T.C.
İZMİR
7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/418 Esas
KARAR NO : 2024/131
DAVA : Menfi Tespit (Genel Kredi Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 04/09/2019
KARAR TARİHİ : 21/02/2024
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Genel Kredi Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
DAVA:
Davacı vekili, dava dilekçesinde; davalı bankanın müvekkiline hesap kat ihtarı tebliğ ettirdiğini, davalının alacağının müvekkilinin imza ettiği genel kredi sözleşmesine dayalı olmayıp, hesap kat ihtarında adı geçen diğer borçluların imza ettiği genel kredi sözleşmesine dayalı olduğunu, ayrıca müvekkilinin, genel kredi sözleşmesinin temel borçlusu olan şirketi, diğer borçlulara devretmiş olması nedeniyle müvekkilinin, davalıya karşı herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, müvekkilinin, ... Isıtma.. Şirketi'nin tek ortağı sıfatı ile şirketin ticari faaliyetlerinin devamı için davalı banka şubesinde mevduat ve çek hesabı açtırdığını, bu itibarla19/12/2014 tarihli genel kredi sözleşmesini şirketi temsilen imzaladığını, aynı zamanda şahsi olarak genel kredi sözleşmesine müteselsil kefil olduğunu, 16/10/2015 tarihinde şirketteki hisselerinin tamamını kat ihtarnamesinde adı geçen asıl borçlular ... ve ... ...'ya devrettiğini, müvekkilinin, devir tarihi itibari ile davalı banka nezdinde açılmış olan tüm hesaplardan şirketi ve şahsı olarak herhangi bir borcunun bulunmadığını, devirden sonra davalı bankanın, şirketin mevcut hesaplarına esas olmak üzere, şirketin yeni sahipleri olan ... ve ... ile yeni bir genel kredi sözleşmesi tanzim ve imza ettiğini, şirket ortaklarının da söz konusu hesaplara müteselsil kefil yaptığını, borcun kaynağının müvekkilinin şahsen kefil olduğu, 19/12/2014 tarihli genel kredi sözleşmesi olması halinde, o tarih itibari ile bu genel kredi sözleşmesinde ismi ve imzası olmayan ayrıca şirket ile de bir bağlantısı olmayan ... ve ...'nun borçlu olarak gösterilmesinin mümkün olmayacağının açık olduğunu, ihtarname içeriğinden ve borçlu olarak gösterilenlerden anlaşılacağı üzere müvekkilinin, davalıya borçlu olmadığını, hesap kat işleminin devir tarihinden sonra olup, devirden sonra davalı bankanın şirketin yeni ortakları ile yeni bir genel kredi sözleşmesi yaptığının ve yeni ortakları kefil almak sureti ile alacağının yeni bir sözleşmeden kaynaklandığının anlaşıldığını, davalının bu durumu bildiği halde kötü niyetli olarak ve kanuna karşı hile yöntemi ile esasen alacaklarının dayanağı yeni sözleşme olmasına rağmen müvekkilinin eski tarihli genel kredi sözleşmesindeki imzasına dayanarak hukuki bir kurnazlıkla müvekkilini de esasen sorumlu olmadığı bir sözleşmeden ve dönemden sorumlu tutmaya çalıştığını, Yargıtay Kararlarında, banka alacağının kefilin imza ettiği sözleşmeden başka bir sözleşmeye dayalı olarak verilmesi halinde kefilin sonraki sözleşmelere de kefil olacağı, diğer bir deyişle yeni yapılan diğer sözleşmelerde de eski kefilin kefaletinin ve sorumluluğunun devam etmeyeceğinin açıkça belirtildiğini, şirket ortaklığının sona ermesiyle, kefalet sözleşmesinin TBK'nun 584(3). maddesine aykırı hale geldiğini, davalının, şirketin yeni ortakları ile tanzim etmiş olduğu yeni genel kredi sözleşmesinin imza tarihi itibari ile artık önceki kefil davacının, şirket ile hiç bir ilişiğinin kalmadığını, şirket ortak ve yetkilisi olmayan bir kişinin müteselsil kefalet sözleşmesinde eşinin muvafakati bulunmadıkça bu sözleşmenin geçerli olmayacağını açıkça bildiğini, davacının 19/12/2014 tarihli genel kredi sözleşmesindeki kefaletinin, şirket hisseni devrettiği an itibarı ile TBK'nun 584(3). maddesi nazara alınarak, TMK'nun 2. maddesi uyarınca kalktığının kabul edilmesi gerektiğini, davalının aksine işlemlerinin, TMK'nun 2. maddesine aykırı olarak hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, davanın konusunun bir miktar paranın tahsili olmayıp, müvekkilinin borçlu olmadığının tespitinin talep edilmesi nedeniyle arabuluculuğa başvurunun zorunlu bulunmadığını bildirmiş, kat ihtarı ile talep edilen alacaktan müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine, başlatılacak icra takibinin ihtiyati tedbir kararı ile durdurulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA:
Davalı vekili, cevap dilekçesinde; müvekkili banka ile dava dışı ... Isıtma Soğutma.. Şirketi arasında imzalanan genel kredi sözleşmesine istinaden çeşitli zamanlarda ticari kredi kullandırıldığını, davacının sözleşmeyi müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını ve kefaletin yasal tanımı gereğince müvekkiline karşı sorumlu olduğunu, kredi borçlarının uyarılara rağmen ödenmemesi sebebiyle kredi hesaplarını kat edildiğini ve karşı taraflara ihbar ve ihtar edilerek muaccel kılındığını, hesap kat ihtarnamelerine muhataplarca itiraz edilmediğini, kefaletin tüm yasal şartlarını taşımakla birlikte, davacının kefillikten rücu ettiğine dair bankaya herhangi bir yazılı bildirimde bulunmadığını, genel kredi sözleşmesinin imzalandığı tarih olan 19.12.2014'te, davacının şirket müdürü olarak şirketi temsile ve borçlandırma işlemlerinde bulunmaya münferiden yetkili olduğunu, davacı tarafın, şirket ortaklığından ayrılmasından sonra TBK'nun 483(3).maddesi gereğince kefilliğinin eş rızası unsuru tamamlanmadığından dolayı sona erdiği iddiasının gerçek dışı olup, kefaletin verildiği tarihteki yasal şartların var olmasının, kefaletin geçerliliği açısından yeterli bir unsur olduğunu, TBK'nun 483(3).maddesinde sözleşmenin imza tarihinde şirket ortağının yada yöneticisinin eş rızasının aranmayacağının açıkça düzenlendiğini, bu konudaki iddianın davacının kötüniyetli olduğunun ve taleplerinin hukuki olmadığının göstergesi olduğunu, kefilin yalnızca şirket yetkilisi olduğu dönemde borçtan sorumlu olduğu iddiasının, hem yasal mevzuat gereği hem de hakkaniyet gereğince kabul edilebilir bir savunma olmadığını, davacının, kefillikten rücu ettiğine dair bir yazılı bildirimde bulunmayarak basiretli bir tacir gibi davranmaması nedeniyle eylemlerinin sonucuna bir tacir gibi katlanmak zorunda olduğunu, şirketin ortaklık yapısının değişmesinin ve yeni ortakların şirket borcuna kefil olmasının, önceki kefillerin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağını, aksine yeni ortakların kefaletinin alınmasını müvekkili tarafından kullandırılan ve kullandırılacak kredi borcunun teminat altına alınması için yapılan ek bir işlem olduğunu, dava dışı şirketin borcunun, asıl borçlu olarak imzalamış olduğu genel kredi sözleşmelerinden kaynaklandığını, davacının sunduğu Yargıtay 19. Hukuk Dairesi ilamının bu dosyadaki uyuşmazlığa uygun olmadığını, imzalanan genel kredi sözleşmesiyle eski sözleşmelerin sonlandırılmamış olup, yalnızca yeni teminat(kefil) alınması ve kredi limitinin artırılması için yapıldığını, sözleşmenin türü, maddeleri ve nev'inin değişmediğini, dava dışı şirkete karşı İzmir... İcra Müdürlüğü'nün... sayılı dosyasında icra takibi başlatılmış olup, davacıya karşı herhangi bir takip yapılmadığını, davacıya 2019 yılında gönderilmiş olan hesap kat ihtarnamesi nedeniyle bu dava açılmışsa da, muhatap olarak yalnızca ... Isıtma.. Şirketi'ne hesap kat ihtarnamesi keşide edildiğini, hakkında takip açılmayan ve sonradan keşide edilen hesap kat ihtarnamelerinde adı yer almayan davacının, dava açmakta hukuki yararının olmadığını, müvekkilinin, dava açılmasına sebebiyet vermediğini, davacının basiretli bir tacir gibi davranıp, gerekli bildirimleri yapmış olsaydı, dava açmak zorunda kalmayacak olduğunu bildirmiş, davanın öncelikle reddine, aksi halde kusuru olmayan davalı aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Dava, davalı bankanın, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacak nedeniyle davaya konu 27/08/2019 tarihli hesap kat ihtarnamesi ile davacı ve diğer borçlulardan talep ettiği, davacının, davalı bankaya borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Davalı banka, davaya konu Üsküdar.. Noterliği'nin... yevmiye nosu ile düzenlediği 27/08/2019 tarihli hesap kat ihtarnamesinde dava dışı borçlular ..... Şirketi, ... ve ... ile birlikte davacıyı da borçlu olarak göstermiş, ihtarnamede borçlu şirketle banka arasında akdedilen kredi sözleşmelerine istinaden kredi kullandırıldığı, davacının ve diğer iki gerçek kişinin sözleşmeleri müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatı ile imzalamaları nedeniyle müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları, borçlu şirkete açılan kredilere son verildiği ve kredilerin kat edildiği 27/08/2019 tarihi itibariyle TL kredilerden doğan 29.869,30 TL ana para, 714,14 TL faiz ve 13,32 TL BSMV olmak üzere toplam 30.596,76 TL'nin ödeme tarihine kadar işleyecek %40,5 temerrüt faizi, komisyon, masraf ve tüm teferruatı ile birlikte, kredili mevduat hesabından doğan 30.647,64 TL ana para, 539,95 TL faiz ve 27,00 TL BSMV olmak üzere toplam 31.214,59 TL'nin ödeme tarihine kadar işleyecek %28,8 temerrüt faizi, komisyon, masraf ve tüm teferruatı ile birlikte 24 saat içinde ödenmesi talep edilmiş, kat ihtarnamesi davacıya 29/08/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Davalı banka tarafından, İzmir... İcra Müdürlüğü'nün...sayılı dosyasında, 01/08/2022 tarihinde 22/12/2015 tanzim tarihli 26/07/2022 vade tarihli ve 40.500,00 TL bedelli bir adet bonoya dayalı olarak kat ihtarnamesinde davacı dışında adı geçen borçlular hakkında kambiyo senetlerine özgü takip yolu ile 38.500,00 TL asıl alacak, işlemiş faiz ve komisyon bedelinden oluşan toplam 38.715,18 TL alacağın tahsili amacıyla icra takibi yapıldığı görülmüştür.
Davalı tarafça, cevap dilekçesinde; dava dışı şirkete karşı İzmir... İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığı, davacıya karşı herhangi bir takip yapılmadığı, hesap kat ihtarnamesini muhatap olarak yalnız borçlu şirkete keşide edildiği, sonradan keşide edilen hesap kat ihtarnamelerinde davacının adının yer almadığı iddia edilerek davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı ileri sürülmüş ise de, menfi tespit davası açılması konusunda icra takibinin varlığının zorunlu bulunmadığı, alacaklı tarafından, alacağın tahsili yönünden yapılan herhangi bir işlem nedeniyle menfi tespit davasının açılmasının mümkün bulunduğu, İzmir... İcra Müdürlüğü'nün ...sayılı dosyasında yapılan takibin genel kredi sözleşmesine dayalı olarak değil, bonoya dayalı olarak yapılmış olması yanında bu dosyada davacının, borçlu sıfatıyla yer almamış olmasının davacının menfi tespit davası açmasına engel oluşturmadığı, 27/08/2019 tarihli kat ihtarnamesinin, 29/08/2019 tarihinde davacıya tebliğ edilmesinden sonra davalı banka tarafından, davanın açıldığı tarihe kadar davacıya kat ihtarnamesinin sehven kendisi hakkında düzenlendiği ve kendisinden bir alacak taleplerinin bulunmadığına dair bir bildirimin yapılmaması karşısında dava tarihi itibariyle davacının menfi tespit davası açmasında hukuki yararının bulunduğu açık ve anlaşılır olmakla, davalı tarafın iddiasında haklılık görülmemiş ve ön inceleme duruşmasında bu konudaki dava şartına yönelik itirazlarının reddine karar verilmiştir.
Dava dilekçesinde; davacının, şirketteki hisselerini devrettiği tarih itibariyle genel kredi sözleşmesine bağlı kefaletinin sona erdiği iddia edilmiş ise de, davacı tarafça, davalı bankaya devir nedeniyle müteselsil kefalet yükümlülüğünden vazgeçtiğine dair hiçbir bildirimin yapılmamış olması karşısında yalnız şirketteki pay devrinin sözleşmeden doğan kefalet sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı dikkate alınarak, davacının bu yöndeki iddiasında haklılık görülmemiştir.
Davacı taraf, dava dilekçesinde; davacının, şirket ortaklığının sona ermesiyle kefalet sözleşmesinin TBK'nun 584(3). maddesine aykırı hale geldiği, davalının, şirketin yeni ortakları ile tanzim etmiş olduğu yeni genel kredi sözleşmesinin imza tarihi itibari ile artık önceki kefil davacının, şirket ile hiç bir ilişiğinin kalmadığı, davacının 19/12/2014 tarihli genel kredi sözleşmesindeki kefaletinin, şirket hisseni devrettiği an itibarı ile TBK'nun 584(3). maddesi nazara alınarak, TMK'nun 2. maddesi uyarınca kalktığının kabul edilmesi gerektiği, davalının aksine işlemlerinin, TMK'nun 2. maddesine aykırı olarak hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu iddiasında bulunmuş ise de, TBK'nun 584(3).maddesinde düzenlenen eş rızasının sözleşmenin düzenlendiği tarih itibariyle aranacak yasal koşul olup, davacının, şirketteki hisselerini devretmiş olmasının daha önce imza edilen sözleşmeler açısından TBK'nun 584(3).maddesi hükmü açısından bir değişiklik yaratmasının mümkün bulunmadığı, ancak devirden sonra imzalanacak sözleşmeler yönünden davacının ortak ve yetkili sıfatının sona ermesi nedeniyle eş rızasının aranması gerektiği, somut olayda davacının yalnız 19/12/2014 tarihli sözleşmede taraf olup, bunun dışında bir sözleşme yapmadığı dikkate alındığında, davacı tarafın iddialarında haklılık görülmemiştir.
Davanın niteliği, tarafların karşılık iddia ve savunmaları, davacının ortağı ve yetkilisi olduğu şirketi ilk düzenlenen kredi sözleşmesinden sonra şirketin yeni paydaşlarına devrettiği, devirden sonra yeni bir kredi sözleşmesinin yapıldığı dikkate alınarak, uzman bilirkişinin dosyada toplanan deliller ve bankadaki kayıtlar üzerinde yapacağı inceleme sonunda düzenleyeceği rapor alınması suretiyle uyuşmazlığın çözümü yoluna gidilmiştir.
Bilirkişi 29/01/2024 tarihli raporunda; davalı banka ile borçlu ..... Şirketi arasında 19/12/2014 tarihli genel kredi sözleşmesi düzenlendiğini, bu sözleşmeye davacının müteselsil borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla taraf olduğunu, ikinci sözleşmenin 22/12/2015 tarihinde yapıldığını, bu sözleşmeye müteselsil borçlu ve müteselsil sıfatıyla ... ve ...'nun taraf olduklarını, ..... Şirketine 27/07/2016 ile 12/06/2019 tarihleri aralığında 38 işlemde toplam 346.538,08 TL'lik ticari kredi kullandırılıp, ticari kredi hesaplarının 24/10/2019 tarihlerinde kapatıldığını, kredi işlemlerinin tamamının 22/12/2015 tarihli genel kredi sözleşmesinden sonra kullandırılıp tasfiye edildiğini, 27/08/2019 tarihli ve ...yevmiye nolu kat ihtarnamesinde kredilerin 27/06/2019 tarihinde kat edildiğini, bu tarih itibariyle TL kredilerden kaynaklanan ve kredili mevduat hesabından doğan alacakların 24 saat içinde ödenmesinin talep edildiğini, kat ihtarnamesinin davacıya, borçlu şirkete ve kefil ...'ya 29/08/2019 tarihinde tebliğ edildiğini, bu ihtarnameden başka davalı tarafça şirket ile dava dışı kefillere birden çok ve değişik tarihlerde ihtarnameler keşide edildiğini, davacı tarafından kendisine keşide edilen ihtarnameye karşı itirazda bulunulmadığını, davalı bankanın, İzmir... İcra Dairesi'nin... dosyasında bir adet bonoya dayalı olarak davacı dışındaki borçlu şirket ve kefiller hakkında icra takibi yaptığını, davalı bankanın kredi kartından ve KMH riskinden kaynaklanan hak ve alacaklarını 22/06/2023 tarihinde Birleşim Varlık Yönetim A.Ş.'ne temlik ettiğini, davacının borçlu şirketteki hisselerini devretmesinin 19/12/2014 tarihli genel kredi sözleşmesindeki müteselsil kefalet sorumluluğunu sona erdirmeyeceğini, sorumluluğunun bu kredi sözleşmesi ve kefalet limitiyle sınırlı olduğunu, kredi sözleşmeleri ile ilgili davacıya karşı açılmış bir dava veya icra takibinin bulunmadığını, 19/12/2014 tarihli genel kredi sözleşmesinin düzenlendiği tarih itibariyle asıl borçlu ..... Şirketi'nin tek ortağı ve yetkilisi olan davacının eşinin rızasının aranmamasının mevzuat hükümlerine uygun olduğunu bildirmiştir.
Dosyada toplanan tüm deliller ve mahkememizce usul, yasa ve dosya kapsamına uygun görülen hükme ve denetime elverişli nitelikteki bilirkişi raporu ile; davacının, 19/12/2014 tarihli genel kredi sözleşmesini ortağı ve yetkilisi olduğu ..... Şirketi adına düzenlenmekle birlikte kredi sözleşmesine şahsen müteselsil borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla katıldığı, davacının, ..... Şirketi'ndeki tüm hisselerini dava dışı ...'ya devrederek 16/10/2015 tarihinde şirket ortaklığından ayrıldığı ve yönetim yetkisininde beraberinde sona erdiği, davalı banka ile devralan yeni ortakların 22/12/2015 tarihinde yeni bir genel kredi sözleşmesi düzenlendikleri, bu sözleşmede ..... Şirketi'nin asıl borçlu, ...'nun müteselsil borçlu ve müteslil kefil sıfatıyla yer aldıkları, davalı banka tarafından, asıl borçlu ..... Şirketine kullandırılan kredilerin ödenmemesi nedeniyle hesabının kat edilerek aralarında davacının da müteselsil borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla borçlu olarak gösterildiği, 27/08/2019 tarihli kat ihtarnamesinin düzenlenerek davacıya 29/08/2019 tarihinde tebliğ edildiği ve ihtarname konu borçların 24 saat içinde ödenmesinin talep edildiği, ihtarnamede kredi borçlarının hangi kredi sözleşmesinden kaynaklandığına dair bir ayrıntıya yer verilmediği, ihtarnameye konu kredi borçlarının tamamının 22/12/2015 tarihli genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan ve 27/07/2016 ile 12/06/2019 tarihleri aralığında 38 işlemde toplam 346.538,08 TL tutarında kullandırılan ticari kredilerden kaynaklandığı, bir başka deyişle 19/12/2014 tarihli kredi sözleşmesi uyarınca borçlu şirkete kredi kullandırılmadığı ve bu sözleşmeden kaynaklanan herhangi bir borcun 27/08/2019 tarihli kat ihtarnamesine konu olmadığı, buna göre davacının yalnız 19/12/2014 tarihli kredi sözleşmesinde müteselsil borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla taraf olduğu göz önünde tutulduğunda, davalı bankanın, davacının müteselsil kefaleti bulunmayan 22/12/2015 tarihli kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacakları için düzenlendiği 27/08/2019 tarihli ihtarnamede davacıyı bu sıfatla borçlu olarak gösterip, davacıdan ihtarnameye konu borçların 24 saat içinde ödenmesini talep etmesinin dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun olmadığı, bu nedenle davaya konu ihtarname nedeniyle borçlu olmadığının tespiti konusunda talepte bulunan davacının, dava açmakta hukuki yaranının bulunduğu gibi haklı da olduğu anlaşılmakla birlikte, bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere ticari kredi hesaplarının tasfiye edilerek 24/10/2019 tarihinde kapatılmış olduğu, buna göre davanın konusuz kaldığı dikkate alınarak, davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına, davalı tarafça, dava açılmasına sebebiyet vermedikleri iddiasında haklılık bulunmadığı, ihtarnamenin düzenlenerek davacıya tebliğ edilmesi nedeniyle davalının, dava açılmasına sebebiyet verip, davacının ihtarnameye konu alacaklar nedeniyle davalı bankaya borçlu olmadığının kanıtlanması karşısında davalının vekalet ücreti ve yargılama giderleriyle sorumlu tutulmasına, davalı tarafça kötü niyet tazminatı talep edilmiş ise de, davacının, davasında bütünüyle haklı olduğu ve davanın kabulüne karar verilmesi nedeniyle kötü niyet tazminatına hükmedilmesinin mümkün bulunmadığı dikkate alınarak, davalı tarafın kötü niyet tazminatı isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerektirici nedenlerle:
1-Davanın konusuz kalması nedeni ile KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
2-Davalı tarafın kötü niyet tazminatı isteminin REDDİNE,
3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 4.222,33 TL karar ve ilam harcından peşin yatırılan 1.055,59 TL harcın indirilmesiyle geriye kalan 3.166,74 harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
4-Davacı yararına A.A.Ü.T.'nin 13 (1) mad. uyarınca takdir edilen 17.900,00 TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine
5-Davacı tarafça yapılan 44,40 TL başvurma harcı, 1.055,59 TL peşin harç, 16,20 TL bir adet posta tebligat gideri, 94,50 TL on adet elektronik tebligat gideri, 8,00 TL altı adet kep reddiyatı, 2.000,00 TL bilirkişi ücretinden oluşan toplam 3.218,69 yargılama giderinin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine,
6-Davalı tarafça yatırılan gider avansından harcama yapılmadığı dikkate alınarak bu konuda hüküm kurulmasına yer olmadığına,
7-Taraflarca peşin olarak yatırılan gider avansından arta kalanın HMK 333. maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
Davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı, HMK'nun 343 ve 345. maddeleri uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde Mahkememize veya Mahkememize gönderilmek üzere başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesi'ne verilecek bir dilekçe ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesi'ne istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 21/02/2024
Katip ...
E İMZA
Hakim...
E İMZA
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!