WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 08 Haziran 2026

İSTANBUL ANADOLU 4. ASLIYE TICARET MAHKEMESI

A- A A+

T.C. İstanbul Anadolu 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2023/713 Esas
KARAR NO: 2024/157
DAVA: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 02/01/2023
KARAR TARİHİ: 21/02/2024

Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ, DÜŞÜNÜLDÜ :Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Takibe konu senet incelendiğinde borçlusunun ------- olduğunu, kefil olarak ise ------ Şti ... Adi Ortaklığının gösterildiğinin anlaşıldığını, takibe konu 31.12.2018 keşide tarihli 30.04.2020 vade tarihli 2.300.000,00 TL tutarında senetin muvazaalı olduğunu, takibe konu alacağın muvazaalı olduğu gibi adi ortaklık kefil gösterilmek suretiyle olduğunu, takibe konu senedin muvazaalı ve danışıklı olduğunun gerçek bir alacak olmadığının izah edileceğini, bir hukuki ilişkinin taraflarının üçüncü kişileri aldatmak amacıyla bilerek ve isteyerek gerçek iradeleri ile beyanları arasında uygunsuzluk yaratmak suretiyle yaptıklarını, görünüşte geçerli ama gerçekte geçerli olmayan işlemlere muvazaa denildiğini, Muvazaalı yani danışıklı işlemlerin çoğunlukla mirasçılardan veya alacaklılardan mal varlığını kaçırma gayesi ile yapıldığını, örneğin bir gerçek veya tüzel kişinin aleyhinde yürütülen icra takibi ve hacizden kurtulmak için adına kayıtlı mal varlığını üçüncü kişilerin üzerine geçirerek, alacaklısından mal varlığını kaçırması durumunda muvazaa söz konusu olduğunu, Borçlu------- ile takip alacaklısı anlaşarak Adi ortaklık senette kefil gösterilmek suretiyle müvekkilini şahsen sorumlu tutmaya çalıştıklarını, bu şekilde müvekkillerini zarara uğratmak istediklerini, Muvazaa davalarının diğer adıyla danışıklı işlem davalarının, gerçek olmadığı hâlde gerçekmiş gibi hukuki sonuç doğuran işlem ve tasarruflara ilişkin açılan iptal davaları olduğunu, Muvazaa davalarının dediğimiz davalar genel olarak Borçlar Kanunu ile İcra ve İflas Kanunu kapsamında yapılan düzenlemelere tabi olduğunu, takibe ve davaya konu senetin tamamen müvekkilimizi zarara uğratmak için -----ile alacaklı yanca danışıklı olarak hazırlandığını, İş bu nedenle takibe konu alacağın gerçek bir alacak olmadığını, danışıklı olduğu için kefaletin ve davaya konu senedin muvazaa nedeniyle iptalini talep etmelerinin gerekli olduğunu, “Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki ( zahiri ) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır. Muvazaalı işlem, diğer geçerlilik şartlarını taşısa dahi, geçerli hale gelmez. “BK.M. 18 uyarınca, aktin resmi şekilde yapılması muvazaa nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürmeye engel olmadığını, Muvazaalı işlemin geçersizliği kesindir. Belirli bir sürenin geçmesi veya muvazaa nedeninin ortadan kalkması ile geçerli hale gelmeyeceğini, Taraflar muvazaalı işlemin geçerli olacağına muvafakat etseler dahi işlemin geçersiz olduğunu, taraflar muvazaalı sözleşme dolayısıyla edimlerini yerine getirmiş olsa dahi sözleşme geçerli hale gelemeyeceğini, Muvazaa sebebine dayanılarak verilen mahkeme kararları yenilik doğurucu değil, açıklayıcı nitelikte olduğunu, bu kararlara konu olan işlemler yapıldıkları tarihten itibaren geçersiz olup, yapılmamış sayıldığını ve kararlar geriye etkili sonuç doğurduğunu, Doktrinde de muvazaalı işlemin yok hükmünde olduğunu ileri sürmektedir. Tarafların iradesinin, muvazaalı işlemin meydana gelmemesi hususunda birbirine uygun olduğunu, bu sebeple muvazaalı işleme bağlanan sonucun yokluk olduğunu, muvazaalı işlem gerçekte kurulmamıştır, meydana gelmediğini, bu görüşe göre muvazaalı işlemleri düzenleyen TBK’nun 19. maddesinde sözleşmenin geçersizliği öngörülemediğini, aksine burada tarafların beyan iradesinin yokluğu hususu anlaşılmakta, bunun yorumundan da sözleşmenin kurulmadığını, meydana gelmediği sonucunun çıktığını, muvazaa İddiası İlgili Herkes Tarafından İleri sürülebildiğini, Muvazaalı bir hukuki işlem geçersiz olduğu için ilgili herkes tarafından ileri sürülebildiğini, Muvazaalı işlemin geçersizliğinin sadece taraflar için değil, ilgili olan herkes için söz konusu olduğunu, İlgili kapsamına öncelikle muvazaalı işlemin tarafları girmekle beraber, muvazaalı işleme itiraz etmekte menfaati bulunan üçüncü kişilerde ilgili sayıldığını, , “Muvazaa iddiasını sözleşmenin tarafları ileri sürebileceği gibi hukuki yararı bulunan, ayni veya kişisel hak sahibi üçüncü kişiler tarafından da ileri sürülebilir.” Yargıtay, muvazaalı işlemin geçersizliğinin, hukuken korunması gereken bir hakkı bulunan üçüncü kişiler tarafından ileri sürülebileceğinin belirtildiğini, Diğer taraftan, görünüşteki hukuki işlemin muvazaa nedeniyle geçersiz bulunduğu iddiası, hukuken korunması gereken bir hakkı bulunan üçüncü kişiler tarafından da ileri sürülebileceğini, Çünkü muvazaalı bir hukuki işlem ile üçüncü kişinin zarara uğratılması, ona karşı işlenmiş bir haksız fiil niteliğindedir.”, Yargıtay başka bir kararında, muvazaalı işlemin üçüncü kişilere karşı bir haksız fiil niteliğinde olduğunu, üçüncü kişilerin bu sebebe dayanarak muvazaalı işlemin geçersizliğini ileri sürebileceğini hükme bağladığını, “Muvazaalı bir hukuki işlem ile üçüncü kişilere zarar verilmesi, onlara karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğinde olduğundan kural olarak muvazaalı muamele nedeniyle hakları zarara uğratılan üçüncü kişiler, tek taraflı veya çok taraflı olan bu hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler.” Hakim somut olayda, muvazaalı bir işlemin varlığını tespit ederse, söz konusu işlemin geçersiz olduğunu re’sen göz önünde bulundurmak zorunda olduğunu, “muvazaalı işlemin hiçbir hüküm doğurmayacağını (butlanı) konusu gerek uygulamada ve gerekse bilimsel görüşlerde oybirliği ile benimsenmiş bulunduğuna; bu nedenle hakimin muvazaayı istek olmaksızın re'sen gözönünde tutması gerektiğine; muvazaa sebebinin ortadan kalkması veya bir zamanın geçmesi ile görünüşteki işlemin geçerli hale gelmeyeceği kuşkusuz bulunduğuna; muvaazanın gerek def'an ve gerekse dava yoluyla herzaman ileri sürülebileceğine, bir başka ifade ile muvazaa iddialarında zamanaşımı sözkonusu olmadığına göre…” böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır.” Görüleceği üzere gerek yargıtay içtihatlarına gerekse doktrin ve mevzuata göre muvazaa nedeniyle hakları zarar gören kişilerin dava hakkının bulunduğunu, müvekkillerinin haklarına halel geldiği açık olup bu nedenle dava açmakta hukuki yararımızın bulunduğu izahtan veraset olduğunu, müvekkilin ... ile davalı ------- Şti. 27.04.2018 tarihinde '------ Belediyesi ------- Yaşam Merkezi Yapılması Yapım İşi' için yalnızca bu işle sınırlı olmak üzere adi ortaklık kurduğunu, Adi ortaklığın süresi ise 4. Maddede belirtilmiş olup işin bitim tarihinde ortaklığın sona ereceği kararlaştırıldığını, bu adi ortaklık müvekkilimizin gerçek kişi olarak diğer adi ortağın ise şirket olarak katılımıyla kurulduğunu, diğer ortak olan -------- Şti, müvekkilimizin dayısı olan --------- aile şirketi olduğunu, adi ortaklık sözleşmesinin17.06.2019 tarihinde hukuken ve fiilen sona erdiğini, Adi ortaklığın sona erdiğinin tespitine ilişkin --------- E. Sayılı dosyasından dava açılmış olup davamız halen devam ettiğini, TBK 639. Maddesine göre de; "Ortaklık sözleşmesinde öngörülen amacın gerçekleşmesi veya gerçekleşmesinin imkânsız duruma gelmesiyle sona erer" denilmiş olduğunu, Adi ortaklık aldığı ihale işini 17.06.2019 tarihinde devretmiş olup iş bu devir ile Adi ortaklık resmen ve fiilen sona erdiğini, Kamu ihale kanununun 16. Maddesine göre gerçekleşen ihale devri ile adi ortakların birlikte yola çıktıkları hedef ve amaç bu tarihte sona erdiğini, Tarafların birlikte iş yapma iradeleri ile oluşturdukları adi ortaklığın devir ile nihayete erdiğini, dolayısıyla takip ve dava tarihi itibariyle adi ortaklığın bulunmadığının açık olduğunu, Adi ortaklığın sona ermesi durumunda ise birlikte temsil imkanının kalmayacağını, Adi ortaklığın 2019 yılında İhale devri ile son bulduğu dolayısıyla sona eren ortaklığın temsilinin de mümkün olmayacağını, Ortaklığın ve dolayısıyla yetkinin sona ermesi ile temsilcinin hem aktif hem pasif temsil yetkisi ortadan kalkmış olacağını, temsilci artık temsil olunan adına hukuki muamele yapamayacağını, dolayısıyla takip ve dava tarihi itibariyle mevcut bir adi ortalık bulunmadığı için dava şartı olan birlikte temsil de söz konusu olmayacağını, bu nedenle sona ermiş adi ortaklığın birlikte dava açması ve adi ortakların birlikte hakaret etmesi de zaten yasal olarak mümkün olmadığını, sona ermiş adi ortaklıkta birlikte temsil söz konusu olamayacağı için müvekkilimiz tek başına dava açmak zorunda kaldığını, Müvekkilimiz ile dayısı ------- ve ------- şirketi ve onun yetkilileri arasında bir dizi husumetler bulunmadığını, ------ E. Sayılı dosyası, ------- E.Sayılı dosyası, ------- E sayılı dosyaları mevcut olduğunu, bahse konu yukarıdaki davalar borçlu ------- eşi ------- tarafından danışıklı senet düzenlenmek suretiyle müvekkilimize karşı tasarrufun iptali davaları açtırılan davalar olduğunu, borçlu --------- eşi ------- benzer şekilde güvendiklerini birine düzmece bir senet vermek suretiyle sözde 3,5 Milyon TL borçlanmış gibi gösterilmiş ve müvekkilimize tasarrufun iptali davası açtırıldığını, -------- ve -------- müvekkilimize sattıkları gayrimenkulleri de hukuk yolu ile ele geçirmek için danışıklı borçlar yaparak icra takibi açtırmışlar ancak mahkeme buna müsade etmemiş ve alacakların danışıklı olduğu belirtilerek davalar ret edildiğini, -------- eşi ------- üzerinden kurguladığı tasarrufun iptali davaları ile netice alamayınca huzurdaki senetleri düzenleyerek ortaya çıkardığını, görüleceği üzere -------- ve eşi ---------- danışıklı senetlerle borç üretmeleri alışılagelmiş bir durum olmadığını, Müvekkilimiz ile ------- arasında husumet bulunması nedeniyle birlikte hareket edilmesi ve birlikte dava açılması hukuken ve fiilen mümkün olmadığını, davalı alacaklının dava ehliyetine ilişkin muhtemel itirazına peşinen cevap vermek isteriz ki; Yukarıda ayrıntılı olarak izah ettiğimiz üzere adi ortaklık 2019 yılında fiilen ve hukuken sona ermiş olup, takip ve dava tarihi itibariyle hukuken ve fiilen sona ermiş olan ortaklığın ortaklarının birlikte hareket etmesi hem yasal olarak hemde fiilen mümkün olmadığını, kaldı ki ortaklar arasında süre gelen bir dizi husumet nedeniyle birlikte hakaret etmeleri de zaten imkansız olduğunu, adi ortaklığın diğer ortağının kötü niyetli tanzim ettiği senetler nedeniyle müvekkil haklarının zarar gördüğü dolayısıyla iş bu davayı açmasında hukuki yaranının bulunduğu izahtan veraset olduğunu, Adi ortaklığın sona ermesinden yıllar sonra geçmiş tarihli olarak düzenlenen senetler nedeniyle takip ve dava tarihi itibariyle olmayan bir ortaklığın birlikte temsili olanaklı da olmadığını, --------- ile müvekkilimiz arasında adliyeye ve savcılığa yansımış bir dizi husumet mevcut olup bu husumetler maddi bir gerçek ve vakıalar olduğunu, dolayısıyla takip alacaklısı yan, husumetlere vakıf olan biri olarak senetleri icraya koyarak açıkça kötü niyetli olduğunu gösterdiğini, MK 2 maddesinde tarif edilen dürüstlük kuralı gereğince herkes haklarını kullanırken dürüst davranmak zorunda olduğunu, Alacıklı yanın ve borçlu --------- dürüstlük kuralına açıkça aykırı hakaret ettikleri izahtan varestedir ki hiçbir alacaklı bu kadar yüksek bir alacağını yıllarca hiçbir işlem yapmadan beklemediğini, Senetlerin vadesi dikkate alındığında vadenin üzerinden 2,5 sene gibi uzunca bir süre geçmiş olduğu bu durumun hayatın olağan akışına aykırı olduğu görüleceğini, müvekkilin dayısına itimat ederek girmiş olduğu Adi ortaklık bilinmeyen ve ardı kesilmeyen bir borçluluk boyutuna ulaştığını, adi ortaklık sözleşmesi incelendiğinde görüleceği üzere müvekkilimizin adi ortaklığa koymayı taahhüt ettiği sermaye %1 olup Sermayenin %99' u ise diğer adi ortak -------- Şirketi tarafından karşılanacağını, ancak diğer ortak koyması gereken sermayeyi koymadığı için ihale işi yapılamamış ve nihayet devredildiğini, Müvekkilin iyi niyetli girdiği Adi Ortaklık kötü niyetli dayısı --------- tarafından dolandırma aracı olarak kullanıldığını, Dava konusu senetlerde bahsi geçen alacak kadar iş dahi yapılmadığını, örneğin, ihale için kullanılacak demir müvekkilimiz ... ait -------- yapı tarafından göndermiş olup demir bedeli müvekkilimize yada ------ yapı firmasına da ödenmediğini, adi ortaklığın almış olduğu ihale nihayet dava dışı bir firmaya ------- firmasına 500 bin TL bedelle devredildiğini, Adi ortaklığın sona ermesinden yıllar sonra milyonlarca liralık sözde alacak senetlerinin ortaya çıkarılmış olmasının nedeni alacağın ve borcun muvazaalı olduğunu, zira adi ortaklığın sermaye yetersizliği nedeniyle ihaleyi yapamadığını ve bu nedenle ihaleyi üçüncü şahıslara devrettiğini belirttiğini, Dolayısıyla yapılmayan bir ihale işi için adi ortaklığın borçlanması mümkün olmadığını, kaldı ki ihale için gerekli olan 655.000,00 TL teminat mektubunu dahi müvekkilimiz şahsi bankasından temin ettiğini, müvekkilin mali durumu her daim iyi olduğunu, müvekkilin dayısının ------- ve -------- şirketinin ve ------- ve -------- mali durumu bozulmuş ve mali durumları bozulduğu için müvekkili bir zenginleşme aracı olarak kullanmak istediklerini, bahse konu teminat mektubunu müvekkilin şahsi bankasından temin ederek --------- Belediyesine vermesine karşılık belediye tarafından devredilen ihale nedeniyle teminat mektubu paraya çevrildiğini, 55.000,00 TL kesilerek teminattan artan 600.000,00 TL Adi ortaklık hesabına aktarıldığını, Adi ortaklığın hesabına aktarılan müvekkilimize ait şahsi para dahi -------- tarafından çekilmiş ve kaba tabirle iç edildiğini, Takiplerde asıl hedefin müvekkilin mal varlığı olduğunu rahatlıkla görülebileceğini, ------- iki ayrı kişiye toplamda 5,5 Milyon TL tutarında senet vermiş ne tesadüf ki her iki alacaklı üç gün arayla aynı avukatı bularak vekalet çıkarttırmış ve üçer gün ara ile müvekkil iki ayrı icra takibine maruz kaldığını, Senetlerin tarihlerinin, miktarları, aynı avukatın bulunması hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, hayatın olağan akışına aykırı olan bu durumun nedeni, yapılan işlerin danışıklı olması olduğunu, ------ her iki alacaklıyı da kendisinin tanıdığı bir avukat üzerinden takip açtırmak suretiyle ileride ortaya çıkacak bir menfaati kendince garanti altına almak istediğini, ---------, --------- ve--------- takip alacaklısı vekili ile geriye dönük olarak yapmış oldukları telefon trafiğinin celp edilmesi halinde bu hususun aydınlanacağını, izah edildiği üzere Adi ortaklık, aldığı işi kısa bir süre sonra ---------- isimli firmaya devretmiş olduğunu, ihale işini yapıp teslim eden firma -------- şirketi olduğunu, --------- Belediyesinden ihale evrakları celp edilerek ihaleyi kimin yaptığı, adi ortaklığın yapıp teslim ettiği / hak ettiği işin miktarı tespit edilebilir olduğunu, İhaleye cüzi miktarda iş yapılmış ve kalan iş --------- firmasına devredilmiş iken Adi ortaklığın üçüncü şahıslardan borç almasını gerektirecek hiçbir meşgalesi de yok iken takibe konu senetler neden yıllar sonra birden ortaya çıktığını, Senet metninden de anlaşılacağı üzere Adi Ortaklığın kefil olarak gösterildiği borçlunun --------- olduğu izahtan veraset olduğunu, Senet Metni incelendiğinde görüleceği gibi senette yalnızca --------- imzasının olduğu müvekkilin imzasının olmadığının açık olduğunu, adi ortaklık kefil gösterilirken tek imza ile kefil gösterilmiş olup kefalet hukuken geçersiz olduğunu, Adi ortaklıklarda kıyasen uygulanan TTK 223. Madesi uyarınca,'' Şu kadar ki, bağışta bulunmak, kefil olmak, üçüncü kişi lehine garanti vermek, ticari mümessil tayin etmek ve şirket konusuna girmiyorsa taşınmazları satmak, satın almak, teminat göstermek, şirketin özüne ilişkin üretim araçlarını elden çıkarmak, rehnetmek veya ticari işletme rehni kurmak gibi olağan iş ve işlemler dışında kalan hususlarda ortakların oybirliği şarttır.''. Adi ortaklık adına kefil sıfatıyla kambiyo senedi düzenlenmesi konusunda adi ortakların oy birliği bulunmadığı gibi müvekkil ile dayısı--------- arasında bir dizi husumetler mevcut olup senedin oy birliği ile verilmesinin zaten mümkün olmadığını, müvekkilin dayısı-------- kendi ayarladığı danışıklı alacaklılara, geçmiş tarihli senet imzalayarak, Adi ortaklığı da kefil göstererek, kendince müvekkili zarara uğratmak istediğini, Kefaletin geçerliliği her şeyden önce asıl borcun varlığına bağlı olduğundan, kefaletin geçerliliği hususunda tereddüt olması halinde alacaklının hem kefaletin hem de asıl borcun geçerliliğini ispat yükümlülüğü bulunduğunu, Kefalet sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu’nun 581. ve devam eden maddelerinde düzenlenmiştir. TBK 581. maddesinde “Kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir.” hükmü ile kefalet sözleşmesinin tanımına yer verildiğini, Kanunda yapılan açık tanım ile de belirtildiği üzere kefalet ile kefil, alacaklıya asıl borçlunun borcunu ödememesi halinde kişisel bir teminat sağladığını, Diğer bir ifade ile kefil, kefalet sözleşmesi ile asıl borçlunun borcunu ifa etmemesi karşısında alacaklıya karşı sorumlu olmayı üstlenmektedir. TBK’da adi ortaklıkta olağan dışı işlerinin yürütülmesi için bütün ortakların oybirliği arandığını, adi ortaklığın borç almasını gerektirir meşgalesi ve faaliyeti asla olmadığını, adi ortaklığın diğer ortağı ------ firmasının sermaye yetersizliği nedeniyle alınan ihale işini yapamadığını ve ihalenin başında ihaleyi dava dışı------ isimli başka bir firmaya devrettiğini yukarıda izah edildiğini, ihalenin devredilmesinin nedeninin sermaye yetersizliği olduğunun izahtan veraset olduğunu ki borç alınmasını gerektirecek hiçbir iş de yapılmadığını, kaldı ki ihalede hak edişten / hak edilenden fazla borç alınması hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, adi ortaklık, almış olduğu ihaleyi devir tarihine kadar yaptırdığı işlerin bedelini, alt taşeron firmalara ödememiş müvekkilimiz şahsen ödemek zorunda kaldığını, adi ortaklık aldığı ihale işinde ihaleyi devir tarihine kadar iş yaptırdığı alt taşören firmalara + iş yaptırdığı şahıslara da asla para ödememiştir. Bu nedenle müvekkilimiz bir dizi icra takibine de maruz kalmış ve ödeme yapmak zorunda kaldığını, bildirilen dosya borçlarını müvekkilimiz şahsen ödemek zorunda kaldığını,--------- sayılı dosyasından 79.571,47 TL borcu müvekkil ödediğini, -------- E sayılı dosya borcunu yine müvekkilimiz ödemek zorunda kaldığını, ------- E. Sayılı dosyasından 319.363,00 TL borcu müvekkilimiz ödeme zorunda kaldığını, --------- E sayılı dosyasından başlatmış olduğu 271.924,10 TL borcu da müvekkilimiz ödemek zorunda kaldığı, müvekkilin adi ortaklık adına şahsen ödemek zorunda kaldığı bedeller bu maddede belirtilenlerle sınırlı olmayıp tespit edilenler mahkememize bildirileceğini, Netice olarak şunu söylemek gerekir ki adi ortaklık adına alınan ihale işinde dahi iş yapan alt taşeron firmalara hiçbir ödeme yapılmamış tüm ödemeleri müvekkilin şahsen yapmak zorunda kaldığını, Hal böyle iken ihale için bir kuruş cebinden para çıkarmayan ----------- adi ortaklık sona erdikten yıllar sonra 5,5 Milyon civarında yine bir senet ortaya çıkmasının tek nedeni müvekkilinin mağdur edilmesinden başka bir şey olmadığını, izah ettikleri nedenle adi ortaklığın kefil olarak gösterildiği senet tamamen müvekkilimizi mağdur etmek için hazırlanmış düzmece bir senet olduğunu, ---------- kişisel borcu nedeniyle düzenlenen senet nedeniyle Adi ortaklığın ve dolayısıyla müvekkilimizin sınırsız sorumlu olduğunu söylemek olanaksız olduğunu, Bir an için alacağın gerçekten var olduğu kabul edilse dahi Adi ortaklığın borçlu olmadığı kefil olduğunun açık olduğunu, Alacağın adi ortaklığın borcu olmadığı senet metninden de açıkça anlaşıldığını, Hal böyle olunca geçmişte ortak olunduğunu, hukuken ve fiilen sona ermiş bir adi ortaklığa ait olmayan bir borç nedeniyle müvekkilimize hukuki sorumluluk atfedilmesi mümkün olmayacağını, sonuç olarak Adi ortaklığın almış olduğu ihale işini finansal yetersizlik nedeniyle yürütemediği ve kısa bir süre sonra dava dışı üçüncü bir şirkete devrettiği resmi kayıtlar ile sabit olduğunu, Adi ortaklık adına her hangi bir iş yapılmamış iken, hatta yapılan işlerin bedeli dahi alt taşeron firmalara ödenmemiş iken çok yüklü bir miktar senet düzenlenmesi ve adi ortaklığın kefil gösterilmesinin nedeni adi ortakların şahsen sorumlu olduğu düşüncesiyle müvekkilimizi zarara uğratılmak istemesinden başka bir şey olmadığını, arz ve izah ettiğimiz nedenlerle ve fazlaya ilişkin talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydı ile Takip ve dava konusu alacağın ve borç senedinin muvazaalı olduğunun tespiti ile geçersizliğine karar verilmesini, netice olarak; ------- esas sayılı dosyasına konu edilen alacak yönünden Adi ortaklığın müvekkilin takip alacaklısına borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini, davalı alacaklı yanın takipte kötü niyetli olması nedeniyle alacağın yüzde 20 sinden az olmamak kaydı ile tazminata mahkum edilerek iş bu tazminatın davalı alacaklıdan alınarak müvekkilimize ödenmesine karar verilmesini,-------- E sayılı dosyasına ilişkin olarak icra veznesine girecek paranın takip alacaklısına ödenmemesi yönünde (Takdiren teminatsız olarak ve icap halinde alacağın yüzde 15 i kadar bir teminat mukabilinde) tedbir kararı verilmesini, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalılara tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı ... vekilinin cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafça menfi tespit davası açılmıştır. Davacı tarafın iş bu davası haksız ve mesnetsiz iddia ve talepler içermekte olup davayı kabul etmediklerini, Dava dilekçesi incelendiğinde davacının özetle takibe konu senedin muvazaalı olarak düzenlendiğini, adi ortaklığın sona erdiği ve bu kapsamda borçlu olmadığını ileri sürdüğünü, ancak davacının iddialarının hukuki temeli bulunmamakta olup söz konusu senet usul ve yasaya uygun olarak hazırlanmış geçerli bir senet olduğunu, yine müvekkil alacaklarının karşılığı olarak söz konusu senedi almış olup muvazaa iddialarının da asılsız olduğunu, davacı taraf haksız ve kötü niyetli olarak borçtan kaçmak amacı ile iş bu davayı açtığını, müvekkilin dava dışı --------- olan alacaklarına karşılık olarak davaya konu senedi aldığını, Zira ------- adi ortaklık ile ilgili olarak yapılacak işlemler için müvekkilimizden borç aldığını, müvekkili ise -------- tanıyıp bildiğinden senet ---------- tarfından keşide edilmiş ve adi ortaklık da aval olarak eklendiğini, İyiniyetli olan müvekkilimiz usul ve yasaya uygun olarak hazırlanmış senedi alacaklarına istinaden aldığını, Senedin vadesi geldiğinde ise dava dışı -------- senede konu borcunu ödeyeceğini ifade ederek müvekkilden işlem başlatılmamasını istediğini, müvekkilin borcun ödeneceği ümidi ile beklemeye başladığını, ---------- ise türlü bahaneler ile müvekkili oyalamaya devam ettiğini, Ancak müvekkilimiz -------- başka borçlarının da olduğunu öğrenmiş ve derhal icra işlemlerine başladığını, müvekkilin tümüyle iyiniyetli olup davacı tarafın iddialarının aksine herhangi bir muvazaalı işlem içinde olmadığını, dava dilekçesinden de anlaşılacağı üzere davacı taraf esas itibari ile dava dışı ------ ile bir ihtilaf içine düşmüş olup adi ortaklığın iç ilişkisindeki sorunlarını müvekkile karşı ileri sürmeye çalıştıklarını, ancak adi ortaklığın iç ilişkisindeki hususların iyiniyetli müvekkilimize yöneltilmesi mümkün olmadığını, müvekkilin adi ortaklığın iç ilişkilerinde ne tür iş ve işlemler yaptığından yada sorunları olup olmadığından haberi de olmadığını, müvekkilin alacaklarına karşılık 31/12/2018 keşide tarihli 30/04/2020 vade tarihli senedi hukuka uygun olarak almış ve alacakları kendisine ödenmediğinden yasal yollara başvurdğunu, müvekkilin tümüyle iyiniyetli olup aksi yöndeki davacı iddiaları haksız ve mesnetsiz olduğunu, Davacı taraf adi ortaklığın sona erdiğini ileri sürdüklerini, ancak hukuken adi ortaklığın sona erdiği ve tasfiye edildiğine dair herhangi bir delil söz konusu olmadığını, Adi ortaklık varlığını devam ettirdiklerini, kaldı ki müvekkilin takibe konu senedi 31/12/2018 tarihinde almış olup bu tarihte adi ortaklığın varlığı davacı tarafça da kabul edildiğini, Adi ortaklığın sona erdiği iddiasını kabul anlamına gelmemek kaydı ile adi ortaklık sona erse dahi ortaklık borçlarından sorumluluk devam ettiğini, Zira TBK 645 maddesi " ortaklığın sona ermesi, üçüncü kişilere karşı olan yükümlülükleri değiştirmez. " hükmünü içermekte olup bu hususu açıkça kurala bağlamıştır. senedin tanzim tarihi itibari ile adi ortaklığın varlığı ihtilafsız olup bu kapsamda adi ortaklığın sorumluluğu iyiniyetli 3. kişi konumunda olan müvekkilimize karşı devam ettiğini, Davacı taraf, adi ortaklığın sona erdiğini ve bu sebeple adi ortaklık yönünden birlikte hareket etme zorunluluğunun olmadığı iddia ettiğini, ancak öncelikle tekrar belirtmek isteriz ki hukuken adi ortaklık devam ettiğini, adi ortaklığın tasfiyesine ilişkin bir belge davacı tarafça sunulmadığını, her ne kadar davacı taraf ortaklığın sona ermesine ilişkin ------------ E. Sayılı dosyası ile dava açıldığını ve davanın devam ettiğini ileri sürse de adi ortaklığın devam ettiği açıkça anlaşıldığını, yine kadı ki TBK 645 maddesi uyarınca sona eren adi ortaklığın sorumlulukları da 3. Kişilere karşı devam ettiğini, adi ortaklığın senetten doğan sorumluluğunun devam ettiği sabit olup iş bu davada senetten kaynaklanan adi ortaklığa ilişkin menfi tespit davası olduğundan adi ortaklığın tüm ortaklarının birlikte hareket etmesi gerektiğini, bu bağlamda adi ortaklığı tek başına temsil yetkisi olmayan davacı tarafın tek başına adi ortaklık adına dava açma hakkı bulunmadığını, ilgili Yargıtay kararında da belirtmiş olduğumuz bu husus dikkate alınmış ve adi ortaklığın yargılamadaki taraf teşkilinin tamamlanması gerektiği aksi halde davanın usulden reddi gerektiği belirtildiğini, ayrıca yine bu kararda da gerek Yerel Mahkemece gerek istinaf mercii olan ----- Bölge Adliye Mahkemesince işin esasına girilmiş ve adi ortağın sorumluluğu yine kabul edildiğini, ancak Yargıtay öncelikle taraf teşkilinin sağlanması gerektiğinin belirtildiğini, yani itiraz eden taraf Yargıtay kararında da belirtilendiği üzere gerek usul yönünden gerekse işin esası yönünden haksız olduğunu, davacı taraf dava dilekçesinde adi ortaklığın iç ilişkisinde var olduğunu iddia ettiği sorunlar sebebi ile birtakım dava ve icra dosyalarından bahsettiğini, ancak bu dava ve icra dosyalarının iş bu menfi tespit dosyası ile bir ilgisi bulunmadığını, davacı taraf bu dava ile ilgisiz olayların varlığını ileri sürerek iş bu dava yönünden hukuki temeli olmayan iddialar ile iddialarını ispatlamaya çalıştığını, Ancak belirtildiği üzere ispat şartı yönünden davacının delil olarak göstermiş olduğu dosyaların bu dava ile ilgisi olmadığını, Davacı tarafın adi ortaklık içinde var olduğunu ileri sürdüğü sorunlar ile ilgili olarak algı oluşturma çabası içinde olduğunu, Hukuki temeli olmayan bu iddialar ile davasını ispat etmesi mümkün olmadığını, Davacının ileri sürdüğü dosyaların müvekkilin yönünden de bir bağlayıcılığı veya etkisi de bulunmadığını, bir diğer husus ise davacının kendisine karşı ------ eşi --------- tarafından açtırıldığını ileri sürdüğü tasarrufun iptali davaları ile ilgili kararlar incelendiğinde ... bu davalara konu icra takiplerinde borçlu olmadığını, ------- tarafından kendisine devredilen taşınmazlara ilişkin olarak açılan tasarrufun iptali davaları olduğunun anlaşıldığını, bu davaların konusunun ... ile ------- arasındaki taşınmaz devri olduğunu, ... ile ------ alacaklılardan mal kaçırma kastı ile hareket etmemiş ve gerçek bir satış işlemi ile taşınmaz devrini yapmış ise davacı ... herhangi bir sorunu zaten bulunmadığını, alacaklılardan mal kaçırma kastı ile muvazaalı olarak taşınmaz devrini gerçekleştirmiş iseler bu kez asıl kötü niyetli olan tarafın davacı ... olduğu da anlaşıldığını, özetle davacının belirtmiş olduğu bu davaların iş bu davamız yönünden ilgisi bulunmamakta olup davaların niteliği ve bu davalarda davacının statüsü gözetildiğinde davacının mal kaçıran kişi olma ihtimalinin açık olduğunu, Davacı taraf ile adi ortaklığın diğer ortakları danışıklı olarak alacaklılara karşı borç ödemeden kurtulma kastı ile hareket ettiklerini, borçlulardan ------- adi ortaklığı temsil yetkisi kapsamında gerek şahsi olarak gerekse adi ortaklık adına borçlanma işlemlerini gerçekleştirdiğini, Zira------- üzerine malvarlığı değeri yeterli düzeyde olmadığını, adi ortaklığın diğer ortağı davacı ... ise yeterli malvarlığı olduğundan adi ortaklık adına yapılan borçlanmalara itiraz ettiklerini, buna karşılık adi ortaklık adına alınan borçların nerede ne şekilde kullanıldığı bilinmediğini, olay akışından anlaşılacağı üzere davacı ve ortakları alacaklılardan mal kaçırma ve ödeme yükümlülüklerinden kurtulma çabası içindedirler. Asıl muvazaa kastı ile hareket eden taraf davacı taraf olduğunu, Davacı taraf müvekkilin ... ile diğer bir müvekkilimiz olan ------- tarafımıza vekaletname çıkarmalarını hayatın olağan akışına aykırı bulduğunu Ancak burada aykırı veya şaşılacak bir durum olmadığını, zira müvekkillerimiz kendilerine benzer şekilde senet verildiğini öğrenmişler ve birlikte hareket ederek alacaklarına daha güvenli ve hızlı bir şekilde kavuşacaklarını düşünerek tek elden işlemlerin yürütülmesini istediklerini, Dava dilekçesi incelendiğinde ileri sürülen bir diğer iddia ise adi ortaklık adına kefil olarak sorumluluk yüklenebilmesi için ortakların oy birliği gerektiği ve bu kapsamda adi ortaklığın sorumluluğun bulunmadığı iddiası olduğunu, ancak davacı tarafın bu itirazları da haksız ve mesnetsiz olduğunu, Davacı taraf bu itirazlarını TTK 223 maddesine dayandırdığını, ancak TTK 223 maddesi kolektif şirketler hakkında düzenlenmiş bir hüküm olup adi ortaklıklar ile ilgisi bulunmadığını, yine dava dilekçesinde her ne kadar TTK 223 maddesinin adi ortaklıklarda kıyasen uygulandığı ileri sürülmüş ise de bu iddia da yine haksız ve mesnetsiz olduğunu, adi ortaklığın temsil yetkisi münferiden ------- ile ------- verildiğini, bu iki temsilci adi ortaklığı tek başına temsil yetkisine haiz olduğunu, temsile ilişkin imza sirküleri ve ortaklık sözleşmesi dosya içeriğinde mevcut olduğunu, ortaklığı temsil hususunda tam yetkili olan -------, adi ortaklık adına borç ilişkisi kurma ve senet düzenleme yetkisi kapsamında itiraza konu senedi düzenlemiş olup adi ortaklığın sorumluluğu usul ve yasaya uygun olarak tesis edildiğini, dava dilekçesinde ileri sürülüğü şekli ile adi ortaklığın senetteki kefilliği için ortakların oy birliği gerekmediğini, adi ortaklığı tek başına temsil yetkisine haiz ------- adi ortaklığı tek başına sorumluluk altına sokabildiğini, ilgili hukuk genel kurulu kararında da belirtilediği üzere adi ortaklığın idareci ortağı kambiyo taahhüdünde bulunmak için özel yetki sahibi olması gerekmediğini, yine buna bağlı olarak adi ortaklığın oy birliği gerektiği yönündeki itiraz eden tarafın itirazının yerinde olmadığının açıkça ortada olduğunu, adi ortaklık adına daha önceden de temsile yetkili kişinin tek imzası ile düzenlenmiş başkaca senetlerin bulunmakta olup adi ortaklık adına düzenlenmiş bu senetler geçerli bir şekilde ödendiğini, Davacı tarafta dava dilekçesinde bir kısım icra dosyalarını bildirdiğini, bu husus dahi senedin usule uygun olarak düzenlendiğini açıkça ortaya koyduğunu, netice itibari ile takibe konut usul ve yasaya uygun olarak düzenlenmiş olup davacı taraf da senetten dolayı sorumlu olduğunu, takibe başlanırken mahkemenin------ D. İş sayılı dosyası ile ihtiyati haciz kararı aldığını, davacının ihtiyati hacze karşı itirazları reddedilmiş olup davacı tarafın iş bu davası haksız ve mesnetsiz olduğunu, Davacı tarafın dava dilekçesinin hukuki dayanaktan yoksun ve algı üzerine kurulduğunu, haksız ve mesnetsiz iş bu davanın reddi gerektiğini, ayrıca yine haksız ve mesnetsiz iddialar ile tedbir talep edilmiş ise de tedbir talebinin de reddi gerektiğini, tedbir kararının hangi hal ve şartlarda verilebileceği açık olup davacı tarafın tedbir talebi de hukuka aykırı olduğunu, açıklanan ve resen gözetilecek sair hususlar doğrultusunda haksız ve mesnetsiz iş bu davanın reddini, davacı tarafın alacağın %20'sinden az olmamak üzere üzere tazminata mahkum edilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı -------Şti Vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafça menfi tespit talepli olarak müvekkilin borçlu olduğu dosyada müvekkilinin de husumet yöneltilmek suretiyle iş bu davanın açıldığını, davacı tarafın davaya konu ettiği senet ve icra takibi incelendiğinde müvekkili ile davacı tarafın adi ortaklık gereği borçlu olduğunun göründüğünü, Davacı taraf borcu olmadığı iddiası ile dava açmış ise de menfi tespit davasının davalı olarak muhatabının alacaklı taraf olduğunu, müvekkilin bu dava yönünden davalı olarak yer almasının mümkün olmadığını, müvekkilin de davacı taraf gibi dosyada borçlu olarak yer aldığını, müvekkilin taraf ehliyeti bulunmadığını, öncelikle bu yönü ile açılan dava hukuka aykırı olup reddi gerektiğini, bir diğer hususun ise davacı taraf ile davalı müvekkilin, takibe konu senette adi ortaklık sıfatları sebebi ile sorumlu olduklarından ve davacı tarafın da adi ortaklığın senetten dolayı borçlu olmadığı yönünde iddiası olduğundan bu iddia ancak adi ortaklığın tüm ortakları ile birlikte ileri sürülmesi gereken bir durum olduğunu, davacı tarafın bu davayı tek başına açma yetkisinin bulunmadığını, kaldı ki davacı taraf adi ortaklığı temsil yetkisine de haiz olmadığını, davacı tarafın tek başına açmış olduğu bu davaya muvafakat etmediklerini, iş bu davanın müvekkilin bilgisi ve rızası dışında açılmış olduğunu ayrıca adi ortaklığı temsil yetkisine sahip yetkililerin de davaya rızası bulunmadıklarını, davacı tarafın dava açmada taraf ehliyeti bulunmadıklarını, öte yandan davanın esası yönünde değinmek gerekirse icra takibine konu senedin hukuka uygun olarak hazırlandığının sabit olduğunu, adi ortaklık olarak müvekkilimiz borcu ve kefilliği kabul ettiğini, takibe konu borç mevcut olup ekonomik sebepler ile henüz ödenemediğini, davacı tarafın da gerek borcun varlığından gerekse takibe konu senetten haberdar olup haksız ve kötü niyetli olarak iş bu davayı açtığını, davacı taraf müvekkilinden ve yetkililerinden haksız çıkar elde etme çabası içine girmiş ve müvekkil ile davacı taraf arasında maddi anlaşmazlıklar yaşandığını, davacı taraf kötü niyetli olarak müvekkilimizden ve yetkililerinden iade edilmek üzere almış olduğu bir kısım malvarlığını geri vermemiş deyim yerinde ise haksız bir şekilde bedavadan mal varlıklarının üstüne çöktüğünü, Davacı tarafın bu yaklaşımı sonrasında adi ortaklık işleri aksamaya başlamış ve yine buna bağlı olarak alınan borçlar da ödenemediğini, Davacı tarafın tüm bu olumsuz sürecin sebebi olmasına rağmen gelinen bu noktada menfi tespit davası açması da yine borcu sadece adi ortaklığın yetkilisine yıkma çabasında olduğunu, müvekkilin, davacı tarafa güven duyarak adi ortaklık ilişkisi kurmuş ve fakat davacı taraf adi ortak ilişkisini kullanarak müvekkili kandırdıklarını, Davacı taraf adi ortaklık ilişkisinden doğan borçları da müvekkilimize ve yetkililerine yıkma gayesi içinde olduklarını, davacı taraf müvekkil şirketin yetkililerine ait mal varlıklarını kullanarak kredi kullanmış olup kullanılan kredinin ödemelerini ise yine müvekkilimiz ve yetkilileri yerine getirdiklerini, müvekkilin ve yetkilileri davacı tarafça kandırıldığını, Davacı taraf müvekkilimizi ve yetkililerinin güvenini suistimal etmiştir. Müvekkilimiz ve yetkilileri tarafından davacıya gönderilen birçok para ve mal varlığı bulunmadığını, Her ne kadar davacı taraf adi ortaklık ilişkisinin sona erdiğini ileri sürse de bu iddia doğru olmadığını, Adi ortaklığın henüz tasfiyesi yapılmamıştır. Kaldı ki yine adi ortaklığın borçları da son ermiş olmadığını, Adi ortaklık ancak tüm borçların ödenmesi ve kalan malvarlığı değerlerinin paylaşılması sonrasında tarafların anlaşması ile sona ermesinin mümkün olacağını, yapmış olunan açıklamalar ile Mahkemece gözetilecek sair sebepler ile haksız ve mesnetsiz davanın reddine yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmişlerdir. Taraf delilleri toplanmıştır. İcra Dosyası: Davaya konu------- esas sayılı dosyası incelendiğinde, alacaklısının ..., borçlularının ..., -------, ... ... Adi Ortaklığı, ... olduğu, 2.300.000,00 TL asıl alacak, 906.058,22 TL işlemiş faiz, 6.900,00 TL komisyon, 225,20 TL ihtiyati haciz masrafı ve 2.400,00 TL vekalet ücreti olmak üzere 3.215.583,42 TL toplam alacağın icra gideri, vekalet ücreti ve takip tarihinden itibaren asıl alacağa işleyecek faiz ile tahsili talep edilmiştir. Mahkememizce; Dava, menfi tespit istemine ilişkindir. Davacı, davaya ve icra takibine konu bononun düzenleyeninin -------, lehdarın ... ve kefilin ... ... Adi Ortaklığı olduğu, adi ortaklığın muvazaalı şekilde bonoya kefil yapıldığından bahisle menfi tespit isteminde bulunmuş; davalılar ise davanın haksız olduğunu belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuşlardır. Davaya konu bono incelendiğinde keşidecinin ------, kefilin ... ... Adi Ortaklığı olduğu, davanın ise adi ortaklığın ortaklarından ... tarafından açıldığı, adi ortaklıkta ortaklığın tüzel kişiliği bulunmadığından salt adi ortaklık olarak husumet ehliyeti bulunmadığı gibi ortaklardan sadece birinin dava açma hak ve yetkisinin de bulunmadığı, bu durumda davacının tek başına menfi tespit davası açıp yürütmesinin yerinde olmadığı ve bu hususun resen gözetilecek hususlardan olduğu, adi ortaklığın diğer ortağı .... de açılan davaya muvafakat etmediği anlaşıldığından aktif husumet yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiş,--------- sayılı kararıyla "dava, menfi tesbit talebine ilişkindir. Davanın dayanağı olan -------- esas sayılı dosyasında, alacaklısının ..., borçlularının ..., ----------, ... ... Adi Ortaklığı, ... olduğu, borcun sebebi 2.300.000,-TL bedelli,31/12/2018 tanzim tarihli ,30/04/2020 vade tarihli senet gösterilmek suretiyle, 2.300.000,00 TL asıl alacak, 906.058,22 TL işlemiş faiz, 6.900,00 TL komisyon, 225,20 TL ihtiyati haciz masrafı ve 2.400,00 TL vekalet ücreti olmak üzere 3.215.583,42 TL toplam alacağın tahsili talep edilmiştir. Adi ortaklığın tüzel kişiliği olmadığı için, taraf ehliyeti de yoktur. Bu nedenle, adi ortaklığa ilişkin davalarda, adi ortaklığı oluşturan kişilerin taraf olarak hep birlikte hareket etmeleri gerekir. Adi ortaklığa karşı açılan dava, diğer ortakların tümüne karşı yöneltilmiş demektir. Başka bir anlatımla, aktif ve pasif taraf ehliyeti tüm ortaklara aittir. Bu açıdan ortaklar arasında mecburi dava arkadaşlığı vardır. Adi ortaklık adına, üçüncü kişiler aleyhine açılacak davaların bütün ortaklar tarafından açılması gerekir. Keza, bir ortağın diğeri aleyhine açtığı davada da, tüm ortaklar davaya dahil edilmelidir. Somut olayda; --------- Ortaklığı" nın ortakları davacı ile davalı gösterilen ------- Şti'nin ortaklarıdır. Takip konusu senette adi ortaklık kefil olarak yer almaktadır. Kural olarak, davada taraf teşkilinin sağlanabilmesi için, bu ortakların birlikte hareket etmeleri gerekir. Ancak, iş ortaklığını oluşturan ortakların davacı veya davalı tarafta aynı anda birlikte yer almaları gerekmez. Her iki ortağın da, davacı ya da davalı tarafta bulunmaları taraf teşkili açısından yeterlidir. Böylelikle de tüm ortaklar davaya dahil edilmiş olacakları için, taraf teşkili de bu şekilde sağlanmış olacaktır.Aksinin kabulü halinde, davalı şirket hiçbir zaman, kendi aleyhine olarak açılan bu davada, adi ortak sıfatı ile muvafakat vermeyeceği için, davanın görülmesi de hiçbir zaman mümkün olamayacaktır. Nitekim ------- sayılı kararında da aynı hususlar açıklanmıştır. Kaldı ki ; davacı takip talebinde adi ortaklık dışında ayrıca şahsi olarak da borçlu gösterilmiştir. Bu sebeple makemece, bu ilkeler gözetilerek, işin esasına girilerek taraf delilleri toplanıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden, yazılı şekilde davanın usulden reddine karar verilmesi usul ve hukuka aykırı olmakla, davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile, yukarıda açıklanan şekilde yargılama yapılması ve karar verilmesi için HMK 353/1-a-6. Maddesi uyarınca kararın kaldırılmasına" karar verilmiş, dosya mahkememize gelmekle yeni bir esas numarası almış ve açık yargılamaya devam olunmuştur.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE : Dava, menfi tespit istemine ilişkindir. Davanın dayanağı olan-------- Esas sayılı dosyasında, alacaklısının ..., borçlularının ..., --------, ... ... Adi Ortaklığı, ... olduğu, borcun sebebi 2.300.000,00-TL bedelli, 31/12/2018 tanzim tarihli, 30/04/2020 vade tarihli senet gösterilmek suretiyle, 2.300.000,00 TL asıl alacak, 906.058,22 TL işlemiş faiz, 6.900,00 TL komisyon, 225,20 TL ihtiyati haciz masrafı ve 2.400,00 TL vekalet ücreti olmak üzere toplam 3.215.583,42 TL toplam alacağın tahsili talep edilmiştir. Davalılara dava konusu bononun gerçek bir ticari ilişkiye dayandığını ispat etmek üzere mahkememize yazılı belge sunmaları için 4 haftalık kesin süre verilmiş ancak sunmadıkları görülmüştür. Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. İşte bu gaye bir kambiyo senedinde mündemiç hakkın doğumu ve devri açısından hukuki sebebi teşkil eder. Kambiyo senedi düzenlenmesi dolayısıyla ortaya çıkan ilişki “kambiyo ilişkisi” ismiyle anılmaktadır. Kambiyo senedi vermek suretiyle borç altına giren borçlu “kambiyo taahhüdü”nde bulunmuş olur. Kambiyo ilişkisinin altında esas itibariyle bir asıl/temel borç ilişkisi vardır. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır.Bu genel açıklamadan sonra hemen belirtelim ki, bono, ödeme vaadi niteliğinde bir kambiyo senedidir. Bu nedenle bonoyu düzenleyen, asıl borçlu durumundadır .Bonoda şekil şartları TTK’nın 688. maddesinde sayılmıştır. Bunlar; “Bono” ya da “Emre Muharrer Senet” ibaresi, kayıtsız şartsız bir bedel ödeme vaadi, vade, ödeme yeri, lehtar, keşide yeri ve tarihi, keşidecinin imzasıdır. Zorunlu şartlardan biri eksik olduğu takdirde, senedin bono niteliği kaybolur. Bunlardan vade ve ödeme yeri esaslı şekil şartlarından değildir.Sayılan zorunlu şekil şartlarının yanında seçimlik şartlar da vardır. Bonoya isteğe bağlı olarak, faiz, bedelin nakden yada malen alındığı veya yetkili mahkeme kayıtları da konabilir .Yerleşik Yargıtay içtihatları ve öğretide kabul edildiği üzere, bonolara özgü seçimlik unsurlardan biri de temel borç ilişkisinden kaynaklanan borcun dayandığı nedenin gösterilmesine yönelik “bedel kaydı”dır. Yinelemek gerekirse “bedel kaydı” kambiyo senedinin ihtiyari kayıtlarındandır. Bu kayıt keşidecinin (borçlunun), senedin lehdarından (alacaklıdan) karşı edayı aldığını ispata yarar. Aslında kambiyo senetleri hukuku yönünden bu kayıtların bir anlamı ve önemi yoktur. Çünkü kambiyo senedinin düzenlenmesiyle, mücerret bir borç ilişkisi yaratılmaktadır. Bu nedenle de karşı edimin elde edilip edilmediğinin önemi de bulunmamaktadır. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması şeklinde ortaya çıkan bedel kaydının varlığı ya da yokluğu senedin bono niteliğini etkilemez. Bedel kayıtları daha çok keşideci ile lehdar arasındaki iç ilişki yönünden ve ispat konusunda önem taşır. Kişisel defi nedenlerinin varlığının kanıtlanmasını kolaylaştırır.Sözü edilen kayıtlar özellikle ispat hukuku açısından ilgilileri bağlayıcı niteliktedir. Bedel kaydı içeren bononun lehdarı, artık senedin “kayıtsız ve koşulsuz bir borç ikrarı olduğu” yolundaki soyutluk kuralına dayanamayacaktır.Borç ikrarını içeren bir belge aleyhine kanıt sunulabilir. Ancak; ikrar borcun nedenini içeriyorsa, sadece bu nedenin gerçekleşmediğinin kanıtlanması gerekir .Bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senettir. Bu nedenle bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak senette borcun nedeni “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır . Hemen burada, menfi tespit (borçsuzluğun tespiti) konulu eldeki davada ispat yükünün özellikleri üzerinde de durulmalıdır.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK m. 6 m.).İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle ortadan kalktığını ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkâr ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle sona erdiğini ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir.Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu, senedin varlığını kabul etmekle birlikte bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir. Somut olaya gelince; dava, kambiyo senedinden dolayı borçlu olunmadığının saptanması istemine ilişkin olduğuna göre, konunun hem kambiyo hem de ispat hukuku açısından ve yukarıdaki açıklamaların ışığında ele alınması gerekir. Dava konusu bonoda keşidecinin ---------, kefilin ... ... Adi Ortaklığı, ... ve ... olduğu, davacı ... lehtar/hamil olup, ihdas nedeni yazmadığı görülmüştür. Davacı tarafın bonoda imzası bulunmayıp gerçek bir ticari ilişkiye dayanmadığı halde muvazaalı olarak bononun tanzim edildiği iddiasında bulunduğu, davalı ... savunmasında, --------- adi ortaklık ile ilgili olarak yapılacak işlemler için müvekkilinden borç aldığını, müvekkilinin ise -------- tanıyıp bildiğinden senedin --------- tarfından keşide edildiğini ve adi ortaklığın da aval olarak eklendiğini, adi ortaklığın yaptığı iş miktarı ve bono miktarı göz önünde bulundurulduğunda bononun muvazaalı düzenlendiği değerlendirildiğinden davalılara asıl borç ilişkisini ispata yarar yazılı belge sunmaları için kesin süre verilmiş ancak davalılar mahkememize yazılı bir belge sunmayarak alacak iddialarını ispat edemediklerinden davanın kabulüne, takibin haksız ve kötü niyetle yapıldığı ispat olunamadığından davacı tarafın tazminat talebinin reddine karar verilmiş ve aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davanın KABULÜ ile,
1--------- Esas sayılı dosyasına konu edilen 2.300.000,00 TL miktarlı, 31/12/2018 tanzim tarihli ve 30/04/2020 vade tarihli senet sebebiyle ... ... Adi Ortaklığı ve davacı ... takip alacaklısı ... borçlu olmadığının TESPİTİNE,
2-Davacı tarafın tazminat talebinin reddine,
3-Harçlar Kanununa göre alınması gerekli 157.113‬,00 TL harcın, davacı tarafından yatırılan 39.278,25 TL peşin harçtan mahsubu ile bakiye 117.834,75‬‬ TL'nin davalılardan alınarak Hazineye gelir kaydına,
4-Davacı tarafından peşin yatırılan 39.278,25 TL harcın davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
5-Davacı tarafından sarf edilen 179,90 TL başvurma harcı ve 521‬,00 TL yargılama gideri olmak üzere toplam 700,90 TL'nin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
6-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 253.000,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
7-Dosyada mevcut gider avansının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
Dair, davacı vekili, davalı --------- şirketi vekili ve davalı ... vekilinin yüzlerine karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde-------- Bölge Adliye Mahkemesi'nin ilgili Hukuk Dairesine istinaf kanun yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 21/02/2024