T.C. KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No:
T.C.
KAYSERİ TÜRK MİLLETİ ADINA
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : Esas
KARAR NO :
HAKİM :
KATİP :
DAVACILAR : 1-
2-
VEKİLİ : Av.
DAVALI :
VEKİLİ : Av.
DAVA : İpotek (Terkin İstemli)
DAVA TARİHİ : 08/10/2022
KARAR TARİHİ : 13/03/2025
KARAR YAZIM TARİHİ : 14/03/2025
Mahkememizde görülmekte olan İpotek (Terkin İstemli) davasının yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekilinin dava dilekçesinden özetle; Müvekkillerinin ...'ın mirasçıları olduğunu, Yeşilmahalle Mah. 1038 ada 5 parselde kayıtlı taşınmaz üzerin davalı lehine ipotekler tesis edildiğini, ipotek konusu borcun ipotek borçlularından tahsil edildiğini alacaklının alacağına kavuştuğunu, bir kısım taşınmazlarda bulunan ipoteklerin terkin edildiğini, gönderilen ihtarnameye rağmen işbu dava konusu ipoteklerin davalı tarafından terkin edilmediğini ileri sürerek; davanın kabulü ile, Kayseri İli, Kocasinan ilçesi, Yeşilmahalle Mah. 1038 ada 5 parselde kayıtlı taşınmaz üzerinde davalı lehine tesis edilen ipoteklerin terkinine mahkeme aksi kanaatte ise müvekkili tarafından ihtarnameler ve üçüncü kişiler tarafından yapılan ödemeler de dikkate alınarak dava tarihi itibariyle güncel borç miktarının tespit edilerek taraflarınca ödenmesi için süre verilmesine, MK 884'te bulunan halefiyet kuralı gereği ödenen miktar uyarınca ipotek borçlularından alacaklı olduklarının tespitine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekilinin cevap dilekçesinden özetle; davacının iddialarını ve taleplerini kesinlikle kabul etmemek ve kabul anlamına gelmemek üzere, Kayseri 6. sUlh Hukuk Mahkemesi'nin ... sayılı mirasçılık belgesinden de anlaşılacağı üzere ipotek veren muris ...'ın mirasçıları davacı ... ve ... ile birlikte dava dışı ...(torun) ve ... olduğunu, davacının da kabulünde olduğu üzere davaya konu taşınmazın muris ...'tan kalma miras malı olup, davacılar ve diğer mirasçılar elbirliği mülkiyet ile dava konusu taşınmaza malik olduklarını, işbu davayı maliklerin bir kısmının açtığı nazar alındığında, usul ve yasaya aykırı olarak açılmış davanın öncelikle bu yönüyle reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının iddialarını ve taleplerini kesinlikle kabul etmemek ve kabul anlamına gelmemek üzere, işbu dava davaya konu kayseri ili, yeşilmahalle mahallesi 1038 ada, 5 parselde kayıtlı taşınmaz üzerinde müvekkili banka lehine tesis edilmiş olan ipoteklerin terkini davası olup, davanın niteliği gereği işbu davaya bakmakla görevli mahkemelerin asliye hukuk mahkemeleri olduğunu, işbu davaya görev yönüyle de itiraz ettiklerini, görevsizlik kararı verilmesini gerektiğini, davacının iddialarını ve taleplerini kesinlikle kabul etmemek ve kabul anlamına gelmemek üzere, işbu dava taşınmazın aynına ilişkin açılmış bir dava olmayıp, müvekkili banka ile akdedilen kredi sözleşmesinden kaynaklanmakta olduğunu, davanın niteliği gereği işbu davaya müvekkili bankanın merkezi olan istanbul mahkemeleri bakmakla yetkili olduğunu, davanın yetkisizlik nedeniyle de reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafça müvekkili bankaya olan borçların ödendiğini, borçlarının kalmadığını, bir kısım taşınmazlardaki ipoteklerin terkin edildiğini, hatta davacı ...'a ait bir evdeki ipoteğin dahi terkin edildiğini, bu sebeple dava konusu taşınmazdaki ipoteğin de terkin edilmesi gerektiği iddiası ile işbu dava açılmış ise de davacının gerçek duruma aykırı iddialarını kabul etmediklerini, arz ve izah etmiş olunan sebeplerle davacılar dava dışı diğer mirasçılar ile birlikte zorunlu dava arkadaşı olup, davacıların ihtiyari dava arkadaşı olduğu iddiası ile davanın kabulüne karar verilmesi durumundan her bir davacı için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ve bu yöndeki talepleri de kabul ettiklerini, mahkemece uygun görülecek sair nedenlerle, haksız ve hukuka aykırı olarak açılmış olan davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin de davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER: Kredi sözleşmeleri ve ödeme makbuzları, tapu kayıtları, Kayseri 7. Noterliğinin 27/05/2021 tarih ve ....yevmiye nolu ve Kayseri 10. Noterliğinin 10/06/2021 tarih ve ..... yevmiye nolu ihtarnamesi
GEREKÇE:
Dava, (mirasçı) davacıların, dava dışı kimsenin (miras bırakan ...) müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı genel kredi sözleşmesine istinaden dava dışı asıl borçlu şirketlere kullandırılan kredi borcunun, yine asıl borçlu şirketler tarafından ödendiği ve asıl borç ilişkisinin sona erdiğinden bahisle işbu genel kredi sözleşmesine istinaden üzerinde ipotek tesis edilen ve miras yoluyla davacılara intikal eden bir adet taşınmaz üzerindeki ipoteğin fekki ile ipotek lehtarı davalı bankaya yapılan nakdi ödemelerin mahsubu ile güncel borç miktarının tespit edilerek davacılar tarafından davalı bankaya ödenmesi için süre verilmesi, MK m.884/II uyarınca alacaklının haklarına halefiyet ilkesi çerçevesinde davacıların dava dışı asıl borçlulardan alacaklı olduklarının tespiti istemlerine ilişkin olduğunun tespitine ilişkindir.
Somut olayda, Kayseri 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin... sayılı veraset ilamına göre mirasbırakan 1945 doğumlu İbrahim oğlu ...'ın davacılar dışında da mirasçısının bulunduğu (..., ...), davacılar dışındaki mirasçıların açılan davaya muvafakat ettiklerine dair mahkemeye sundukları bir dilekçe bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Konuya ilişkin emsal kararlar şu yöndedir:
“İpoteğin kaldırılması isteminde tüm mirasçıların birlikte dava açmaları gerekir. Ortaklardan biri tek başına dava açabilir ise de açtığı bu davanın devam edebilmesi için öteki ortakların açılan davaya muvafakat etmeleri ya da davanın miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davaya devam edilmesi gerekir. Dava konusu taşınmaz hissesinde elbirliği halinde mülkiyetin söz konusu olduğu davacının da elbirliği halinde maliklerden biri olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, davaya katılmayan ortakların davaya muvafakat etmeleri bu da olmaz ise Türk Medeni Kanununun 640. maddesi uyarınca miras şirketine atanacak temsilci huzuru ile davaya devamla bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.” (Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 17.02.2020 tarih, 2017/3654 esas ve 2020/1882 karar sayılı kararı)
“...Elbirliği mülkiyeti ortaklarının tüzel kişiliği yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak elbirliği ortaklarının tümüne aittir. Bu özelliğinden dolayı da elbirliği halinde mülkiyette ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır.
Somut olayda, davacı eski 36 parselden ifrazen oluşan ve halen iştirak halinde malik olduğu 3110 ve 3111 parsel sayılı taşınmazlar üzerindeki ipoteğin kaldırılması isteğinde bulunmuştur. İpoteğin kaldırılması isteminde tüm mirasçıların birlikte dava açmaları gerekir. Ortaklardan biri tek başına dava açabilir ise de açtığı bu davanın devam edebilmesi için öteki ortakların açılan davaya muvafakat etmeleri ya da davanın miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davaya devam edilmesi gerekir. Dava konusu taşınmazlarda elbirliği halinde mülkiyetin söz konusu olduğu davacının da elbirliği halinde maliklerden biri olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, davaya katılmayan ortakların davaya muvafakat etmeleri bu da olmaz ise Türk Medeni Kanununun 640. maddesi uyarınca miras şirketine atanacak temsilci huzuru ile davaya devamla bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir...” (Yargıtay Kapatılan 14. Hukuk Dairesi'nin 2019/2654 Esas, 2020/1882 Karar sayılı kararı).
“Dava, ipoteğin kaldırılması isteğine ilişkindir. Zorunlu dava arkadaşlarının bir davayı birlikte açmaları veya birinin açtığı davaya diğerlerinin onay vermesi gerekir. Nitekim HMK'nın 60. maddesinde "Mecburi dava arkadaşları, ancak birlikte dava açabilir veya aleyhlerine de birlikte dava açılabilir. Bu tür dava arkadaşlığında, dava arkadaşları birlikte hareket etmek zorundadır." hükmü düzenlenmiştir. Mirasçılar arasında da zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan birlikte dava açmalıdır. Birlikte dava açılamaması halinde 11.10.1982 tarihli ve 3/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da açıklandığı üzere dava tereke adına açıldığından diğer mirasçıların, duruşmaya gelip beyanda bulunması veya imzası noterce onaylı muvafakat belgesi ibraz edilmesi yahut davacı vekiline vekaletname verilmesi gerekir. Ancak, ortakların tümünün onayı alınamaması halinde TMK'nın 640. maddesi uyarınca murisin terekesine görevli mahkemede temsilci atanması için davacıya süre verilerek taraf teşkili sağlanmalıdır. Tereke temsilci davacı dışında biri olursa davacının sıfatı sona ereceğinden davayı temsilci takip eder. Dava hakkına ilişkin olan bu hususun hakim tarafından kendiliğinden öncelikle nazara alınması gerekir.” (Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 2015/17032 Esas, 2016/3471 Karar sayılı kararı)
“Nevşehir Sulh Hukuk Mahkemesi'nin .... Sayılı veraset ilamının yapılan incelemesinde; miras bırakan 1913 doğumlu ... 1995 yılında vefat ettiği, geriye mirasçı olarak davacı dışında 15 mirasçı daha bıraktığı ve mirasçılardan birisinin davaya konu uyuşmazlığı doğuran işlemleri yapan 1973 doğumlu ... olduğu anlaşılmıştır.
Dosya arasına 1973 doğumlu ... dışındaki mirasçılar tarafından açılan davaya muvafakat ettiklerine dair dilekçe sunulmuş, ilk derece mahkemesi tarafından da ... adına tebligat çıkartmakla yetinilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, davada mirasbırakan 1913 doğumlu İbrahim oğlu ... mirasçıları adına tapu iptali ve tescil isteğinde bulunulduğuna göre, mirasçılar arasında elbirliği halinde mülkiyetin söz konusu olduğu ve davanın tereke adına sürdürülmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Bilindiği üzere, elbirliği (iştirak) halinde mülkiyet, yasa veya yasada belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun(TMK) 701 ila 703. maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan herbirinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortakların tümüne aittir.
Başka bir anlatımla, ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal veya hak sahipliği bulunmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Sözü edilen mülkiyet türünde malikler mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil ortaktır. Bu kural TMK'nın 701. maddesinde "Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır." biçiminde açıklanmıştır. Elbirliği (iştirak) halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Şayet yasa veya elbirliği (iştirak) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır. Nitekim, TMK'nın 702/2. maddesi de bu yönde açık hüküm getirmiştir. Ancak, açıklanan kural yargısal uygulamada kısmen yumuşatılmış bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne var ki, davaya devam edebilmesi için miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiş (11.10.982 tarih l982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı), bu görüş bilimsel alanda da aynen benimsenmiştir.
Somut olaya gelince, Nevşehir Sulh Hukuk Mahkemesinin ... sayılı veraset ilamına göre mirasbırakan 1913 doğumlu İbrahim oğlu ... davacı dışında da çok sayıda mirasçısının bulunduğu, mirasçılarından 1973 doğumlu ... dışındakilerin mahkemeye verdiği dilekçe ile açılan davaya muvafakat verdikleri, mahkemece 1973 doğumlu ... açısından ise davetiye tebliği ile yetinildiği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, muvafakati alınamayan 1973 doğumlu ... yolsuz olduğu iddia olunan ipotek işleminin tarafı olması nedeniyle taraflar arasında menfaat çatışmasının bulunduğu da göz önüne alındığında 1913 doğumlu İbrahim oğlu ... miras şirketine TMK'nın 640. maddesi uyarınca tereke temsilcisi atanmak suretiyle yargılamanın sürdürülmesi gerekirken davanın görülebilirlik koşulu gözardı edilerek yazılı olduğu üzere davanın esası hakkında hüküm kurulması isabetli olmamıştır.” (Kayseri BAM 1. HD’nin 07.10.2020 tarih, 407-401 sayılı kararı)
Davalının savunmasında da belirttiği üzere davanın, davacıların ve dava dışı diğer mirasçıların üzerinde el birliği ile mülkiyet olan taşınmaz üzerindeki ipoteğin kaldırılması davası olduğu, emsal yargı kararları gereği el birliği ile mülkiyetin söz konusu olduğu bu davanın tüm mirasçılar tarafından açılması yahut mirasçılar tarafından bir tereke temsilcisi atanarak bu tereke temsilcisi tarafından dava açılması gerektiği, aksi taktirde tüm mirasçıların zorunlu dava arkadaşı oldukları yahut davacı olmayan mirasçıların davanın açılması konusunda yazılı muvafakatlarının alınması gerektiği; bu sebeplerden ötürü davacı tarafa açıklamada bulunmak, varsa delil ve belgelerini sunmak üzere bir sonraki celseye kadar süre verildiği ve fakat davacı tarafın bu hususta beyanda bulunmadığı anlaşılmıştır.
Sonuç olarak; davacıların asıl talebi yönünden, el birliği ile mülkiyetin söz konusu olduğu taşınmaz üzerindeki ipoteğin kaldırılması davası bakımından davacıların terekeyi temsilen dava takip yetkilerinin bulunmadığı anlaşılmakla asıl talebin 6100 sayılı HMK 114/1-e, 115/2 maddeleri uyarınca dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar vermek gerekmiş, mahkememizce yapılan yargılama sonucu verilen 22/06/2023 tarih, ...karar sayılı gerekçeli kararla davanın usulden reddine karar verilmiş olup; bu karara karşı davacıların istinaf başvurusunda bulunması üzerine Kayseri BAM 6. HD tarafından verilen 23/11/2023 tarih, .... sayılı kararı ile mahkememizce verilen davanın usulden reddine dair kararın kaldırılmasına karar vermiş, dosya yeniden yargılama yapılmak üzere mahkememize gönderilmekle yukarıda belirtilen esasa kaydedilmiştir.
BAM kaldırma kararında;
"Davacılar ... ve ... dava dilekçesinde
Kayseri İli, Kocasinan İlçesi, Yeşilmahalle Mahallesi, 1038 Ada, 5 Parselde Kayıtlı Taşınmaz üzerinde, davalı lehine tesis edilen; 1- 05/12/2000 Tarih ve 10252 Yevmiye Numaralı, 2-08/07/2004 Tarih ve 10309 Yevmiye Numaralı, 3-30/10/2006 Tarih ve ...Yevmiye Numaralı,4- 10/08/2007 Tarih ve ... Yevmiye Numaralı, 24/03/2009 Tarih ve 5150 Yevmiye Numaralı ipoteklerin terkinini terkin mümkün değilsek dava tarihi itibariyle güncel borç miktarı tespit edilerek ödenmesi için süre verilmesine ve TMK 884'te anılan halefiyet kuralı gereği ödenen miktar uyarınca ipotek alacaklılarından alacaklı olduklarının tespit edilmesini talep etmişlerdir.
Davaya konu taşınmazların muris ...'a ait oldukları ...'ın 14.03.2022 tarihinde vefat ettiği davacılar ... ve ... ile dava dışı ... ve Mehmet Kınış'ın murisin mirasçıları oldukları dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Türk Medeni Kanunu'nun 640. maddesinde; “Birden çok mirasçı bulunması halinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir.
Mirasçılar terekeye el birliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler.
Mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci atayabilir.
Mirasçılardan her biri, terekedeki hakların korunmasını isteyebilir. Sağlanan korumadan mirasçıların hepsi yararlanır…” düzenlemeleri yer almaktadır.
Tereke (miras ortaklığı) TMK'nın 701. ve devam eden maddeleri uyarınca el birliği (iştirak) mülkiyetine tâbidir. El birliği mülkiyeti, yasa veya Yasada gösterilen sözleşmeler uyarınca, aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olmaları durumudur. TMK'nın 701-703. maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da bulunmamaktadır. Mülkiyet, bir bütün olarak ortakların hepsine aittir. Başka bir deyişle, ortaklık tasfiye ile sona erinceye kadar ortaklardan her birinin ayrı bir mal veya hakkı olmayıp, hak sahibi ortaklıktır.
El birliği (iştirak) hâlinde mülkiyet türünde malikler, mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu ilke TMK'nın 701. maddesi “...Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, el birliği mülkiyetidir.’’ şeklinde hüküm altına alınmıştır.
Öte yandan Türk Medeni Kanunu'nun 702/2. maddesi, “Kanunda veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, gerek yönetim, gerek tasarruf işlemleri için ortakların oy birliğiyle karar vermeleri gerekir” hükmünü taşımaktadır. Ne var ki bu kural, uygulamada yumuşatılarak, Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 11.10.1982 tarihli, 1982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla, bir ortağın tek başına dava açabileceği; ancak, davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının alınması veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığıyla davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiştir.
TMK'nın 702. maddesine göre topluluk devam ettiği sürece tasarrufi işlemlerde tüm ortakların oy birliğiyle karar vermeleri gerektiği açıktır. Mirasçılardan birinin, terekeye karşı üçüncü kişi konumunda olan birisi aleyhine kendi payı hakkında açtığı dava, diğer mirasçıların paylarını kapsamadığından ve aynı zamanda onlar adına açılmadığından davaya diğer mirasçıların katılması (icazet vermesi) veya terekeye temsilci atanması suretiyle devam edilmesine olanak yoktur.
Somut olayda davacılar asıl taleplerinde terekeye ait taşınmaz üzerindeki ipoteklerin terkinini talep etmiş olunup terkin hususunun yalnızca mirasçıların kendilerine düşecek miras paylarına ilişkin olmadığı taşınmazın tümünü kapsadığı tüm mirasçıların paylarına ilişkin olduğu açıktır.
Bu durumda mahkemece davacılara davaya diğer mirasçıların katılması (icazet vermesi) veya terekeye temsilci atanması için süre verilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırı görülmüştür." şeklinde gerekçelere yer verilmiştir.
BAM kaldırma kararı doğrultusunda davacılara, davaya diğer mirasçıların katılması (icazet vermesi) veya terekeye temsilci atanması için süre verilmiş olup; davacıların müracaatı üzerine Kayseri 5. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 26/04/2024 tarih, ... sayılı kararı ile murisin terekesinin tasfiyesi yapılıncaya kadar bu dava ile ilgili olmak suretiyle davacılardan ...'ın tereke temsilcisi atanmasına karar verilmiştir.
Davacı ... yönünden terekeyi temsilen tereke temsilcisi atanmış olması ve tereke adına işlem ve muameleler yapabilecek olması nedeniyle davayı temsil bakımından görevlendirilecek vekile terekeyi temsilen vekil görevlendirildiği hususu da özel olarak belirtilmesi şartıyla yeni vekalet sunumu açısından davacılar vekiline süre verilmiş olup, davacılar vekili tarafından özel yetki içeren yeni bir vekaletname dosyaya sunulmuştur.
Mahkememizin 23/05/2024 tarihli duruşmasının 2 nolu ara kararında; Dosyanın 1 bankacı bilirkişi, 1 icra ve iflas hukuku nitelikli hesap uzmanı bilirkişiden oluşturulacak 2 kişilik bilirkişi heyetine tevdii ile; dava konusu alacak ile ilgili dava dosyası içinde bulunan belgeler, dilekçeler, kredi sözleşmeleri, ipotek akit tablosu ve ipotek resmi senedi ve banka kayıtları üzerinde inceleme yapmak suretiyle davacıların tesis ettikleri ipoteğe dayanak kredi borcunun sona erip, ermediği, ipoteğin kaldırılması şartlarının olup, oluşmadığına ilişkin açıklamalı bilirkişi raporu aldırılmasına karar verildiği, bilirkişi heyetince sunulan raporda özetle; Davalı Banka tarafından, dava dışı ... Nakliyat Tic. Ltd. Şti.'ye son olarak mevcut kredileri yapılandırılması amacıyla 26/03/2019 tarihinde 3.500,000 TL nakit limiti, 1.055.000,00 TL gayri nakdi kredi limiti ve 80.000,00 TL çek karne limiti olmak üzere toplam 4.635.000,00 TL kredi limiti tahsis edildiği, kredilerin teminatına ipotek şartı istenildiğini, Davalı Banka ile dava dışı ... Nakliyat Tic. Ltd. Şti. arasında 27/06/2014 tarihinde, 5.000.000,00 TL limitli, 27 madde ve 19 sayfadan oluşan Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığını, işbu sözleşmeye dava dışı ... Taşımacılık Turizm Yatırım ve Pazarlama Ltd. Şti., ... Nakliyat Tic. Ltd. Şti., ... Dış Ticaret Ltd. Şti., ... ve Gıda San. Tic. Ltd. Şti., tarafından müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatı ile imzalandığı, banka tarafından firmaların tamamı için Bedirhan grubu oluşturulduğu, birbirlerinin risklerine kefaletlerinin olduğunu, Davalı Banka tarafından ... ve Gıda San. Tic. Ltd. Şti., ... Nakliyat Tic. Ltd. Şti., ... Nakliyat Tic. Ltd. Şti., ... Dış Ticaret Ltd. Şti., ... Taşımacılık Turizm Yatırım ve Pazarlama Ltd. Şti. ve ... kullandığı ve kullanacağı kredilerin teminat teşkil etmek üzere, dava konusu ... adına olan, Kayseri İli Kocasinan İlçesi Yeşilmahalle Mahallesi 1038 ada, 5 parselde bulunan gayrimenkul üzerine; 1- 05/12/2000 tarih, ... yevmiye nolu 1. dereceden 278.000,00 TL bedelli, 2- 08/07/2004 tarih, 10309 yevmiye nolu 2. dereceden 525.000,00 TL bedelli, 3- 30/10/2006 tarih, 19192 yevmiye nolu 3. dereceden 525.000,00 TL bedelli, 4- 10/08/2007 tarih, 17089 yevmiye nolu 4. dereceden 688.000,00 TL bedelli, 5- 24/03/2009 tarih, ... yevmiye nolu 5. Dereceden 840.000,00 TL bedelli ipotek tesis edildiğini, Davalı Banka tarafından grup firmalarına -Dava tarihi olan 10/10/2022 tarihi itibariyle 2 adet yapılandırma kredisinden kaynaklanan nakdi kredi riskinin sona erdiği, borcun sonladığı ve 04/09/2024 tarihi itibariyle sadece 5 adet Teminat Mektubu için toplam 1.009.445,14 TL gayri nakdi riskinin bulunduğu, dolayısıyla ipoteğe dayalı kredi borcunun sonlanmadığını, kredi borcu devam ettiği için takdiri mahkemeye ait olmak üzere ipoteğin kaldırılması için şartların oluşmadığı bildirilmiştir.
Mahkememizin 14/11/2024 tarihli duruşmasının 1 nolu ara kararında; dosyanın önceki bilirkişi heyetine tevdi ile taraf vekillerinin bilirkişi raporlarına yönelik beyan ve itirazlarının ayrı ayrı değerlendirilmesi ve yanıtlanması bakımından ek bilirkişi raporu aldırılmasına karar verildiği, bilirkişi heyetince sunulan raporda özetle; 09/09//2024 tarihli kök raporumuzda değişiklik olmadığını, hukuki değerlendirme ve takdirin mahkemeye ait olduğu bildirilmiştir.
Somut olaya geçmeden önce ipoteğe ve ipoteğin fekkine ilişkin genel bir açıklamada bulunmakta yarar vardır.
İpotek kişisel bir alacağın teminat altına alınması amacını güden ve bir taşınmaz değerinden alacaklının alacağını elde etmesini sağlayan sınırlı bir ayni haktır. Alacak sona erdiği halde alacaklı, terkin taahhüdünü iradesiyle yerine getirmezse, taşınmaz maliki ipoteğin fekkini (kaldırılmasını) dava yolu ile isteyebilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017-(19)11-1644 Esas, 2021/1017 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukukî ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır. Menfi tespit davası 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ise ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesini isteyebilir. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukukî ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitidir. Başka bir deyişle hukukî bir yarar bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır. Dayanılan hukukî ilişkinin gerçekten mevcut olmadığı icra takibine maruz kalmadan önce ileri sürülebileceği gibi, icra takibinden sonra da ileri sürülebilir. Borçlunun icra takibinden önce veya sonra menfi tespit davası açabilmesi için borçlu olmadığının tespitinde hukukî yararının bulunması şarttır. Buna rağmen borçlunun, alacaklının harekete geçmesini beklemeden borçlu olmadığının tespitinde korunmaya değer bir yararı bulunabilir. Bu tür bir yararının bulunması hâlinde de borçlu, borçlu olmadığının tespiti için dava açabilir. Bunun dışında icra takibi taraflar arasındaki maddi ilişkiyi tespit edecek nitelikte olmadığından, alacaklının takibe girişmesinden sonra, hatta takip kesinleştikten sonra da borçlunun, borçlu olmadığının tespitini mahkemeden istemesi mümkündür. Borçlu belirtilen şekilde takipten önce veya sonra alacaklıya karşı bir menfi tespit davası açar; bu davayı kazanırsa, hakkındaki icra takibi dayanaksız kalır ve borcu ödemekten kurtulur. İcra ve İflâs Kanunu’nun 72. maddesinin beşinci fıkrası gereğince borçlunun açmış olduğu menfi tespit davasında ihtiyati tedbir kararı almamış veya verilmiş olan ihtiyati tedbir kararının herhangi bir sebeple kaldırılmış olması nedeniyle dava konusu borcu alacaklıya ödemiş olursa açılmış olan menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir. Bu durumda borçlunun menfi tespit davasının istirdat davasına dönüştürülerek devam edilmesi için bir talepte bulunmasına gerek yoktur. Borcun ödenmiş olduğunu öğrenen mahkemenin yukarıda yazılı yasa hükmü gereğince davaya kendiliğinden istirdat davası olarak devam etmesi gerekir (Çavdar, S.: İtirazın İptali, Borçtan Kurtulma, Menfi Tespit ve İstirdat Davaları, Ankara, 2007, s. 803). Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulunun 24.11.2020 tarihli ve 2017/(19)11-948 E., 2020/933 K.; 18.12.2018 tarihli ve 2017/3-1526 E., 2018/1948 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
Ayrıca ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ilamsız icra takibi ile ilgili "Ödeme emrine itiraz" başlıklı İİK'nın 150. maddesinde “…Borçlu veya üçüncü şahıs ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde itirazda bulunabilirler. Ancak rehin hakkı itiraz konusu yapılamaz. İpoteğin iptali hakkında dava açılması hâlinde İİK'nın 72. madde hükümleri kıyasen uygulanır.” şeklinde belirtilmektedir. Borçlunun ipoteğin iptali için menfi tespit davası açabileceği bu hâlde, ipotekli taşınmazın malikinin üçüncü kişi olması hâlinde üçüncü kişi de ipoteğin iptali için menfi tespit davası açabilir. Bu hâlde asıl borçlu da gerek yalnız başına gerekse üçüncü kişi ile birlikte ipoteğin iptali için menfi tespit davası açabilir. Taşınmaz rehninin bir çeşidi olan ipotek ise, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 881 ilâ 897. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Söz konusu maddelerde ipoteğin tanımı yapılmaksızın, ipoteğin amacı ve niteliği (m. 881), kurulması ve sona ermesi (m. 882- 887), hükümleri (m. 888- 891) ve kanuni ipotek hakları (m. 892- 897) ile ilgili hususlar ele alınmıştır. Doktrinde ipotek kavramı, kişisel bir alacağı güvence altına alma amacını güden, kıymetli evraka bağlı olmayan ve bir taşınmazın değerinden alacaklının alacağını elde etmesi olanağını sağlayan sınırlı ayni hak olarak tanımlanmaktadır (Akipek, J.G/Akıntürk,T.: Eşya Hukuku, 2009, s. 786; Gürsoy, K./Eren, F./Cansel, E.: Türk Eşya Hukuku, 1984, s. 1032). Taşınmaz rehninin temel ilkelerinden biri olan belirlilik ilkesi gereğince, ipoteğin kurulmasında, taşınmazın ne miktar alacak için güvence teşkil edeceği tapu kütüğünde açıkça gösterilmelidir. Bu husus, TMK’nın 851. maddesinde "Taşınmaz rehni, miktarı Türk parası ile gösterilen belli bir alacak için kurulabilir. Alacağın miktarının belli olmaması hâlinde, alacaklının bütün istemlerini karşılayacak şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır taraflarca belirtilir." şeklinde ifade edilmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 851. maddesindeki düzenlemeden de anlaşıldığı üzere ipotek, güvence altına alınması düşünülen alacağın miktarının belirli olup olmamasına göre iki şekilde kurulabilir. Buna göre, ipotekle güvence altına alınması düşünülen alacağın miktarı belirli ise anapara ipoteği, belirli değilse üst sınır ipoteği kurulur. Türk Medeni Kanunu’nun 881/1 maddesinde ise, "Halen mevcut olan veya henüz doğmamış olmakla beraber doğması kesin veya olası bulunan herhangi bir alacağın ipotekle güvence altına alınabileceği...", Kanun’un 883. maddesinde de "Alacak sona erince ipotekli taşınmazın malikinin, alacaklıdan ipoteği terkin ettirmesini isteyebileceği" düzenlenmiştir. Yasa’nın 881/1. maddesinde ifade edilen hâlen mevcut olan bir borç için tesis edilen ipotek bir anapara (kapital, kesin borç) ipoteği olmakla birlikte, ileride doğacak ve doğması muhtemel alacaklar için kurulacak ipotek ise üst sınır (azami meblağ-maximal) ipoteğidir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava dilekçesinde taşınmaz üzerindeki ipoteğin terkini talebinde bulunulduğu, bu talep ileri sürülürken dava dışı asıl borçlu/ borçlular tarafından yapılan ödemelerle borcun sona erdiği iddiasına dayanıldığı görülmektedir. Davacının iddiası dikkate alındığında davanın TMK’nın 883. maddesi uyarınca ipoteğin terkini davası olarak değil, İİK’nın 150. maddesi uyarınca borçlu bulunmadığının tespiti davası olarak nitelendirilmesi ve buna göre çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Belirtmek gerekir ki, İİK’nın 150. maddesinin eldeki davaya uygulanması, HMK’da belirtilen tasarruf ilkesinin bir görünümü olan taleple bağlılık ilkesine aykırılık oluşturmaz.
Sonuç olarak; davacıların ve özel olarak tereke temsilcisi sıfatıyla davacı ...'ın açmış olduğu davanın, İİK’nın 150. maddesi uyarınca (murisin) borçlu bulunmadığının tespiti davası olarak nitelendirilmesi suretiyle yargılama yapılmış, bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle bilirkişi raporu alınmış olup; alınan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere gayri nakdi kredilerden kaynaklı davalı bankanın alacaklı olduğu, alacağın sona ermediği, banka tarafından verilen banka teminat mektuplarının iade edilmediği, mektup bedelinin tahsiline yönelik gayri nakdi risklerin devam ettiği, davacıların ipoteğin fekki yönündeki taleplerinin yerinde olmadığı, alacağın gayri nakdi kredilerden kaynaklı olması ve risk gerçekleşmedikçe, diğer bir ifadeyle gayri nakdi alacak nakdi alacağa dönüşmedikçe davacıların terditli taleplerinin de yerinde olmadığı anlaşılmakla davanın reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenler ile;
1-Davanın REDDİNE,
2-Alınması gereken 615,40-TL karar ve ilam harcının, davacıdan peşin olarak alınan 170,78-TL harçtan mahsubu ile bakiye 436,70-TL'nin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
4-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden AAÜT uyarınca hesap ve taktir olunan 10.000,00-TL vekalet ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalıya verilmesine,
5-Taraflarca yatırılan gider avansından yargılama sırasında yapılan masraflar ile karar tebliğ giderlerinden geriye kalan avansın kullanılmayan kısmının, karar kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine,
Dair, davacı vekili ve davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi'nde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı 13/03/2025
Katip
¸e-imzalıdır
Hakim
¸e-imzalıdır
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!