T.C.
İZMİR
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/520 Esas
KARAR NO : 2024/131
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 16/06/2023
KARAR TARİHİ : 15/02/2024
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; "Davalı yan, İzmir... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı icra takibine icra müdürlüğünün yetkisine, haksız ve yersiz olarak takibi uzatmak maksadıyla borca, faize itiraz etmiştir. Davalı yanın bu haksız ve yersiz itirazı üzerine İcra Müdürlüğü’nce icra takibi durdurulmuştur. Davalı/borçlunun icra dairesine yapmış olduğu yetki itirazı asılsız ve mesnetsizdir. TBK 89/1 maddesinde "Borcun ifa yeri, tarafların açık veya örtülü iradelerine göre belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa, aşağıdaki hükümler uygulanır; 1. Para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa ediliir" denmekle para borçlarında alacaklının yerleşim yerinin yetkili olduğunu kanunla bağlamıştır. Davacı müflis şirket İzmir ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 23/02/2022 tarih ... Karar sayılı dosyası ile iflasına karar verilmiş ve karar 03/05/2023 tarihinde kesinleşmiştir. İflas kararı İzmir İflas Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile tasfiye süreci başlatılmış, yapılan alacaklılar toplantısında iflas idaresine Av. ..., Av.... ve SMM... seçilmiştir. Müflis şirketin ticari defterleri üzerinde İflas Müdürlüğünce SMM... tarafından yapılan inceleme neticesinde düzenlenen rapor 09.09.2022 tarihinde iflas dosyasına sunulmuştur. Bu kapsamda, davalı borçlunun, iflas tarihi itibariyle takip çıkışı 12.499,74 TL olan borcunu ödemediği tespit edilmiştir. Davalı borçlu aleyhine başlatılan icra takibine itirazında borcunun bulunmadığını beyan etmişse de ticari defterlerin incelenmesinde borcunun ödenmediği görülmüştür. Müvekkil şirket, davalı yan ile olan ticari ilişkisinden (müvekkil şirket ile davalı arasında mal alım satımı yapılmaktadır) kaynaklanan ve muhtelif adette faturaya dayanan toplam 12.499,74 TL alacağı bulunmaktadır. Davalı yan, müvekkil şirkete olan borcunu bu zamana kadar ödememiştir. Müflis şirket adına, davalıdan olan alacağını tahsil edebilmek için 02/11/2022 tarihinde İzmir... İcra Müdürlüğü'nün ... E sayılı icra takip dosyası ile davalı aleyhine icra takibi başlatmıştır. Davalı yan itirazında müflis şirkete herhangi bir borcu bulunmadığı gerekçesiyle icra takibine haksız ve yersiz olarak itiraz etmiş ise de yargılama sırasında tarafların ticari defterleri üzerinde yapılacak bilirkişi incelemesi ve taraflar arasındaki cari hesap hareketleri incelendiğinde davalı yanın müvekkile 12.499,74 TL borcu olduğu ispatlanacaktır. TTK'nın 5/A maddesine göre "..ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." bu sebeple İzmir Arabuluculuk Bürosuna başvurulmuş, ve yapılan görüşmelerde de ekte sunulu sonuç tutanağına göre anlaşma sağlanamamıştır. Davalı yanın hiçbir haklı gerekçeye ve delile dayanmayan itirazı, müflis şirketin alacağını tahsil etme kabiliyetini güçleştirmek ve takibi sürüncemede bırakmak için yapılmış haksız ve kötü niyetli bir itirazdır. Davalı borçlunun icra takibine haksız yere itiraz etmesi sonucu icra takibi durdurulduğundan davalı borçlu aleyhine likit olan alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Çünkü davalı- borçlu yanın 12.499,74 TL borcunun bulunduğu konusunda bir tereddütünün olmamasına ragmen borçlu yan haksız ve yersiz olarak, müvekkilin alacağına geç ulaşmasına sebep olmak için başlatmış olduğumuz icra takibine itiraz etmiştir. Açıkladığımız nedenlerle alacağın tahsili için başlattığımız icra takibi borçlunun haksız ve yersiz itirazı sonucu İcra Müdürlüğünce durdurulduğundan, borçlunun haksız ve takibi uzatmak amacıyla yapmış olduğu yetki ve borca itirazının iptali için Sayın Mahkemeniz huzurunda iş bu davayı açma zaruretimiz hasıl olmuştur. Davacı şirket iflas etmiş, iflas kararı kesinleşmiş olup tasfiye aşamasındadır. İflas süreci İzmir İflas Müdürlüğü'nün ... İflas sayılı dosyası ile yürütülmektedir. Ancak iflas dosyasında söz konusu gideri yatırabilecek ücret bulunmamaktadır. Bu sebeple adli yardıma başvuru yapmak zorunluluk gereğidir. Yukarıda açıkladığımız nedenlerle, davacı şirket müflis durumunda olup yargılama masraflarını karşılayacak durumu yoktur. Bu nedenle, öncelikle, müflis şirket yararına adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesini talep ediyoruz. Aksi halde yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan davacı müflis şirketin adli yardım talebimin kabul edilmemesi durumunda davayı takip etmekte güçlük çekeceği aşikardır." talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; "Davacı, İzmir...İcra Dairesi ... esas nolu icra dosyası kapsamında tarafımıza ödeme emri göndermiş olup, tarafımızca söz konusu ödeme emrine itiraz edilmiştir. Tarafımız, ödeme emrine itiraz ederken itiraz sebeplerinden birisi olarak da yetki itirazında bulunmuş ve aynı itiraz dilekçesinde yetkili icra dairesini de göstermiştir. Nitekim, mahkemenizin de malumu olduğu üzere yetkili icra dairesi borçlunun yerleşim yerindeki icra dairesidir. Bu minvalde işbu itirazın iptali davasında da yetkili mahkeme borçlunun yerleşim yeri mahkemesidir.Bu durumda yetkili mahkeme Malatya Asliye Ticaret Mahkemeleri veya görev yönünden de ititramız nedeni ile Malatya Asliye Hukuk Mahkemeleridir. Bu gerekçelerle işbu davanın öncelikli olarak yetki yönünden usulen reddedilmesi gerekmektedir. Müvekkilimiz tacir olmamakla birlikte davalı ile olan satış işlemi ticari ilişkiden kaynaklı olmadığından İtirazın iptali davasında görevli mahkeme Asliye Hukuk mahkemeleridir açılan iş bu davaya görev yönünde de itiraz ediyoruz. Davacı dava dilekçesinde takibe konu alacağın dayanağı olan müflis alacağın ticari defterlerindeki kayda dayandıklarını beyan etmektedirler.Davacı tarafından alacağın ispatı olarak sadece davacı tarafın tek taraflı tuttuğu ve doğruluğu ispatlanmayan ticari defter kaydıdır. Ticari Defterlerin Sahibi Lehine Delil Olması: Bir kimsenin kendi düzenlemiş olduğu belgelerin kendi lehine delil sayılması kural olarak mümkün değildir. Sahibi lehine delil olabilmesi için bibelgelerin kendi lehine delil sayılması kural olarak mümkün değildir. Müvekkilimiz tacir olmadığı ve gerçek kişi olduğu için bu davanın davacı yönünde ispatı sadece ticari defterle ile olması mümkün değildr. Davacı tarafın ticari defterleri bu nedenle lehine delil olamaz. Müvekkilim Davacı şirketten halı sahada kullanmak üzere projektör ışığı ve let ampullerin satın alınması hususunda şirket yetkilileri ile yapılan görüşmeler neticesinde bir anlaşmaya vardığını, alışverişe ilişkin olarak davalı şirket yetkilileri tarafından tarafına gönderilmiş faturayı ekte sunduğunu, varılan anlaşma neticesinde şahsına ait olan banka hesabı ile ilgili olarak 12.500 TL değerindeki çek'i davalı şirket adına kesmek ve keşide etmek suretiyle şirket yetkililerine kargo yolu ile göndermiş, çekin ele geçmesinden sonra tarafına belirtilen ürünlerin gönderilmesi gerekmekte iken aradan makul ve makul ötesi bir süre geçmiş olmasına rağmen taahhüt edilen ürün tarafına gönderilmediğini, ürünün tarafına gönderilmemiş olması nedeni ile aralarında geçen diyaloglar ve haricen yapmış olduğu araştırmalar neticesinde şirket yetkilileri olup ortak olan iki şahsın kendi aralarında anlaşmazlıklara düştüklerini ve ortaklığın ise bozulma noktasına geldiğini öğrenmiş bulunduğunu, davalı şirket yetkililerin elinde tarafına taahhüt edilmiş olan ürünlerin teslimine ilişkin bir kargo gönderisi veya teslimat irsaliyesi de mevcut olmadığını, bu nedenlerle ileride telafisi mümkün olmayacak ekonomik mağduriyeti mahal verilmemesi açısından Malatya...Asliye Hukuk Mahkemesi 28/10/2019 tarih ... Esas sayılı dosya ile ... Bankası Malatya İnönü Şubesi'nde bulunan... no.lu hesap ile ilgili ... no.lu çek üzerine ödeme yasağı konulmasına verilecek olan karar ile birlikte çekin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Fakat daha sonra davacını projektörleri göndermesi sonucunda müvekkilimiz çek zayi iptal davasından fegat etmiştir. Dava Feragat nedeni ile red sonucu Esas no ... Karar no ... karara çıkıp kesinleşniştir. Davacı verdiğimiz ... Malatya İnönü Şubesi'nde bulunan... no.lu hesap ile ilgili ...no.lu çeki bankadan tahsil etmiştir. Müvekkilimiz Yapı kredi bankası 27.01.2020 tarih ve... çk nosu ile de 12.000 TL lik bir ödemesi bulunmaktadır tahsile ilişkin belge ektedir. Bu neden ile müvekkilimiz davacı yana hiçbir borcu bulunmamaktadır.Davacı verdiğimiz...Bankası Malatya İnönü Şubesi'nde bulunan... no.lu hesap ile ilgili... no.lu çeki bankadan tahsil etmiştir. Müvekkilimiz ... bankası 27.01.2020 tarih ve ... çk nosu ile de 12.000 TL lik bir ödemesi bulunmaktadır tahsile ilişkin belge ektedir.(EK-3) Bu neden ile müvekkilimiz davacı yana hiçbir borcu bulunmamaktadır. Bütün bu gerekçelerle, tarafımız hakkında açılmış olan işbu dava hukuka ve hakkaniyete aykırı olup mahkemenizce reddedilmesi gerekmektedir. Müvekkilimiz hakkında açılan işbu haksız davanın reddine, Takibinde haksız ve kötü niyetli olan alacaklı hakkında takip konusu alacağın % 20sinden az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine, vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini müvekkilimiz adına saygıyla arz ve talep ederiz." şeklinde cevap vermiştir.
Dava, satım sözleşmesinden kaynaklanan cari hesap alacağının tahsili için satıcı/davacı tarafından başlatılan icra takibinde ödeme emrine karşı yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı vekili, taraflar arasında satım sözleşmesinin bulunduğunu, cari hesaba ilişkin düzenlenen faturalardan kaynaklı bakiye cari hesap alacağının bulunduğunu iddia etmekte, davalı taraf ise müvekkilinin tacir olmadığını, davanın yetkili mahkemede açılmadığını, taraflar arasında projektör ışığı ve led ampullerin satımına ilişkin sözleşmenin bulunduğunu, müvekkilinin satıma karşılık çek ile ödeme yaptığını, öncelikle ürünlerin süresinde teslim edilmediğini bu sebeple menfi tespit davası açıldığını akabinde yapılan teslim üzerine menfi tespit davasından feragat edildiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Davalı tarafın görev itirazı incelendiğinde,Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK)’nın 3. maddesi hükmüne göre bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir. Bir işin ticari veya adi olması, farklı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bir işin ticari olup olmadığını kanunda öngörülen kurallar uyarınca saptamak gerekir. Eğer iş ticari ise özel ticari kuralların uygulanması zorunlu olur. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işler, yani, haklı veya haksız fiil yahut işletmeyi ilgilendiren her iş ayrık durumlar dışında, ticari iş sayılır. Bu işler, eğer bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari iş sayılmazlar.
Somut olayda; davacı tüzel kişi tacir olduğundan, davalı ise celp edilen vergi kayıtlarına göre 31/12/2021 tarihine kadar yani taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında bilanço esasına göre defter tuttuğundan tacir olduğu sabit hale gelmiş ve eldeki ihtilaf nispi ticari dava olduğundan mahkememizin görevine yönelik yapılan itirazın reddine karar vermek gerekmiştir.
Davaya konu takip dosyası incelendiğinde;Davaya konu İzmir ... İcra Müdürlüğü' nün ... Esas sayılı takip dosyasında davacı tarafından davalı aleyhine cari hesap alacağı dayanak gösterilerek toplam 12.499,74 TL' nin talep edildiği, ödeme emrinin borçlu/davalıya tebliğ edildiği, borçlunun süresinde yaptığı itiraz üzerine takibin durduğu görülmüştür.
Dava, 1 yıllık hakdüşürücü süre içerisinde açıldığından işin esasına geçilmiştir.
Davalı taraf icra dairesinin ve mahkememizin yetkisine itiraz etmiş ise de, İlamsız icra takibinde yetkili icra daireleri İİK'nın 50. maddesi yollaması ile 6100 sayılı HMK'nın yetkiye ilişkin 6 vd. maddelerine göre belirlenir. Yine 6098 sayılı TBK'nın 89. maddesine göre para alacaklarına ilişkin icra takibi alacaklının yerleşim yeri icra dairesinde de yapılabilir. Taraflar arasında ticari ilişkinin varlığı davalının cevap dilekçesi ile ikrar edildiğinden alacak bir para alacağı olduğundan İcra Dairesi'nin ve Mahkememiz' in yetkisine yapılan itiraz davalının şirket merkezi mahkememiz adli yargı sınırları içerisinde bulunduğundan kabul edilmemiştir.
Dava, satım sözleşmesinden kaynaklandığından ve satıcı/davacı sözleşme konusu ürünleri teslim ile ücrete hak kazanacağından davalı tarafında ödeme def'i ileri sürdüğü görüldüğünden Mahkememize taraflara ticari defterlerinin bulunduğu adresi bildirmek üzere kesin mehil verilmiş ve aynı celsede bilirkişi ara kararı tesis edilmiştir. Davacı davasını ispatla yükümlü olduğundan gerekli delil avansının yatırılması için davacı vekiline ihtaratlı kesin mehil vermiş olmasına karşılık süresinde delil avansı yatırılmamış ve ticari defterlerin bulunduğu adres belirtilmemiştir.
HMK'nın 266. ve takip eden maddeleri uyarınca, çözümü özel ve teknik bilgiye dayanan konularda ihtisas sahibi kişilerin vereceği rapor esas alınarak hüküm kurulması gerekir. Sonucu açık ve belli durumlar ayrık olmak üzere, işverenin TBK' nun 475. Maddesinde belirtilen seçimlik hakların kullanabilmesi için esere konu ürünler üzerinde bilirkişi aracılığıyla inceleme yapılması gerektiği açıktır. Zira somut olayda ayıbın niteliği ve ağırlığı teknik ve özel bilgiyi gerektiren konulardandır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda öngörülen süreler, nitelikleri bakımından, taraflar için ve mahkemeler için konulmuş süreler olmak üzere ikiye, taraflar için konulmuş süreler ise kanunda belirtilen süreler ve hakim tarafından belirtilen süreler olmak üzere ikiye ayrılır. Kanunda belirtilen süreler; kanun tarafından öngörülmüş (cevap süresi, temyiz süresi gibi) süreler olup, bu süreler kesindir ve işlemin kanuni süresi içinde yapılıp yapılmadığı, mahkemece re’sen gözetilir. Hakimin tespit ettiği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hakim, kendi tayin etmiş olduğu süreyi, 6100 sayılı Kanunun 90/2’nci maddesine göre iki tarafı dinledikten sonra haklı nedenlere dayanarak, azaltıp çoğaltabilir ve bu sürenin, kesin olduğuna da karar verebilir. (HMK m.94/2, HUMK m.159). Hakimin verdiği sürenin kesin olması için ya hakimin kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine hakimin verdiği ikinci sürenin kanundan kaynaklanan şekilde kesin olması (HUMK m.163, c.4, HMK 94/2); ya da hakimin tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna karar vermiş olması gerekir. Hakimin tayin ettiği bu ilk sürenin kesin süre olarak hukuki sonuç doğurabilmesi için, buna ilişkin ara kararının kanuna ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması, hiçbir tereddüde yer vermeyecek derecede açık olması ve kesin süreye uyulmamasının sonuçlarının ilgili tarafa ihtar edilmesi gerekir. Kesin süreye ilişkin ara kararının verilmesiyle karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğmaktadır. Başka bir deyişle; ister kanun, ister hâkim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi olanaklı değildir.
Öte yandan 6100 sayılı Kanunun 94’ücü maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararın hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması, taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Bu cümleden olarak, kesin sürenin amacına uygun olarak kullanılması ve yeterli uzunlukta olmasının yanı sıra, tarafların yargılamadaki tutumları ile süreye konu işlemin özelliğinin de göz önünde bulundurulması gerekir.
Bu yasal düzenlemeler göstermektedir ki, taraflar; dinlenmesini istedikleri tanık ve bilirkişinin veya yapılmasını istedikleri keşif ve sair işlemlerin masraflarını, mahkeme veznesine yatırmaya mecbur olup, hâkim tarafından verilen sürede gerekli masrafı vermeyen tarafın talebinden sarfınazar ettiği kabul edilir. Hâkimin, bu masrafların yatırılması konusunda verdiği sürenin kesin olduğunu usulünce karara bağladığı hallerde, kesin süreye uymayan tarafın bu delile dayanma olanağı kalmaz. Kesin süre tarafların yanında hâkimi de bağlayacağından uyulmaması halinde, gereğinin hâkim tarafından hemen yerine getirilmesi gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18/02/1983 gün 1980/1-1284, 1983/141; 22/11/1972 gün 8/832, 935; 13/10/2010 gün 2010/17-510-485; 28/04/2010 gün 2010/2-221-241; 28/03/2012 gün 2012/19-55-2012-249; 12/12/2012 gün 2012/9-1202-1218 sayılı kararları).
Somut olayda, 07/11/2023 tarihli celse ara karar gereğince;
" 3-Davacı vekiline müvekkiline ait 2018- 2019-2020-2021-2022 yılı ticari defterler, fatura, dip koçan, irsaliye, cari hesap sözleşmesi ve diğer belgelerin bulunduğu adresi bildirmek üzere iki hafta kesin mehil verilmesine, aksi takdirde ticari defterlere delil olarak dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağına ve karşı tarafın usulüne uygun tutulmuş defterlerinin aleyhe delil olarak kabul edileceğinin davacı tarafa ihtarına, talep halinde bilirkişiye HMK' nun 218/1. maddesi gereğince yerinde inceleme yetkisi verilmesine,
4-1 nolu ara karar sonucuna göre gerek görülmesi halinde Davalının ikametgahı Malatya' da bulunduğundan Malatya Nöb. A.H.M' ye (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) talimat yazılarak; öncelikle talimat mahkemesince
-davalıya ve vekile tebligat çıkartılarak davalının 2018-2019-2020-2021-2022 yılı ticari defterler, fatura, dip koçan, irsaliye, cari hesap sözleşmesi ve diğer belgelerin bulunduğu adresi bildirmek üzere iki hafta kesin mehil verilmesine, aksi takdirde ticari defterlere delil olarak dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağına ve karşı tarafın usulüne uygun tutulmuş defterlerinin aleyhe delil olarak kabul edileceğinin ihtaratını içerir daveti tebliğ edilmesine, talep halinde bilirkişiye HMK' nun 218/1. maddesi gereğince yerinde inceleme yetkisi verilmesine,
-ticari defterlerin bulunduğu adres bildirildiği takdirde; davalı tarafın ticari defterleri incelenerek taraflar arasındaki alacak borç ilişkisinin ve varsa kayıtlı olan faturaların ayrıca gösterilmesinin istenilmesi için dosyanın resen seçilecek bir mali müşavir bilirkişisine tevdiine, bilirkişiye 2.300,00 TL ücret taktirine, dosyada var olan 390,00 TL gider avansı başka iş ve işlemlerde kullanılacağından mahsup işlemi yapılmayarak eksik kalan 2.300,00TL bilirkişi ücretini karşılaması için davacı vekiline 2 hafta kesin mehil verilmesine, kesin mehile rağmen bilirkişi gideri yatırılmadığı taktirde bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılarak dosyanın mevcut delil durumuna göre karar verileceğinin davacı tarafa ihtarına ( ihtarat yapıldı),
-ilgili; defter, kayıtlar üzerinde ve ilgili kurum ile kuruluşlarda dava konusuyla sınırlı olmak üzere inceleme yapmak ve gerektiğinde rapora eklemek üzere belge almak konusunda yetkilendirilmek suretiyle HMK'nun 278(4) maddesi uyarınca bilirkişilere yerinde inceleme yapmak üzere yetki verilmesine, rapor ibraz edildiğinde taraflara tebliğine,
5-Yargı çevremiz içerisinde bulunan ticari defterlerin incelenebilmesi adına dosyanın resen seçilecek bir mali müşavir (hesap) bilirkişisine tevdii ile tüm dosya kapsamı ve davacı tarafın ticari defterleri incelenerek takip konusu cari hesaba ilişkin faturaların davacı defterinde kayıtlı olup olmadığı, cevap dilekçesinde belirtilen çeke ilişkin ödemenin yer alıp olmadığı davalının davacıya borcu var ise miktarının hesaplanmasının istenmesine, bilirkişiye 2.300,00TL ücret taktirine, dosyada var olan 390,00 TL gider avansı başka iş ve işlemlerden kullanılacağından mahsup işlemi yapılmayarak eksik kalan 2.300,00TL bilirkişi ücretini karşılaması için davacı vekiline 2 hafta kesin mehil verilmesine, kesin mehile rağmen bilirkişi gideri yatırılmadığı taktirde bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılarak dosyanın mevcut delil durumuna göre karar verileceğinin davacı tarafa ihtarına ( ihtarat yapıldı),
-ilgili; defter, kayıtlar üzerinde ve ilgili kurum ile kuruluşlarda dava konusuyla sınırlı olmak üzere inceleme yapmak ve gerektiğinde rapora eklemek üzere belge almak konusunda yetkilendirilmek suretiyle HMK'nun 278(4) maddesi uyarınca bilirkişilere yerinde inceleme yapmak üzere yetki verilmesine, rapor ibraz edildiğinde taraflara tebliğine,"
Şeklinde ara kararın tesis edildiği ihtaratın duruşmaya katılan davacı vekiline tefhim edilmiş olmasına karşılık süresi içerisinde bilirkişisi delil avansı yatırılmamış ve ticari defterlerin bulunduğu adres belirtilmemiştir. Bu nedenle, kesin sürede gerekli masrafı vermeyen tarafın talebinden sarfınazar ettiği kabul edileceğinden ve Hâkimin, bu masrafların yatırılması konusunda verdiği sürenin kesin olduğunu usulünce karara bağladığı hallerde, kesin süreye uymayan tarafın bu delile dayanma olanağı kalmayacağından, kesin süre tarafların yanında hâkimi de bağlayacağından uyulmaması halinde, gereğinin hâkim tarafından hemen yerine getirilmesi gerekeceğinden cari hesaba ilişkin faturaların dökümünün yapılması ve davalı tarafın cevap dilekçesinde teslim edildiği savunulan ürün dışında (ödeme çek ile ispat edildiğinden) davacının başkaca ürünlere ilişkin talebinin bulunup bulunmadığının çözümü incelenecek ticari defterler sonucu teknik bilgiyi gerektirdiğinden ve bilirkişi delil avansı süresinde yatırılmadığından ayrıca davacı tarafça ticari defterlerin yeri de bildirilmediğinden davanın reddine, davacının takip başlatmakta kötü niyetli olduğu ispat edilemediğinden davalı lehine tazminata hükmedilmeyerek aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın REDDİNE,
2-Davalı vekilinin tazminat talebinin reddine,
3-Alınması gereken karar ve ilam harcının (427,60 TL) başlangıçta yatan peşin harçtan mahsubuna, eksik kalan 157,75 TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye irat kaydına,
4-Davacı tarafından yatırılan ve harcanan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirmiş olduğundan AAÜT uyarınca hesap ve takdir edilen 12.499,74 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-6325 sayılı HUAK uyarınca, her iki tarafta son oturuma katılım sağladığından suçüstü ödeneğinden karşılanan 3.120,00 TL arabuluculuk giderinin davacıdan alınarak Hazine' ye irat kaydına,
7-Yargılama sonucunda ve re’sen yapılacak gider olmadığı takdirde, gerekirse re’sen yapılacak gider de mahsup edilmek ve 6100 sayılı HMK’nın 333. maddesi gereğince yatırılan avansın kullanılmayan kısmının yatırana iadesine,
Dair, tarafların yokluğunda KESİN olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 15/02/2024
Katip ...
e-imzalıdır
Hakim ...
e-imzalıdır
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!