerine katılmakta ve muayeneler de, nöbetlerde görev almakta, taahhütlerini eksiksiz yerine getirerek üstlendiği işi tamamlamakta olduğunu, davalının eksik ve kusurlu ifası nedeniyle davacının alacaklarını zamanında ödenmiş, bu nedenle davacının alacaklarının değer kaybına uğramış olup, geçen süre zarfında işi ve faaliyet alanı gereğince ödeme tarihindeki alacağını değerlendirme fırsatından da mahrum kaldığını, her ne kadar taraflar arasında çözüm yolu olarak ticari dava şartı kapsamında arabuluculuk görüşmeleri 24/10/2023 tarihinde yapılmış ise de, ancak anlaşmanın sağlanamadığını, davacının, davalının yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle büyük sıkıntı çekerek elem duyduğu, şahsi ödemelerinde düzensizlik yaşandığını, mali dengesinin zarar gördüğü, davacının yaşamış olduğu bu elem ve ızdırap dolayısıyla manevi zararına yönelik yasal yollara başvurma ve dava açma hakkını saklı tuttuklarını, somut uyuşmazlıkta; söz konusu belgelerin davacı ile davalı arasındaki hukuki ilişkiyi, davalı tarafın hukuka ve hakkaniyete aykırı hesaplamalar ve kesintiler nedeniyle davacıya hakkedişlerinin eksik ödendiğini bu noktada davacının uğradığı maddi zararını gösterdiğini, tüm dosya kapsamı ve Sosyal Güvenilik Kurumu'ndan, ticari defterler ve yazışmalardan elde edilecek bilgiler kapsamında "alacağın varlığı hakkında kanaat edinilmiş olması" koşulunun sağlanacağı düşüncesinde olduklarını, bu anlamda davalının mallarını elinden çıkararak haksız çıkacağını tahmin ettiği iş bu davanın sonuçlarından kurtulmasını önleme ve davacıya ait alacağın kısmen de olsa teminat altına alınması amacı ile, aşağıda belirtilen dava değeri çerçevesinde geçici bir hukuki koruma olan ihtiyati haciz kararı verilmesini talep ettiklerini, tüm bu nedenlere; öncelikle mahkeme tensip kararı ile, takdir edilecek teminat karşılığında, şimdilik 100.000,00-TL belirsiz alacak talepli iş bu dava kapsamındaki alacaklarına yetecek miktarda davalının menkulleri, gayrimenkulleri ile 3. Şahıslardaki hak ve alacaklarının ihtiyaten haczini, davalı tarafından hukuka ve hakkaniyete aykırı hesaplamalar ve kesintiler nedeniyle davacıya eksik ödenen hakkedişlerine dair zararın 6100 sayılı yasanın 107. Maddesi kapsamında gerçek zarar bedeli belirlendiğinde arttırmak üzere 100.000,00-TL tazminat bedelinin, temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Dava dilekçesinin usulüne uygun olarak tebliğ edildiği, davalı vekilinin cevap dilekçesi sunduğu anlaşılmıştır.
Davalı vekili 14/02/2024 Tarihinde mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesi ile; Taraflar arasında akdedilen uyuşmazlığın konusunu oluşturan ''Anestezi ve Reanimasyon Hakediş Usulü Sağlık Hizmet Sözleşmesi'' nin 7.2 maddesi dolayısıyla taraflarca ticari iş şeklinde nitelendirilse de sair hukukun gereklilikleri ve kanunlarımızda mevcut emredici kurallar çerçevesinde hizmet sözleşmesi olduğunun ve uyuşmazlığın genel görevli mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülmesi gerektiğini, huzurdaki davanın mutlak bir ticari dava olmadığı gibi, davacının da tacir olmadığından nispi ticari dava da olmadığını, görüleceği üzere dava şartı niteliğindeki görev hususunun mahkemece davanın her aşamasında dikkate alınacağını, davacı ile davalı şirket arasında 03/02/2017 tarihinde "Anestezi ve Reanimasyon Bölümü Hakkediş Usulü Sağlık Hizmeti Sözleşmesi"'nin imzalandığını, iş bu sözleşmenin 1 yıl süreli olup, ilerleyen tarihlerde aynı şarta ile yenilenerek devam ettiğini, davacı ile davalı şirket arasındaki hizmet akdinin 03/02/2017 tarihinde başlamış ve davanın istifası ile 2023 yılı Eylül ayında sona erdiğini, hastaneye mahsuplaşması yapılan tüm kesintilerini ve işletilen yasal faizleri yapıldıktan sonra kalan hakkediş tutarının %25 kısmının davacının sözleşmesine uygun olarak hesaplanarak sözleşmede belirtildiği şekilde davacının hesabına gönderildiğini, davacı şirketin Sosyal GÜvenlik Kurumu ve diğer kurum ve kuruluşların yapmış olduğu kesintilere ilişkin yargı yoluna başvurduğunu, iş bu davaların halen derdest olup iş bu dosyaya celbi sonrasında yapılan kesintilere ilişkin müvekkil şirketin tüm olanakları kullandığının açıkça ortaya koyulacağını, iş bu daya ve bilgelerin ayrıntılı olarak değerlendirildiğinde davacı yanın kesintilerin kendi kusurundan kaynaklandığı gerçeğini çarpıtarak müvekkil kuruma kusuru izafe etmesinin kabul edilemeyeceğini, davacı yanın, davalı şirkete ait hastanede tedavi gören hastalara büyük ölçüde yoğun bakım servisinde hizmet vermekte, hakkedişlerini büyük bölümünü bu yoğun bakım tedavilerinden elde etmekte olduğunu, Sosyal Güvenlik Kurumu'nun davalı şirket hakkedişlerinden yapmış oluğu kesintilerin büyük çoğunluğunu da yine yoğun bakım servisindeki hekimlerin hatalı basamaklandırmalarından kaynaklanmakta olduğunu, davacının bu doğrultuda Sosyal Güvenlik Kurumu'nun kesintiye ilişkin yazıların cevabı yazılarak sunularak haklılığını savunmuş, Sosyal Güvenlik Kurumu'nun yapmış olduğu değerlendirmelerin pratisyen hekimler tarafından yapıldığını, bu nedenle kurum işlemelerinin hatalı olduğu şeklinde hukuken dinlenemeyecek görüşünü bildirmiş olduğunu, davacının da yoğun bakım servisindeki basamaklandırmalarda kendisi tarafından hatalar yapıldığını bilmesine rağmen dava dilekçesinde kesintileri gerçeklik payı bulunmayan durumlara izafe etmesinin davacının açıkça kötü niyetinin göstergesi olduğunu, Tüm bu nedenlerle; davacının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun açılan davanın reddini, yargılama gider ve masrafları ile vekâlet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;
Açılan dava, alacak talebinden ibarettir.
Eldeki dava 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra 05.01.2024 tarihinde açılmıştır. Burada öncelikli olarak Asliye Ticaret Mahkemesinin davaya bakmakla görevli olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunun 4.maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için ya uyuşmazlık konusu işin, tarafların her ikisinin birden ticari işletmesi ile ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesi ile ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu'nunda veya diğer kanunlarda, o davaya Asliye Ticaret Mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme bulunması gerekir.
Diğer taraftan, 6102 sayılı TTK'nın 19/2.maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, 6102 sayılı TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar dışında, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
6335 Sayılı Kanununun 2.maddesi ile değişik 6102 Sayılı TTK'nın 5.maddesi uyarınca, ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, Asliye Ticaret Mahkemeleriyle diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunununda ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 6335 Sayılı kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı HMK'nın 1.maddesi uyarınca, kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemelerce ve istinaf aşamasında Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından re'sen incelenir. Bu kuralın tek istisnası, 6335 Sayılı Kanununun 2.maddesi ile değişik 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 5/(4).maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre yargı çevresinde ayrı bir Asliye Ticaret Mahkemesi bulunmayan yerlerde Asliye Hukuk Mahkemelerine açılan ticari davalarda görev kuralına dayanılmamış olması, Asliye Ticaret Mahkemesine görevsizlik kararı verilmesini gerektirmeyecektir. Başka bir anlatımla, yargı çevresinde, Asliye Ticaret Mahkemesi bulunmayan yerlerde bir ticari uyuşmazlığın çözümü için Asliye Hukuk Mahkemesine genel mahkeme sıfatıyla dava açılması halinde mahkemece görevsizlik kararı verilmeksizin işin görülmesi gerekir. Buna karşılık kanun aksi durumu düzenlememiş olduğundan, Asliye Hukuk Mahkemesinin ticari olmayan bir davayı Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla görmüş olması bir usule aykırılık halini oluşturmaktadır.
5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1. maddesine göre, iş mahkemelerinin görevi “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi”dir.
4857 sayılı İş Kanunu ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda yer alan tanımlar dikkate alındığında iş sözleşmesinin unsurlarını “iş”, “ücret” ve “bağımlılık” oluşturmaktadır. İş sözleşmesinin belirtilen unsurları, aynı zamanda söz konusu sözleşmenin ayırt edici özellikleri olup, sözleşmenin taraflarının kararlaştırmış oldukları ilişkinin iş ilişkisi olarak tasnif edilip edilemeyeceği noktasında önem taşımaktadır.
Somut uyuşmazlıkta; dosya kapsamında davacı ile davalı arasında "Anestezi ve Reanimasyon Bölümü Hakediş Usulü Sağlık Hizmeti Sözleşmesi"nin imzalandığı, söz konusu sözleşmenin 2. maddesinde sözleşmenin ticari iş niteliğinde olduğu yazılı olsa da göreve ilişkin hususunun kamu düzenini ilgilendirdiğinden nitelendirmenin mahkemece resen yapılabileceği, sözleşmenin 2. maddesinde davacının icra edeceği işin uzman olduğu alanda hekimlik yapma olduğu, sözleşmenin 2. maddesinde hemşire ve benzeri yardımcı personeli tıbbi cihazlar, ilaç, sarf malzemeleri, hastane binası ve otelcilik hizmetlerinin davalı tarafça karşılanacağına ilişkin düzenlemeye göre ekonomik riskin davalı üzerinde bırakılmış olması, sözleşmenin 3. maddesinde sözleşmenin hangi şartlarda uzayacağının belirtilmesi, sözleşmenin 5/9. maddesinde davacının kesintisiz ve beklenen faydaya uygun devam edebilmesi için iş planlaması yapmasının gerekmesi, hastanın davalı hastanede davacının davalı şirketten ayrı değerlendireceği ayırıcı bir unsuru göremeyecek olması hususları dikkate alındığında davacının iş görme edimini yerine getirirken, davalının çalışma yeri, saatleri ve çalışma biçimi konularında vereceği talimatlara uyma yükümlülüğünde olduğu, bu durumda iş sözleşmesinin unsurlarından olan bağımlılık unsurunun taraflar arasında mevcut olduğu, sözleşme gereğince davacının yaptığı işin karşılığını hakediş olarak alacağının kararlaştırıldığı tespit edilmiş olup, ücretin hakediş şeklinde kararlaştırılması iş sözleşmesinin unsurlarından olan ücret hususunun bulunmadığı veya iş sözleşmesininde aranan bağımlılık unsurunu ortadan kaldırmadığı kanaatine varılmış, davacın davalı iş yerinde 4857 sayılı İş Kanunu'nu kapsamında iş sözleşmesine dayalı olarak çalıştığı kanaatine varılmıştır. (Emsal nitelikte Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi 2021/674 Esas ve 2022/1768 Karar numaralı ilamı)
Bu durumda eldeki davada, davacının tacir sıfatına haiz olmadığı, davalı iş yerinde 4857 sayılı İş Kanunu'nu kapsamında iş sözleşmesine dayalı olarak çalıştığı, davanın konusu dikkate alındığında mutlak ticari dava olmadığı gibi davacının tacir olmaması nedeniyle de davanın nisbi ticari dava da olmadığı, bu haliyle İş Mahkemesinin görevli olduğu, görevle ilgili düzenlemelerin kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında resen gözetileceği hususları hep birlikte dikkate alınarak mahkememizin görevsizliğine, görevli mahkemenin Sakarya Nöbetçi İş Mahkemesi olduğuna dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklanan nedenlerle:
1-Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, davanın HMK'nın 114/1-c ve 115/2 maddeleri gereği görev dava şartı yokluğundan USULDEN REDDİNE,
2-Bu karara karşı süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak görevsizlik kararının kesinleşmesi halinde kararın kesinleştiği tarihten itibaren, karara karşı kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, taraflardan birinin mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmesi halinde, dosyanın görevli Sakarya Nöbetçi İş Mahkemesine gönderilmesine,
3-Yukarıda belirtilen yasal süre içinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesinin talep edilmemesi halinde dosyanın resen ele alınarak verilecek ek kararla davanın açılmamış sayılacağı ve davacının yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edileceği hususunun İHTARINA,
4-HMK nun 321/2 maddesi gereğince kararın resen taraflara tebliğine,
Dair, Davacı vekili ve davalı vekilinin yüzünde verilen kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize verilecek yada aynı sürede başka yer Asliye Ticaret Mahkemesi aracılığıyla mahkememize gönderilecek bir dilekçe ile, Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere karar verildi. Verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 30/04/2024
Katip ...
e-imzalı
Hakim ...
e-imzalı
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!