T.C. İstanbul Anadolu 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2022/816 Esas
KARAR NO: 2024/10
DAVA: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 19/10/2022
KARAR TARİHİ: 11/01/2024
Mahkememizde görülmekte olan tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davalılar arasında yapılan sözleşme ile 23/01/2022 tarihinde -------- bayisinin devir alındığını, müvekkili şirkete ait bayi devir alınmadan önceki bayinin sorunlu bir bayi olduğu davalılar tarafından bilinmekle beraber -------- şirketi adının karalandığını, bu nedenle davalılar tarafından ilgili bayi devir etmek için işlemleri hızlandırarak müvekkili şirkete devir işlemi yapıldığını, tüm bu hususlara rağmen müvekkili şirket azimle çalışarak --------Ş nin marka değerini düşürmenin aksine marka değerinin artmasına yardımcı olduğunu, müvekkili şirket bu bayi almak için çevresinden 450.000,00 TL borç alarak uyuşmazlığa konu bayiyi devraldığını, davalılar tarafından müvekkili şirkete gönderilen 25/03/2022 tarihli ihtarnamede müvekkili şirketle davalılar arasında imzalanan --------- sözleşmesini yetkilendirdiği iş ve işlemlerin gereği gibi yerine getirilmemesi ve sözleşme ihlallerine devam ettiği iddia edilerek sözleşmeyi feshedeceğini belirttiği ve bunun akabinde sözleşmenin haksız bir şekilde fesih edildiğini, müvekkili şirketin 2021 yılının ekim ayından itibaren performans düşüklüğü gösterdiği iddiasıyla davalılar tarafından haksız şekilde feshedildiğini, müvekkili şirketin net kullanım alanının ------- m2 olduğunu, Covid 19 pandemi nedeniyle kapalı alanlarda bulunabilecek kişi sayısı sağlık bakanlığı tarafından belirlenerek bu kurallara uymayanlara yaptırım uygulanacağı konusunda uyarılar alındığını, bu nedenle çalışacak personel sayısı ve mağazaya gidecek müşteri sayısı bu uygulamalar nedeniyle kısıtlandığını, müvekkili şirketin tüm kriterlere uygun 16 adet farklı lokasyona iş yerini taşınması konusunda davalı şirkete yazılı ve sözlü bildirilerde bulunduğunu ancak davalı şirket tarafından herhangi bir cevap gelmediğini, bu sebeple de performans düşüklüğünün meydana geldiğini, maddi ve manevi zararının olduğunu, açıklanan nedenlerden dolayı devir bedeli, maaş ödemeleri, buna bağlı olarak --------- ödemeleri, promosyon ve reklam ödemeleri, kira ödemeleri dekorasyon harcamaları ve kazanç kayıpları fesih tarihiden itibaren uygulanacak en yüksek faiz ile asgari toplam 1.000,00 TL olarak tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketler -------- şirketi ve -------- şirketi ile davacı -------- Şti. arasında ---------- sözleşmesi (Sözleşme) imzalandığını, ancak davacı şirketin, müvekkili şirketlerin bildirimlerine rağmen sözleşmeye aykırı davranarak mağazasına, mağazadaki ürünlere, donanımlara vs. sigorta yaptırmadığını, müvekkili şirketler tarafından davacının sözleşmeye aykırı bu davranışı ve performansının belirlenen hedeflere uzak olması nedeniyle davacı şirkete yazılı ihtarda bulunulduğunu, yapılan yazılı ihtara rağmen davacı şirketin sözleşmeden kaynaklı yükümlülüklerini yerine getirmediği ve sözleşmeye aykırı uygulamalarına devam etmekte ısrar ettiğini, davacı şirkete, sözleşmeye uygun hizmet verilebilmesini sağlayacak yeterli sayıda ve nitelikte çalışan istihdamını sağlaması ve belirlenmiş hedefler doğrultusunda performansını geliştirilmesi hususunda yeni bir yazılı ihtarda bulunulduğunu, müvekkil şirketlerin elektronik posta iletileri, ihtarlar vs. tüm bildirimlerine rağmen davacı şirket tarafından sözleşmede yer alan yükümlülüklerin sözleşmeye uygun bir biçimde ifa edilmediğinden sözleşmenin feshedildiğini, davacı, talep edilen alacak kalemlerini tam ve kesin olarak belirleyebilecek durumda olduğundan ve dava dilekçesinde tutarları açıkça belirtmiş olduğundan huzurda görülen davanın, belirsiz alacak davası olarak açılmasının usule ve yasaya aykırı olduğunu, davacı tarafın müvekkil şirketlerle sözleşme imzalayıp ticari ilişkiye girerken ve müvekkil şirketin bayisi olarak faaliyette bulunmaya başlarken karar ve yaptığı işlemlerden dolayı müvekkili şirketten talepte bulunmasının hukuken mümkün olmadığını, müvekkili şirketlerin, davacının üçüncü kişilerle girdiği ilişkinin tarafı olmadığını, davacı tarafın ne kadar manevi tazminat istediği belirli olmadığı gibi diğer alacak kalemleri içinde hangisi için ne kadar istediğinin de belirsiz olduğunu, manevi tazminatın talep edilebilmesi için gerekli şartların oluşmadığını, manevi tazminat kişilik hakları zarar görenin isteyebileceği bir tazminat türü olduğunu, müvekkili şirketler tarafından davacı şirketin ticari itibarına verilen herhangi bir zararın söz konusu olmadığını, sözleşme'nin haksız feshedildiği iddiası ile manevi tazminat talep edilmesi mümkün olmayıp, söz konusu tazminat talebinin şartlarının vuku bulmuş olması gerektiğini, açıklanan nedenlerden dolayı davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:Dava, hukuki niteliği itibariyle; tazminat davasıdır.Taraflar arasındaki uyuşmazlık ise, bayilik sözleşmesinin davalılar tarafından haksız feshedilip edilmediği, haksız fesih yapılmış ise davacının maddi - manevi tazminat talep edip edemeyeceği ve tazminat miktarları hususunda uyuşmazlık olduğu tespit edilmiştir.
09/03/2023 tarihli ön inceleme duruşmasında; "1-Maddi tazminat taleplerinde devir bedeli, maaş ödemeleri, -------- ödemeleri, promosyon ve reklam ödemeleri, kira ödemeleri, dekorasyon harcamalarına ilişkin taleplerin belirlenebilir anlaşıldığından her bir alacak talebi yönünden ayrı ayrı bedel belirleyerek, belirlenen bu bedel üzerinden eksik olan peşin harcı yatırması için davacı vekiline 2 haftalık kesin süre verilmesine, eksik harcın yatırılmaması halinde harçlar kanunu 30-32 md ve HMK 150 md gereğince dosyanın işlemden kaldırılacağının ihtarına (ihtarat yapıldı), davacı vekili tarafından verilen süre içerisinde eksikliklerin giderilmemesi halinde belirlenen bu maddi tazminat talepleri yönünden davaya kısmi dava olarak devam olunacağının ihtarına, (ihtarat yapıldı)2-1 nolu ara karar uyarınca belirtilen kalemlerde tazminat taleplerinin belirtilmemesi halinde dava dilekçesinde 1.000,00 TL olarak belirtilen maddi tazminat bedelinin her talep yönünden ayrı ayrı olmak üzere ayrıştırması için davacı vekiline 2 haftalık kesin süre verilmesine, aksi takdirde talebin açık olmaması nedeni ile HMK 119/1-ğ ve 119/2 md gereğince davanın açılmamış sayılacağının ihtarına (ihtarat yapıldı)3-Kazanç kaybına yönelik maddi tazminat talebinin belirsiz alacak olarak görülmesine, davacı vekiline bu talebine yönelik 1.000,00 TL maddi tazminat talebi içerisinde bir değer belirleyerek talebini ayrıştırması için 2 haftalık kesin süre verilmesine, aksi takdirde davanın HMK 119/1-ğ ve 119/2 md uyarınca açılmamış sayılacağının ihtarına, 4-Davacı vekilinin 29/11/2022 tarihli açıklama dilekçesi dikkate alınarak manevi tazminat talep ettiği anlaşıldığından ve manevi tazminat davasının kısmi dava olarak açılamayacağından davacı vekiline manevi tazminat talep miktarını açıklaması ve talep ettiği miktar üzerinden peşin harcı yatırması için 2 haftalık kesin süre verilmesine, aksi takdirde davanın HMK 119/1-ğ ve 119/2 md gereğince açılmamış sayılacağının ihtarına, manevi tazminat miktarının belirlenmesi halinde belirlenen bu bedel üzerinden peşin harcı yatırması için 2 haftalık süre verilmesine, bu süre içerisinde peşin harcın yatırılmaması halinde harçlar konunu 30-32 ve HMK 150 . Md gereğince dosyanın işlemden kaldırılacağının ihtarına (ihtarat yapıldı)" şeklinde ara kararlar kurularak davacının tazminat taleplerini ayrıştırması, belirsiz alacak olmayan talepler yönünden kısmi dava olarak devam olunacağı, manevi tazminat talep miktarını açıklaması için süre verilmiş, verilen süre içerisinde davacı vekilinin taleplerini ayrıştırarak devir bedeli 100,00-TL maaş ödemeleri 100,00-TL, --------- ödemeleri 100,00-TL, promosyon ve reklam ödemeleri 100,00-TL, kira ödemeleri 100,00-TL, dekorasyon ödemeleri 100,00-TL olmak üzere toplam olarak 600,00-TL (kısmi dava niteliğinde), kazanç kaybı 400,00-TL (belirsiz alacak davası niteliğinde) ve 200.000,00-TL manevi tazminat talep ettiği, manevi tazminat talebine ilişkin harcı yatırdığı anlaşılmış, davaya bu talepler dikkate alınarak devam olunmuştur. Taraflarca bildirilen, sözleşmeler, ihtarnameler, mailler, performans listesinin sunulduğu, tüm bilgi ve dokümanların celbi sağlanarak dosya içerisine alındığı, dosyanın bir mali müşavir, bir telekominikasyon ve bir nitelikli hesaplama uzmanından oluşan bilirkişi heyetine tevdi edilmesine karar verilerek uyuşmazlık noktasında rapor alınmasına karar verilmiş, 25/09/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle;"..Davacının sunduğu ticari defterlerin TTK hükümlerine göre gerekli açılış ve kapanış onayına sahip olduğu, davalıların --------Ş.'nin sunduğu ticari defterlerin TTK hükümlerine göre gerekli açılış ve kapanış onayına sahip olduğu, taraflar arasındaki sözleşme uyarınca, davacının davalı ad ve hesabına işlem yapılıyor olması nedeniyle taraflar arasındaki ilişkinin acentelik olarak nitelendirilebileceği, dosya kapsamında, davalı tarafın sözleşmeyi haklı olmayan nedenlerle sona erdirildiğinin kabulü halinde, davacı taraf bu sebeple uğradığı zararını talep etme imkanına sahip olacağı, bu noktada davacının sözleşmeye aykırılık, kusur, zarar ve illiyet bağının varlığını ispat etmesi gerektiği.." şeklinde rapor sunulmuştur.Tüm dosya kapsamı ve deliller birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasında akdedilen sözleşmenin niteliği taraflarca -------- sözleşmesi olarak belirlenmektedir. Nitekim davacı taraf da sözleşme uyarınca “bayi” olarak adlandırılmaktadır. --------- sözleşmesi, üretici ile bayi arasındaki hukuki ilişkileri düzenleyen, çerçeve sözleşme niteliğinde, sürekli bir borç ilişkisidir. Bu sözleşme ile üretici, mallarının tamamını veya belirli bir kısmını belirli bir bölgede satılmak üzere bayiye göndermeyi (satmayı); bayi de sözleşme konusu malları ve hizmetleri kendi adına ve hesabına satarak bu malların sürümünü artırmak için faaliyette bulunmayı yükümlenir. -------- Sözleşmesinde belirli bir bölgeye veya belirli bir Müşteri grubuna yönelik satış hakkının münhasıran bayiye bırakılması zorunlu değildir ancak bırakılmış ise sözleşme münhasır bayilik sözleşmesi veya tek satıcılık sözleşmesi olarak nitelendirilecektiAcente ise TTK m. 102'de “Ticari temsili, ticari vekil, satışmemuru veya işletmenin çalışanı gibi bağlı sıfatı olmaksızın bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içerisinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerin tacir ile üçüncü kişi (müşteri) arasında kurulmasında aracılık eden veya bu sözleşmeleri müvekkili tacir nam ve hesabına (doğrudan temsil) yapan kimse...” olarak tanımlanmıştır.Görüldüğü üzere acente ile bayi arasındaki temel fark, müvekkil ad ve hesabına hareket edip etmeme noktasında ortaya çıkmaktadır. Bayi müvekkilden aldığı mal veya hizmeti kendi ad ve hesabına üçüncü kişilere satarken; acente ise müvekkili ad ve hesabına işlem yapmaktadır. Taraflar arasındaki sözleşme kapsamında da davacının kendi ad ve hesabına işlem yapması söz konusu olmayıp, müşterilerle davalı arasında aracılık yaptığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla davacı kendi ad ve hesabına değil, müvekkil ad ve hesabına işlem yapmakta, davalıların sunduğu hizmetleri onlar adına pazarlamakta ve abonelik işlemlerini de yine onlar ad ve hesabına gerçekleştirmektedir. Bu yönüyle taraflar arasındaki sözleşmenin bayilik değil bir acentelik ilişkisi olduğu anlaşılmıştır. Davacı taraf sözleşmenin süresinden önce haksız olarak feshedilmiş olması nedeniyle uğramış olduğu zararlarının tazminini de talep etmektedir. Sözleşmenin haksız feshi halinde, bu haksız fesih nedeniyle zarara uğrayan tarafın, sözleşmenin yürürlükte kaldığı müddetçe elde edeceği ifa menfaatine engel olunduğu için olumlu zararın giderilmesini talep etme hakkı ortaya çıkmaktadır. Zira sürekli borç ilişkisi süresinden önce sona erdirilerek karşı tarafın bu eylem nedeniyle zararı gündeme gelmektedir.Haklı neden doktrinde, fesih hakkını kullanan taraf bakımından acentelik sözleşmesini devam ettirmesini dürüstlük kuralı uyarınca beklenemeyecek duruma sokan tüm şartlar olarak genel bir şekilde tanımlanmaktadır. Bu tanım esas itibariyle hizmet sözleşmelerinde haklı sebepler başlıklı TBK m. 435/2'de de benzer şekilde yer almaktadır. Bu düzenlemenin, sürekli edimli sözleşmeler için geçerli genel kural getirdiği ifade edilmektedir. Bu itibarla haklı sebep, sözleşmeyi fesheden taraf için sözleşmeye devamı çekilmez hale getiren şatlar olarak ifade edilebilir. Bir olayda haklı sebebin mevcut olup olmadığı hâkim tarafından takdir edilecektir. Hâkim önüne gelen uyuşmazlıkta haklı sebebin mevcut olup olmadığını değerlendirirken belirli kriterlerden hareket edecek olup bunların başında, haklı sebebin belirli bir ağırlık taşıması gelmektedir. Bu ağırlığın hem objektif olarak yani ortaya çıkan sebebin dürüstlük kuralına göre; hem de sübjektif olarak yani fesih hakkını kullanan taraf bakımından feshi haklı kılacak nitelikte olması gerekir. Objektif değerlendirme yapılması haklı sebebin varlığının belirlenmesinde önemlidir. Salt sübjektif bir değerlendirme ile fesih nedeninin haklı olduğuna karar verilemeyecektir. Sübjektif ağırlığın tespitinde somut olayın şartları, özellikle fesih iradesini ortaya koyanın davranışları belirleyicidir. Haklı nedenin varlığının ispatı buna dayanan taraf üzerinde olacaktır. Dolayısıyla haklı nedene dayanarak sözleşmeyi fesheden taraf sözleşmenin devamının çekilmezliğini ve haklı sebebin ağırlığını ispatlaması gerekmektedir.Haklı sebep sözleşme türüne göre çok farklı şekillerde karşımıza çıkabilir. Ancak sürekli borç ilişkisi doğuran sözleşmelerde, taraflar arasındaki güven ön planda olduğundan, bu güven aykırılık sonucunu doğurabilecek sözleşmeye aykırılıkların fesih noktasında haklı sebep olarak kabulü mümkün olabilecektir. Yargıtay tarafından, acentelik sözleşmesinden doğan borçların süresinde ödenmemesi, acentenin performans düşüklüğünün süreklilik arz etmesi, müşteri portföyünün sürekli düşüş göstermesi gibi haller haklı sebep olarak kabul edilmektedir. Taraflardan biri sözleşme kapsamındaki edimini kendi kusuru ile ihlal eder ve karşı taraf bu sebeple sözleşmeyi sona erdirirse yahut taraflardan biri hiçbir sebep yokken acentelik sözleşmesini haksız bir şekilde sona erdirirse TBK m. 112 vd. hükümler uyarınca karşı tarafın uğrayacağı zararını tazmin etmek zorunda kalacaktır. Genel hükümler uyarınca karşılanması gereken zarar, diğer bir ifade ile taraflardan birinin kusuru ile acentelik sözleşmesinin sona ermesi durumunda tazmini gereken zarar, müspet zarardır. Müspet zarar, sözleşmeden kaynaklanan edim borçlu tarafından sözleşmeye uygun olarak tam ve eksiksiz bir biçimde ifa edilmiş olsaydı, alacaklının malvarlığının göstereceği durum ile sözleşmeye aykırı ifa sonucu gösterdiği durum arasındaki farktır. Müspet zarar, fiili zarar ve yoksun kalınan kar olmak üzere ikiye ayrılır. Fiili zarar borca aykırı davranış sonucu alacaklının aktifinde meydana gelen azalma veya pasifinde meydana gelen artıştan ibarettir. Yoksun kalınan kar ile ifade edilmek istenen ise borçlu eğer ki borca aykırı davranmamış olsaydı alacaklının malvarlığının göstereceği artıştır. Tarafların sözleşmenin uzun süreceğine güvenerek yapmış oldukları ciddi yatırımlar, yüklü tanıtım ve reklam masrafları da tazminat kapsamında tazmin edilebilecek zararlardır. Özellikle -------- sözleşmeleri için sözleşmenin uzun süreceği yönünde yaratılan güven sebebi ile yüksek bedelle kiralanan yer, fazla sayıda personel istihdamı ve benzeri durumlarda acentenin bunları amorti edemeyeceği açıktır. Acente olağanüstü masrafları müvekkilden tazminat adı altında talep edebilecektir. Ancak burada da dikkat edilmesi gereken husus, ödeyeceği tazminat hesaplanırken üst sınırın acentenin yaptığı yatırım bedeli kadar olması gerektiğidir.Müspet zararın talep edilmesinde, sözleşmeye aykırılık, kusur, zarar ve illiyet bağının varlığının da mevcut olması gerekmektedir. Bu şartların varlığı halinde, davacı acentenin müspet zararlarının tazminini ve bu kapsamda yoksun kalınan kazanç talebinde bulunması mümkün olacaktır. Yukarıda yer verilen açıklamalar ışığında, somut olayda davalının haklı neden olarak ileri sürdüğü hususlar, davacının sözleşmeye aykırı olarak mağazadaki ürünlere sigorta yaptırmaması, mağazada eksik personel çalıştırması, performans düşüklüğü ve müşteri memnuniyetsizliği olarak belirlenmiştir.Müşteri şikayetleri ile ilgili sözleşme döneminde toplam 57 şikayet bulunduğu, şikayet sayısını diğer bayilere göre makul seviyede olup olmadığı, bu şikayetler ile ilgili davacıdan savunma istenip istenmediği, her bir şikayetin nasıl sonuçlandığı gibi hususlarda dosyaya detaylı bilgi ve belge sunulmadığından bu hususta değerlendirme yapılamamış, sözleşmenin feshi için haklı gerekçe olarak kabul edilmemiştir. Davacının mağazada az personel çalıştırması hususunda ise; davacı taraf mağazanın kullanım alanının ------- metrekare, net kullanım alanının ------ metrekare olduğunu, COVID-19 nedeniyle kapalı alanlarda bulunabilecek kişi sayısının -------- tarafından belirlendiğini ileri sürerek davalı tarafça istenen kişi sayısınca personel çalıştırılmasının mümkün olmadığını belirtmektedir. --------- tarafından yayımlanmış rehberde -------- metrekare için bir kişinin çalışabileceği belirlenmiş olmakla birlikte, müşterilerin COVID-19 dönemindeki tutumları göz önünde bulundurulduğunda, mağazadaki personel sayısı yönünden davalı taleplerinin karşılanmamasının sözleşmenin feshi noktasında haklı sebep teşkil etmemektedir. Zira kamu otoritesi tarafından yapılan kısıtlamalar nedeniyle ve bu kısıtlamalara bağlı olarak iş hacminin düşmesi nedeniyle davacının elinde olmayan sebeplerle sözleşmede belirtilen sayıda kişinin istihdam edilmesi imkansız hale gelmiştir. Davacının bu hususta herhangi bir kusuru bulunmadığından sözleşmenin feshi için haklı sebep olarak değerlendirilmemiştir. Performans düşüklüğü ile ilgili olarak, Yargıtay kararları uyarınca, performans düşüklüğü sözleşmenin feshi noktasında haklı sebep olarak kabul edilmektedir. Davacının daha büyük bir mağazaya geçmek istemesine karşın davalı tarafın bu taleplere olumlu yanıt vermemesi ve satışların düşük kalmasının bu eylemle doğrudan ilgili değildir. Zira taraflar sözleşme imzalarken mağazanın konumu, büyüklüğü, iş hacmi gibi hususları bilerek ve değerlendirerek sözleşmeyi imzalamışlardır. Davacı tarafından daha büyük bir mağazaya geçme talebinin davalı tarafından kabul edilmesi gerektiği gibi bir sorumluluk davalıya yüklenemez. Bilindiği üzere davalı taraf ------- en büyük telekomünikasyon şirketlerinden biri olup, ülke genelinde her bölgede bayisi bulunmaktadır. Davacının lokasyon değişikliği talebinin kabul edilmesi halinde davalının diğer bayilerinin iş durumu etkilenebileceğinden davalının lokasyon değişikliği talebini kabul etmemesi doğaldır. Bu nedenle davacının bu iddiasını itibar edilmemiştir. Sözleşme süresi boyunda sözleşmede belirlenen hedeflerin davacı tarafından hiç yakalanamadığı, bazı aylarda gerçekleştirilen hedeflerin %16, %24, %32 gibi oranlara düştüğü, her ne kadar bazı aylardaki performans düşüklüğünün COVID-19 dönemindeki tedbirlerden kaynaklanmış ise de, tedbir dönemi dışındaki aylarda da davalının performans düşüklüğünün devam ettiği anlaşıldığından davalının sözleşmeyi feshetmesinde haklı neden olarak kabul edilmiştir.Taraflar arasındaki sözleşmede, mağazada bulunan ürünlere sigorta yaptırması gerektiği belirlenmiştir. Davacının mağazada yer alan ürünlere ilk sigorta döneminden sonra sigorta yaptırmadığı anlaşılmakta olup davacının bu itibarla sözleşmeye aykırı davrandığı, davacının bu eyleminin davalının sözleşmeyi feshetmesinde haklı neden olarak kabul edilmiştir. Davalı tarafından sözleşme feshedilmeden önce yükümlülükleri yerine getirmesi için davacı tarafa ihtar çekerek bu eksiklikleri gidermesini talep ettiği, davacının buna rağmen eksiklikleri gidermediği anlaşıldığından sözleşmenin feshinin haklı olduğu kanaatine varılmış, davanın reddine karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davanın tüm talepler yönünden REDDİNE,
2-Maddi tazminat talebi yönünden alınması gerekli 427,60 TL harç ve manevi tazminat talebi yönünden alınması gerekli 427,60 TL harç olmak üzere toplam 855,20 TL harcın peşin alınan 4.496,20 TL harçtan mahsubu ile bakiye 3.641,00 TL 'nin karar kesinleştikten sonra talep halinde davacıya iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davalılar tarafından yargılama gideri olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
5-Davalılar kendisini vekille temsil ettirdiğinden maddi tazminat talepleri yönünden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesindeki esaslara göre belirlenen 1.000,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
6-Davalılar kendisini vekille temsil ettirdiğinden manevi tazminat talepleri yönünden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesindeki esaslara göre belirlenen 17.900,00 TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
7-Tarafların artan gider avansı bulunması ve talep etmeleri halinde yatıran tarafa iadesine
8-6325 sayılı Kanun'un 18-A/13. bendi uyarınca --------- tarafından karşılanan 1.600,00 TL zorunlu arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak Hazineye gelir olarak kaydedilmesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okundu usulen anlatıldı. 11/01/2024
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!