WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 08 Temmuz 2026

İZMIR 7. ASLIYE TICARET MAHKEMESI

A- A A+

T.C.
İZMİR
7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2021/748
KARAR NO : 2024/224
DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 05/11/2021
KARAR TARİHİ : 18/04/2024
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA :
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı ...'ın arkadaş iken davalı ...'ın Türkiye ... Bankası Türk Anonim Şirketinden çektiği 20.000,00-TL krediyi müvekkiline borç olarak verdiğini, müvekkilinin bu kredi borcunu oğlu olan ...'ın... numaralı hesabından davalı ...'ın ... numaralı hesabına her ay 1.000,00-TL olarak ödemekte iken 11/05/2021 günü davalı ...'ın müvekkili...i bir şey konuşmak istediğini bahane ederek...Konak İzmir adresindeki kız arkadaşı ...ikametgahına çağırdığını ve aynı zamanda... de ilaç getirmesi için davacı ...'i eve çağırdığını, müvekkili eve girdikten sonra eve davalı ...'ın geldiğini, bu esnada evde davalı ...'ın kız arkadaşı olan....'nın da orada olduğunu, davalı ... burada, müvekkilini sopa ile darp ederek koltuk altına ekmek bıçağı dayayarak, kendi el yazısı ile icra takibine konu edilen senedi doldurduğunu, müvekkilinin imzalamasını istediğini, müvekkilinin imzalamayınca koltuk altına bıçak dayamak suretiyle "YA İMZALAYACAKSIN, YA DA CANINDAN OLACAKSIN", "İMZALAMAZSAN SENİ ÖLDÜRÜRÜM" tehdidi altında senedi imzalamak zorunda kaldığını, müvekkilinin davalıdan şikayetçi olduğunu, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının... sayılı dosyası ile soruşturmanın devam ettiğini, tanık olarak ifadesi alınan... 'nın olayı doğruladığını ve söz konusu senedin zorla ölüm tehdidi altında imzalatıldığını beyan ettiğini, davalı ...'ın daha sonra icra takibinde alacaklı durumda görünen ve aslında aralarında hiçbir ticari, özel iş ilişkisi olmayan ve davalı ...'ın kız arkadaş olan diğer davalı ...'e , tanzim tarihi ve vade tarihi yazılı olmayan bu senet üzerine tanzim tarihi ve vade tarihini sonradan yazarak, adi senedi kambiyo senedi haline dönüştürdüğünü ve ciro ederek davalı ...'e verdiğini ve onun üzerinden bahse konu icra takibine geçildiğini, davalı ... aslında bedelsiz olan senedi bilerek ve isteyerek diğer davalı ... ile muvazaa halinde icra takibine konu yaptığını, davaya ve icra takibine konu edilen senet, darp, ölümle tehdit, alıkoyma ve yağma suçları kapsamında müvekkilinin rızası hilafına alındığını ve imzalattırıldığını, adi bir senet hükmünde iken sonradan tanzim tarihi yazılarak kambiyo senedi haline dönüştürülmü bir senet olduğunu, bu senetten ve dolayısıyla bu senede bağlı olarak başlatılan icra takibinden dolayı hiç bir şekilde borçlu olmadığını belirterek dava konusu bonodan ve icra takibinden dolayı müvekkilinin borçlu olmadığının tespiti ile haksız ve kötüniyetli yapılan takipten dolayı tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP :
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının tüm iddiaları borcundan kurtulma maksadıyla gerçek dışı şekilde ortaya atıldığını, bu iddiaların müvekkiline karşı ileri sürülmesi de mümkün olmadığını, dava konusu senet, müvekkili lehine ciro edilmiş olmakla davacının gerçekleştiğini iddia ettiği tüm bu eylemlerde müvekkilinin hiçbir dahili ve bilgisi bulunmadığını, müvekkilinin diğer davalı ...'in kendisine olan borcu karşılığında ... tarafından ciro edilen senedi aldığını ve takibe koyduğunu, müvekkilinin iyi niyetli hamil konumunda olduğunu, davacının çelişkili ifadeleri ve ispat kabiliyetinden yoksun delillerinin dayanak olarak kabul edilerek takibin iptaline karar verilmesi, hem kambiyo hukukuna hakim olan ilkelere hem de ciro mekanizmasının mantığına tamamen aykırılık teşkil edeceğini, davacının savcılıkta vermiş olduğu ifadede senet lehtarı diğer davalı ...'e borcunun bulunduğunu kabul ettiğini, borçlu olduğu kişi lehine bono düzenleyen davacı, ödeme niyetinin olmadığı bu borçtan kurtulmak için gerçek dışı iddialarla senedin bedelsizliğini öne sürdüğünü, davacı ne irade sakatlığı ne de senet metninde tahrif bakımından bu bedelsizlik iddiasını kanıtlayacak, her türlü şüpheden uzak, somut delil sunmadığını, vermiş olduğu ifadeler ve sunduğu delillerin çelişkilerle dolu ve iddiasını ispatlamaktan aciz olduğunu belirterek davanın reddine ve %20'den az olmamak üzere tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalı ...'in cevap dilekçesi sunmadığı anlaşılmıştır.
DELİLLER :
1-İzmir ... İcra Dairesinin...Esas sayılı dosyası,
2-19/12/2020 tanzim tarihli, 19/02/2021 vade tarihli, 72.000,00-TL bedelli senet,
3-Türkiye Cumhuriyeti ... Bankası Anonim Şirketi 4. Sanayi Sitesi Şubesine ait dava dışı... ... iban numaralı hesap hareketleri,
4-Türkiye Cumhuriyeti ... Bankası Anonim Şirketi İzmir Şubesine ait davalı ...'in ...
5-Tanık beyanları,
6-İzmir ...Ağır Ceza Mahkemesinin... Karar sayılı dosyası,
7-Sair deliller.
DAVA KONUSU :
Açılan dava, davacının, davalı ... tarafından zor kullanmak, yağma ve tehdit suretiyle davacıya imzalatıldığı iddia edilen tanzim ve vade tarihleri bulunmayan senedin sonradan davalı ... tarafından doldurulması akabinde davalı ...'e ciro edilmesi neticesinde İzmir ... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasında başlatılan icra takibine konu borç ve takibe dayanak senet çerçevesinde davalılara borçlu olmadığının tespiti talebine ilişkindir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır.
Menfi tespit ve istirdat davalarına ilişkin hususlar 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 72. maddesinde; ''Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir.
İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir.
İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir.
(Değişik fıkra: 09/11/1988 - 3494/6 md.) Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./15.md.) yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez.
(Değişik fıkra: 09/11/1988 - 3494/6 md.) Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./15.md.) yüzde yirmisinden aşağı olamaz.
Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir.
Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını istiyebilir.
Menfi tesbit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. Davacı istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lazım gelmediğini ispata mecburdur.'' şeklinde düzenlenmiştir.
Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitine yöneliktir. Başka bir deyişle hukuki yararın bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır.
Dayanılan hukuki ilişkinin gerçekten mevcut olmadığı icra takibine maruz kalmadan önce ileri sürülebileceği gibi, icra takibinden sonra da ileri sürülebilir. Borçlunun icra takibinden önce veya sonra menfi tespit davası açabilmesi için borçlu olmadığının tespitinde hukuki yararının bulunması şarttır. Buna rağmen, borçlunun, alacaklının harekete geçmesini beklemeden borçlu olmadığının tespitinde korunmaya değer bir yararı bulunabilir. Bu tür bir yararının bulunması hâlinde borçlu, borçlu olmadığının tespiti için dava açabilir. Bunun dışında, icra takibi taraflar arasındaki maddi ilişkiyi tespit edecek nitelikte olmadığından, alacaklının takibe girişmesinden sonra, hatta takip kesinleştikten sonra da borçlunun, borçlu olmadığının tespitini mahkemeden istemesi mümkündür.
Borçlu, belirtilen şekilde takipten önce veya sonra alacaklıya karşı bir menfi tespit davası açar; bu davayı kazanırsa, hakkındaki icra takibi iptal edilir ve borcu ödemekten kurtulur. Ancak, borçlu borcunu icra dairesine ödedikten sonra, artık menfi tespit davası açamaz. Bu hâlde, borçlunun sırf borçlu olmadığının tespitinde, hukuki bir yararı yoktur. Bundan sonra, ödediği paranın geri alınması için bir dava açması söz konusu olur ki, bu da istirdat davasıdır (Pekcanıtez, H./ Atalay, O./ Sungurtekin Özkan, M./ Özekes, M.: İcra ve İflas Hukuku, s.156- 164).
Menfi tespit davası, normal bir hukuk davası gibi açılır. Borçlu, itirazın kaldırılması sırasında icra mahkemesinde (m. 68-68a) ileri sürüp ispat edemediği itiraz ve def’ilerini menfi tespit davasında yeniden ileri sürebilir; çünkü itirazın kaldırılması kararı, menfi tespit davasında kesin hüküm teşkil etmez. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 17.03.2010 tarihli ve 2010/19-123 E. 2010/154 K; 07.12.2011 tarihli ve 2011/13-576 E., 2011/747 K. sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
Taraflar arasında sözleşmenin kurulduğu tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470. ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi bulunduğu uyuşmazlık konusu değildir. Davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin niteliği itibariyle rüzgar enerji santrali kulelerinin imalatı kapsamında olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesini düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470. maddesi uyarınca yüklenicinin edimi bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin edimi ise, karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir. Eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Burada sözleşme yapılmasının nedeni belli bir sonucun ortaya çıkmasıdır. Eser yüklenicinin sanat ve becerisini gerektiren bir emek sarfı ile gerçekleşen sonuç olup, yüklenici eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır.
Diğer yandan yüklenicinin borçları 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 471. maddesinde; ''Yüklenici, üstlendiği edimleri iş sahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır. Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır.'' şeklinde düzenlenmiş olup, yüklenici olan hekimin de bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere edimini sadakat ve özenle ifa etmek yükümlülüğü bulunmaktadır. Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunda benzer alanlardaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kuralların esas alınacağı da açıklanmıştır. Yine eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmiş sayılmalıdır.
Davaya konu senedin keşidecisi ..., lehtarı ... olan, 19/12/2020 tanzim, 19/02/2021 vade tarihli, 72.000,00-TL bedelli bono olduğu görülmektedir.
Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. İşte bu gaye bir kambiyo senedinde mündemiç hakkın doğumu ve devri açısından hukuki sebebi teşkil eder. Kambiyo senedi düzenlenmesi dolayısıyla ortaya çıkan ilişki “kambiyo ilişkisi” ismiyle anılmaktadır. Kambiyo senedi vermek suretiyle borç altına giren borçlu “kambiyo taahhüdü”nde bulunmuş olur. Kambiyo ilişkisinin altında esas itibariyle bir asıl /temel borç ilişkisi vardır. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır.
Bu genel açıklamadan sonra hemen belirtelim ki, bono, ödeme vaadi niteliğinde bir kambiyo senedidir. Bu nedenle bonoyu düzenleyen, asıl borçlu durumundadır (6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 691/1).
Bonoda şekil şartları TTK’nın 688. maddesinde sayılmıştır. Bunlar; “Bono” ya da “Emre Muharrer Senet” ibaresi, kayıtsız şartsız bir bedel ödeme vaadi, vade, ödeme yeri, lehtar, keşide yeri ve tarihi, keşidecinin imzasıdır. Zorunlu şartlardan biri eksik olduğu takdirde, senedin bono niteliği kaybolur. Bunlardan vade ve ödeme yeri esaslı şekil şartlarından değildir.
Sayılan zorunlu şekil şartlarının yanında seçimlik şartlar da vardır. Bonoya isteğe bağlı olarak, faiz, bedelin nakden yada malen alındığı veya yetkili mahkeme kayıtları da konabilir (Poroy,R.: Kıymetli Evrak Hukuku Esasları 11. Bası, İstanbul 1989, s. 237 vd.).
Yerleşik Yargıtay içtihatları ve öğretide kabul edildiği üzere, bonolara özgü seçimlik unsurlardan biri de temel borç ilişkisinden kaynaklanan borcun dayandığı nedenin gösterilmesine yönelik “bedel kaydı”dır. Yinelemek gerekirse “bedel kaydı” kambiyo senedinin ihtiyari kayıtlarındandır. Bu kayıt keşidecinin (borçlunun), senedin lehtarından (alacaklıdan) karşı edayı aldığını ispata yarar. Aslında kambiyo senetleri hukuku yönünden bu kayıtların bir anlamı ve önemi yoktur. Çünkü kambiyo senedinin düzenlenmesiyle, mücerret bir borç ilişkisi yaratılmaktadır. Bu sebeple de karşı edimin elde edilip edilmediğinin önemi de bulunmamaktadır. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması şeklinde ortaya çıkan bedel kaydının varlığı ya da yokluğu senedin bono niteliğini etkilemez. Bedel kayıtları daha çok keşideci ile lehtar arasındaki iç ilişki yönünden ve ispat konusunda önem taşır. Kişisel defi sebeplerinin varlığının kanıtlanmasını kolaylaştırır.
Sözü edilen kayıtlar özellikle ispat hukuku açısından ilgilileri bağlayıcı niteliktedir. Bedel kaydı içeren bononun lehtarı, artık senedin “kayıtsız ve koşulsuz bir borç ikrarı olduğu” yolundaki soyutluk kuralına dayanamayacaktır.
Borç ikrarını içeren bir belge aleyhine kanıt sunulabilir. Ancak; ikrar borcun nedenini içeriyorsa, sadece bu nedenin gerçekleşmediğinin kanıtlanması gerekir (12/4/1933 gün ve 1933/30-6 sayılı YİBK ).
Bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senettir. Bu sebeple bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak senette borcun nedeni “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır (HMK’nın m. 191/1, TMK m. 6). Eğer yanlardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, buna senedin talili denmektedir. Bu anlamda talil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu hâlde ispat yükünün kaydın aksini iddia edene ait olacağında kuşku bulunmamaktadır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 687. maddesinde: ''Poliçeden dolayı kendisine başvurulan kişi, düzenleyen veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan def'ileri başvuran hamile karşı ileri süremez; meğerki, hamil, poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun.
Alacağın temliki yoluyla yapılan devirlere ilişkin hükümler saklıdır.'' hükmü düzenlenmiştir.
İzmir... İcra Dairesinin... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde, alacaklının davalı ..., borçluların davacı ... ile davalı ... olduğu, davalı alacaklı ... vekilinin davacı ... ile davalı ... aleyhinde 72.000,00-TL asıl alacak, 2.874,58-TL işlemiş faiz olmak üzere toplamda 74.874,58-TL üzerinden icra takibi başlattığı, borçluların itiraz etmemeleri üzerine icra takibinin kesinleştiği görülmektedir.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle ispat yükü konusuna değinilmesinde yarar vardır.
Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir ve Türk Hukuk Lûgatında “kanıtlama, tanıtlama” olarak ifade edilmektedir (Türk Hukuk Lügatı, Ankara 2021, Cilt I, s. 595).
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 187/1. maddesi; ''İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir.'' şeklinde düzenlenmiştir.
Vakıa (olgu) ise, 03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; kendisine hukukî sonuç bağlanmış olaylar şeklinde tanımlanmıştır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir.
Diğer taraftan hâkim kural olarak, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde yer almakta olup; ''İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.'' şeklinde hüküm altına alınmıştır.
Yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü üzerinde taşıyacaktır. İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir
Bu hüküm, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun “İspat yükü” başlıklı 6. maddesinde yer alan: ''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." ifadesine paralel olarak düzenlenmiştir.
İspat için başvurulan araçları (vasıtaları) ifade eden deliller; Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nunda senet, yemin, tanık, bilirkişi, keşif ve uzman görüşü olarak sıralanmıştır. Ancak sayılan bu deliller sınırlayıcı (tahdidi) olmayıp, kanunun belirli bir delille ispat zorunluluğu getirmediği hâllerde taraflar kanunda düzenlenmemiş diğer delillere de dayanabilirler. Delillerin değerlendirilmesinde ise, hâkimin bağlılığı ve her bir delile bağlanan hukukî sonuçlar bakımından “kesin” ve “takdiri” deliller ayrımı esas alınarak incelenme yapılmaktadır. Kesin deliller başka bir ifadeyle kanunî deliller hâkimi bağlayıcı nitelikte olduğundan, hâkimin bu delilleri takdir yetkisi bulunmamaktadır. Kesin delillerden biri ile ispat edilen olay doğru olarak kabul edilmektedir. Takdiri deliller ise hâkimi bağlamaz, hâkim bu delilleri serbestçe tayin ve takdir eder, değerlendirir ve kararını buna göre verir.
Genel kural ve uygulama doğrultusunda davacı davasını ispatla mükellef ise de, menfi tespit davaları açısından ispat yükü yer değiştirmekte ve olmadığının tespiti talep edilen borcun varlığının ispatı davalıya yüklenmekte, ancak kıymetli evraktan kaynaklanan menfi tespit davalarında kıymetli evrakın kural olarak kayıtsız şartsız borç ikrarı içermesi sebebiyle ispat yükü yine davacı taraf olup, her ne kadar davalı vekili tarafından cevap dilekçesinde davacı tarafın imza ikrarı ve illetten mücerretlik ilkesi çerçevesinde, davacının açık senet olarak tanzim edilen bonodan dolayı davalıya borçlu olduğunun sabit olduğu belirtilerek davanın reddine karar verilmesi talep edilmiş ise de, taraflarca delil olarak bildirilen İzmir... Ağır Ceza Mahkemesinin... Karar sayılı dosyasında tarafların beyanlarının uyuşmazlığın çözümü açısından etkili olduğu ve ispat yükü açısından önem arz ettiği gözetilerek ikrar kurumuna ilişkin düzenlemelere yer vermekte fayda görülmüştür.
Kural olarak; bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrar ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin yapıldıkları zamanki miktar veya değeri kanunda öngörülen sınırı geçtiği takdirde senetle ispatlanması gerekir. (HMK m. 200/1)
Buna göre davacı, hukuki ilişkinin değeri itibarıyla iddiasını ancak yazılı delil ile ispat edebilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Yazılı delil veya yazılı delil başlangıcı yoksa iddianın ikrar, yemin gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 187. maddesinde; ispatın konusunun, tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalardan oluştuğu ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilebileceği, herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıaların çekişmeli sayılmadığı hükme bağlanmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 188. maddesinde de; taraflardan birinin ikrarının geçerli olduğu ve o taraf aleyhine delil teşkil edeceği belirtilmiş, ancak ikrarın tanımı yapılmamıştır.
Yargılama usulü bakımından ikrar, açıklayan tarafından hasmının karara bağlanmasını istediği hakkın veya hukuki durumun meydana gelmesine esas olan ve hasmınca ileri sürülen maddi olayların tümünün veya bir bölümünün doğru olduğunun bildirilmiş olması demektir (YHGK 09.11.1955 gün E:4-79 K:78; YHGK 25.06.1975 gün E:4/681 K:879).
Öğretideki tanımlamalara göre ise, ikrar (dar anlamda ikrar), görülmekte olan bir davada, taraflardan birinin, diğer tarafça ileri sürülen ve kendisi aleyhine hukuki sonuç doğurabilecek nitelik taşıyan maddi vakıanın doğruluğunu kabul etmesidir. Yargıtay uygulamasında da, ikrara bu anlam yüklenmektedir. (İkrar kavramının tanımı ve aşağıda ikrarın türlerine ilişkin olarak yapılan açıklamalar bakımından ayrıntılı bilgi için, Bkz: Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı Cilt: 2, Ankara 2001, sayfa: 2037 ve devamı; Prof. Dr. Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, Cilt: 1–2, 3. Bası, Formül Matbaası, İstanbul 1984, Sayfa: 549 ve devamı; Prof. Dr. Necip Bilge, Medeni Yargılama Hukuku Dersleri, 3. Baskı, ... Matbaası, Ankara 1978, sayfa: 510 ve devamı; Dr. Süha Tanrıver, Türk Medeni Yargılama Hukukunda İkrarın Bölünüp Bölünemeyeceği Sorunu, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 1993/2, sayfa: 212 ve devamı.).
İkrardan söz edilebilmesi için, bir tarafın bir vakıa ileri sürmüş olması, diğer tarafın da bu vakıanın doğru olduğunu bildirmesi gerekir. İkrarın konusu, ancak karşı tarafın ileri sürdüğü vakıalar olabilir. Bir tarafın, kendisinin ileri sürdüğü bir vakıanın doğruluğunu bildirmesi ikrar niteliği taşımayacağı gibi, karşı tarafın ileri sürdüğü hukuki sebepler de ikrara konu olamazlar.
Öğretide ve uygulamada ikrar, yapıldığı yere, kapsamına ve içeriğine göre türlere ayrılmaktadır. Yapıldığı yere göre mahkeme dışı veya mahkeme içi ikrardan söz edilir. Mahkeme dışı ikrar takdiri, mahkeme içi ikrar ise kesin delil niteliğindedir. Kapsam yönünden, ikrar, çekişmeli olan maddi vakıanın tamamını veya belli bir kesimini kapsayabilir. İlkinde tam, ikincisinde ise kısmi ikrar söz konusudur. İçeriği itibariyle ikrar ya basit (adi), ya vasıflı (mevsuf) ya da bileşik (mürekkep) nitelikte olabilir. Vasıflı ikrara, gerekçeli inkâr da denilmektedir.
Yapıldığı yere göre mahkeme dışı veya mahkeme içi ikrardan söz edilir. Mahkeme dışı ikrar takdiri, mahkeme içi ikrar ise kesin delil niteliğindedir.
İçeriği itibariyle ikrar ya basit (adi), ya vasıflı (mevsuf) ya da bileşik (mürekkep) nitelikte olabilir. Vasıflı ikrara, gerekçeli inkar da denilmektedir.
Basit (adi) ikrar, karşı tarafça ileri sürülen bir vakıanın doğru olduğunun, herhangi bir kayıt veya şart bildirilmeksizin kabul edilmesidir. Basit ikrarda, onun konusunu oluşturan vakıalar artık tartışmalı olmaktan çıkarlar; dolayısıyla bunların ayrıca kanıtlanmasına gerek kalmaz.
Vasıflı ikrarda, (ki buna gerekçeli inkar da denilmektedir) karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıanın varlığı kabul edilmekle birlikte, onun hukuki niteliğinin (vasfının) ileri sürülenden başka olduğu bildirilir. Örneğin; davalı, davacıdan 1.000,00-TL aldığını ikrar eder, fakat bu parayı ödünç olarak değil, hibe olarak aldığını bildirmesi halinde olduğu gibi, vasıflı ikrar bölünemeyeceğinden, davacı iddiasını, yani parayı ödünç verdiğini kanıtlamalıdır.
Bileşik (mürekkep) ikrarda ise, bir tarafın ileri sürdüğü vakıa karşı tarafça bütünüyle kabul edilmekle; eş söyleyişle, vakıanın doğru olduğu ve bildirilen vasıfta bulunduğu kabul edilmekle birlikte, ikrara öyle bir vakıa eklenir ki, eklenen bu vakıa, ya ikrar edilen vakıanın hukuksal sonuçlarının doğmasını engeller ya da onu hükümsüz kılar. Bileşik ikrar, ikrara konu olan vakıa ile, ona eklenen vakıa arasında bir bağlantı bulunup bulunmamasına göre, bağlantılı bileşik ikrar ve bağlantısız bileşik ikrar olarak ikiye ayrılır.
Öğreti ve uygulamada, ağırlıklı olarak, bağlantısız bileşik ikrar dışındaki ikrar türlerinin bölünemeyeceği, dolayısıyla, böyle durumlarda, ikrar edenin ispat yükü altında olmadığı kabul edilmekte, iddiasını ispatlama yükümlülüğünün, karşı tarafa ait olduğu benimsenmektedir.
Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulu'nun 12.3.2003 gün ve E:2003/3-118, K:2003/158; 28.4.2010 gün ve E:2010/14-222, K:2010/234; 10.10.2012 gün ve E:2012/13-264, K:2012/700 sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.
İzmir ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... Karar sayılı dosyasında yapılan yargılama neticesinde, sanık ...'in ...'ı sopa ile darp ettiği, sanığın bu eylemi neticesinde katılanın vücudunda hayat fonksiyonlarına etkisi ağır (5) derecede kemik kırığı oluştuğu ve basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte yaralandığından bahisle sanığın katılana yönelik işlediği sabit olan kasten yaralama suçundan cezalandırılmasına, sanığın aşamalarda alınan savunmalarında üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini, olay günü katılana vurduğunu ancak katılanın senedi kendi rızası ile verdiğini beyan ettiği, katılanın ise sanığın senedi kendisinden nasıl aldığı hususundaki beyanlarının çelişkili olduğu, emniyette alınan ifadesinde sanığın senedi tanık...'in evinde kendisine bıçakla tehdit etmek suretiyle zorla aldığını beyan etmiş ise de mahkemede alınan ifadesinde senedin tanık...nin emlak ofisinde düzenlendiğini beyan ettiği, tanık...nin mahkemede alınan ifadesinde olay günü katılan ve sanığın istekleri doğrultusunda suça konu senedi düzenlediğini, katılandan zorla senet alınmadığını beyan ederek katılan ...'in beyanlarını doğrulamadığı, ayrıca dosya arasında mevcut katılan ile sanık arasındaki mesajlar incelendiğinde, katılanın olay günü saat 18:39 sıralarında hastaneye gidip rapor aldıktan sonra aynı günün akşamında sanığa "ben şikayette bulunuyorum, zorla senet aldı, hastaneden rapor aldım, sen bunu yapmayacaktın, benden alamayacaksın, hep bilgileri yanlış, imza da yanlış" şeklinde mesajlar attığı, ertesi gün emniyete giderek sanıktan şikayetçi olduğu, yine bu olaydan sonra devam eden tarihlerde katılanın sanığa olay günü eve...'in çağırması üzerine aralarını bulmak için gittiğini,... ile arasında duygusal bir şey olmadığını, borcunu ödeyeceğine dair mesajlar atmaya devam etmesi dikkate alındığında sanığın suça konu senedi katılandan zorla aldığına ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin, inanırıcı delil elde edilemediğinden sanığın üzerine atılı yağma suçundan beraatine karar verildiği, kararın İzmir Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin ... Karar sayılı ilamı ile istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi üzerine kararın 05/10/2023 tarihinde kesinleştiği görülmektedir.
Bilindiği üzere "bekletici sorun" 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 165. maddesinde düzenlemeye bağlanmış ve maddenin birinci bendinde; "Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir.'' hükmüne yer verilmiştir.
Diğer taraftan ceza mahkemesi kararlarının hukuk davasına etkisi, diğer bir ifade ile ceza mahkemesinin hangi kararlarının hukuk mahkemelerini bağlayacağı konusu üzerinde de durulmalıdır.
Ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesine (davasına) etkisi, hukukumuzda dava tarihi itibari ile yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesinde düzenlenmiş olup hukuk hâkimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır. Bu ilke, ceza kurallarının kamu yararı yönünden bir yasağın yaptırımını aynı uyuşmazlığı kapsamına alan hukuk kurallarının ise kişi ilişkilerinin Medeni Hukuk alanında düzenlenmesi ve özellikle tazmin koşullarını öngörmesi esasına dayanmaktadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 74. maddesinde: ''Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.
Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.'' hükmü yer almaktadır. Benzer bir düzenleme mülga 818. sayılı Borçlar Kanununun 53. maddesinde yer almıştır.
Bu açık düzenleme karşısında ceza mahkemesince verilen beraat kararı ile cezalandırmaya yönelik kararlardaki kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliliği, illiyet gibi esasların hukuk hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Ancak öğretide ve gerekse Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusuyla hukuk hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır (Hukuk Genel Kurulunun 10.1.1975 gün ve 1971/406 E., 1975/1 K.; 23.1.1985 gün ve 1983/10-372 E., 1985/21 K.; 27.04.2011 gün ve 2011/17-50 E., 2011/231 K. sayılı ilamları).
Vurgulamakta yarar vardır ki; hukuk usulü bir şekil hukukudur. Davanın açılması, itirazların ileri sürülmesi, tanıkların ve diğer delillerin bildirilmesi belirli süre koşullarına bağlı kılınmasının yanında, ikinci tanık listesi verilememesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı gibi yargılamanın süratle sonuçlandırılması gayesiyle belirli kısıtlamalar getirilmiştir. Bunun sonucunda hukuk hâkimi şekli gerçeği arayacak, maddi gerçek öncelikli hedef olmayacaktır. Ancak ceza hâkimi bunun tersine öncelikli hedef olarak maddi gerçeğe ulaşmaya çalışacaktır. O hâlde ceza mahkemesinin maddi nedensellik (illiyet) bağını tespit eden kesinleşmiş hükmünün hukuk hâkimini bağlamasına, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi bir engel oluşturmaz. (Çenberci, M. Hukuk Davalarında Kesin Hüküm, Ankara, 1965, s. 22 vd.).
Yargıtayın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre maddi olgunun tespitine dair ceza mahkemesi kararı hukuk hâkimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir. ((Hukuk Genel Kurulunun 27.04.2011 gün ve 2011/17-50 E., 2011/231 K. sayılı kararı) ; (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/23-865 E. 2017/2025 K.))
Bahsi geçen gerekçeler dahilinde, ceza dosyasının kesinleşmesi beklenilmiştir.
Davacı tanığı ... 15/09/2022 tarihli duruşmada aynen; ''Ben davalı ... ile yılları hatırlamıyorum 5-6 sene beraber imam nikahı ile yaşadık, 2,5-3 yıl önce ayrıldık, davacı ise ...'ın arkadaşıydı, yaklaşık 10 yıldır davacıyı tanıyorum, davalı ...'i bir kez ...'ın evinde gördüm, ... benden ayrıldıktan sonra ... ile birlikte yaşamaya başladı, ben bu olayla ilgili olarak yalnızca karakolda ifade verdim, ben davaya konu olaydan 1-2 ay önce ağır bir covid geçirdim, davacı Antalyadaydı, İzmire geldiğinde beni aradı ve ziyaretime geldi, eve geldikten 15 dakika sonra davalı ... elinde büyük bir sopa ile evime geldi, ...'a senin ne işin var burada dedim, ... ... abiye benim karımın evinde senin ne işin var diyerek sinkaflı küfürler etti, ben seni arıyorum telefonlara cevap vermiyorsun dedi, aralarında bir alacak verecek varmış, ... ağabey ben borcumu Temmuz ayında sana ödeyeceğim neden bu kadar zorluk çıkartıyorsun dedi, ... ... abiye sopa ile saldırıp baya bir darp etti, her taraf kan revan içinde kaldı, ... cebinden birden çok senet çıkardı, ... ağabeyin başında durup şunu yazacaksın bunu yazacaksın diyordu, zorla imzalattı, yanlış yazıldı diye senetleri yırttı, sonra ... arkadaşını telefonla aradı, ... ... ağabeyin arabasının anahtarını istedi, karını çağır karından alacağım dedi, ....'u aradı,...'u ben de tanımıştım, ...'a bir kırtasiyeyi tarif edip oradan senet al getir kapının önüne koy dedi,...senetleri getirip kapının önüne koydu, senetleri ... alırken ben balkona çıktım ve ...ı benim kapıdan çıkarken gördüm, yine ... ... ağabeyi epey dövdü, birkaç tane senet vardı, ben yerdeki kanları temizlediğim için çok dikkat etmedim ancak ... ... ağabeye yazdırıyordu, ... mutfaktan mavi beyaz saplı bir bıçak aldı ve ... ağabeye seni öldüreceğim buradan ikimizin ölüsü çıkacak dedi, senedi yazdıktan sonra ... ağabey telefon ile oğluna konum attı, o sırada ... telefon geldiği için mutfağa geçmişti, ben artık yeter buradan çıkın dedim, ... ağabeyin üstü başı kan olduğu için ona kıyafet baktım ancak bulamadım, ... bıçağın ucunu biraz eğip ... ağabeyin beline dayamıştı, bu şekilde ikisi kapıdan birlikte çıktılar, ondan sonra ne olduğunu bilmiyorum, ben ... ağabeyi aramadım, ... ağabey beni aradı, gel ... ağabey ben evdeyim dedim.'' şeklinde ifade vermiştir.
Davacı tanığı ... ise 15/09/2022 tarihli duruşmadaki beyanında aynen; ''Davacı benim babam olur, davalı ...'ı ise babamın arkadaşı olması nedeniyle tanırım, olay günü ben çalışıyordum, çalıştığım için babamdan gelen konumu geç gördüm, o sırada babamı telefonla aradım, konuşurken davalı ...'ın bağıran tehdit eden sesleri geliyordu, babam polis gönder buraya dedi, o sırada ... telefonu elinden almış olacak ki telefon kapandı, ben hemen iş yerinden izin aldım, eve gelip aracı aldım, babamın telefondan attığı konumun olduğu sokağa geldiğim ve sokakta ...'ın babamı kolundan tutup götürdüğünü gördüm, babamın üzerinde kanlar vardı, darp edilmişti, ... ile aramızda tartışma gibi bir şey oldu, ... babamı bırakıp gitti, babamı alıp Bozyaka Eğitim ve Araştırma Devlet Hastanesine götürdüm.'' demiştir.
Tanıklardan ...'in davalı ...'in imam nikahlı eski eşi olduğu, tanık...'in davalı ...'ın kendisinden ayrıldıktan sonra davalı ... ile yaşamaya başladığını iddia ettiği, tanık... ile davalı ... arasındaki husumet bulunma ihtimali olduğu, tanık...'ün ise davacının oğlu olduğu, davacı ile akrabalık ilişkisi yanında dava neticesinden menfaatinin bulunduğu, ayrıca senedin tanzimi ile ilgili herhangi bir ifade de vermediği, ceza dosyasında yapılan yargılama sırasında ifadesi alınan tanıklardan...'un sanık ...'ın uzun yıllardır arkadaşı olduğunu, kendisi ile birlikte aynı iş yerinde çalışmışlıkları olduğunu, ...'in ... ile kendi vasıtası ile tanıştığını, ...'ın kayınpederinin mahallesinde oturması nedeniyle tanıdığını, ...'ın para bulalım ortak iş yapalım demeye başladığını, ...'in kredi çekerek ...'a verdiğini, kredinin ne kadar olduğunu bilmediğini ancak 20.000,00-TL-25.000,00-TL olduğunu tahmin etiğini, ...'ın kredi çekerek ...'e verdiğinden haberi olmadığını ancak aralarında bu konuyla ilgili konuşmaya başladıklarını, ...'ın parayı aldıktan sonra ...'ı oyalamaya başladığını, daha sonra ...'in de eğer iş yapamayacaksak benim paramı iade et dediğini, ...'ın ...'a senet verdiğini, ancak senet bedelinin ne kadar olduğunu bilmediğini, ...'a senet verdiğini ...'ın söylediğini, ...'ın senedin kendisinden zorla alındığına dair herhangi bir şey söylemediğini, yine ...'ın ...'in ikametinin yanında bulunduğu binada oturması nedeniyle tanıdığını, emlakçılık işi yaptığını, ... ve yanında bir şahsın gelerek boş senet olup olmadığını sorduklarını, kendisinin olduğunu söyleyip bir senet çıkarttığını ve senedi istedikleri doğrultusunda doldurduğunu ve senedi kendilerine verdiğini, borçlunun senedi imzaladığını, hatta borçlu olan şahsın senedin fotoğrafını çektiğini ve birlikte ayrıldıklarını, herhangi bir şekilde senedi borçlu olarak imzalayan şahsın oraya zorla getirilmediğini, böyle bir olayın olmasının söz olmadığını, her tarafta kameralar bulunduğunu, ayrıca ...'ın yanında gelen şahsın iş yerine geldiğinde herhangi bir şekilde darp edilmiş hali olmadığını beyan ettiği hususları ile davacının ceza yargılaması aşamalarındaki çelişkili ifadeleri birlikte değerlendirildiğinde, mahkememizce dinlenilen tanıkların beyanlarına itibar edilmemiştir.
2004 sayılı İcra İflas Kanununun 72/4. maddesinde; ''Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./15.md.) yüzde yirmisinden aşağı olamaz.'' hükmüne yer verilmiştir.
Davacı tarafından, davalı ...'in alacaklı sıfatıyla aleyhinde başlattığı İzmir... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasındaki icra takibi açısından talep ettiği tedbir talebinin mahkememizce kabulüne karar verildiği, tedbir kararı dolayısıyla davalı ...'in alacağını geç olarak tahsil edeceği göz önünde bulundurularak, 2004 sayılı İcra İflas Kanununun 72/4. Maddesi hükmü kapsamında alacak bedelinin %20'si oranında tazminatın davacıdan alınarak davalı ...'e verilmesine hükmedilmiştir.
Tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, İzmir ... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyası, 19/12/2020 tanzim tarihli, 19/02/2021 vade tarihli, 72.000,00-TL bedelli senet, Türkiye Cumhuriyeti ... Bankası Anonim Şirketi 4. Sanayi Sitesi Şubesine ait dava dışı... 'ın ... iban numaralı hesap hareketleri, Türkiye Cumhuriyeti ... Bankası Anonim Şirketi İzmir Şubesine ait davalı ...'in ... iban numaralı hesap hareketleri, tanık beyanları, İzmir ... Ağır Ceza Mahkemesinin ... Karar sayılı dosyası ve sair deliller birlikte değerlendirildiğinde; davaya konu uyuşmazlığın davacının, davalı ... tarafından zor kullanmak, yağma ve tehdit suretiyle davacıya imzalatıldığı iddia edilen tanzim ve vade tarihleri bulunmayan senedin sonradan davalı ... tarafından doldurulması akabinde davalı ...'e ciro edilmesi neticesinde İzmir ... İcra Dairesinin...Esas sayılı dosyasında başlatılan icra takibine konu borç ve takibe dayanak senet çerçevesinde davalılara borçlu olmadığının tespiti talebine ilişkin olduğu, İzmir... İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasında davalı alacaklı ... vekilinin davacı ... ile davalı ... aleyhinde 72.000,00-TL asıl alacak, 2.874,58-TL işlemiş faiz olmak üzere toplamda 74.874,58-TL üzerinden icra takibi başlattığı, borçluların itiraz etmemeleri üzerine icra takibinin kesinleştiği, her ne kadar davacı tarafça dava konusu senedin davalı ... tarafından cebir ve tehdit uygulanmak suretiyle zorla alındığı, davacının borçlanma yönünde bir iradesinin bulunmadığı, davalı alacaklı ... ile davalı ...'ın birlikte yaşamakta oldukları, senedin zorla alındığının davalı ... tarafından bilinmekte olduğu, ...'in iyiniyetli hamil olmadığı, bu sebeple geçerli bir borç ilişkisi bulunmadığından bahisle davacının davalılara borçlu olmadığının tespiti talep edilmiş ise ve davacının şikayeti üzerine başlatılan ceza yargılaması sırasında davalı ...'ın davacıyı basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte yaraladığından bahisle sanığın katılana yönelik işlediği sabit olan kasten yaralama suçundan cezalandırılmasına, suça konu senedi katılandan zorla aldığına ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin, inanırıcı delil elde edilemediğinden sanığın üzerine atılı yağma suçundan beraatine karar verildiği, kararın İzmir Bölge Adliye Mahkemesi... Ceza Dairesinin... Esas ... Karar sayılı ilamı ile istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi üzerine kararın 05/10/2023 tarihinde kesinleştiği, beraat hükmünün mahkememizi bağlar nitelikte olmadığı, ancak taraflar ile tanıkların alınan ifadelerinin önem arz ettiği, ceza yargılaması sırasında davacı katılanın aşamalarda çelişkili beyanlarda bulunduğu, davalı sanık ...'ın savunmasının sabit olduğu, davacının tanık olarak bildirdiği ve mahkememizce beyanları alınan davacı tanıklarından...'in davalı ... ile husumetinin bulunma ihtimali olduğu, tanık...'ün ise davacının oğlu olduğu ve senedin tanzimine ilişkin herhangi bir bilgisinin bulunmadığı, aksine ceza yargılaması sırasında beyanları alınan tanıkların senedin davacı ...'in iradesi dahilinde düzenlendiğini beyan ettikleri, açıklandığı üzere ispat yükü üzerinde olan davacının senedin zorla alındığını, iradesinin sakatlandığını, geçerli bir borç ilişkisinin bulunmadığı yönündeki iddialarını usulüne uygun deliller vasıtasıyla ispatlayamadığı kanaatiyle açılan davanın reddine, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 72/4. maddesi çerçevesinde asıl alacağın %20'si oranında tazminat bedelinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Açılan davanın REDDİNE,
2-2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 72/4. maddesi uyarınca 72.000,00-TL'nin %20'si oranında hesaplanan 14.400,00-TL tazminatın davacı ...'dan alınarak davalı ...'e verilmesine,
3-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince karar tarihi itibariyle alınması gereken 427,60-TL karar ve ilam harcının, davanın açılışı sırasında yatırılan 1.229,58-TL peşin harçtan mahsubu ile fazla alınan 801,98-TL harcın karar kesinleştiğinde talep halinde yatırana iadesine,
4-Yargılama giderlerinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına,

5-Davalı ...'in kendisini vekille temsil ettirdiği göz önünde bulundurularak karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 17.900,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...'e verilmesine,
6-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının talep halinde ve karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine,
Dair, davacı vekili ile davalı ... vekilinin yüzüne karşı, davalı ...'in yokluğunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 345. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere bulunulan yer ya da başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile başvurmak ve istinaf harç ve masraflarını karşılamak koşulu ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.18/04/2024

Katip ...
E imza

Hakim ...
¸e imza