WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 27 Haziran 2026

İSTANBUL ANADOLU 4. ASLIYE TICARET MAHKEMESI

A- A A+

T.C. İstanbul Anadolu 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2023/676 Esas
KARAR NO: 2024/95
DAVA: Alacak (Cari Hesap Veya Ticari Kredi Sözleşmesi Kaynaklı)
DAVA TARİHİ: 26/09/2023
KARAR TARİHİ: 01/02/2024

Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Cari Hesap Veya Ticari Kredi Sözleşmesi Kaynaklı) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde "1.)- Davalı bankanın bir kısım genel kredi sözleşmelerine istinaden haksız ve dayanaksız olarak müvekkil şirketten para tahsil etmesi üzerine müvekkil şirket, 30.03.2012 tarihinde davalı banka aleyhine --------- E. Sayılı dosyası ile menfi tespit ve alacak davası ikame etmiştir. Mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda, davanın kısmen kabulü ile 2.238.009,33 TL'nin 16.03.2012 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı bankadan tahsiline karar verilmiş ve verilen karar Yargıtay incelemesinden de geçerek kesinleşmiştir. Bunun üzerine, kesinleşen karar uyarınca davalı banka aleyhine --------- E. Sayılı dosyası ile ilamlı icra takibi başlatılmıştır. Davalı banka, 08.06.2022 tarihinde icra dosyasına ödeme yapmıştır. Yani müvekkil şirket, haklı alacağına ancak 10 (on) yıl sonra kavuşabilmiştir. Açıkladığımız üzere, davalı banka aleyhine 30.03.2012 tarihinde dava ikame edilmiş ve davalı bankadan ancak takribi 10 yıl sonra 08.06.2022 tarihinde tahsilat yapılabilmiştir. Sayın mahkemenizce de bilindiği üzere, aradan geçen bu 10 yıllık zaman diliminde --------- kur ve enflasyon KORKUNÇ derecede yükselmiş ve paranın alım gücü inanılmaz boyutlarda erimiştir. Dolayısıyla davalı bankanın, müvekkil şirketten haksız ve dayanaksız tahsilat yaptığı 2012 tarihindeki paranın alım gücü ile müvekkil şirkete ödeme yaptığı 2022 tarihindeki paranın alım gücü arasında aşırı bir fark oluşmuştur. Yani müvekkil şirket, aradaki zaman içerisinde işlemiş avans faizi ile karşılanamayacak boyutta munzam (aşkın) zarara uğramış; davalı banka ise söz konusu borcunu geç ödemiş olmakla aynı oranda kar yazmıştır." ileri sürmüş ve "davalının temerrüde düştüğü tarih olan 16.03.2012 tarihinden davacının ödeme yapmış olduğu 08.06.2022 tarihine kadar müvekkil şirketin uğramış olduğu ve şu anda belirsiz olan munzam zarardan, fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla, henüz zaman aşımına uğramamış geriye doğru 9 yılla sınırlı olmak üzere belirsiz alacak davası olarak şimdilik 50.000 TL munzam zararın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davalıya yükletilmesine karar verilmesini" talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde "Mahkeme tarafından yapılan yargılama sonucunda, davanın kısmen kabulü ile 2.238.009,33 TL'nin 16.03.2012 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte müvekkil bankadan tahsiline karar verilmiş ve verilen karar Yargıtay incelemesinden de geçerek kesinleşmiştir. Bunun üzerine, kesinleşen karar uyarınca müvekkil bankaca ilamda hükmedilen tutar davacıya ödenmiştir. Ödenen tutar Mahkemece hükmedilen ve kesinleşen tutar üzerinden yine mahkemece belirlenen faiziyle birlikte ödenmiştir. Sadece yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle arada geçen zamandan kaynaklı kur farkının doğmasında müvekkil bankaya kusur atfedilmeye çalışılması kabul edilebilir bir durum değildir. Davalı tarafından talep edilen munzam zarar talebi tamamen kötü niyetli olup, sözde zarar tazmini talebinin amacı; ödeme gücü olduğu aşikar olan --------- en büyük bankalarından biri olan müvekkil bankadan haksız kazanç elde etmektir. Davacı davasında haksız olup, dava dilekçesi ile ileri sürdüğü sebepler mesnetsizdir. Davacının söz konusu olayda hiçbir hak kaybı bulunmadığından munzam zararı yoktur. Şöyle ki; B.K. 122. maddeye göre “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.” Kanunda da açıkça belirtildiği üzere munzam zarar sorumluluğu, dava dilekçesinde iddia edilenin aksine kusur sorumluluğuna dayanır. Kural olarak munzam zarar alacaklısı, öncelikle temerrüde uğrayan asıl alacağının varlığını, bu alacağın geç veya hiç ifa edilmemesinden dolayı temerrüt faizi ile karşılanamayan zararını, zarar ile borçlu temerrüdü arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür. Yargıtay, borçlu temerrüde düştükten sonra alacağın tahsili için başlatılan yargılama süreçlerinin uzun sürmesi nedeniyle bu süreçte oluşan zararlar açısından, mütemerrit borçlunun kusursuzluğunu gerekçe göstermekte ve sorumluluğu kaldırmaktadır. -------- Dairesi nin bir kararında “Davacının bu alacağını geç tahsil etmesi yargılamanın uzamasından doğmakta olup, bundan dolayı davalıya atfedilecek bir kusur bulunmamaktadır. Bu durumda davada munzam zarar istenmesinin koşulları bulunmamaktadır.” Denilmektedir." savunmuş ve davanın reddini, dava masrafları ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE:Dava, davacının -------- E. Sayılı menfi tespit ve alacak davasına ve --------- Esas sayılı takibine konu alacağının 06/06/2022 tarihinde ödenmiş olması aşkın zarar talebine ilişkin tazminat davasıdır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesi uyarınca "(1)Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. (2)Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder."---------- sayılı ilamında "Türk Borçlar Kanunu’nun 105. maddesine göre alacaklının uğradığı zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu takdirde borçlu kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini kanıtlamadıkça bu zararı ödemekle mükelleftir. Kanun koyucu para borcunun geç ödenmesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsemiştir. Bu zararın karşılanması iki bölümde düşünülmüştür. Birinci bölüm, kanıtlanmadan ödenmesi talep edilecek zarar miktarıdır ki bu temerrüt faizidir. Diğer bir deyişle temerrüt faizi miktarınca alacaklının zarara uğradığı yasal bir karine olarak kabul edilmiştir. Bunun dışında davacının herhangi bir karineden istifade etme olanağı yasal olarak mevcut değildir. İkinci bölüm, temerrüt faizini aşan (munzam) zarara ilişkin olup; temerrüt faizini aşan bir zararı olduğunu iddia eden, bu iddiasını somut delillerle ispat etmek zorundadır. Yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Zira davacı, para alacağını zamanında alması halinde bu parayı ne şekilde kullanacağını ispatlayamamıştır. Ayrıca alacaklı, uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu da ispat etmek zorundadır. Soyut enflasyonun ya da bankalarda mevduat için ödenen faizin temerrüt faizinden yüksek oranda olması munzam zararın gerçekleştiği ve ispatlandığı anlamına gelmez. Davacı tarafından ispatlanması gereken husus, enflasyon ve mevduat faizinin yüksekliği gibi genel olgular değil, kendisinin şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı zarar gördüğü keyfiyetidir. Örneğin; alacağını zamanında tahsil edememekten ötürü, başkasına olan borcunu ödemek için daha yüksek oranda faizle borç aldığını veya alacaklı olduğu parayı zamanında alsa idi, yabancı para ile ödemek durumunda olduğu borcunu, geçen süre içinde geçekleşen kur farkı sebebiyle daha yüksek miktardan ödemek zorunda kalmayacağı gibi olguları kanıtlamak durumundadır. Ülkede yaşanan ekonomik kriz nedeniyle paranın döviz karşısında hızlı değer kaybı, yüksek enflasyon gibi genel, afaki ve doğrudan davacının zararını ifade etmeyen umumi ekonomik konjonktürel olgular TBK’nın 105. maddesinde sözü edilen munzam zararın varlığını göstermez. İstikrar bulmuş Yargıtay uygulamasına göre, davacı faizi aşan (munzam) zararını yukarıda açıklanan şekilde ispat etmeden bu yöndeki talebin kabul edilmesi mümkün değildir" şeklinde içtihat geliştirildiği görülmüştür.Mahkememizce yapılan değerlendirmede, davanındavacının -------- E. Sayılı menfi tespit ve alacak davasına ve --------- Esas sayılı takibine konu alacağının 06/06/2022 tarihinde ödenmiş olması aşkın zarar talebine ilişkin tazminat davası olduğu, davacının aşkın zarar nedeniyle tazminat talebini sırf temerrütün gerçekleşmesinden sonra ödeme tarihine kadar olan müddette enflasyon oranının temerrüt faiz oranından fazla olması olgusuna dayandırdığı, talebin spekülatif olduğu, bunun dışında davalının temerrütü nedeniyle somut bir şekilde zarara uğrandığına dair herhangi bir iddia ileri sürülmediği, yukarıda atıf yapılan yargı içtihatları da dikkate alındığında ülkede yaşanan ekonomik kriz nedeniyle paranın döviz karşısında hızlı değer kaybı, yüksek enflasyon gibi genel, afaki ve doğrudan davacının zararını ifade etmeyen umumi ekonomik konjonktürel olgular TBK’nın 105. (yeni madde 122) maddesinde sözü edilen munzam zararın varlığını göstermeyeceği, tüm bunlara ek olarak somut olayda davacının davalıya karşı aşkın zararına dayanak alacağın yargılama konusu olduğu, alacağın varlığı ve miktarının yargılamayı gerektirdiği ve mahkemece tespit edilen miktarın davalı tarafça kısa süre içerisinde ödendiği, yargılamanın uzun sürmesinde davalının kusurunun bulunmadığı, bu sebeplerle davacının aşkın zararını ispatlayamadığı (ileri sürmediği) gibi davalının da aşkın zarar nedeniyle sorumluluğunun bulunmadığı kanaatine varılmış, tüm bu gerekçelerle davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi açıklandığı üzere,
1-Davanın REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60 TL karar ve ilam harcının dava açılırken peşin olarak alınan 853,88 TL harçtan mahsubu ile bakiye 426,28 TL’nin hükmün kesinleşmesinden sonra resen davacıya iadesine,
3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Artan gider avansının HMK'nun 333. maddesi uyarınca hükmün kesinleşmesinden sonra resen ilgilisine iadesine,
5-Davalı yapılan yargılamada kendisini vekille temsil ettirdiğinden reddedilen dava değeri (50.000,00 TL) üzerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-6325 sayılı Yasa uyarınca genel bütçeden sarf edilen 3.120,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin yokluğunda kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde mahkememize verilecek veya mahkememize gönderilmek üzere başka yer mahkemesine sunulacak dilekçe ile--------- Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere karar verildi. 01/02/2024