WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 23 Haziran 2026

İSTANBUL ANADOLU 9. ASLIYE TICARET MAHKEMESI

A- A A+

T.C. İstanbul Anadolu 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2023/273 Esas
KARAR NO: 2024/240
DAVA: Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 14/04/2023
KARAR TARİHİ: 06/03/2024

Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Davacı davalı tarafından dolandırıldığını davalı tarafından kendisine kredi çektirildiğini, davalı aleyhine açılmış olan ceza dosyalarının bulunduğunu , senetlerin düzenlenme tarihinin 26/09/2014'ten sonra olduğunu henüz 1 yıl geçmeden davalı hakkında suç duyurusunda bulunduğunu şikayette bulunduğu tarihten itibaren zamanaşımı süresinin durduğunu kabulü gerektiğini, -------- Esas sayılı dosyasıyla aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibine başlandığını, icra dosyasını konu senetlerin irade yanıltılması ve dolandırılması sonucunda düzenlendiğini, davalı tarafın kötü niyetli olarak senetleri icra takibine konu yaptığını, davalıya karşı herhangi bir borcu bulunmadığını, gelinen noktada harca esas değerin yüksek olması ve ekonomik durumunun harç ve masrafları karşılamaya yetmesinin imkansız olması sebebi işe işbu menfi tespit davasını adli yardım talepli olarak açtığını belirtmiş olmakla Adli Yardım Talebinin kabulüne, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: Davacının ileri sürdüğü iddiaların gerçeği yansıtmadığı vergi kaydı ile taşınmaz kaydı bulunmasına rağmen gerçeğe aykırı beyanlarda bulunduğu, adli yardım talebinde bulunan davacının kendini temsil ettirdiği özel vekili bulunduğunu müvekkil ile aralarında bulunan tüm dava ve dosyalar kendini özel vekil ile temsil ettirdiğini davacının maddi durumunun yerinde olduğu huzurdaki davanın tüm harç ve masraflarını karşılayabilecek durumdayken haksız ve hukuka aykırı şekilde adli yardım talebinde bulunduğunu, icra dosyasına konu senetler 6 adet olduğunu müvekkil adına düzenlenmiş 2014 yılı vade ve tanzim tarihli senetler olduğunu, iş bu davayı hak düşürücü ile zamanaşımı süresinde ve yetkili mahkemede açmaması sebebiyle davanın usulden reddine, davacının müvekkilin alacağına engel olmak amacıyla mal kaçırdığını, davacının işbu huzurdaki davcayı ikame etmede hukuki yarınının bulunmaması ve davacının müvekkile borçlu olduğunu bu nedenle davanın esastan reddine, alacağın %20'sinden az olmamak üzere tazminata hükmedilmesini talep ve beyan etmiştir. Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde özetle: Davalı tarafça iş bu dosyaya konu senetlerin 2014 yılı vade ve tanzim tarihli olması sebebiyle süresi içerisinde ikame edilmediği için hak düşürücü süre ve zamanaşımı itirazında bulunduğunu, dava tarihi itibarıyla davacının adresi --------- olduğunu bu nedenle yetkili mahkemenin hukuka aykırı bulunmadığını bu sebeple davalı tarafın yetkisizlik yönündeki itirazların reddini talep ettiğini, davalı tarafın söz konusu talebinin reddi ve teminatsız olarak --------- Esas sayılı dosyası üzerinde ihtiyati tedbir konulması yönündeki talebinin kabulünü talep ettiğini, davaya konu icra takibi ve takibe konu senetlerin muvazaalı olduğu mahkeme kararıyla tespit edildiğini, davalı aleyhine açılmış olan ceza dosyalarının bulunduğunu, senetlerin düzenlendiği ana şahit olan ve senetleri bizzati davalı avukatına teslim eden tanıkların dinlenilmesiyle kanıtlanacağını talep ve dava etmiştir.Davalı vekili ikinci cevap dilekçesinde özetle: Davacının iş bu kötü niyeti ve gerçeğe aykırı beyanlarla adli yardımdan yararlanmaya çalıştığını, müvekkilin alacağına engel olmak amacıyla eşi zafer çalışkan ile boşandığını, kızı ile birlikte yaşadığını buna rağmen aylık 47.000 TL nafaka ödediğini, davacının kendini özel vekille temsil ettirdiğini bu nedenle ekonomik durumunun iyi olduğunu, hak düşürücü süre ve zamanaşımı itirazında bulunduğunu, davacının müvekkile olan borcunu ödemek için birkaç taşınmazı müvekkile devrettiğini, davacının yakın çevresinin dolandırıldığı iddia edilse de bu durumun gerçeği yansıtmadığını, huzurdaki davanın davacı vekilinin müvekkilin eski vekili olduğunu, müvekkilin davacıya karşı herhangi bir tehdit veya hileli davranışta bulunmadığını, davacının asılsız iddialarının ispat etmekle mükellef olduğunu talep ve beyan etmiştir.Tüm dosya kapsamı ve toplanan deliller değerlendirildiğinde ; Dava, bonoya dayalı menfi tespit istemlerine ilişkindir. Türk hukuk öğretisinde kambiyo senetlerinin içerdiği hakkın doğumu konusundaki baskın görüş sözleşme teorisi ile açıklanmakta bu da güven ilkesi ile desteklenmektedir. Bu teoriye göre kambiyo senedinin düzenlenmesi ile içerdiği hak derhal vücut bulmaz, borcun doğumu için ayrıca senedin borç altına girmek kastıyla lehdara da verilmesi yani teslime ilişkin bir de ayni sözleşmenin mevcudiyeti gerekir Bu sözleşmenin kurulması Türk Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri gereği karşılıklı ve aynı yöndeki iradelerin açıklanması ile mümkündür. İradelerin açıklanması ve sakatlanması konusunda da aynı Kanunun hükümleri dikkate alınır. Bir hukuki işlemin ve bu kapsamda bir sözleşmenin kuruluşunda ortaya konulan iradelerin bozulmamış, bir diğer ifade ile fesada uğramamış olması gerekir. İradedeki bozulmanın, sözleşmenin diğer tarafının ya da üçüncü bir kimsenin tehdidi (korkutması) sonucu ortaya çıkması hâlinde beyan sahibi, sözleşmeyle bağlı tutulamaz. --------- göre taraflardan birinin, karşı tarafın veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir irade beyanında bulunması ya da sözleşme yapması hâlinde korkutmadan söz edilir.Hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. 6098 sayılı TBK'nın 36/1. maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. İkrah (korkutma), Türk Borçlar Kanunu 37, 38 ve kısmen 39. maddelerinde belirtildiği üzere bir kimsenin başka bir surette yapmayacak olduğu bir hukuki muameleyi, bir kötülüğün başına geleceği korkusuyla yapmak zorunda bırakılmasıdır. Bu muameleyi yaptığı takdirde aslında irade ile beyan arasında bir uygunsuzluk yoktur, fakat iradenin meydana gelmesi sırasında bir sakatlık (fesad) söz konusu olmaktadır. Korkutma akdin karşı tarafınca yapılabileceği gibi, üçüncü bir şahıs tarafından da yapılabilir. Neticesi bakımından fark yoktur. İkrah, doktrin ve uygulamada haksız fiilin bir türü olarak kabul edilmektedir. Yapılış tarzına göre ikrah, maddi yada manevi olabilir. Her korkutma, ikrah olmaz. İkrahın meydana gelmesi için birtakım şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir.Ayrıca hile hak düşürücü süreye tabi olup, TBK.nun 39.maddesine göre,“Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.” denilmek suretiyle korkutulanın korkutma etkisi ortadan kalktıktan sonra 1 yıl içerisinde sözleşmeden dönebileceği hüküm altına alınmıştır. Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre hata, hile, ikrah her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Sözleşmeyle bağlı olmadığı bildirimi (iptal hakkı), irade bozukluğunun öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, def'i yahut dava yoluyla da kullanılabilir. Bu durumda gerek akademik görüşler, gerekse Yargıtay'ın "..bir yıllık hak düşürücü süre içinde karşı tarafa yöneltilecek tek taraflı sarih veya zımni bir irade açıklaması ile sözleşme feshedilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da iptal hakkı kullanılabilir." şeklindeki yerleşik uygulamaları nazara alındığında, iptal hakkının ileri sürülmesinin hiç bir şekle tabi bulunmadığı, hele hele dava açmanın zorunlu olmadığı anlaşılmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, korkutma iddiası her türlü delille ispat edilebileceği gibi, iptal hakkının kullanılması da hiçbir şekle bağlı olmayıp korkunun kalktığı tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme karşı tarafa yöneltilecek tek taraflı sarih veya zımni bir irade açıklaması ile feshedilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir (TBK'nin 39. m.). Sözleşme iptal edilmekle yapıldığı andan itibaren ortadan kalkacağı için yerine getirilen edim, istihkak davası, bunun mümkün olmadığı hallerde sebepsiz zenginleşme davası ile geri istenebilir. Somut olayda ; Davacı tarafından davalıya verilmiş bulunan senetlerin hile ya da iradesinin baskılanması sonucu verildiği iddia edilmiş olup, -------- E. Sayılı dosyasında davacı cevap dilekçesi ile davalıya olan borcunu kabul etmiş, borcun gerçek bir borç olduğunu beyan etmiştir.Aynı şekilde söz konusu kabul beyanının hata, hile, cebir, tehdit vs gibi iradeyi bozan hallerle sakatlandığına dair BK 39 maddesinde belirtilen 1 yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmüş bir iddia ve ispat vasıtası bulunmamaktadır. Davacı ile davalı arasındaki tasarrufun iptali davasında da alacağın varlığına ilişkin bir itirazda bulunmadığı anlaşılmakla davacının bir yıl hak düşürücü içerisinde dava açılmadığından davacının davasının reddine karar vermek gerekmiştir.-------- sayılı ilamında hak düşürücü süre yönünden davanın reddedilmesi durumunda HMK'nun 115/2 maddesi gereği dava koşulunun bulunmaması nedeniyle davanın usulden reddinin ve AAÜT'nin 7/2 maddesi gereğince maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.Yetkili mahkeme; genel hükümler saklı kalmak kaydı ile davalının yerleşim yeri mahkemesi veya takibe başlandıktan sonra menfi tespit davası açılmışsa takibin yapıldığı icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesi olup davalının yetki itirazının reddi gerekmiştir. Yukarıda açıklanan sebeplerle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi açıklandığı üzere:
1-Davacının Davasının HAKDÜŞÜRÜCÜ SÜRE SEBEBİYLE REDDİNE
2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL karar ve ilam harcının, davacı tarafından yatırılan 179,90 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 247,70 TL'nin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı taraf yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T 13/4 maddesi uyarınca hesaplanan 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı tarafa verilmesine,
5-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde HMK Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi uyarınca ilgili tarafa iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde dilekçe ile başvurulacak İSTİNAF yolu açık olmak üzere OYBİRLİĞİ verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 06/03/2024