WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 12 Haziran 2026

ISTANBUL BOLGE ADLIYE MAHKEMESI 4. HUKUK DAIRESI

A- A A+

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2023/4366
KARAR NO:2025/3058
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ :22/03/2022
NUMARASI:2022/63 Esas - 2022/322 Karar
DAVANIN KONUSU:Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ:10/09/2025
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde;Davalının internet sitesi üzerinden yayınlanan gerçek dışı ve iftira niteliği taşıyan açıklamalarla davacı şirketin itibarını zedeleyip kişilik haklarına ağır saldırıda bulunduğunu, davalının davacı şirketi kamuoyu nezdinde olumsuz algı yaratarak karalama kampanyası oluşturmaya çalıştığını, iyiniyet ve dürüstlük kurallarına aykırı haksız eylemde bulunduğunu, davalının eylemlerinin açıkça hukuka aykırılık teşkil ettiği belirterek, davanın kabulü ile 0,03-TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini, hükmün tiraji en büyük iki ulusal gazetede yayınlanmasını ve gerçek dışı iddia, ithamlarla haber yapan davalının internet sitesinde yayınlanmasını talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde;Anayasının 90.maddesi ile kabul edilen Aihs 10.maddesi gereğince ifade özgürlüğü kapsamında haber yapıldığından işbu davanın reddi gerektiği açık olduğunu,sözleşmenin 10.maddesi gereğince;"Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir.Bu hak,kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar." denildiği, görüldüğü üzere müvekkilin, hem anayasada hem de AİHS kapsamında düzenlenen sınırlar dahilinde haber yaptığı, yapmış olduğu haberin davacı yanın kişilik haklarını yada ticari itibarını zedelemediği, bu sebeplerle hukuki sebeplerden yoksun açılmış olan işbu davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.İlk Derece Mahkemesince;"...Tüm bu açıklamalar doğrultusunda somut olaya bakıldığında; davalı tarafça yayınlanan gazete haberinde, "... zor durumda! Faiz hariç bankalara 2 milyar dolar borcu var..." başlıklı yazı olup söz konusu yazının bankacılık kaynaklarından edinilen bilgiye göre hazırlandığı yazı içeriğinden anlaşılmaktadır.Söz konusu yazıda davacının kişilik haklarına saldırı oluşturabilecek bir yoruma yer verilmediği, davalının kişilik haklarına saldırı kastıyla hareket etmediği, dürüstlük kuralına aykırılık olmadığı değerlendirilmiştir.Bu durumda, çatışan yararlar dengesinin davacı yararına bozulmadığı, haber başlığı ile öz arasındaki denge gözetildiğinde; davalı tarafça yapılan yayının görünür gerçeğe uygunluk ölçütü ile yine ölçülülük (biçimle öz arasında denge) ölçütüne aykırı olmadığı, haber içeriğinin dürüstlük kuralını ihlale sebep olacak nitelikte ve kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmadığı, buna göre manevi zararın da oluşmadığı değerlendirilmekle davanın reddine ..."karar verilmiştir.Verilen karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.Davacı vekili istinaf dilekçesinde;Manevi tazminat koşullarının oluşması sebebiyle kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; Basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir.Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile Basın Kanunu'nun 1. ve 3.maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir.Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı,mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir.Bu durum, halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır.Basın;Olayları izleme, araştırma, değerlendirme,yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur.Basının bu sebeple ayrı bir konumu bulunmaktadır.Bunun içindir ki bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir.Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda,basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp yayınlarında Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması ve hukuki bir zorunluluktur.Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda;Hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez.Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir.Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır.Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken,özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını,konunun güncelliğini gözetmeli,haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır.Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır.O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi birçok kararında;“...Sözleşme’nin 10/1. fıkrasında güvence altına alınan ifade özgürlüğünün, demokratik toplumun ana temellerinden birini ve yine bu toplumun gelişmesi ve her bireyin kendini geliştirmesi için esaslı şartlarından birini oluşturduğunu hatırlatarak ifade özgürlüğünün, Sözleşme’nin 10/2. fıkrasının sınırları içinde, sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "..." veya "..." için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulandığını, bunun, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olduğunu, bunlar olmaksızın "..." olamayacağını ...” belirtmiştir.İfade özgürlüğü ve bu bağlamda basın özgürlüğünün asıl, sınırlamanın ise istisna olduğu unutulmamalıdır.Sınırlamanın kanuni olması, meşru amaca dayanması ve demokratik toplumda gerekli ve orantılı olması da gözetilmelidir.Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, davaya konu haber bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davaya konu edilen yayında haberin toplumsal ilgiye haiz, güncel bir olaya ilişkin olarak ve özle biçim arasındaki denge korunarak kamuoyuna aktarıldığını,kişilik haklarının ihlalinden ya da basının sorumluluğundan bahsedilmesinin mümkün olmadığı, anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir.Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre,İlk Derece Mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı,kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı,kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1- Usûl ve yasaya uygun Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/63 Esas 2022/322 Karar sayılı 22/03/2022 günlü kararına yönelik davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1.maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 269,85 TL'nin mahsubuyla bakiye 345,55 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,3- İstinafa başvuran tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına,5- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,6-Karar tebliği ve harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi Dairemizce yapılmasına, harç ve avans iadesi işlemleri ile 6100 Sayılı HMK'nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 10/09/2025