WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 21 Haziran 2026

İZMIR 5. ASLIYE TICARET MAHKEMESI

A- A A+

T.C.
İZMİR
5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/85
KARAR NO : 2024/537
DAVA : Tapu İptali Ve Tescil (Satın Almaya Dayalı)
DAVA TARİHİ : 26/01/2022
KARAR TARİHİ : 26/06/2024
Mahkememizde görülmekte olan Tapu İptali Ve Tescil (Satın Almaya Dayalı) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı S.S. ... Pırlanta Konut Yapı Kooperatifi vekili Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesine açmış olduğu davada 26.01.2022 harç tarihli dava dilekçesiyle; müvekkili kooperatifin 14.09.1993 tarih ve 3362 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi ile kuruluşu ilan edilen 25 yıl süreli Konut Yapı Kooperatifi olduğunu, müvekkili kooperatifin ortakların konut ihtiyaçlarını gidermek amacıyla hareket ederek, İzmir İli, Çeşme İlçesi, Şehit Mehmet Mahallesi, 941 Ada, 4 Parsel ile 942 Ada 3 Parsel de kayıtlı taşınmazları satın aldığını, kooperatifin üç kişilik yönetim kurulunun iki üyesi ... ve ... tarafından Kooperatif Genel Kurulunun 28.06.2019 tarihli kararıyla ... ve ... isimli kişilere 21.04.2021 tarihinde ayrı ayrı satılarak tapuda devredildiğini, devrin usulsüz ve yasaya aykırı olduğunu, kooperatif tüzel kişiliğini temsilen hareket eden davalı yöneticilerin görevlerinin gerektirdiği özen ve sorumluluğu yerine getirmeyerek yetkisiz oldukları bir konuda işlem yaptıklarını, bu işleme öncülük eden yönetici ...’ün bu konuda daha önce gelen tekliflere “yönetici olarak kendilerine de açıktan pay verileceğini” belirterek devir işlemine rıza göstermesini istediği ancak tepki gördüğü yönetim kurulu üyesi ...’yı devre dışı bırakarak yanına aldığı 3. Üye ... ile birlikte hareket ederek dürüstlük ve iyi niyet kurallarına aykırı olarak taşınmazı genel kuruldan ve üyelerden gizli olarak devrettiklerini, kooperatifin 20.08.2018 tarihinde sona erdiğini, süresi dolan kooperatifin faaliyetlerine devam edebilmesi için usulüne uygun süre uzatımına gidilmesi veya mahkemeden bu yönde bir karar alınması gerektiğini, K.K m. 42 gereği genel kurulun taşınmaz malların alım ve satımı konusunda alacağı kararda gayrimenkulün alım ve satımında takip edilecek usul ve alınacak gayrimenkulün niteliği, yeri, azami fiyatı ile satılacak gayrimenkulün asgari fiyatının açıkça belirlenmiş olması, bu konuda yönetim kurulunu bağlayacak şekilde açık bir karar alınmış olması gerektiğini, yasal düzenlemenin emredici nitelikte olup, düzenleme dışında alınan kararların yok hükmünde olduğunu, satım işlemine dayanak gösterilen 28.06.2019 tarihli genel kurul kararında satılacak taşınmazlara ilişkin asgari fiyat belirlenmiş olsa da gayrimenkulün satımında takip edilecek usul belirlenmemiş olduğundan kararın geçersiz olduğunu, kooperatife ait taşınmazların K.K m. 42 ye uygun şekilde alınmış bir genel kurul kararı olmadan devredilmesinin Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün kooperatiflere ait taşınmazların satımı konusundaki mevzuat ve genelgelerine de aykırı biçimde yapılan devrin mevzuata da aykırı olduğunu, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün 1163 sayılı K.K’nun açıklanması ve kooperatif taşınmazlarının alım satımında kendi uygulamalarında ortaya çıkabilecek olası sorunlara açıklık getirmek bakımından 27.11.1989 tarih ve 1503 sayılı Genelge ile düzenlemeler yaptığını, kooperatife ait taşınmazların satışı konusunda K.K m. 42 /2/6 bendinde öngörülen hükme uygun olarak alınmış yeni tarihli güncel bir genel kurul kararı bulunmadığı halde bu durumun Çeşme Tapu Müdürlüğünce görmezden gelinerek 28.06.2019 tarihli eski genel kurul kararının dayanak kabul edilerek eski karar için iki yıl sonra Nisan 2021 tarihinde yaptırılan noter tasdikiyle yetinilmesi nedeniyle yapılmış olan devirlerin K.K’nun emredici hükümleri ile Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün bu konudaki suiistimalleri önlemek adına yürürlüğe koyduğu genelgelere aykırılık teşkil ettiğini, davalı iki yönetim kurulu üyesinin kanunun emredici hükümlerine rağmen yetkili olmadıkları konuda kötü niyetli olarak tasarrufta bulunduklarını, bir taraf için aşırı yararlanma sonucu doğuracak derecede piyasa değerinin çok altında bedelle taşınmazların satışının muvazaalı bir işlem olduğunu, satış işleminin hiçbir üyenin haberi olmaksızın 3 yönetim kurulu üyesi tarafından gizli bir şekilde yapıldığını, kooperatifin 32 üyesi bulunduğunu, 15 kişi ile toplanılıp 12 kişi ile karar alındığını, konut yapmak için sahip olduğu tek malvarlığı olan iki taşınmazın birden satılmasında yöneticilerin kendilerinden beklenen özen ve sorumluluğu yerine getirmediklerini, söz konusu taşınmazların satışı ile kooperatif üyelerinin satıştan hisselerine düşen bedel hesaplarına yatırıldıktan sonra genel kurulu toplantıya çağırdıklarını, tapudaki devir işlemi gerçekleştirildikten iki hafta sonra 75.000 TL tapu harcı ve 25.000 TL tutarındaki masraflar adı altında kooperatif banka hesabından toplamda 100.000 TL para çekildiğini, taşınmazları satış işlemi ile devralan kişilerin satışı gerçekleştiren üyelerle birlikte hareket ederek kendi çıkar ve menfaatleri doğrultusunda taşınmazı gerçek fiyatının çok altında m²’si 256 TL bedelle satın alındığını, satılan taşınmazların tüm Türkiye’de değerli taşınmazlar arasında yer alacak bir konumda olduğunu, alınan taşınmazların m²’sinin 1.481,00 TL üzerinden satışa sunulduğunu, taşınmazı satın alan davalıların davalı iki yönetim kurulu üyeleri ile danışıklı olarak kooperatif tüzel kişiliğinin ve üyelerinin açıkça zararlarını bilerek kasten kendilerine çıkar sağlamak amacıyla birlikte hareket ettiklerini, taşınmazlar için bir yıl öncesinde 4.000.000,00 TL teklifler alındığını, ancak bir yıl sonra 3.750.000 TL bedel üzerinden daha düşük fiyata satılmasının kooperatif çıkarlarına aykırı olduğunu, taşınmazı satın alan iki davalı arasında (... – ...) fiili irtibat olduğunu, taraflarca eşit oranda ödenmesi gereken tüm tapu alım satım harçları ile döner sermaye ücretlerinin davalı ... tarafından karşılandığını, davalı ...’ın taşınmazı 21.04.2021 tarihinde 2.550.000,00 TL bedelle alıp, 75.000,00 TL alım satım harcını ödedikten sonra 04.06.2021 tarihinde 2.650.000 TL bedelle ... İnş. A.Ş.’ye sattığını, taşınmazların gerçek değerinin altında satılmış olması durumunda karma sözleşme söz konusu olduğunu ve yöneticilere bağış yapmak konusunda herhangi bir yetki verilmediğinden yetkisiz temsilcilerin üçüncü kişilerle yaptığı her iki satış sözleşmesinin yetkisiz temsil nedeniyle geçersiz olduğunu, müvekkili kooperatife ait İzmir İli, Çeşme İlçesi, Şehit Mehmet Mahallesi, 941 Ada, 4 Parsel ile 942 Ada 3 Parselde kayıtlı taşınmazların kooperatif yöneticileri tarafından diğer davalılar ... ve ...’e yapılan satış işlemlerinin kooperatifin süresinin dolması ve tasfiyeye girmesi gerekirken yöneticilerin yetkisiz olarak satış yapması satışlara dayanak yapılan 28.06.2019 tarihli kooperatif genel kurul kararının K.K m. 42’ye göre aykırı olduğundan geçersiz olduğunu belirterek dava konusu taşınmazların tapu kaydı üzerine tedbir konulmasına, ayrıca davalılardan ... ile ...’ün mal varlıkları üzerine tedbir konulmasına, taşınmazların devir işlemlerinin iptaline, yeniden kooperatif adına tesciline, tescili mümkün olmadığı takdirde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 20.000 TL nin tapudaki işlem tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 26.01.2022 tarihli ara kararla davacının ihtiyati tedbir talebinin kabulüne, dava konusu İzmir İli, Çeşme İlçesi, Şehit Mehmet Mahallesi, 941 Ada, 4 Parsel ile 942 Ada 3 Parsel de kayıtlı taşınmazların davalılar adına kayıtlı hisseleri üzerine 3. Kişilere devrinin önlenmesi yönünde dava değerinin % 100’ü miktarında teminat yatırılması halinde ihtiyati tedbir talebinin kabulü yönünde karar verildiği, mahkememizce 05.04.2023 tarihli ön inceleme duruşmasında HMK m. 391/2 gereğince davacının eksik harcı tamamlamasıyla birlikte tedbirin devamını talep ediyorsa dava değeri üzerinden % 10 teminat miktarı olan 375.000 TL yi yatırması halinde tedbirin devamına karar verilmiş ve süresi içerisinde davacı 02.05.2023 tarihinde eksik olan teminat tutarı olan 355.000 TL yi yatırarak tedbirin uygulanmasını sağlamıştır.
Davalı ... vekili Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu 17.02.2022 tarihli cevap dilekçesinde; usule ilişkin olarak dava değerinin 3.656.448 TL olduğunu, ancak 20.000 TL gösterilerek bu bedel üzerinden harç ve ihtiyati tedbire ilişkin teminat yatırıldığını, HK m. 32 gereği öncelikle eksik harcın tamamlattırılması gerektiğini, müvekkilinin eşi ile emlak komisyonculuğu işi yaptığını, müvekkili ile taşınmaz malikinin bitişik maliki ... namlı kişinin oğlu ... isimli şahsın müvekkilinin eşine dava konusu taşınmazlardan 492 Ada, 3 parseldeki taşınmazın kooperatif tarafından satılmak istendiğini söylediğini, bunun üzerine kooperatif başkanı ... ile 941 Ada 4 parsel de kayıtlı taşınmazın satışı hususunda başkaları ile anlaştıklarını, küçük parsel için anlaşıldığı takdirde satışının yapılabileceği konusunda görüştüklerini, tarafların anlaşması üzerine 492 Ada 3 parselde kayıtlı taşınmazın m²si 256,3 TL olmak üzere 1.200.000,00 TL ve tapu masrafları karşılanmak üzere satın alındığını, Çeşme Tapu Sicil Müdürlüğünde işlem yapıldığı tarihte tapu müdürlüğü yetkilileri İzmir Ticaret Sicil Müdürlüğünden satıcı kooperatifi temsile yetkili kişilerin sorgulaması yapıldıktan sonra, yetkide sorun olmadığı, belgelerin eksiksiz olduğu tespiti ile Çeşme Tarım Müdürlüğünün onayı da alındıktan sonra satış işleminin gerçekleştiğini, davacının dürüstlük kuralını ihlal ederek bu davayı açtığını, iddialarının gerçeği yansıtmadığını, Mart 2020 tarihinden sonra pandemi nedeniyle Kooperatif Genel Kurullarının yapılmasının yasaklandığını, kooperatif genel kurulunun 28.06.2019 tarihinde toplandığını, toplantıda seçilmiş yetkili yönetim kuruluna kooperatif taşınmazlarının m² nin asgari 80 TL üzerinden satılması için yetki verildiğini, hiçbir kooperatif üyesinin genel kurulun iptali için dava açmadıklarını, alınan kararların kesinleştiğini, Genel Kurul kararından 22 ay sonra kooperatife yetkili kişilerin müvekkiline dava konusu taşınmazın m²sini genel kurulca yönetime verilen asgari değerin 3,2 katı değer üzerinden satışını gerçekleştirdiklerini, satışın üzerinden 10 ay geçtikten sonra kooperatif adına dava açıldığını belirterek davanın kötü niyetli olarak açıldığından davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılardan ... ile ... vekili Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesine sundukları 28.02.2023 tarihli cevap dilekçelerinde; öncelikle davanın kooperatif merkezinin İzmir olması nedeniyle genel yetkili mahkemenin İzmir Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğundan davanın görev ve yetki yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkillerinin tüm iş ve işlemleri davacı adına yaptıklarını, KK m. 98 ve K.K m. 59’a göre yönetim kurulu üyelerinin kooperatifi temsil ettiğini, verecekleri herhangi bir zarardan kooperatifin sorumlu olduğunu, davacının müvekkillerine karşı dava açmasının yersiz olduğunu, davanın husumet yönünden reddinin gerektiğini, müvekkillerinin kooperatif genel kurul kararı ile m²’si 80 TL den satımına karar verilen iki taşınmazdan 941 ada, 4 parselde bulunan taşınmazı m²’si 265,55 TL den 942 Ada 3 parselde bulunan taşınmazı m²’si 256,33 TL den sattıklarını, davacının tüm hesapları bildiğini, dağıtılan paraların belli olduğunu, davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasının yasaya aykırı olduğunu, davacının davasını 3.750.000 TL’ye ıslah etmesi ve eksik harcı tamamlaması gerektiğini, aksi takdirde dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, mahkemece verilen tedbir talebinin taşınmazların gerçek değeri üzerinden teminat yatırıldığında verilmesi gerektiğini, verilen tedbir kararını kabul etmediklerini, müvekkilinin eski yöneticisi olduğu davacı kooperatifin 28.06.2019 tarihli aldığı genel kurul kararı gereği sit alanında kalan kooperatife ait tarla vasfındaki taşınmazı usul ve yasaya uygun şekilde sattığını, genel kurulda belirlenen asgari ücretin yaklaşık dört katı üstünde yapılan satışta rayiç bedelin altında satış yapıldığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, 32 ortaktan oluşan kooperatifin üyelerinden bir tanesinin bile satış kararının usulsüzlüğüne ilişkin dava açmadıklarını, müvekkillerinin satışı davacı adına gerçekleştirdiklerini, kooperatifin süreli olmasının yapılan işlemlere engel teşkil etmediğini, araya pandeminin girmesiyle tüm toplantıların iptal edildiğini, toplantı yapabilme zamanı geldiğinde genel kurul yapıldığını ve kooperatifin süresinin uzatıldığını, bu halde yetkisiz temsilden söz edilemeyeceğini, genel kurulun yasaklandığı, süresi uzatılamayan kooperatifin öngörülen süresinin dolması halinde tasfiye sürecinin başlayacağını, tasfiyenin öncelikli amacının kooperatifin malvarlığını satıp borçlarını ödememesi, kalan paranın ortaklara dağıtılması olduğunu, satışı yapılan taşınmazların sit alanında olup, tarla vasfı taşıdıklarını, yıllardır satılmaya çalışıldığını ancak satılamadığını, masraflar için çekilen 100.000 TL nin nereye harcandığının belli olmadığına ilişkin beyanların doğru olmadığını, genel kurula masraf listesi sunulduğunu, ibrasının alındığını, detaylarının liste haline getirilip imza altına alındığını, masraflardan müvekkili ...’ün halen 4.779,99 TL alacağı bulunduğunu belirterek davanın öncelikle yetki yönünden reddine, eksik harcın davacı tarafça tamamlanmasına, tedbir kararının kaldırılmasına, davanın esas ve usul yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... vekili 03.03.2022 tarihli cevap dilekçesinde; öncelikle davanın görev yönünden reddi gerektiğini, davanın ticaret mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemesinde açılması gerektiğini, davanın İzmir Ticaret Mahkemelerinde açılması gerektiğini, dava değerinin eksik gösterilerek eksik harç ödendiğini, düşük teminat ödenerek tedbir talep edildiğini, harcın tamamlattırılması için davacıya süre verilmesi gerektiğini, davacının kooperatifin tüzel kişiliğinin sona erdiği iddiasının kabul edilmesi halinde davacının dava ehliyeti bulunmadığından davanın sıfat yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, K.K m. 53’e göre 2019 genel kurulu hakkında bir ay içinde dava açılmadığı için genel kurul kararına dayalı işlemin yolsuz olduğu yönündeki iddianın iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu, genel kurul kararı tescil ve ilan edilmiş olduğundan kooperatif tüzel kişiliğinin devam ettiğini, KK m. 98 e göre kooperatifler hakkında TTK’nın anonim şirketlere ilişkin hükümlerinin uygulanacağını, kooperatifin 25 yıllık süresinin 2018 yılında dolmuş olduğu belirtilse de kooperatifin 2019 yılında genel kurul toplantısını tescil ve ilan ettirerek bakanlığa gönderdiğini, genel kurulca 2 adet arsanın satışına karar verildiğini, kooperatifin belirsiz süreli hale geldiğini ve tasfiye sürecinden söz edilemeyeceğini, tapu idaresinde davaya konu işlemler yapılırken Tapu Sicil Müdürlüğü tarafından kooperatifin tasfiye halinde olup, olmadığı, genel kurul kararının tescil ile ilan edilip edilmediğinin incelendiğini, satış işleminin genel kurulda alınan kararın 3 katı fiyata gerçekleştiğini, müvekkilinin taşınmazın devrinde usule ve yasaya aykırı bir durum olmadığının anlaşılması ile taşınmazı bedelini ödeyerek satın aldığını belirterek davanın öncelikle görev yönünden reddine, ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, eksik harç ve masrafların tamamlattırılmasına, davanın esas yönünden de reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... Yatırım. İnş. A.Ş. vekili 07.09.2022 tarihli cevap dilekçesinde; görevli ve yetkili mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, davacının iddiasına göre kooperatif süresinin sona ermesiyle davacının davada sıfatı bulunmayacağından sıfat yokluğu nedeniyle de davanın reddi gerektiğini, müvekkili şirketin Ankara Ticaret Sicil Gazetesinde kayıtlı şirket olduğunu, müvekkilinin davacı ve taşınmazı devir aldığı davalıyı tanımadığını, müvekkilinin dava açıldıktan kendisine tebligat yapıldıktan sonra davacı ve diğer davalılar ile olaya ilişkin bilgi sahibi olduğunu, müvekkilinin dava konusu taşınmazı (941 ada 4 parsel) tapuda adına kayıtlı bulunan ... isimli kişiden yatırım yapmak amacıyla satın aldığını, müvekkilinin taşınmazın kendisine devrinden önceki silsile ve işlemlerden haberinin olmadığını, TMK m. 1023’de tapu kütüğündeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur maddesinin yer aldığını, müvekkilinin mülkiyet hakkının kazanımına engel bir hususun varlığından bir haber olduğunu, müvekkilinin iyi niyet kuralları çerçevesinde devraldığı taşınmaz için davacının taleplerinin reddinin gerektiğini, müvekkilinin davacı ve davalılar ile hiçbir bağlantısının bulunmadığını, müvekkilinin tapu siciline güven ilkesi gereği iyiniyetli üçüncü kişi vasfında olduğundan müvekkilinin haklarının korunması gerektiğini, müvekkili adına kayıtlı bulunan taşınmaz üzerine konulan ihtiyati tedbirin hukuken dayanaksız olduğunu, öncelikle müvekkilinin maliki bulunduğu 941 ada 4 parsel üzerine konulan ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, iyiniyetli üçüncü kişi vasfında bulunan müvekkili şirket aleyhine açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili ... Yatırım İnşaat A.Ş.’nin cevap dilekçesine karşı vermiş olduğu 04.10.2022 tarihli replik dilekçesinde; K.K m. 42 de kooperatife ait taşınmazların alım ve satımına ilişkin usul ve esasların düzenlendiğini, genel kurulun taşınmaz malların alım ve satımı konusunda alacağı kararda gayrimenkul alım ve satımında takip edilecek usul ve alınacak gayrimenkulün niteliği, yeri, azami fiyatı, asgari fiyatı …. gibi hususların belirlenmiş olması gerektiğini, düzenlemede yer alan esasları karşılamayan genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunu, yapılan tüm tasarruf işlemlerinin hukuken geçersiz olduğunu, Yargıtay HGK’nun kararlarında da yer aldığı üzere usulüne uygun bir genel kurul kararı olmaksızın yapılan taşınmaz satışının üçüncü kişiler yönünden de geçerli olmayacağının açıkça ifade edildiğini, tapuda yapılan devir ve tescil işleminin silsileye dahil tüm taraflar yönünden yolsuz bir tescil olduğunu, bu işlemde iyi niyet aranamayacağını, iyi niyetle davaya konu taşınmazı devralan ... İnş. A.Ş.’nin piyasa rayiçlerinin çok altında bir değerle satın alınan taşınmazla ilgili araştırma yapmamasının iyi niyetle bağdaşmadığını, taşınmazın muvazaalı bir şekilde devralınmış olduğundan tüm satışların geçersiz olduğundan davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... Yatırım İnş. A.Ş. vekili 24.10.2022 tarihli ikinci cevap dilekçesinde; önceki talep ve beyanlarını tekrarla müvekkilinin kendi üzerine düşen dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirdiğini belirterek müvekkili aleyhine açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan yargılamada 13.12.2022 tarihli ... Esas – ... Karar sayılı kararla davanın kooperatif genel kurul kararı işleminden kaynaklanan tapu iptali ve tescil işlemine ilişkin olduğu, 1163 sayılı K.K m. 99’da davanın ticari dava sayıldığından mahkemenin görevsiz olduğu, görevli mahkemenin İzmir Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğundan bahisle görevsizlik kararı vermiş, verilen kararın taraflara tebliği ve tarafların istinaf etmemesi üzerine 18.01.2023 tarihinde kararın kesinleştiği, davacı vekilinin süresinde verdiği tahrik dilekçesiyle dosya İzmir Hukuk Mahkemeleri Tevzi Bürosuna gönderilerek mahkememizin ... Esas sırasına tevzi edilmiştir.
Dava; davacı kooperatifin davalı yönetim kurulu üyeleri ile taşınmazın satışına aracılık yapan ... ve ... ile dava konusu taşınmazı satın alan ... A.Ş. aleyhine açılan muvazaalı işlemin iptali ve yöneticilerin sorumluluğuna ilişkin davadır.
Tarafların delilleri toplanmış ve değerlendirilmiştir.
Tapu kayıtları, 28.06.2019 tarihli Kooperatif Genel Kurul Kararı, Çeşme Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ... soruşturma sayılı dosyası, Çeşme Asliye Hukuk Mahkemesinin ... Esas sayılı incelenmiş ve değerlendirilmiştir.
Harçlar Kanunu gereğince taşınmazların toplam satış değeri olan 3.656.448,00 TL dava değeri üzerinden alınması gerekli 62.443,00 TL harçtan dava açılışında yatırılan 341,55 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 62.101,44 TL peşin harcın 492 sayılı Harçlar Kanunu m. 27, 28 ve 30 gereğince tamamlanmasına, aksi halde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verileceği ihtar edilmesiyle davacı tarafından 02.05.2023 tarihinde süresi içerisinde harç eksikliği tamamlanmıştır.
Davacı taraf lehine verilen 26.01.2022 tarihli tedbir kararında yatırılan teminatın dava değerinin %100’ü olarak 20.000,00 TL teminat alınarak uygulanmasına karar verilmiş ise de; HMK m. 391/2 gereğince davacının eksik harcı tamamlamasıyla birlikte tedbirin devamını talep ediyorsa bu dava değeri üzerinden % 10 teminat miktarı olan 365.644,8‬0 TL’yi yatırması halinde tedbirin devamına, aksi halde tedbir kararının kaldırılacağının ihtar edilmesiyle davacı tarafından 02.05.2023 tarihinde süresi içerisinde teminat tutarı olan 375.000,00 TL tamamlanmış olup, tedbir devam etmiştir.
Davacı tarafa kooperatifin devamına ilişkin genel kurul kararı ile davanın açılmasına ilişkin alınan genel kurul kararını ibraz etmesi için süre verilmesiyle davacı taraf 11.12.2021 tarihli genel kurul kararını ibraz ettiği, bu genel kurul kararında davanın açılmasına ilişkin yönetim kuruluna yetki verildiği belirlenmiştir.
Mahkememizce taşınmaz başında 26.10.2023 tarihinde keşif yapılmış, davacı ve davalı tanıkları dinlenmiştir. Dinlenen davacı tanıkları; dava konusu olan iki taşınmazın imara açık olduğunu, kooperatifin 1991 yılında kurulduğunu, ancak 1992 yılında Çeşme Bölgesinde sit alanı ilan edilmesi nedeniyle inşaatların durdurulduğunu, bu nedenle kooperatifin önceki 2,3 genel kurulda bu taşınmazları satmaya karar verdiğini, fakat Türkiye de ki enflasyon nedeniyle taşınmaz değerlerinin genel kurul kararlarından sonra arttığını, fiyatların düşük kaldığını, satış yapan yönetim kurulu üyelerinin düşük bedelle (... ve ...’ün) taşınmazları sattığını, 21.04.2021 tarihinde ¼ bedeline taşınmazların satıldığını, taşınmazı öncelikle ...’in satın aldığını, 941 ada 4 parseli de ...’ın satın aldığını ve daha sonra ... AŞ ye sattığını, taşınmazların 3.200.000 TL bedel ile satıldığını beyan etmişlerdir.
Dinlenen davalı tanıkları beyanlarında; 942 ada 3 parseldeki taşınmazın 150.000 USD karşılığı ...’in satın aldığını, kooperatif yöneticilerine açıktan 100.000 er TL para verildiğini duymadıklarını beyan etmişlerdir.
Mahkememizce yapılan keşifte hazır bulunan bilirkişilerin 05.02.2024 tarihli hazırladıkları raporda; dava konusu taşınmazların İzmir Çeşme 941 ada 4 parsel ve 942 ada 3 parsel olduğunu, 941 ada 4 parselin ... Yatırım AŞ ye 21.04.2021 tarihinden önce ...’a sonra 04.06.2021 tarihinde ... Yatırım AŞ ye, 942 ada 3 parselin ise 23.06.2021 tarihinde ...’e satıldığı, her iki taşınmazın emsal karşılaştırma yöntemiyle yaptıkları incelemede 941 ada 4 parselin21.04.2021 tarihi itibariyle 4.090.695 TL, 04.06.2021 devir tarihi itibariyle 4.421.599 TL dava tarihi 26.01.2022 tarihi itibariyle ise 7.190.789 TL olduğu, 942 ada 3 parselin ise satış tarihi olan 21.04.2021 tarihi itibariyle 1.994.357 TL, dava tarihi 26.01.2022 tarihi itibariyle ise 3.505.762 TL olduğu, kooperatife ait taşınmazların % 40 daha ucuza satıldığı, davacının davayı terditli olarak açtığı, devir işleminin iptalini ve taşınmazın davacı kooperatif adına kayıtlanmasını istediği, bunun olmaması durumunda ise şimdilik 20.000 TL nin işleyecek faizi ile davalılardan müteselsilen tahsilini talep ettiği, kooperatifin satış işleminin 28.06.2019 tarihli genel kurulda 32 üyenini 15 inin katılımı ve 12 üyenin kabul oyu ile m² si 80 TL den satılması yönünde oy çokluğu ile karar verildiği, K.K m. 42/6 da genel kurulun gayrimenkul alım / satımında izlenecek usul ve azami fiyat ile asgari fiyatı belirleme yetkisinin bulunduğu, kooperatifin 28.06.2019 tarihli genel kurulunda 32 üyeninin 15 inin katıldığı ve 12 üyenin kabul ettiği m² sinin 80 TL olarak satılmasına ilişkin kararda izlenecek usule ilişkin bir yol bulunmadığı, bu toplantıda Koop. K. m. 45/3 de yer alan ortakların en az ¼ ünün hazır bulunduğu ve karar aldığı, toplantı ve karar yeter sayısının yeterli olduğu, Koop. K. m.51/2 de yer alan 2/3 çoğunluğunun da sağlandığı, % 80 kabul oyunun verildiği, satış değerinin m² si 80 TL olarak belirlenmesine rağmen bu değerin üstünde 256,30 TL den ancak, rayiç değerin altında satıldığı, Koop. K. M. 62 ye göre yönetim kurulu üyelerinin gereken titizlik ve gayreti sarf etmesi gerektiği, 1163 sayılı Kanun m. 98 atfı ile Anonim Şirkete ait hükümlerin uygulanması gerektiği, TTK m. 553 e göre yönetim kurulu üyelerinin kusurlarıyla verdikleri zararlardan sorumlu oldukları, bu sorumluluğun kusura dayalı olduğu, TTK m. 336 da yönetim kurulu üyelerinin ortaklık pay sahiplerine karşı sorumlu olarak düzenlendiği, TTK m. 340 maddesinin TTK m. 309 a atfı nedeniyle ortaklığın uğradığı zarar nedeniyle pay sahiplerinin dava açabileceği, Koop Kanunu m. 62 de TTK m. 369 a benzer şekilde yönetim kurulu üyelerinin özenle bağlılık yükümlülüklerini düzenlediği, kooperatifin uğradığı bir zarar var ise bu zararın tazmini için sorumluluk davası açılabileceği, zararın kooperatife ödenmesi gerektiği ( TTK m. 555/1f ) zararın ortaya çıkmış olmasının şart olduğu, şirket / kooperatif yönetim kurulu üyelerinin TTK m. 553/1f gereğince kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal etmeleri nedeniyle zarardan sorumluluklarının bulunduğu, bu zararın gerçekleşmesinde kusurlarının mevcut olduğu tespit edildiği, Yönetim kurulu üyelerinin sebep oldukları doğrudan ve dolaylı zararların tespitinde doğrudan zararda davacıların tazminatın kendilerine ödenmesini talep ettiği, dolaylı zararda ise tazminatın şirkete / kooperatife ödenmesi talepli dava açıldığı, somut olayda da 21.04.2021 devir tarihinde 2.424.021,95 TL zararın kooperatif adına doğduğunun belirlendiği, bu zarardan yönetim kurulu üyelerinin doğrudan sorumlu olduğu belirtilmiştir.
Bu rapora karşı davacı vekilinin 26.02.2024 tarihli beyan dilekçesinde; bilirkişi raporundaki tespitlere katılmadıklarını, doğru bir değerlendirme yapılmadığını, rayiç değerlerin doğru tespit edilmediğini, % 40 rayiç değerden düşük olmasını kabul etmediklerini, bu taşınmazın çok değerli bir koyda bulunduğunu, değerinin 2 -3 kat arttığını belirterek ek rapor alınmasını ya da yeni bir heyetten rapor alınmasını talep etmiştir.
Bu rapora karşı davalı ... vekilinin 26.02.2024 tarihli beyan dilekçesinde; taşınmazların değerlerinin yüksek belirlendiğini, bu tespitin doğru olmadığını, taşınmazların 3. Derecede sit alanında bulunduğunu belirterek yeni bir heyetten rapor alınmasını talep etmiştir.
Bu rapora karşı davalı ... vekilinin 25.02.2024 tarihli beyan dilekçesinde; taşınmazların etrafında bazı yapılaşmalar bulunduğunun keşif sırasında tespit edildiğini, ancak bu taşınmazlar hakkında yıkım kararı bulunduğunu belirterek eksik inceleme nedeniyle ek rapor alınmasını talep etmiştir.
Bu rapora karşı ... ve ... vekilinin 23.02.2024 tarihli beyan dilekçesinde; bilirkişi heyetinin ön yargılı olduğunu, objektif kriterlerden uzak rapor hazırladıklarını, satış tarihi itibariyle taşınmazların değerini çok yüksek gösterdiklerini, emsallerin doğru belirlenmediğini, yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınmasını talep ettiklerini belirtmişlerdir.
Mahkememizce yapılan inceleme ve toplanan delillere göre;
Sorumluluk davasının davacısı, TTK m. 553'te sınırlı olarak sayılmıştır. Söz konusu maddeye göre kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde; “hem şirkete, hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar (TTKm. 553/1f”. Kanun hükmünden de anlaşılacağı üzere bu davayı yalnızca üç kişi açabilecektir.
(1) Şirket, (2) Her Bir Pay Sahibi, (3) Alacaklılar.
TTK 553. Maddesinde diğer sorumluluk sebeplerine nazaran yönetim kurulu üyelerinin kusurları ile verdikleri zararlardan sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Maddede açıkça ifade edildiği üzere sorumluluk kusura dayalıdır. Kusur kavramı, bir kimsenin hukuka aykırı davranışı bakımından ortaya çıkan sonucun istenilmesi (kasıt) veya sonucun arzu edilmemiş olmasına rağmen hukuka aykırı davranıştan kaçınmama hali (ihmal) şeklinde tanımlanmaktadır. Anonim şirket yönetim kurulu üyeleri bakımından kusur sorumluluğunun ön plana çıkarılmasının nedeni, TTK m. 369'da düzenlenen özen ve bağlılık yükümlülüğüdür. Zira hükümde, yönetim kurulu üyelerinin görevlerini ifa ederken, tedbirli bir yöneticinin özeniyle hareket etmeleri gerektiği ve şirket menfaatlerini de dürüstlük kuralına uygun bir şekilde gözetmeleri öngörülmektedir. Ancak kusurun derecesi önem arz etmemekte, hafif ihmal dahi sorumluluğun doğumu için yeterli sayılmaktadır Bu da haliyle kasıt ve ihmalin yanı sıra dikkatsizlik sebebiyle dahi meydana gelen zararlardan sorumluluk doğurabilecektir.
TTK m. 336'da açıkça yönetim kurulu üyelerinin ortaklık pay sahiplerine karşı sorumlu olduğu düzenlenmiştir. TTK 340. Maddesinin TTK 309'a atfı ile de ortaklığın uğradığı zarar nedeniyle pay sahiplerinin dava açabileceği hüküm altına alınmıştır. Amaç tüzel kişiliği korumaktır. Bu davanın açılması için ortaklık kararına gerek yoktur.
Yönetim kurulu üyelerinin kusura dayanan bu sorumluluğu büyük ölçüde özen ve bağlılık yükümlülüğünün (m. 369) ihlâlinden kaynaklanır. Yönetim kurulu üyeleri ile şirket arasında akdi bir ilişki vardır ve sorumluluk davası bu akdi ilişkinin ihlâli sonucunda ortaya çıkmaktadır. Burada sorumluluk, yönetim kurulunun kurul olarak, kolektif sorumluluğu şeklinde değil, kusurlu olan yönetim kurulu üyelerinin TTK m. 557/1 düzenlemesi çerçevesinde bireysel sorumluluğu şeklindedir. Söz konusu sorumluluk açısından yönetim kurulu üyelerinin ortak olması ya da dışarıdan atanması arasında fark bulunmamaktadır.
Her pay sahibi gerek doğrudan gerek dolayısıyla zararlarının tazmini için sorumluluk davası açma hakkını haizdir. Bu davada pay sahipleri, tazminatın doğrudan zararları halinde kendilerine, dolayısıyla zararları halinde ise şirkete ödenmesini talep edebilirler. Zira TTK'nın 555/1. maddesinde yer alan “Şirketin uğradığı zararın tazminini, şirket ve her bir pay sahibi isteyebilir. Pay sahipleri tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebilirler” düzenlemesi ile şirketin zararı şeklinde ortaya çıkan pay sahiplerinin dolayısıyla zararının şirkete ödenmesinin talep edilebileceği açıkça belirtilmiştir. Pay sahiplerinin ya da alacaklıların kendi malvarlıklarındaki azalma şeklinde ortaya çıkan doğrudan zararlarının ise kendilerine ödenmesi için dava açabilmeleri TTK m. 553/1'de yer alan “hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar” ifadesinin sonucudur. Zira söz konusu düzenlemede “verdikleri zarardan” ibaresi ile kastedilen doğrudan zarardır.
A.Ş kurucularının, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının TTK m 553/1 hükmü kapsamında kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal etmek suretiyle şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara vermiş oldukları zarardan ötürü hukuki sorumlulukları bulunmaktadır. Benzer bir sorumluluk TTK m. 644 hükmü gereğince limitet şirket müdürleri içinde düzenlenmiştir.
Hükmün değerlendirilmesinde ilk olarak tespit edilmesi gereken husus, sorumluluğun ortaya çıkış nedenidir. Hükümde bu husus, kanun ve (veya) esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerin ihlal edilmesi şeklinde ifade edilmiştir. Ancak sorumluluğun doğabilmesi için yükümlülüklerin ihlalinin ilgililerin kusurlarıyla gerçekleşmesi ve bu sebeple de bir zararın oluşması da şarttır. Zarar ortada yoksa yalnızca yükümlülüklerini ihlal eden yöneticilerin sorumluluğuna gidilebilmesi mümkün değildir. Diğer bir ifadeyle hukuki sorumluluğun doğması ve tazminat müeyyidesinin ortaya çıkması, tazminat şartlarının birlikte gerçekleşmesiyle söz konusu olacaktır (TTK m.555/1).
Sorumluluk davasında davacıların talep ettiği husus, sorumlu konumunda bulunan yönetim kurulu üyelerinden sebep oldukları doğrudan veya dolaylı zararın tazminidir. Diğer bir ifadeyle sorumluluk davasının ön şartını, zarar oluşturmaktadır. TTK m.553/1 hükmünde düzenlen yöneticilerin sorumlu oldukları zarar bakımından, ikili bir ayrım söz konusudur. Doğrudan zarar- dolaylı zarar. Bu çerçevede doğrudan zararları söz konusu olan davacılar (anonim şirketin kendisi, pay sahipleri, şirket alacaklıları) tazminatın kendilerine ödenmesini talep etmekte; dolaylı zararları, diğer bir ifadeyle şirketin zararı bakımından ise (bu durumda pay sahipleri ve şirket alacaklıları davacı olacaktır), tazminatın şirkete ödenmesi talepli dava açmakladır. Bu durumda davacıların, doğrudan veya dolaylı zararlarını, 6335 sayıl yasa ilc yapılan değişiklik sonucu yönetim kurulu üyelerinin kusurunu ve hukuka aykırı işlem veya eylem ile bu işlem veya eylem ile ortaya çıkan zararın bağlantısını, yani nedensellik bağını ispat etmesi gerekmektedir.
Sorumluluk hukuku bakımından tazminat talebinin sonuç doğurabilmesi, zararın ortaya çıkmış olması şartına bağlıdır. Diğer ifadeyle şirketin, pay sahiplerinin veya alacaklıların herhangi bir zararı yoksa yönetim kurulu üyelerinin kanundan veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal etmiş olmaları, tek başına bir tazminat sonucunu doğurmayacaktır. Bu bakımından zararın doğması ve karşılığının tazminat şeklinde talep edilebilmesi, zararın ispatını da önemli kılmaktadır.
Zarar, zarar görenin zarara sebep olan olay dolayısıyla malvarlığının mevcut durumu ile zarar doğuran eylem gerçekleşemeseydi bürüneceği durum arasındaki fark olarak nitelendirilebilir. Bu fark malvarlığında somut bir eksilmeyle kendisini gösterebileceği gibi, ileride meydana gelebilecek bir artışın engellenmesi veya pasifin artması şeklinde de ortaya çıkabilir. Burada önemli olan zararın zarar görenin iradesinden bağımsız olarak doğmasıdır. Yöneticilerin hukuki sorumluluğu bakımından doğan zarar bakımından da bu husus geçerlidir. Burada zararın kapsamı, doğrudan ve dolaylı zarar ayrımı çerçevesinde ele alınmaktadır. Ancak bu ayrım, Zarar görenin yalnızca pay sahibi ve şirket alacaklısı olması durumu için önem arz eder; zira şirketin zararı bakımından yalnızca doğrudan zarardan söz edilmektedir. Zarar görene izafeten yapılan doğrudan-dolaylı zarar ayrımı yerine, şirketin zararı / pay sahibinin ve şirket alacaklılarının zararı şeklinde bir ayrım yapılması daha yerindedir. Zira şirketin zararının şirket veya diğerleri tarafından dava edilecek olması farklı bir konudur. Dolaylı zarar, şirketin zararının pay sahipleri ve şirket alacaklıları tarafından dava edilmesi halinde, tazminatın şirkete ödenecek olmasıyla ilgilidir.
Şirketin zararı veya pay sahipleri ile alacaklıların zararı olsun, doğrudan zarar oluştuğu durumda, yönetim kurulu üyelerinin kusurlu oldukları eylem veya işlem nedeniyle şirketin, pay sahiplerinin veya şirket alacaklılarının bizatihi malvarlıklarında eksilme meydana gelmektedir. Diğer bir ifadeyle, doğrudan bu kimselerin malvarlığında bir azalma veya kardan yoksunluk hali meydana gelir ve yöneticilerin sorumluluğunun doğabilmesi için de yöneticilerin hukuka aykırı işlem veya fiillerinin zarara neden olması gerekmektedir.
Doğrudan zarar bakımından, zararın kimin malvarlığında oluştuğu hususu, zararın meydana geldiği anda özellik arz eder. Söz gelimi, yönetim kurulu üyelerinin kusurlu işlemi neticesinde bir zarar doğmuş; ancak bu zarar doğduğu an itibariyle şirketin malvarlığında bir azalmaya sebebiyet vermeyip, alacaklıların zararını doğurmuşsa, burada alacaklının doğrudan zararından söz edilecektir. Buna karşılık tersi ihtimalde, yani şirketin zararının doğduğu; ancak alacaklının o an itibariyle alacağını tahsil etme anlamında bir riski veya somut bir zararı söz konusu değilse, bu durumda alacaklının doğrudan (ve de dolaylı) bir zararından artık söz edilemez. Haliyle de böyle bir ihtimalde, alacaklının sorumluluk davası açabilmesine kanun koyucu cevaz vermemektedir (TTK m.555, m.556). Kaldı ki zaten alacaklının dolaylı zarara ilişkin dava açabilmesi de şirketin iflası halinde iflas idaresinin sorumluluk davası açılmaması ihtimalinde geçerlidir (TTK m.556/2). Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu işlem veya eylemleriyle ortaya çıkan doğrudan zarar, çoğunlukla şirketin malvarlığında oluşmakta; bu ise pay sahipleri veya alacaklıların daha ziyade dolaylı (yansıma) zararına sebep olmaktadır. Nitekim şirketin zararı söz konusu olmadıkça, pay sahiplerinin ve alacaklıların dolaylı zararı da oluşmaz.
Dolaylı zarar bakımından ise, yönetim kurulu üyelerinin kanun veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal etmeleri neticesinde, şirketin malvarlığında oluşan zarar dolayısıyla, pay sahipleri veya alacaklıların malvarlığına yansıyan zarar olarak tanımlanmaktadır. Bu sebeple, TTK m.553/1 anlamında yöneticilerin şirketin dolaylı zararını doğurabilecek bir işlem veya eylemde bulunmaları mümkün değildir. Zira yönetim kurulu üyelerinin şirket dışındaki kişilere vermiş oldukları zarar neticesinde, şirket açısından da yansıma yoluyla doğan bir dolaylı zarara sebep olabilmeleri, anonim şirket hukuku prensipleri çerçevesinde mümkün görünmemektedir. Fakat bu husus, şirketin temsil organı olması sebebiyle üçüncü kişileri zarara uğratan yönetim kurulunun, şirketin zararına sebep olmayacağı anlamına gelmemelidir.
Dolaylı zararda önemli olan, ortaya çıkan zararın aslında çoğu kez şirketin zararı olduğu ve bu sebeple de pay sahibi veya şirket alacaklıları hükmedilecek tazminatın şirkete ödenmesini talep etmek zorunda olmalarıdır. Örneğin şirketin malvarlığında yaşanan azalma şirket zararını oluşturmaktayken; şirketin bu zararı nedeniyle elde edeceği kâr payı oranı azalan pay sahipleriyle alacağının tamamını tahsil edememe riski taşıyan alacaklılar bakımından işe dolaylı zarar teşkil etmektedir. Bu sebeple kanun koyucu, pay sahipleri ve şirket alacaklılarının talep edecekleri tazminatın şirkete ödenmesi koşuluyla dava edebileceğini düzenlemiştir. Zira burada zarar şirket bünyesinde somutlaştığından, pay sahiplerinin veya şirket alacaklılarının malvarlığına henüz sirayet etmemektedir, Şayet şirketin zararı tazmin edilmişse, artık alacaklıların ve pay sahiplerin dolaylı zararı da ortadan kalkar. Sorumluluk davalarında tazminatın koşullarından bir diğeri ve dolayısıyla da açılan bir sorumluluk davasında ispat edilmesi gereken başka bir unsur da kanuna veya esas sözleşmeye aykırılık taşıyan yönetim kurulu üyelerinin işlem veya eylemlerinin mevcut olmasıdır.
Yönetim kurulu üyelerinin kanundan ve esas sözleşemeden doğan yükümlülüklerini ihlal ederek bir zarara sebep olmalarının tazminat sorumluluğunu doğurabilmesinde, zararın ihlali oluşturan işlem veya fiilden ötürü gerçekleşmesi gerekmektedir. Yani zarar, yönetim kurulu üyesini işlem veya eyleminde kaynaklanmalıdır. Zararın tespitinde uygun illiyet bağı kavramı geliştirilmiştir. Buna göre bir zararın, zarara sebep olan kişinin hukuka aykırı işlemi veya eylemi neticesinde doğduğunun tespiti için o işlem veya eylemin, olayların olağan akışı ve hayat tecrübeleri ışığında böyle bir zararı doğurmaya elverişli olduğu belirlenmelidir. Esas olan sübjektif bir değerlendirme değil, objektif olarak o hukuka aykırı işlem veya fiille meydana gelen sonuç arasındaki bağlantının hayatın olağan akşına göre tespit edilmesidir.
Uygun illiyet bağının yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu davasında ispat açısından önemi, özellikle farklılaştırılmış teselsül ilkesi bakımından kendisini göstermektedir. Tüm yönetim kurulu üyelerinin, zararın meydana gelmesindeki kusur oranlarına bakılarak sorumluluk miktarına karar verilmektedir. Böylece her bir yönetim kurulu üyesi açısından kusurun varlığının ayrı ayrı tespit edileceği farklılaştırılmış teselsül ilkesi kabul edilerek, tazminat sorumluluğu belirlenecektir.
Dava konusu uyuşmazlıkta bilirkişi heyetinin teknik ve mali incelemeleri neticesinde; dava konusu rayiç değerleriyle satış fiyatı arasında ki farkın 2.424.021,95 TL olduğu belirlenmiştir.
Ancak dava dilekçesindeki taleple bağlı kalınarak 20.000 TL’ye hükmedilmiştir.
Her ne kadar bilirkişi raporunda dava tarihi itibariyle zararın 4.611.499 TL olduğu belirtilmiş ise de; zarar satış tarihi itibariyle gerçekleşmiş olduğundan bu zarar miktarı üzerinden yani satış tarihindeki zarar miktarı üzerinden taleple bağlı kalınarak tapudaki devir tarihinden itibaren işleyecek faizi ile davalılardan ... ve ...’ün bu zararın % 100 ünden sorumlu olduğu kabul edilmekle, tüm zararın bu davalılardan tahsiline karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:
Yukarıda Açıklanan Sebeplerle;
Davacının davasının Kısmen KABULÜ ile;
Kooperatifin dava konusu yapılan ..., ... Mahallesi, ... mevkiinde bulunan ... ada ... parsel ve ... ada ... parselde bulunan taşınmazların 21.04.2021 satış tarihi itibariyle kooperatifin 2.424.021,95 TL zarara uğratıldığı tespit edilmekle birlikte dava dilekçesindeki talep gereği, 20.000 TL zararın devir tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılar yönetim kurulu üyeleri ... ve ...’den müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine,
Davacının fazlaya ilişkin talebi ile, diğer davalılar hakkındaki davanın reddine,
Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli ‭1.366,2‬0 TL harçtan dava açılışında alınan 341,55 TL peşin harcın mahsubu ile eksik alınan ‭1.024,65‬ TL harcın davalılar yönetim kurulu üyeleri ... ve ...'den tahsili ile hazineye irat kaydına,
Davacı tarafından yargılama gideri olarak yapılan başvuru harcı 80,70 TL ve peşin harç 341,55 TL ile yazışma - tebligat - talimat gideri ‭1.556,4‬0 TL ve bilirkişi ücreti 10.500,00 TL olmak üzere toplam ‭12.478,65‬ TL'nin davalılar yönetim kurulu üyeleri ... ve ...’den alınarak davacıya verilmesine, kalan miktarın davacı üzerinde bırakılmasına,
Davacı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden kabul edilen miktar üzerinden AAÜT'nin 13/1. maddesine göre belirlenen 17.900 TL vekalet ücretinin davalılar yönetim kurulu üyeleri ... ve ...’den tahsili ile vekili yararına davacıya verilmesine,
Davalılar ..., ... ve ... Yatırım İnşaat AŞ taraf kendilerini vekille temsil ettirdiğinden red edilen miktar üzerinden AAÜT'nin 13/2. maddesine göre belirlenen 17.900 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile vekili yararına Davalılar ..., ... ve ... Yatırım İnşaat AŞ'ye verilmesine,
HMK m. 333 gereği gider avansından artanın karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
Dair, Davacı ... Pırlanta Konut Yapı Koop. S.S vekili ile Davalılar ... ve ... ve vekili ile Davalı ... A.Ş. vekili, Davalı ... vekili ile Davalı ... vekilinin yüzüne karşı ve gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süresi içerisinde İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 26/06/2024
Başkan...
e-imzalı
Üye...
e-imzalı
Üye ...
e-imzalı
Katip...
e-imzalı