T.C.
İZMİR
6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2024/9 Esas
KARAR NO : 2024/376
DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 03/01/2024
KARAR TARİHİ : 08/05/2024
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı dava dilekçesinde özetle; 27/08/2023 tarihinde davalı kuruma ait içme suyunun arıza yaptığını, arıza sonucu çıkan suların, müvekkili sigortalısının bulunduğu binaya zarar verdiğini, zarar neticesinde Buca/İZMİR'de bulunan müvekkilinin sigortalısının dairesinin salon duvar boyaları, yatak odası duvar boyaları ve parkeleri ile çeşitli yerlerin hasar gördüğünü, hasarın oluş biçimi itibariyle teminat altında olduğunu, sigortalının İski'nin kusurlu eylemde bulunduğunu, meydana gelen hasar ile müvekkili şirket tarafından tanzim edildiğini, tanzim edilen ekspertiz raporunda da müvekkili şirket sigortalısının emtialarının hasara uğramasında davalı kurumun kusurlu olduğunun sabit olduğunu, meydana gelen olayda sigortalı firmanın zarar görmesi üzerinde müvekkil sigorta şirketi tarafından sigortalısına ödenen tazminat bedeline ilişkin sigorta şirketinin halefiyet hakkını kullanarak davalıdan rücuan tahsil hakkının bulunduğunu, bu sebeplerle; fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla 17.050,00 TL sigorta rücu tazminatının, ödeme tarihi olan 08/09/2023 tarihinden itibaren bankalar tarafından uygulanacak olan en yüksek avans mevduat faizi i le birlikte davalıdan tahsiline, müvekkilinin haklarına halel gelmemesi adına teminatsız olarak davalı tarafın menkulleri, gayrimenkulleri ve üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları yönünden ihtiyati hacze hükmedilmesine, bu talep yerinde görülmez ise de davalı tarafın menkulleri gayrimenkulleri üzerine ihtiyati tedbir konulmasına, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili 25/01/2024 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; Davanın görev şartı yokluğu nedeniyle reddinin gerektiğini, davalının terditli şekilde ileri sürdüğü ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir taleplerinin yasal şartları oluşmadığından reddinin gerektiğini, davacının iddialarını kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacı tarafın zararın idarelererinin kusuru sonucunda verildiğinin ispatlanamadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, davacı tarafça başlatılan takipte reeskont avans faizi talep edilmesi ve başlangıç tarihi olarak ödeme tarihinin belirtilmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu, davacı tarafça talep edilen bedelin oldukça fahiş olduğunu, davalının terditli şekilde ileri sürdüğü ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir taleplerinin yasal şartları oluşmadığından reddine, davanın öncelikle idare mahkemeleri görevli olduğundan, aksi kanaatte olunduğu takdirde ise Asliye Hukuk Mahkemeleri görevli olduğundan, görevsizlik nedeniyle reddine, usule ilişkin itirazlarımız nazara alınmadığı takdirde davanın müvekkil idare yönünden esastan reddine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER
Ön inceleme hazırlık ve tensip tutanağının on iki nolu ara kararı uyarınca; Vergi Dairesi, İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğüne ve İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odasına UYAP sistemi üzerinden müzekkere yazıldığı, yazılan müzekkerelere UYAP sistemi üzerinden cevap verildiği, dava dışı ...'ın vergi kaydının ve esnaf kaydının bulunmadığının bildirildiği ancak İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğünden gelen yazıda "... Kuyumculuk" kaydının bulunmadığı bildirilmiş, ... Sigorta A.Ş.'ye yazılan müzekkereye cevap verildiği anlaşılmıştır.
Mahkememiz 08/05/2024 tarihli duruşma zaptında; davacı vekilinin tedbir talebi husususun yargılamayı gerektirdiği değerlendirilerek, davacı vekilinin talebinin reddine karar verilmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; tarafların iddia ve savunmaları, deliller ve tüm dosya kapsamına göre; HMK 114/1-c maddesine göre mahkemenin görevli olması hususu dava şartıdır. HMK'nın 115/1 maddesine göre mahkeme dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. HMK'nın 138/1 maddesine göre mahkeme öncelikle dava şartları hususunda değerlendirme yapmalıdır.Asliye Ticaret Mahkemeleri, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. Maddesi gereğince ticari davalara bakmakla görevlidir.
Ticarî davalar, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1. maddesinde sayılmış olup, buna göre, “Her iki tarafın da ticarî işletmesi ile ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın aynı maddenin a), b), c), d), e) ve f) bentlerinde sayılan davalar” ticari dava olarak adlandırılmıştır.
TTK’nun 4. maddesine göre; tarafların tacir olup olmadıklarına ve dava konusu edilen işin ticarî nitelikte olup olmadığına bakılmaksızın ticarî dava olarak sayılan dava türleri mutlak ticarî davalar, tarafları tacir olan ve tarafların ticarî işletmesi ile ilgili olan uyuşmazlıklar nispi ticari davalardır. Bir davanın nispi ticari dava sayılabilmesi için; uyuşmazlığın her iki tarafının tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticarî işletmesi ile ilgili olması gerekli ve zorunludur.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesini değiştiren 6335 sayılı Kanun ile asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki, iş bölümü ilişkisi olmaktan çıkarılıp, görev ilişkisi haline getirilmiştir. Görev ilişkisi mahkemece re'sen davanın her aşamasında nazara alınan ve kamu düzeninden sayılan bir dava şartıdır. Ancak, 6335 sayılı Yasa’nın 38. maddesi uyarınca 6102 sayılı TTK’na eklenen geçici 9. madde ile bu kanunun göreve ilişkin hükümlerinin, bu kanunun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden önce açılan davalarda uygulanmayacağı, bu davaların açıldıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tabi olduğu belirtilmiştir.
Dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın 4. maddesi uyarınca, bu hükümde sayılan mutlak ticari davaların yanısıra her iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgili hususlardan doğan hukuk davaları nispi ticari dava sayılır. Anılan Yasa'nın 5/1. maddesi uyarınca, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine ve tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemeleri tüm ticari davalara bakmakla görevlidir.
28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 3/k bendinde, ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişi "tüketici", 3/1 bendinde ise mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlem "tüketici işlemi" olarak tanımlanmıştır. Aynı kanunun 73/1 Maddesinde tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemelerinin görevli olduğu belirtilmiş. 83/2. maddesinde ise taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olması, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceğine değinilmiştir. HMK'nın 1. maddesinde ise görev hususunun kamu düzenine ilişkin olduğu, mahkemece yargılamanın her aşamasında re'sen gözetileceği düzenlenmiştir.
Somut olayda; davacı sigorta şirketi tarafından sigortalısı olan ...'ın uğradığı zarara ilişkin yapılan ödemeninin rücuen tazminatına ilişkin olduğu değerlendirilmekle; Sigortacının halefiyete dayalı olarak açacağı rücuen tazminat davasında, görevli mahkemenin belirlenmesi konusunda, 22/03/1944 tarih ve 1944/37 Esas 1944/9 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında aynen; "sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle halefiyet davası ticari dava sayılamaz. Bu dava aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa, aynı hak sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur." ilkesi benimsenmiştir. Buna göre; sigortacının halefiyete dayalı olarak açtığı davada, davanın nitelendirmesi yapılırken, davacının sigortalısı ile zarara neden olduğu iddia edilen arasındaki hukuki ilişkiye bakılması gerekir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu’nun 22.03.1944 Tarih E. 37, K. 9, R.G. 3.7.1944 sayılı kararında; "Sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava olmayıp; aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa, aynı hak sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur." rücu davaları açısından görevli mahkemenin belirlenmesinde esas alınması gereken kıstaslara dikkat çekilmiştir.
Bu hali ile somut olayda; davacı sigorta şirketi tarafından "Sarı Panjur Sigorta Poliçesi"kapsamında dava dışı sigortalı ...'ın konutunun sigortalandığı, ilgili sigorta adresinde meydana gelen su basması nedeni ile davalı İZSU Genel Müdürülüğü'ne rucüen tazminat davası açıldığı, su basmasının olduğu adresininin "..." adresi olduğu, iş bu adres yönünden "Sarı Panjur Sigorta Poliçesi" yapıldığı, ilgili adresin konut olarak kullanıldığı, dava dilekçesinde yer alan ve zararın meydana geldiği yer olarak belirtilen yerin konut olarak kullanıldığı, bu hali ile mesleki ve ticari faaliyet yürütülmeyen konutta meydana gelen zarar yönünden tüketici işlemi kapsamında değerlendirme yapılması gerektiği bu nedenle; 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 73. maddesi uyarınca tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğacak uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemesinin görevli kılındığı, belirtilen sebepler dahilinde 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un 3/1-k. maddesi atfiyla aynı Kanun'un 73/1. maddesi uyarınca iş bu davaya bakmaya İzmir Nöbetçi Tüketici Mahkemesi'nin görevli olduğu ve mahkememizin görevli olmadığı anlaşılmakla;davanın görevsizlik nedeni ile 6100 sayılı hmk'nın 114/1-c ve 115/2 maddeleri gereğince usulden reddine,karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:
Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
1- Davanın GÖREVSİZLİK NEDENİ ile 6100 sayılı HMK'nın 114/1-c ve 115/2 maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE,
2- Karar kesinleştiğinde ve talep halinde dosyanın görevli ve yetkili İZMİR NÖBETÇİ TÜKETİCİ MAHKEMESİ'NE GÖNDERİLMESİNE,
3- 6100 sayılı HMK'nın 20. maddesi gereği kararın kesinleşmesinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde dosyanın görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesinin talep edilmemesi halinde iş bi dosya resen ele alınarak Mahkememizce davanın AÇILMAMIŞ SAYILMASINA KARAR VERİLMESİNE,
4- Yargılama giderleri konusunda görevli ve yetkili mahkemece karar verilmesine, davanın açılmamış sayılma şartları oluştuğu takdirde yargılama giderleri konusunda MAHKEMEMİZCE KARAR VERİLMESİNE,
5- Dair taraf vekillerinin yüzlerine karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İzmir Bölge Adliye mahkemeleri nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi.06/06/2024
Katip...
e-imzalı
Hakim...
e-imzalı
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!