T.C. İstanbul Anadolu 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2021/483 Esas
KARAR NO:2024/559
ASIL VE BİRLEŞEN ---- ESAS SAYILI DOSYASINDA
DAVA:Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan), Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ:22.07.2019
KARAR TARİHİ:11.06.2024
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan), Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA:Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı Şirketin ------ bu yana yapı alçıları, alçı levha ve türevi üretim-satış faaliyetleri ile iştigal eden bir firma olduğunu, davacı şirketin ürünlerinin ------- çapında yaygın olarak kullanılmakta olduğunu, davacı şirketin bu sektörde yaygın ve önemli pazar payına, geniş bayilik ağına sahip bir şirket olduğunu, davacı şirketin üretimini yaptığı ürünler ve bunlara ilişkin her türlü üretim, pazarlama, satış bilgisi müvekkil şirket açısından ticari sır niteliğinde olduğunu, bu nedenle davacı şirketin ticari sır niteliğindeki tüm bilgilerinin büyük önem arz ettiğini, davalı -----tarihinde davacı şirkette-----pozisyonunda işe başlamış olduğunu, zamanla-----terfi ettirildiğini ve istifa ettiğini, ---- tarihine kadar da ------- Yöneticisi olarak görevini sürdürdüğünü, davalının çalıştığı süre boyunca satış ve pazarlama biriminde yer alması sebebi ile davacı şirketin ticari sırrı niteliğindeki üretim, stok, satış, pazarlama, fiyat politikası, müşteri portföyü alanlarına ilişkin hassas bilgilere sahip ve yetkili kişi konumunda olduğunu, davalının her ne kadar istifa sebebini "kendi pozisyonunun ----- teklif edilmesi ve kendisinin bundan duyduğu huzursuzluk, rahatsızlık olarak" açıklamışsa da davalının bu iddialarının gerçeklik payının olmadığını, davalının bu iddialarına da --------yevmiye numaralı ihtarnamesi ile cevap verilmiş olduğunu, burda da "davalının başka bir firma ile iş görüşmesi halinde olduğu" hususuna halihazırda vurgu yapıldığını, davalının işten istifa etmek sureti ile ayrılmasından sonra davacı şirketçe haricen yapılan araştırmalar sonucu, davalının iş akdinin devam ettiği sırada aslında davacı şirketle aynı iş kolunda faaliyet gösteren ve rakip konumunda olan------ anlaştığı ve orada çalışmak üzere davacı şirketteki işinden ayrıldığının tespit olunduğu, davalının, işten ayrıldıktan hemen sonra da bu firmada çalışmaya başladığı, davalı ----------, davacı şirkete, "Taraflar arasındaki iş sözleşmesi sona ermeden yahut sözleşmenin yenilenme süreleri içinde iş gören veya işveren tarafından sonlandırılması halinde; İşten ayrıldığı veya görevine son verildiği tarihten başlamak üzere 2 yıllık süre ile, işveren şirketin çalışma konusu olan yapı alçıları ve bunların türevleri ile, iç ve dış cephe alçı levhaları ile muadilleri, profil ve yardımcı malzemeleri üretim veya pazarlaması yahut satıcılığı gibi benzer işler yapan üretim tesisleri, işletmeler ve özellikle işverene ve yaptığı işlere rakip olan veya rakip olabilecek herhangi bir fabrika, tesis, işletme kuruluş veya benzer nitelikte bir işte herhangi bir ünvan ve sıfat altında çalışmama, hukuken veya fiilen bu tür kuruluşlarla şahsen veya ortak olarakiş ilişkisi kurmama veya rakip işletmeler ile başka türeden bir menfaat ilişkisi içerisine girmeme, işveren şirketin çalışma konularında yeni şirket veya işyeri kurmama veya kurulmuş olan şirketlere ortak olarak katılmama... yönünde taahhütte bulunduğunu, yine aynı taahhütname metninde bu taahhüdüne aykırı eylem ve tutumları yüzünden işverenin uğradığı veya uğrayacağı diğer her türlü maddi ve manevi zararlarını tazmini talep hakkı saklı kalmak kaydı ile, aleyhine herhangi bir hüküm veya karar alınmasına gerek olmaksızın, iş yerinde son aldığı aylık brüt ücretin 24 katı tutarında işverene ödeme yapmayı gayrikabili rücu olarak kabul ettiği yönünde ifadelere yer verildiğini, davalının, imzasını havi taahhütte ifadesini bulduğu yönünde ve TBK kapsamında açık taahhüdü bulunduğu, davalı, davacı şirketten istifa ettikten hemen sonra taahhütte bahsi geçen neviden bir firma olan rakip --------- işe başlayarak imzasını havi işbu taahhüdü ihlal ettiğini, davalının davacı şirketteki görevi kapsamında; yeni satış noktaları/bayiler oluşturmak, mevcut satış noktalarına/bayilere ürün satmak, satış noktalarından/bayilerden gelen iade ve şikayet işlemlerini ilgili birimlerle paylaşmak ve bunların çözümünü sağlamak, şantiye ve satış noktalarına/bayilere düzenli saha ziyaretleri gerçekleştirmek, davacı şirketin üretimini yaptığı ürünlerle ilgili olarak bilimum teknik ve ticari bilgiye sahip olmak ve fakat bununla sınırlı olmaksızın satış birimini ilgilendiren her türlü işinin bulunduğu, dolayısı ile davalının davacı şirketle arasında yaklaşık 7 yıl boyunca devam eden iş ilişkisi, davalının davacı şirketin tüm stratejik satış politikaları, kar marjı, alt üst bağlantı limiti, müşteri çevresi, üretim sırları ve yaptığı diğer tüm işler hakkında kendisine açıkça bilgi edinme imkanı sağladığı, davalıdan alınan rekabet etmeme taahhüdünün hukuken geçerli olduğu, davaya dayanak teşkil edebilecek nitelikte olduğu, davalının işten ayrılmasından sonra davacı şirketin davalı ve bir kısım satış personelinin münhasıran iş için kendilerine tahsis edilen ve davacı şirkete ait hat ve mobil telefon cihazları üzerinde yaptığı incelemeler neticesinde anlaşılmıştır ki; davalının davacı şirkette çalıştığı sırada, daha önce davacı şirkette satış müdürü olarak çalışmaktayken ----- yani kendisinden daha önce rakip firma ----- geçerek orada genel müdürlük görevini yürüten--------ile ilişkilerini, dürüstlük kurallarına aykırı, ticari ahlak ve etik ile bağdaşmayacak şekilde devam ettirdiği, ----------- önayak olması ile rakip firmada işe girdiği ve davacı şirketten ayrıldıktan sonra dahi davacı şirketin müşteri portföyü konumunda olan bayileri ile rekabet yasağı taahhüdüne aykırı şekilde iletişime geçmek için halihazırda davacı şirket çalışanlarından yardım talep ettiğini, davalının davacı şirketteki çalışması sebebi ile edindiği ticari bilgileri ve müşteri portföyünü davacı şirketin zararına ancak kendisi ve rakip firmanın yararına açıkça kullanabileceğini ve bu durumun davacı şirketin önemli zararına neden olabilecek nitelikte olduğu, davalının davacı şirketten ayrılmasının hemen akabinde davacı ile aynı iş bu durumun sektörde davacı şirket bünyesinde deneyim kazanmış birinin rakip firmaca istihdam edilmeye başlanması şeklinde basit bir iş değişikliği olmadığı ve hayatın normal akışı içinde çalışma hürriyeti kapsamında değerlendirilemeyeceği, dilekçede açıklanan tüm nedenlerle; davanın kabulü ile davalının rekabet yasağı taahhüdüne aykırı davranması sebebi ile uğranılan zarara dair diğer tüm taleplerinin ve başkaca her türlü dava ve hukuki başvuru haklarının saklı kalması kaydı ile fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak taahhütte belirlenen cezai şartın 5.000-TL'lik kısmının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini, yargılama giderleri ve harçların davalıya yükletilmesini talep ve dava ettikleri görülmüştür.Birleşen ---------- sayılı dosyasında davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Müvekkili Şirket tarafından, davalı personel aleyhine, rekabet etmeme taahhüdüne aykırılık sebebi ile (fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak) rekabet etmeme taahhüdünde yer alan cezai şartın 5.000-TL'lik kısmının tahsiline ilişkin olarak----- dosyasında kısmi dava ikame edilmiştir. Söz konusu davada henüz karar verilmediğini, bu sebeple, davalının rekabet etmeme taahhüdünde yer alan 24 brüt maaş cezai şart tutarından, davada konu edilen 5.000-TL'nin mahsubu sonrası bakiye miktarın şimdilik 202.360-TL'lik kısmının tahsili için, arabuluculuk başvurumuzun anlaşamama ile sonuçlanması akabinde işbu davayı ikame etme zorunluluğunun hasıl olduğunu beyanla; Davanın kabulü ile başkaca her türlü dava ve hukuki başvuru hakları saklı kalmak kaydı ile, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak taahhütte belirlenen cezai şarttan kalan bakiye tutarın şimdilik 202.360-TL'lik kısmının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, Yargılama giderleri, harçlar ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA:Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Görev konusunun kamu düzenine ilişkin olduğu mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerektiği, işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yerinin iş mahkemeleri olduğu, öncelikle görevsizlik kararının verilmesini talep ettikleri, davalının söz konusu şirkette 17/05/2011 tarihinde çalışmaya başladığını, davalının kendisine uygulanan mobbing nedeniyle iş yerinde huzursuz bir çalışma ortamına itilerek kendisinin istifaya zorlandığı, en sonunda da davalının işinden istifa etmek zorunda kaldığı, davalı 10/09/2018 tarihinde işinden ayrıldıktan bir süre sonra şimdiki çalıştığı - ----- iş bulabildiği, davalı yapı alçıları ve türevleri alanında 7 yılı aşkın bir iş deneyimine sahip olduğu, davacı şirkette istifaya zorlanan davalı emeğiyle geçimini sağlayan birisi olarak kalifiye bir çalışan olarak aynı işkolunda bir başka firmada iş bularak çalışmaya başladığı, davalının davacı şirkette çalışabilmesi için sözleşme tarihinde davacı tarafın tek taraflı olarak hazırladığı rekabet etmemeye ilişkin olarak bir taahhütnamenin imzalamak zorunda bırakıldığını, davalının aynı iş kolunda bir başka firma ile çalışmaması ya da kendi işini kurmaması yönündeki rekabet etmeme yönündeki taahhüt çalışma özgürlüğünden vazgeçmeyi içeren, kişilik haklarına aykırı ve hukuken kabulü mümkün olmayan genişlikte ve davalının özgür iradesine dayanmayan, iş bulup çalışacak olan tüm işçilerin işverenin dayatmasına binaen imzaladıkları tek taraflı bir belge olduğu, böyle bir taahhüdün hukuken sonuç doğurmaması gerektiği, TBK mad 444 ve 445 hükümlerinde rekabet yasağı sözleşmesinin geçerliliği için şekil ve ehliyet haricinde de bazı sınırlamalar ve geçerlilik koşullarının öngörüldüğü, geçerli bir rekabet yasağı sözleşmesinin varlığı için bu koşullardan hepsinin bir arada bulunmasının gerektiği, koşullardan herhangi birinin bulunmaması halinde sözleşmenin batıl- kesin hükümsüz olacağını, kanun koyucunun rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesini 2 durumun birlikte var olması şartına bağladığı, buna göre; işçinin üretim sırları veya işverenin işleri hakkında bilgi sahibi olabilme imkânı yahut müşteri çevresi hakkında bilgi edinme olanağı bulunmalı ve bu şarta ek olarak ayrıca işveren bu bilgilerin kullanılması sonucunda işverenin zarar görme ihtimalinin bulunması gerektiği, bu durumda ancak işverenin korunmaya değer haklı bir menfaatinin bulunduğundan söz edilebileceği, işverene ait bilgilerin kullanılması; işverene ait kazançlarda yahut müşterilerden gelen sipariş sayısında maddi bir düşüşe neden oluyorsa, ilgili piyasada rekabet gücünde bir geriye gidiş yaratıyorsa, işverenin iş yapma olanaklarını gözle görünür biçimde sınırlandırıyor, azaltıyorsa önemli bir zararın varlığından söz edilebileceği, hayatın olağan akışına göre, önemli olmayan bir zarar tehlikesi işbu sözleşmenin akdedilebilmesi için yeterli olmayıp rekabet yasağı sözleşmesinin akdedilebilmesi için mutlaka önemli derecede bir zarar verme tehlikesinin,/ihtimalinin varlığının gerektiği, davacı tarafın bu konuda somut herhangi bir delil sunamadığını, cezai şart işçinin gelirinden ve işverenden aldığı ücretten aşırı derecede fazla olmaması ve onun ekonomik geleceğini sarsmaması; mali durumunu bozmaması gerektiği, ancak davaya konu cezai şartın dvaalının son aldığı brüt maaşın 24 katı tutarında olması yönüyle tüm ekonomik geleceğini sarsan niteliğe sahip olduğunu, davalının imzaladığı rekabet etmeme taahhüdünün hukuken geçerli bir belge niteliğine sahip bulunmadığı, rekabet yasağının hukuken geçerli olabilmesi için işçinin müşterileri tanıması ve esrara nüfuzundan yararlanarak iş sahibine hissedebileceği ölçüde bir zarar doğumuna sebep verilebilecek bir halin varlığının zorunlu olduğu, davacı şirket ile aynı iş kolunda faaliyet gösteren yüzlerce firmanın bulunduğu, birbirleriyle rekabet eden bu firmaların girdi maliyetleri veya kar marjları ticari bir sır kapsamında da değerlendirilemeyeceği, davacının somut olarak davalının nasıl davacı şirkete ciddi bir zara verme ihtimalinin bulunduğuna dair bir kanıt ortaya koyamadığını, işçi aleyhine tek taraflı olarak yazılan sözleşme hükümleri ve bunlara müstenit ek taahhütlerin yasal olarak geçersiz olduğu, davalının davacı aleyhine ------- sayılı dava dosyasında iş hukukundan kaynaklanan alacak davası açtığı, davalının daha önce birlikte çalıştığı daha sonra ----- olan --------- etik olmayacak biçimde sosyal ilişkilerini devam ettirmesi ve davalının de aynı işyerinde iş bulmasını rekabet yasağının sözleşme sırasında da ihlal edildiğini belirtmekte ve bu konuda ---------- görüşmelerini delil olarak sunmaya çalıştıklarını, davacının davalının iş akdinin devamı sırasında ve sonrasında rekabet yasağına aykırı hareket ettiğini belirttiğini, İş Mahkemesindeki davada da söz konusu whatsapp görüşme kayıtları hukuka uygun delil niteliğinde olmadığı, hükme esas alınabilecek özellikte bulunmadığını, davalının iş sözleşmesinde kendisine teslim edilen telefon ve diğer iletişim araçlarıyla yapılan iletişimin işveren tarafından denetlemeye tabi tutulacağı yönünde herhangi bir madde ya da ihtarat dair bir hükmün mevcut olmadığı, dolayısıyla mahkeme kararı olmaksızın bu kayıtların rızaya aykırı biçimde incelenmesi ve bunlardan bir kısmının nasıl olduğu anlaşılamayacak biçimde kağıda dökülerek mahkemeye sunulmasının ne delil güvenliği ne özel hayatın gizliliği ile bağdaşabilen bir durum olmadığı, iş sözleşmesinde işverenin çalışanların kendilerine verilen telefon ya da benzeri iletişim araçlarıyla yaptıkları iletişim denetleneceği konusunda açık ve özel bir hüküm yer almaksızın ya da mahkeme kararı bulunmaksızın davalının iş akdini sonlandırıldıktan sonra telefon içeriklerinin incelenmesi, içeriklerin nasıl elde edildiğinin belli olmaması karşısında bu şekilde elde edilen delilin hukuka aykırı delil olduğu, hükme esas alınamayacağını, dilekçede açıklanan tüm nedenlerle; öncelikle görevsizlik kararı verilerek dosyanın iş mahkemesine gönderilmesini, haksız açılan davanın reddini, avukatlık ücreti ile yargılama masraflarının davacıya yükletilmesini talep ettikleri görülmüştür.Birleşen dosyaya cevap dilekçesi sunulmadığı görülmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:Dava, davacı şirketin davalı işçisinden rekabet sözleşmesine aykırılık iddiasıyla cezai şart alacağı talebine ilişkindir. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan usul hükümleri doğrultusunda basit yargılama usulüne tabi olarak oluşturulan tensibe istinaden yargılamaya başlanmış yöntemine uygun ön inceleme duruşması açılarak öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar incelenmiş, hukuki ihtilaf noktaları belirlenmek suretiyle tahkikat aşamasına geçilmiştir.Dosyanın safahatı incelendiğinde,Yapılan yargılama sonucunda mahkememizin ------sayılı ilamı ile; "-Mahkememizin görevsizliğine, bu nedenle 6100 sayılı HMK'nın 115/2. Maddesi uyarınca dava şartı noksanlığından davanın usulden reddine,...'' karar verilmiştir.Asıl dosya davacı vekili tarafından mahkememiz kararının istinaf edilmesi üzerinde dosya ----- gönderilmiş ve yapılan istinaf incelemesi sonucunda------ karar sayılı ilamı ile; "...Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ------ hükmünün, HMK.'nun 353(1)a-3 maddesi gereği kaldırılmasına; Davanın yeniden görülmek üzere dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine..."şeklinde karar verilmiştir.Mahkememizce karar ilamı sonrasında dosyanın ----- kaydı yapılmıştır.Kaldırma kararı sonrası yapılan yargılama sonucunda; Davacı vekilince sunulan 01.09.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile; Dava dilekçesindeki talebini tamamen ıslah ederek (cezai şartı aşan zarara dair diğer tüm talepleri ve başkaca her türlü dava ve hukuki başvuru hakkının saklı kalması kaydı ile) davanın kabulü ile davalının rekabet yasağı taahhüdüne aykırı davranması sebebi doğan cezai şart alacağının şimdilik asgari 5.000-TL tutarının ve ileride kesin olarak belirlenecek ve talep artırım dilekçesi ile artırılacak tutarın toplam cezai şart miktarına işbu belirsiz alacak davamızın tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline ve yargılama giderleri, harçlar ve vekalet ücreinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.-------yazılan talimat yazısı sonucunda alınan---- tarihli bilirkişi raporunda özetle; ''Davacı ile dava dışı ---------faaliyet alanları ve ürünlerinde eş/ benzerlik gösterdiği, davalının, davacı iş yerindeki son brüt ücretinin 9.119,43- TL olduğu, davalının, davacı ile tazminat (cezai) hükümleri içeren sözleşme taahhüdünün var olduğu, iş sözleşmesi bitmeksizin ya da davacı tarafından işine son verilmesiyle sonlanması halinde 2 yıllık süre geçmeksizin çalıştığı faaliyet konusuna benzer, eş firmaya işe başlaması halinde son brüt ücretinin 24 katı tazminatı gayri kabulü rücu hükümlerini kabul ettiği ve iş süresinin bitimini beklemeksizin çalışmasını kendi rızası ile sonlandırdığından, ihlalinin söz konusu olduğu," yönünde görüşlerini bildirmiştir.Bilirkişi heyetinin 09.05.2023 tarihli raporunda özetle, "Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olarak kurulduğundan bahsedilebilmesi için işçinin fiil ehliyetine sahip olması, adi yazılı şekilde bir sözleşmenin yapılmış olması ve işverenin korunmaya değer bir menfaatinin bulunması gerektiği, somut olayda bu şartların mevcut olduğu, rekabet yasağı sözleşmesindeki sınırlamaların yer, zaman ve konu bakımından değerlendirilmesi gerektiği, bu kapsamda zaman yönünden getirilen sınırlama incelendiğinde, TBK'da öngörülen 2 yıllık azami sürenin belirlenmiş olduğu, konu bakımından sınırlandırma aç dan önemli olan unsurun sözleşme ile yasaklanan konunun, işverenin faaliyet alanı olduğu, yer bakımından sınırlandırma açısından belirleyici olan unsurun, işverenin faaliyette bulunduğu alan olduğu, işverenin faaliyet alanını aşan bir şekilde rekabet yasağı sözleşmesi yapılması halinde işverenin korunmaya değer bir menfaatinin bulunduğundan söz edilemeyeceği, aksine bu durumun işçinin ekonomik geleceğini ortadan kaldıracağından, anayasal çalışma hürriyetine aykırılık teşkil edeceği, somut olaydaki rekabet yasağı sözleşmesinde yer bakımından bir sınırlama öngörülmediği, raporumuzda yer verilen ---- doğrultusunda rekabet yasağı sözleşmesinde yer bakımından bir sınırlama getirilmediği için rekabet yasağı sözleşmesinin geçersiz sayılabileceği gibi somut olayda tarafların tüm Türkiye'yi kapsar bir şekilde yer bakımından rekabet yasağı öngördüğü sonucuna varılabileceği, son ihtimalde rekabet yasağı sözleşmesinin sınırlarının çok geniş çizilmesi nedeniyle sözleşmenin yer bakımından kapsamı ve sınırlandırılmasındaki nihai kararın mahkemenin takdirinde olduğu, " yönünde görüşlerini bildirmişlerdir.Yargılama sırasında----- sayılı dosyasını mahkememiz dosyası ile birleştirilmiş, mahkememizde ön inceleme duruşması yapılmıştır.Bilirkişi heyetinin ----- tarihli ek raporunda özetle, "Bilirkişi kök raporundaki kanaatin korunduğu, mahkemece rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olduğunun kabulü halinde davalının davacı şirkette çalışırken görev aldığı coğrafi alan ve konuda çalışmaya devam ettiği durumda, rekabet yasağına aykırı bir eylemin varlığından bahsedilebileceği, rekabet yasağıyla getirilen cezai şartın fahiş olması durumunda mahkemece indirilebileceği, rekabet yasağı sözleşmesi ile getirilen tek taraflı cezai şartın Yargıtay uygulamaları ile hukuka aykırı olarak değerlendirilmediği, " yönünde görüşlerini bildirmişlerdir.Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacı taraf dava dilekçesi ile davalının, 01/11/2011 tarihinde davacı şirkette -------pozisyonunda işe başlamış olduğunu, zamanla -----pozisyonuna terfi ettirildiğini ve istifa ettiğini, ---- tarihine kadar da------- olarak görevini sürdürdüğünü, davalının çalıştığı süre boyunca satış ve pazarlama biriminde yer alması sebebi ile davacı şirketin ticari sırrı niteliğindeki üretim, stok, satış, pazarlama, fiyat politikası, müşteri portföyü alanlarına ilişkin hassas bilgilere sahip ve yetkili kişi konumunda olduğunu, davalının davacı şirkete, "Taraflar arasındaki iş sözleşmesi sona ermeden yahut sözleşmenin yenilenme süreleri içinde iş gören eya işveren tarafından sonlandırılması halinde; İşten ayrıldığı veya görevine son verildiği tarihten başlamak üzere 2 yıllık süre ile, işveren şirketin çalışma konusu olan yapı alçıları ve bunların türevleri ile, iç ve dış cephe alçı levhaları ile muadilleri, profil ve yardımcı malzemeleri üretim veya pazarlaması yahut satıcılığı gibi benzer işler yapan üretim tesisleri, işletmeler ve özellikle işverene ve yaptığı işlere rakip olan veya rakip olabilecek herhangi bir fabrika, tesis, işletme kuruluş veya benzer nitelikte bir işte herhangi bir ünvan ve sıfat altında çalışmama, hukuken veya fiilen bu tür kuruluşlarla şahsen veya ortak olarakiş ilişkisi kurmama veya rakip işletmeler ile başka türeden bir menfaat ilişkisi içerisine girmeme, işveren şirketin çalışma konularında yeni şirket veya işyeri kurmama veya kurulmuş olan şirketlere ortak olarak katılmama... yönünde taahhütte bulunduğunu, yine aynı taahhütname metninde bu taahhüdüne aykırı eylem ve tutumları yüzünden işverenin uğradığı veya uğrayacağı diğer her türlü maddi ve manevi zararlarını tazmini talep hakkı saklı kalmak kaydı ile, aleyhine herhangi bir hüküm veya karar alınmasına gerek olmaksızın, iş yerinde son aldığı aylık brüt ücretin 24 katı tutarında işverene ödeme yapmayı gayrikabili rücu olarak kabul ettiği yönünde ifadelere yer verildiğini, davalının, imzasını havi taahhütte ifadesini bulduğu yönünde ve TBK kapsamında açık taahhüdü bulunduğunu, davalının istifa ile işten ayrıldığını, her ne kadar istifa sebebini "kendi pozisyonunun ---- teklif edilmesi ve kendisinin bundan duyduğu huzursuzluk, rahatsızlık olarak" açıklamışsa da davalının bu iddialarının gerçeklik payının olmadığını, davalının iş akdinin devam ettiği sırada aslında davacı şirketle aynı iş kolunda faaliyet gösteren ve rakip konumunda olan ------ anlaştığı ve orada çalışmak üzere davacı şirketteki işinden ayrıldığının tespit olunduğunu, davalının, işten ayrıldıktan hemen sonra da bu firmada çalışmaya başladığını bu haliyle rekabet sözleşmesini ihlal ettiğini iddia ederek cezai şartın davalıdan tahsilini talep etmiştir.----- ilamı ile de belirtildiği üzere; Türk Borçlar Kanunu’nun 444/1. maddesi; “Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir” hükmünü haizdir. Buna göre rekabet yasağı sözleşmesinden söz edilebilmesi için ilk olarak işçinin fiil ehliyetine sahip olması ve iş sözleşmesinin kurulması sırasında veya iş ilişkisi devam ederken işçinin sözleşmenin sona ermesinden sonra rekabet etmeyeceğine ilişkin bir hükmün yazılı olarak iş sözleşmesine konulması veya bu konuda ayrı bir sözleşmenin (rekabet yasağı sözleşmesi) yapılması gerekmektedir. Fiil ehliyetine sahip işçi tarafından yazılı olarak yapılan rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için iki temel şartın daha birlikte yer alması zorunludur. Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesinin ilk şartı, işverenin bu sözleşme nedeniyle korunmaya değer haklı bir menfaatinin bulunmasıdır. Zira rekabet yasağının getirilmesindeki amaç, işçinin işyerinde öğrendiği üretim sırlarını veya işverenin işleri hakkındaki bilgisini iş ilişkisi sona erdikten sonra işverenle rekabet edecek tarzda kullanmasının önüne geçilmesidir. Bu husus TBK’nın 444/2. maddesinde “Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir” şeklinde ifade edilmiştir. Buna göre rekabet yasağına ilişkin sözleşmenin kurulmasında işverenin korunmaya değer haklı bir menfaatinin söz konusu olabilmesi için, işçinin işverenin üretim sırları, yaptığı işler ve müşteri çevresi hakkında bilgi edinme olanağının bulunması ve bunun sonucunda işvereni önemli bir zarara uğratma ihtimalinin olması gerekir. Dolayısıyla rekabet yasağına ilişkin sözleşmelerin geçerli olabilmesi için iş ilişkisinin işçiye, “müşteri çevresi” veya “üretim sırları” ya da “işverenin yaptığı işler” hakkında bilgi edinme imkânını sağlamasının yanında, aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması hâlinde işvereni önemli nitelikte bir zarara uğratabilecek mahiyette olması aranmaktadır. Ancak rekabet yasağı ihlâlinden bahsedilebilmesi için zararın fiilen gerçekleşmesi gerekli olmayıp yakın ve önemli bir zarar ihtimalinin varlığı yeterli olmaktadır. Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesinin bir diğer şartı ise işçinin ekonomik geleceğinin tehlikeye düşürülmemiş olmasıdır. Zira sınırsız ve ucu açık bir rekabet yasağının, işçinin çalışma özgürlüğünü ortadan kaldıracağı ve işçinin geçim kaynağı olan emeğini istihdam piyasasına sunamaması sonucunu doğuracağı açıktır. TBK’nın 445/1 maddesi “Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz” hükmünü haizdir. Buna göre rekabet yasağının, işçinin ekonomik geleceğinin ölçüsüz ve hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye girmesini önleyecek şekilde süre, yer ve konu (işin türü) bakımından uygun sınırlar içinde kararlaştırılmış olması gerekir; aksi takdirde rekabet yasağı sözleşmesi geçersizdir. Aynı husus BK’nın 349. maddesinde; “Rekabet memnuiyeti ancak işçinin iktisadi istikbalinin hakkaniyete muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek surette zaman, mahal ve işin nevi noktasından hal icabına göre münasip bir hudut dâhilinde şart edilmiş ise muteberdir” şeklinde ifade edilmiştir. Rekabet yasağı sözleşmesinin yapıldığı sırada işçi fiil ehliyetine sahip değilse, yazılı şekil şartına uyulmamışsa, işçinin, işverenin müşteri çevresi, üretim sırları veya işyerinde yapılan işler hakkında bilgi edinme olanağı bulunmuyorsa ya da işverene önemli bir zarar verme ihtimali yoksa rekabet yasağı sözleşmesi geçersizdir. Öte yandan mülga BK’dan farklı olarak yürürlükteki TBK ile rekabet yasağı sözleşmesinin işçinin ekonomik geleceğinin tehlikeye düşürmesi yönünden hâkime kapsamı veya süresi bakımından rekabet yasağına müdahale ve sınırlama yetkisi verilmiştir. TBK’nın 445/2. maddesi; “Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir” hükmünü haizdir. Buna göre rekabet yasağı sözleşmesinin, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından sınırlamalar içermesi ve süresinin de, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşması durumunda uygulanacak hukukî yaptırım, rekabet yasağının hâkim tarafından kapsamı ve süresi bakımından sınırlanması şeklinde olmalıdır. Bu düzenleme ile yer, zaman ve konu (işin türü) bakımından sınırları çok geniş tutulmuş rekabet yasağı sözleşmelerine geçersizlik gibi ağır bir hukukî yaptırım uygulamak yerine, sözleşmenin kanuna uygun hâle getirilmesinin yolu açılmış olmaktadır. Taraflar arasında sözleşmenin yapıldığı tarihte yürürlükte olan---------- rekabet yasağına ilişkin 348. maddesi; “İş sahibinin müşterilerini tanımak veya işlerinin esrarına nüfuz etmek hususlarında işçiye müsait olan bir hizmet akdinde her iki taraf, akdin hitamından sonra, işçinin kendi namına iş sahibi ile rekabet edecek bir iş yapamamasını ve rakip bir müessesede çalışamamasını ve böyle bir müessesede şerik veya sair sıfatla alakadar olamamasını, şart edebilirler. Rekabet memnuiyetine dair olan şart, ancak işçinin müşterileri tanımasından ve esrara nüfuzundan istifade ederek iş sahibine hissolunacak derecede bir zarar husulüne sebebiyet verebilecek ise, caizdir. İşçi, akdin yapıldığı zamanda reşit değil ise rekabet memnuiyetine dair olan şart batıldır.” hükmünü haizdir. Buna göre -------348. maddesi kapsamında akdedilecek rekabet yasağı sözleşmesinin geçerliliği için gerekli olan koşullardan bir kısmı sözleşmenin yapıldığı esnada işçinin reşit olması, işverenin bu hususta korunmaya değer haklı bir menfaatinin bulunması şeklinde ifade edilebilir. Ayrıca BK’nın 350. maddesi gereğince rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olması için yazılı şekilde yapılması gerekmekle adi yazılı şekil, sözleşmenin geçerliliği için yeterlidir. Bunlara ek olarak yine ---------- 349. maddesinde “Rekabet memnuiyeti ancak işçinin iktisadi istikbalinin hakkaniyete muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek surette zaman, mahal ve işin nevi noktasından hal icabına göre münasip bir hudut dahilinde şart edilmişise muteberdir.” şeklinde düzenlenen hükümden hareketle; rekabet yasağı sözleşmesinin geçerliliği aynı zamanda işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürmeyecek şekilde yer, zaman ve konu bakımından sınırlandırılmış olmasına bağlı olup anılan hükümde belirtildiği şekilde hakkaniyete aykırı sınırlandırmalar içeren yahut hiçbir sınırlandırma içermeyen rekabet yasağı sözleşmeleri yapıldıkları anda geçersiz olacaklardır.
Hemen belirtilmelidir ki, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 1. maddesi; “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine tabidir” hükmünü haizdir. Buna göre bir sözleşmenin hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına, bu sözleşme hangi Kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse, kural olarak o Kanun hükümleri uygulanmalıdır. Dolayısıyla --------- döneminde yapılan bir rekabet yasağı sözleşmesi Kanun’un aradığı şartları taşımaması nedeniyle geçersiz ve hukuken bağlayıcı değilse bu sözleşmenin ihlâli TBK’nın yürürlüğe girmesinden sonra gerçekleşse dahi aynı Kanun’un 445/2. maddesi ile düzenlenen hâkimin rekabet yasağına müdahale ve sınırlama yetkisi söz konusu olamaz. Zira--- hâkime bu şekilde bir yetki tanınmadığı için rekabet sözleşmesi yapıldığı an geçersiz olur. Yapıldığı an geçersiz olan bir sözleşmenin ise TBK’nın 445/2. maddesi gereğince geçerli kabul edilip sınırlandırılması mümkün değildir.Rekabet yasağı sözleşmesine aykırı davranışların sonuçları ise TBK’nın 446. maddesinde düzenlenmiş olup anılan madde; “Rekabet yasağına aykırı davranan işçi, bunun sonucu olarak işverenin uğradığı bütün zararları gidermekle yükümlüdür. Yasağa aykırı davranış bir ceza koşuluna bağlanmışsa ve sözleşmede aksine bir hüküm de yoksa, işçi öngörülen miktarı ödeyerek rekabet yasağına ilişkin borcundan kurtulabilir; ancak, işçi bu miktarı aşan zararı gidermek zorundadır. İşveren, ceza koşulu ve doğabilecek ek zararlarının ödenmesi dışında, sözleşmede yazılı olarak açıkça saklı tutması koşuluyla, kendisinin ihlal veya tehdit edilen menfaatlerinin önemi ile işçinin davranışı haklı gösteriyorsa, yasağa aykırı davranışa son verilmesini de isteyebilir.” hükmünü haizdir.Buna göre rekabet yasağının ihlali durumunda işçi, işverenin bu ihlal nedeniyle uğramış olduğu tüm zararı gidermekle yükümlü olup rekabet yasağına aykırı davranışın bir ceza koşuluna bağlanması durumunda ise işçi, sözleşmede aksine bir düzenlemenin bulunmaması kaydıyla, ceza koşulu olarak belirlenen bedeli ödeyerek rekabet yasağı borcundan kurtulabilir. Öte yandan işverenin ceza koşulu olarak belirlenen miktarı aşan zararı da işçi tarafından tazmin edilmelidir. Eldeki davada, taraflar arasında düzenlendiği ihtilafsız olan rekabet yasağı sözleşmesinde yer bakımından bir sınırlama bulunmamaktadır ve davalı işçinin iş sözleşmesinin tarihi 24/05/2011'dir. Haliyle eki niteliğindeki rekabet yasağı sözleşmesinin tarihi de bu tarihtir. Zira aksi ileri sürülmemiştir. Yani --- yürürlük tarihi olan ----- tarihinden öncedir. Yukarıda yer verilen ----- kararında da belirtildiği üzere, yer sınırlaması içermeyen rekabet yasağı sözleşmesi geçersiz olup, düzenleme tarihi de eski ----- dönemine denk geldiğinden TBK'nun 445/2. Maddesi kapsamında geçerli kabul edilmesi de mümkün olmadığından, davacının geçersiz sözleşmeye dayalı cezai şart talep edemeyeceği kanaati ile asıl davanın ve birleşen davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Asıl dava ve birleşen davanın ayrı ayrı reddine,
2- Asıl dava yönünden alınması gerekli karar harcı 427,60-TL'den davacı tarafça peşin olarak yatırılan 85,39-TL harcın mahsubu ile bakiye 342,21-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
3-Birleşen dava yönünden alınması gerekli karar harcı 427,60-TL 'nin davacı tarafça peşin olarak yatırılan 3.455,81-TL harçtan mahsubu ile bakiye 3.028,21-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halide davacıya iadesine,
4-Asıl ve birleşen dava yönünden davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
5-Asıl dava yönünden davalı tarafından yapılan 169,50-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Asıl dava yönünden; TTK 5/A maddesi ve 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A fıkrası ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca 1.320,00-TL arabuluculuk ücreti davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
7-Birleşen dava yönünden; TTK 5/A maddesi ve 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A fıkrası ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca 3.120,00-TL arabuluculuk ücreti davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
8-Asıl dava yönünden; davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. 13 maddesindeki esaslara göre belirlenen 5.000,00-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
9-Birleşen dava yönünden; davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. 13 maddesindeki esaslara göre belirlenen 32.354,00-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
10-Taraflarca dosyaya yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde Hukuk Muhakemeleri Kanununun 333.maddesi uyarınca ilgili tarafa iadesine,
Dair karar, davalı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda karar gerekçesinin tebliğinden itibaren 2 hafta içinde ------------ Adliye Mahkemesinde İstinaf yolu açık olarak verildi, açıkça okundu usulen tefhim olundu.10.07.2024
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!