T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2022/442
KARAR NO:2024/440
DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)
DAVA TARİHİ: 18/05/2022
TEVZİ TARİHİ: 22/06/2022
KARAR TARİHİ: 26/06/2024
Tarafları yukarıda belirtilen dava hakkında -----Karar sayılı yetkisizlik kararının kesinleşmesi ve süresinde yapılan başvuruya bağlı olarak Mahkememizin başlıktaki esasına tevzi edilen davanın Mahkememizde yapılan açık yargılaması sonundu:
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili tarafından ibraz edilen 16/11/2022 tarihli dilekçeye de bağlı olarak ve ön inceleme duruşmasında tespit edilen ihtilaf noktalarına göre tebaruz eden dava dilekçesinde ileri sürülen sebeplere bağlı olarak 28/04/2022 tarihli Genel Kurul toplantısında alınan ------kararların yasa, ana sözleşme ve dürüstlük kuralına uygun olmadığı, butlan ile malul olduğu ileri sürülerek hükümsüzlüğün tespitine ve/veya iptaline; ihtiyati tedbir niteliğinde olmak üzere TTK. 449 Maddesi gereğince icranın geri bırakılmasına karar verilmesi talep ve dava edilmiş olup, ------ sayılı dosyası üzerinden verilen ve yukarıda giriş kısmında belirtilen şekilde kesinleşen yetkisizlik kararına bağlı olarak Mahkememizin başlıktaki esasına tevzi edilen davada ileri sürülen söz konusu tedbir talebi hakkında yetkisiz Mahkemece herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.Davacı vekili duruşmada da 16/11/2022 tarihli dilekçeyi ve dava dilekçesini tekrar ederek tedbir kararı verilmesini istemiştir. Davalı vekili duruşmada da cevap dilekçesini tekrar ederek tedbir talebinin ve davanın reddine karar verilmesini istemiş ve ayrıca davacı aleyhine TTK. Madde 448/3 uyarınca teminat alınmasına karar verilmesini de talep etmiştir.İcranın geri bırakılmasına yönelik tedbir talebi olduğundan TTK. Madde 449 düzenlemesi doğrultusunda ------ göre davalı şirketin yönetim kurulu üyelerine yapılan tebligatlara bağlı olarak yönetim kurulu üyelerinden ----tarafından ibraz edilen dilekçe ile tedbir kararı verilmesi halinde şirketin işleyişinin aksayarak zarara maruz kalacağı ileri sürülerek tedbir talebinin reddine karar verilmesi yönünde yazılı görüş bildirilmiş olup, diğer yönetici tarafından herhangi bir beyanda bulunulmamıştır.İleri sürülen tedbir talebi yönünden yukarıda giriş kısmında belirtilen süreç sonunda 28/12/2022 tarihinde yapılan duruşmada taraf vekillerinin beyanları da alındıktan sonra tedbir talebi yönünden aydınlanan dosya kapsamına göre yapılan irdeleme sonunda davanın niteliği, şirketlerin kendi kendine yönetiminin asıl olması, müdahalenin çok istisnai kriterlere bağlı olarak düşünülmesi gereği, davalı şirket yönetim kurulu üyelerinden ----- yukarıda açıklanan yazılı görüşü, ihtiyati tedbire ilişkin yasal düzenlemeler ve tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için gerekli yasal ve maddi şartların somut olayda gerçekleşmediği sonucuna varıldığından 28/12/2022 tarihinde oluşturulan ara karar ile tedbir talebinin reddine karar verilmiştir.Davalı vekilinin teminat talebi yönünden ise 28/12/2022 tarihinde oluşturulan ayrı bir kararla davayla ilgili herhangi bir tedbir kararının olmaması da dikkate alınarak teminat alınmasına ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.Ön inceleme duruşmasında muhalefet şerhiyle ilgili itiraz yönünden yapılan irdeleme sonunda davanın niteliğine, muhalefete ilişkin dosya kapsamına ve bu konuda yargısal uygulamaya bağlı olarak muhalefete ilişkin dava şartı yönünden bir eksiklik olmadığı sonucuna varılarak bu itirazın reddine karar verilmiş olup, bu karara da bağlı olarak dava şartı yönünden bir eksiklik bulunmadığı ve ayrıca davanın konusunun 28/04/2022 tarihli genel kurul toplantısında alınan bazı kararlara ilişkin olması ve davanın 18/05/2022 tarihinde açılmış olması nedeniyle iptal talebi yönünden 3 aylık süre içinde açıldığı ve butlan talebi yönünden de süreye tabi olmadığı ve sonuçta süre yönünden de bir engel bulunmadığı belirlenmek suretiyle taraflar arasındaki itilafın 28/02/2022 tarihli genel kurul toplantısında alınan ------ kararların yasa, ana sözleşme ve dürüstlük kuralına uygun olup olmadığı, butlan ile malul ve hükümsüz olup olmadığı, iptallerinin gerekip gerekmediği noktalarında toplandığı belirlenerek tahkikata geçilmek suretiyle oluşturulan bilirkişi heyetinden rapor temini yoluna gidilmiş olup, bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 07/12/2023 tarihli raporun gerekli-yeterli kısımları:
"...
1. BİLİRKİŞİLERE TEVDİ EDİLEN GÖREV
Sayın Mahkeme tarafından "Dosyanın mahkememizce resen seçilecek bir mali müşavir ve bir ticaret hukuku öğretim üyesi nitelikli hesaplama uzmanı bilirkişiye tevdi edilerek dava dilekçesinde ve 16/11/2022 tarihli dilekçede ileri sürülen iddialar; cevap dilekçesinde ve 14/12/2022 tarihli dilekçede dile getirilen savunmalar dikkate alınıp yukarıda ön incelemede tutanağa geçirilen uyuşmazlık noktalarını aydınlatır şekilde ayrıntılı, gerekçeli, denetime ve hüküm kurmaya elverişli rapor düzenlenmesinin istenilmesine" karar verilmiş olup dosya tarafımıza tevdii edilmiştir.
-------
3. İNCELEME, DEĞERLENDİRME VE TESPİTLER
A-)MALİ MÜŞAVİR BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ:
3.1. Davalı firma ------ detayı aşağıdaki tabloda görüleceği üzere 2021 yılına ait ticari defterlerinin fiziki olarak tutulduğu, ticari defter açılış-kapanış tasdiklerinin yasal süre içerisinde yapıldığı görülmüştür.
--------
3.4. Davalı firma ----- yılı hesap dönemine ilişkin Olağan Genel Kurul Toplantısında kabul edilen aşağıdaki kararların davacı tarafından iptalinin talep edilmiş olduğu görülmüştür.---- nolu karar; "Sermaye "
Önerinin kabulüne pay sahibi ------200.000 olumsuz oyuna karşılık 800.000 olumlu oyla karar verildi.---- nolu karar; "Pay Senetlerinin Çıkarılması ve Devri "
Önerinin kabulüne pay sahibi -----200.000 olumsuz oyuna karşılık 800.000 olumlu oyla karar verildi.----- nolu karar; "Yönetim Kurulu ve Süresi"Önerinin kabulüne pay sahibi ---- 200.000 olumsuz oyuna karşılık 800.000 olumlu oyla karar verildi.
----- nolu karar; "Öncelikli Alım Hakkı"Önerinin kabulüne pay sahibi -----200.000 olumsuz oyuna karşılık 800.000 olumlu oyla karar verildi.----- nolu karar; "Genel Kurul"
Önerinin kabulüne pay sahibi ----- 200.000 olumsuz oyuna karşılık 800.000 olumlu oyla karar verildi.----- nolu karar; "Esas Sözleşme Değişikliği"Önerinin kabulüne pay sahibi ----200.000 olumsuz oyuna karşılık 800.000 olumlu oyla karar verildi.
-----
B-) GENEL KURULDA ALINAN KARARLARININ GEÇERSİZLİĞİ BAKIMINDAN
BİLİRKİŞİ İNCELEMESİ:
1. Genel Kurulun/Genel Kurulda Alınan Kararların Geçersizliği Bakımından Genel Değerlendirmeler
Genel kurul kararları, hukuki sonuç doğuran irade beyanı olduklarından hukuki işlem niteliğindedir. Bu bakımdan, genel kurul kararlarının da hukuki işlemin asgari geçerlilik koşullarını taşıması gerekir. Aksi takdirde kararların hükümsüzlüğü söz konusu olur. Genel kurul kararı ile ihlal edilen hukuk kuralının niteliğine göre hükümsüzlük halleri değişir. Bu bağlamda genel kurul kararlarının yokluğundan bahsedilebileceği gibi butlanından ve iptalinden de söz edilebilir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir kararında ------- anonim şirket genel kurul kararlarının hükümsüzlük hallerinin iptal, yokluk ve butlan şeklinde olabileceğini belirtmiştir. -----Doktrinde iptal, "bireysel (küçük) çıkarlarla ilgili geçerlilik gereklerinin eksikliğinde mağdur tarafından bozdurulabilirliği" olarak tanımlanmıştır. Genel kurul kararının iptali, genel kurul kararının mahkeme tarafından geriye dönük olarak ortadan kaldırılmasını ifade etmektedir. Genel Kurul kararlarının iptali TTK'nın 445. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre bir genel kurul kararının iptal edilebilmesi için bu kararın kanuna, esas sözleşmeye veya dürüstlük kuralına aykırı olması gerekmektedir. Bu noktada belirtmek gerekir ki bir genel kurul kararının iptaline karar verilebilmesi için ilk şart; şeklen de olsa ortada bir genel kurul kararının bulunmasıdır. Nitekim ------oluşmayan ve henüz ortada mevcut olmayan bir genel kurul kararı aleyhine de iptal davası açılması ise yasal olarak mümkün değildir." şeklinde karar vermek suretiyle iptal edilebilirlik için geçerli bir kararın varlığını aradığını belirtmiştir. ---- başka kararında--------"Davalı yanca sunulan posta alındısı üzerindeki yazılı adrese göre dava konusu genel kurula ilişkin davacıya gönderilen çağrının, davacının muhtarlıkta kayıtlı olduğu ikamet adresine gönderildiği ancak daire kapı numarasının yanlış yazılmış olduğu görülmüştür. Bu bağlamda, genel kurul toplantısına davetin asgari koşullarının oluştuğu ancak eksikliğin bulunduğu, bu durumun ise hukuken yokluk yaptırımı ile değil iptal edilebilirlik yaptırımı ile karşılaşacağı nazara alınmalıdır. Başka bir deyişle, davacıya yapılan çağrı geçersiz değil, usulsüzdür. Bu durum ise davaya konu genel kurulda alınan kararların yoklukla malul olduğu anlamına gelmeyecek ancak iptal edilebilirlik yaptırımına tabi olacaktır." şeklinde karar vermiş ve dava konusu olan genel kurulun TTK'nın 410 ve devamı maddelerinde yerini bulan çağrı üzerine toplanmış olduğunu belirterek, davacıya usulüne uygun çağrı yapılmadığından, kanunun 445. maddesinde öngörülen iptal nedenlerinin değerlendirilmesi ve bunun sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğini belirterek, ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.-------
TTK'nın 445. maddesine göre; 446 ncı maddede belirtilen kişiler, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açabilirler.Atıf yapılan TTK 446.maddeye göre iptal davası açabilmenin şartları aşağıdaki gibi sırlanmıştır. Buna göre;
(1) a) Toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten,
b) Toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri,
c) Yönetim kurulu,
d) Kararların yerine getirilmesi, kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa yönetim kurulu üyelerinden her biri,
iptal davası açabilir.
2. Somut Uyuşmazlık Bakımından Genel Kurul Kurulun/Genel Kurulda Alınan Kararları Geçersizliğinin Değerlendirilmesi
Çağrının Usulüne Uygun Yapılmadığı İddiası
Davacı taraf dilekçesinde, toplantı çağrısı şeklinin usulsüz olduğundan bahisle genel kurul toplantısında alınan kararların iptalini talep etmektedir. Gerek kanunun lafzı (TTK m. 414) gerekse Yargıtay uygulamalarında açıkça vurgulandığı üzere, gündemin gereği gibi ilan edilmediği ve toplantıya katılmasına izin verilmeyen kimselerin toplantıya katıldığı ve bu aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında "etkili" olması durumunda söz konusu kararın iptali talep edilebilecektir. Mevcut genel kurul toplantı nisabı ve davacı tarafın hisse oranı dikkate alındığında, çağrının usulüne uygun yapılmadığına dönük eksiklik iddiasının bir etki yaratmayacağı; kaldı ki Yargıtay kararlarında da açıkça vurgulandığı üzere toplantı günü ve gündemden daha önce haberdar olan ve ayrıca toplantıya da katılmış ve muhalefetlerini tutanağa geçirmiş olan kimselerin bu aykırılığı ileri süremeyeceği kabul edilmiştir ------ Bu neden çağrının usulüne uygun yapılmadığı iddiasının genel kurulda alınan kararların geçersizliğini doğurmayacağı kanaatindeyiz.
---- Tarihli Genel Kurul Toplantısında Alınan ----- Numaralı KararDavacı dilekçesinde, genel kurul toplantısındaki ------ numaralı karar ile pay sahiplerinin iki gruba bölünerek, A grubu pay sahiplerine imtiyaz tanındığını; imtiyaz tanımlanan paylar için konu, nitelik, koşullar ile sınırlara yönelik herhangi bir kriter belirtilmediğini; imtiyazın paya değil pay sahibi erkek kardeşler ve çocuklarına tanındığı; dolayısıyla hiç bir kriter ve kıstas belirtilmeden, konusu, amacı, niteliği ve sınırları belli olmayan imtiyaz ile diğer pay sahiplerinin hukuki ve kanuni haklarının sınırlandırılabilmesi için yapılan değişikliğin kanuna, esas sözleşmeye ve iyi niyet kurallarına aykırı olduğu ve iptalinin gerektiğini ileri sürmektedir.Genel kurul toplantı gündeminin 6. maddesinde yer alan esas sözleşmenin "6. Sermaye" başlıklı maddesindeki değişikliği içeren yeni metinde, nominal değeri 1.000.000 (Bir milyon) Türk Lirası olan şirket sermayesinin, her biri 1 (bir) Türk Lirası değerinde 1.000.000 (Bir milyon) adet paya ayrıldığı ve sermaye toplam nominal değeri 600.000 (altı yüz bin) Türk Lirası olan 600.000 adet payın A grubu, yine sermaye toplam nominal değeri 400.000 (dört yüz bin) Türk Lirası 400.000 (dört yüz bin) adet payın ise B iki grubu paylar olarak taksim edildiği görülmektedir. Ayrıca söz konusu paylar, mevcut pay sahiplerine önceki esas sözleşme hükmünde yer alan sayıda dağıtılmış ve dağıtılan paylar her bir pay sahibi sahip olduğu paylar bakımından A veya B grubu şeklinde gruplandırılmıştır. İlgili metnin sonunda ise "A grubu paylar imtiyazlıdır" hükmü eklenmiştir.
Söz konusu ----numaralı karar esas sözleşme değişikliğine ilişkindir. Bu açıdan payların gruplandırılması başlı başına bir imtiyaz hükmü olmadığı gibi bu noktada kararın gerek nisap ve gerekse içeriği açısından geçersizlik taşımadığı görülmektedir. Her ne kadar metnin sonunda A grubu payların imtiyazlı olduğu belirtilmişse de bu düzenlemenin başlı başına bir imtiyaz olarak değerlendirilmesinin TTK m. 478 hükmü karşısında mümkün olmadığı kanaatindeyiz. Nitekim esas sözleşmede belirtilmesi zorunlu olan imtiyazların sadece isim olarak gösterilmesi yeterli olmayıp, imtiyazların konusunun ve kapsamının da açıkça belirtilerek, bunların somutlaştırılması gerekir. Örneğin oyda imtiyaz hakkı tanınmış ise paya tanınan oy adedi, tasfiye payının dağıtılması veya rüçhan hakkında tanınmış ise bu paylara ait imtiyaz haklarının hangi oranda ve hangi sırada yer aldıkları, imtiyazların hangi pay gruplarına ait oldukları, varsa imtiyazların süresi gibi hususların tam ve şüpheye yer vermeyecek şekilde esas sözleşmede belirtilmesi gerekmektedir. Davacı söz konusu gruplandırma sonucunda diğer esas sözleşme hükümleriyle bazı imtiyazlar yaratıldığını ve bu imtiyazların yalnızca A grubuna tanınması neticesinde kendisi gibi kadın pay sahiplerine imtiyaz hakkının sağlanmadığını iddia ederek 6. gündem maddesi çerçevesinde alınan kararın eşit işlem ilkesi ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ve dolayısıyla geçersizliğini talep etmiştir. Dürüstlük kuralının anonim şirketler hukukundaki bir görünümü olan ve çoğunluğun keyfî davranmasını yasaklayan eşit işlem ilkesi TTK m. 357'de düzenlenmiştir. Bu sebeple eşit işlem ilkesini ihlal eden bir genel kurul kararının iptali sebebi, dürüstlük kuralına aykırılık değil kanuna aykırılık olmalıdır. Dolayısıyla çoğunluk oy hakkını şirkete meşru bir çıkar sağlamak için değil azınlığı kayba uğratmak üzere kullanırsa hakkını kötüye kullanmış demektir. Dürüstlük kuralına aykırılıktan ve hakkın kötüye kullanılması yasağının ihlalinden söz edebilmek için de çoğunluğun azınlığı kayba uğratma hususunda kusurlu olması aranmaz. Azlığın zarar görmediği veya zarar görme tehlikesinin bulunmadığı hâllerde artık dürüstlük kuralına aykırılıktan ve hakkın kötüye kullanılması yasağının ihlalinden söz edilememelidir. ------ sayılı kararına göre de "[m]ahkemenin; iptal kararı verirken, azınlıkta kalan tarafın haklarının ihlâl edilmiş olup olmadığını araştırması şarttır."
Somut uyuşmazlık bakımından gündeminin 6. maddesinde yer alan ana sözleşme değişikliği açısından azınlığın zararına, onun vazgeçilmez ve devredilmez haklarını ihlale den herhangi bir ihlal tespit edilmemektedir. Bu anlamda fiili olarak dahi somut iptal şartlarının oluşmadığı; özellikle imtiyazın belirlenmesi noktasında pay sahiplerinin genel kuruldaki iradesine müdahale etme sonucunu doğurabilecek yükümlülük içeren herhangi bir pozitif cinsiyet ayrımcılığı hükmünün de TTK'de öngörülmemiş olmaması sebebiyle, ilgili esas sözleşme tadilatı içeren kararın geçersizliği söz konusu değildir. Dolayısıyla 6. gündem maddesinde alınan esas sözleşmenin tadili kararının, yalnızca mevcut payların gruplara ayrılması noktasında dikkate alınması gerektiği; söz konusu esas sözleşme metnine her ne kadar A grubu paylar imtiyazlıdır şeklinde bir ibare eklenmiş olsa da bunun somut ve belirli bir imtiyaz anlamı taşımadığı ve esasında imtiyaz hususunun diğer esas sözleşme maddeleri ------ çerçevesinde özel olarak değerlendirilmesi gerektiğinden ötürü 6. gündem maddesi çerçevesinde alınan kararın bir geçersizlik unsuru ihtiva etmediği kanaatindeyiz. Bununla birlikte imtiyazı verme gerekçesi anlaşılamadığı ve ileride tarafların temel pay sahipliği haklarına halel getirecek imtiyazlar verilmesi ile ölçülülük ve orantılılık ilkelerinin göz ardı edilmesi ihtimallerinin değerlendirilmesi hususunda takdir sayın mahkemeye aittir.------Numaralı KararDavacı dilekçesinde, genel kurul gündemindeki ---- numaralı karar uyarınca pay senetlerinin çıkarılması ve devrine ilişkin değişiklik yapıldığını ve böylece pay devrinin kısıtlanması, payların ortaklara satımında ---- grubuna imtiyaz tanınması, pay sahibinin pay sahipliği haklarının kullanılmasında yetkilendirmeye ilişkin kısıtlama getirilmesi, ortağın temsilinde vekalet hakkı sınırlanarak pay sahipliği haklarında eşitsizlik yaratılması sonuçlarının doğduğunu ve bunun da nihayetinde kanuna ve dürüstlük kuralına aykırılık oluşturduğunu ileri sürmektedir. 7 numaralı kararın esas sözleşmesel bağlam hükümleri içeren bir karar olduğu ve kararın nisaba uygun şekilde alındığını tespit edilmektedir. TTK m. 490 hükmüne göre "Kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı paylar, herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebilirler". Bu sebeple nama yazılı payların devri yalnızca esas sözleşmede belirtilen özel ve hukuken kabul edilebilir sebeplerle engellenebilir. TTK m. 493/1 uyarınca yönetim kurulunun esas sözleşmede yer alan önemli bir sebebi ileri sürerek pay devrine onay vermeyebileceği düzenlendiğinden, bağlam olarak ifade edilen bu önemli sebeplerin esas sözleşmede açıkça öngörülmüş olması gerekmektedir. Nitekim 7. numaralı karar ile de buna ilişkin bir esas sözleşme değişikliği gerçekleştirilmiş ve ayrıca bağlam sebebiyle şirket tarafından satın alınabilecek payların pay sahiplerine satılması hususunda A grubu pay sahiplerine imtiyaz tanınmıştır. Söz konusu değişiklik kararının geçerliliği açısından pay devrini kısıtlayan bağlam sebeplerinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Esas sözleşmede açıkça öngörülen pay devrini kısıtlayıcı sebeplerin, anonim ortaklığın işletme konusu veya anonim ortaklığın ekonomik bağımsızlığı bakımından esas sözleşmede yer alan veya esas sözleşmeden anlaşılan pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması yönünden reddi haklı göstermesi gerekmektedir. Dava konusu esas sözleşme değişikliği açısından bağlam sebeplerinin de temelde şirket bağımsızlığını korumayı amaçlayan, aynı faaliyet konusunu icra eden rakiplerin pay sahibi olabilmesini engellemeye dönük ve aile şirketi yapısını muhafaza etmek için düzenlenen sebepler olduğu görülmektedir. Bu doğrultuda ilgili pay devri kısıtlamalarının devri engelleyen TTK m. 493/2 hükmü açısından istisnai maddeler şeklinde kabul edilebileceği kanaatindeyiz.
İlgili esas sözleşme maddesinde ayrıca, bağlam sebepleri sonucunda devri engellenen payların şirket tarafından satın alınarak mevcut ortaklara satılması durumunda A grubu pay sahiplerine satın almada öncelik tanınmaktadır. İmtiyazın başlı başına iptal sebebi teşkil edebilmesi için söz konusu değişikliğin dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanımı yasağı çerçevesinden değerlendirilmesi gerekmektedir. Dürüstlük kuralına aykırılığın bir iptal sebebi olarak kabul edilmesinin esas sebebi, sermaye ve oy çoğunluğuna sahip ortakların haksız ve bencil kararlarıyla azınlık pay sahiplerini ezmesine daha geniş çerçevede engel olmaktır. Dolayısıyla şirketin amaç ve gereksinimlerine uygun olmayan ve/veya çoğunluk pay sahiplerine, onların yakınlarına yarar sağlarken münferit ve azınlık pay sahiplerinin zarara uğramasına sebebiyet veren genel kurul kararları dürüstlük kuralına da aykırılık teşkil eder. Uyuşmazlık konusu esas sözleşme tadili kararında düzenlenen imtiyazın yalnızca A grubuna tanınması ve pay devri engellerinin esasında şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden reddi haklı gösteren engeller olduğu ve dışarıdan kişilerin şirkete izinsiz dahil olmasını önleme amacını taşıdığı da göz önünde bulundurulduğunda, bu imtiyazın yalnızca belirli pay sahiplerine tanınmış olmasının dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanımı çerçevesinde değerlendirilip değerlendirilmeyeceği açısından takdirin, sayın Mahkemeye ait olduğunu belirtiriz. Nitekim kaynağını yine dürüstlük kuralından bulan eşit işlem ilkesi çerçevesinde söz konusu imtiyazın yalnızca belirli pay sahiplerine tanınması, bu uygulamanın özellikle gerçekten şirket menfaatine hizmet edip etmediğinin tespiti açısından değerlendirilmelidir. Bu husus, eşit işlem ilkesinin gözetilip gözetilmediği yönünden de yol gösterici mahiyette olacaktır. Keza pay sahiplerinin pay sahipliğinden doğan haklar açısından sermayeyle orantılı haklar bahşedilmiş olması orantılılık ilkesinin sonucudur. Bu çerçevede imtiyazın yalnızca A grubu paylara tanınmış olması söz konusu genel kurul kararının orantılılık ilkesi açısından da değerlendirilmesini gerektirmektedir.7 numaralı gündem maddesi çerçevesinde ayrıca esas sözleşmenin son paragrafına, "TTK m. 426 gereği şirkete karşı pay sahibi tarafından pay sahipliği haklarının kullanılmasına yönelik yetkilendirme yapılması durumunda esas sözleşmedeki devri sınırlamaları uygulanır' şeklinde bir düzenleme eklenmiştir. Davacı söz konusu düzenlemenin de iptalini talep etmektedir. İlgili düzenleme pay sahiplerinin genel kurulda temsil edilmesi açısından temsilciye yönelik sınırlama getirmekte ve bu sınırlamalar açısından esas sözleşmedeki bağlam hükümlerine atıf yapılmaktadır. Öncelikle ifade edilmelidir ki Türk Hukuku'nda temsilcinin pay sahibi olması zorunluluğunu öngören anasözleşme hükümlerinin geçersiz olduğuna ilişkin TTK md. 425/1 cüm. 2 dışında, konuya ilişkin herhangi bir düzenleme mevcut değildir. Doktrinde de temsil yetkisi açısından temsilcinin özelliklerinin belirlenmesine yönelik sınırlamaların yapılıp yapılamayacağı noktasında görüş birliği bulunmamaktadır. TTK m. 425/1 hükmünün gerekçesinde söz konusu husus doktrin ve yargı kararlarına bırakılmaktadır. Doktrinde bir kısım yazar, temsil yetkisi verilecek kişilere yönelik esas sözleşmeyle düzenleme yapılabileceğini; özellikle aile ortaklıklarında, ortaklığa ait bilgilerin üçüncü kişiler tarafından öğrenilmesinin istenmeyebileceğinden, temsilcinin pay sahibi veya aile bireyleri yahut mesleki olarak sır saklama yükümlülüğüne tabi kişiler arasından seçilmesi zorunluluğu öngören anasözleşme hükümlerinin geçerli sayılması gerektiğini; bağlam hükümlerinin öngörülme amacı istenmeyen kişileri ortaklıktan uzak tutmak olduğuna göre, pay sahibinin temsil hakkı aşırı derecede sınırlandırılmadıkça, bağlam hükümlerine uygun kişisel özellikleri taşımayan temsilcilerin de ortaklıktan uzak tutulmasında ortaklığın korunmaya layık bir menfaatinin olduğunu dolayısıyla da temsil hakkını esas sözleşme hükmüyle sınırlandırılabileceğini; fakat bu sınırlandırmaların, pay sahiplerinin haklarını kullanmalarını engelleyecek veya çok zorlaştıracak derecede olamayacağını savunmaktadır. Buna karşılık diğer bir kısım yazar ise temsil hakkının sınırlandırılmasına ilişkin, temsil hakkını zorlaştıran tüm anasözleşme hükümlerinin geçersiz olduğunu; bu konuda, pay sahibinin temsilcisini, temsilcinin kişiliğine yönelik sınırlandırmalar olmaksızın seçebilmekteki menfaati ile anonim ortaklığın, belirli nitelikleri haiz olan veya olmayan kişileri temsilci sıfatıyla genel kurul toplantısından uzak tutmaktaki menfaati arasındaki denge bakımından bir değerlendirme yapılması gerektiğini; ayrıca genel kurul toplantısına bizzat katılan pay sahiplerinin dahi elde ettikleri bilgileri, kötü niyetli olarak, üçüncü kişilerle paylaşabileceklerini; TTK md. 425/f.1/c.2'nin amacının, ticari sır veya ortaklık menfaatinin ileri sürülerek, temsilci olabileceklerin engellenmemesi olduğunu bütün bu gerekçelerle, genel olarak, temsilcinin kişiliğine yönelik sınırlandırma yapılamayacağı ve bu yönde düzenlenecek anasözleşme hükümlerinin ise pay sahiplerinin vazgeçilmez nitelikteki temsil haklarına müdahale oluşturduğu gerekçesiyle geçersiz hatta kesin hükümsüz sayılması gerektiğini savunmaktadır. Kanaatimizce de pay sahibinin genel kurulda temsiline ilişkin bu yönde bir kısıtlama yapılması kanun koyucunun muradı ile bağdaşmamaktır. Zira ilgili maddelerin tarihsel yorumla metodu ile yorumlanması halinde, kanun koyucunun eski TTK döneminde temsil yetkisinde sınırlamalara müsaade ettiği, 6102 sayılı TTK ile Temsilcinin pay sahibi olmasını öngören esas sözleşme hükmünü dahi geçersiz kabul ettiğinden hareketle, kanun koyucunun tarihsel süreçte temsilin sınırlandırılmasını engellemeye çalıştığı, bir başka deyişle temsilde tam bir özgürlük sağlamayı amaçladığı göz önünde bulundurulduğunda, somut uyuşmazlıktaki gibi temsili sınırlandırmaya yönelik karaların kanuna aykırı olduğu sonucuna ulaşılabilecektir. Bu tespitten hareketle de 7 numaralı gündem maddesi çerçevesinde 7 numaralı esas sözleşme maddesinin son paragrafında yapılan düzenlemenin iptali kabil olduğu sonucuna ulaşılabilecektir.----Tarihli Genel Kurul Toplantısında Alınan ---- Numaralı KararDavacı dilekçesinde, genel kurul gündemindeki ----numaralı karar uyarınca alınan esas sözleşmenin Yönetim Kurulu ve Süresi başlıklı ----numaralı maddesinin tadil kararının da iptalini talep etmektedir. İptal sebepleri olarak da B grubu pay sahiplerinin şirket yönetimine katılma haklarının engellenmesi, adaylık haklarının ortadan kaldırılması ve eşitlik ve pay sahipliği haklarının yok edilmesi sebepleri gösterilmektedir. Söz konusu değişiklik sonucunda şirketteki A grubu pay sahiplerine yönetim kurulu üyelerinin seçiminde, seçimin grup tarafından belirlenecek kişiler arasından yapılmasına imkân tanıyan bir imtiyaz tanınmaktadır. TTK m. 360 hükmü çerçevesinde söz konusu imtiyazla belirli bir gruba yönetimde temsil edilme imtiyazı tanıdığından literatürde bu imtiyaz grup imtiyazı olarak anılmaktadır. TTK m. 360'a göre "Esas sözleşmede öngörülmek şartı ile, belirli pay gruplarına, özellik ve nitelikleriyle belirli bir grup oluşturan pay sahiplerine ve azlığa yönetim kurulunda temsil edilme hakkı tanınabilir. Bu amaçla, yönetim kurulu üyelerinin, belirli bir grup oluşturan pay sahipleri, belirli pay grupları ve azlık arasından seçileceği esas sözleşmede öngörülebileceği gibi, esas sözleşmede yönetim kurulu üyeliği için aday önerme hakkı da tanınabilir. Genel kurul tarafından yönetim kurulu üyeliğine önerilen adayın veya hakkın tanındığı gruba ve azlığa mensup adayın haklı bir sebep bulunmadığı takdirde üye seçilmesi zorunludur. Bu şekilde tanınacak temsil edilme hakkı, halka açık anonim şirketlerde yönetim kurulu üye sayısının yarısını aşamaz. Bağımsız yönetim kurulu üyelerine ilişkin düzenlemeler saklıdır." Bu çerçevede bir değerlendirmede yapıldığında, 8 numaralı gündem kararı sonucunda esas sözleşmeyle bir pay grubuna yönetimde temsil edilme açısından tanınan imtiyazın gerek nisap gerekse de TTK m. 360/1 hükmü açısından geçersizliğini doğuracak bir sebep bulunmamaktadır. Hatta nihai seçimin genel kurul tarafından yapılacağı ve imtiyazın yalnızca yönetim kurulu üyesi adaylarının A grubu pay sahiplerince belirleneceği, diğer bir ifadeyle bu adayların haklı bir sebep bulunması halinde genel kurul tarafından reddedilebileceği hususları dikkate alındığında imtiyazın etkisinin nispeten daha zayıf olduğu telakki edilebilir. Fakat yukarıda da ifade ettiğimiz üzere bu imtiyazın da yalnızca şirkette A grubu pay sahiplerine tanınması, B grubu pay sahiplerine herhangi bir başka imtiyazın tanınmamış olduğu olgusu göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu imtiyaz içeren esas sözleşme değişikliği kararının dürüstlük kuralı, eşit işlem ve orantılılık ilkeleri çerçevesinde de değerlendirilebileceğine ilişkin takdirin sayın Mahkemeye ait olduğunu belirtiriz.
-------- Numaralı Karar
İptali talep edilen ---- numaralı gündem maddesi, Öncelikli Alım Hakkı başlıklı esas sözleşme hükmünün değiştirilmesine ilişkin karardır. Davacı söz konusu değişiklik sonucunda ortakların hisse devri ve satışı hakkının ortadan kaldırıldığını, mülkiyet hakkının engellendiğini, önalım hakkının kanunda önemli bir sebep olarak sayılmamış olmasına rağmen pay devrinin sınırlandığını iddia etmektedir. Uyuşmazlık konusu esas sözleşme değişikliği kararı incelendiğinde öncelikli alım hakkına ilişkin detayların belirlendiği, pay sahiplerinden birinin payını devretmesi durumunda hangi usulün izleneceği ve devre konu payların gerçek piyasa değerinin ne şekilde belirleneceğine dair hükümler bulunduğu tespit edilmektedir.------- numaralı esas sözleşme hükmünün son paragrafında "Önerilen pay sahiplerinin tekliflerinin reddi durumunda satan pay sahibinin bu işlem süreci çerçevesinde ilgili üçüncü kişiye veya önerilen pay sahiplerine satış veya devir talebinden vazgeçtiği kabul olunacaktır" ibaresine yer verilmekte ve ----- madde çerçevesinde bağımsız değerleme işlemleriyle belirlenen nihai satış bedelinin devreden pay sahibince kabul edilmemesinin devir işleminden vazgeçildiği anlamına geleceği belirtilmektedir. Öncelikli alım hakkı sağlayan bu tür düzenlemeler, bir ortağın paylarını satmak istemesi halinde diğer ortak/ortaklara öncelikli alım hakkı tanınması ve bu sayede payların üçüncü kişiye devredilmesini önleme amacı taşıyan düzenlemeler olarak nitelendirilmektedir. 6267 sayılı TTK döneminde daha ziyade pay sahipleri sözleşmelerinde yer alan bu tür düzenlemelerin daha sonra esas sözleşmelere hüküm olarak eklenerek üçüncü kişilere etki etmesi hedeflenmekteydi. Söz konusu ----- madde değişikliği sonucunda pay sahiplerinin pay devirlerinin kısıtlandığı, özellikle devredilecek payın bedelin belirlenmesi noktasında sözleşme özgürlüğü prensibine sınırlama getirdiği, yukarıda açıklandığı üzere---- numaralı kararla değiştirilen esas sözleşme hükmünde yer alan bağlam düzenlemesine ek başka bir kısıtlamanın getirildiği görülmektedir. Ayrıca öncelikli alım hakkı düzenlemesiyle getirilen devir kısıtlaması açısından bağlam sebeplerine de herhangi bir atfın yapılmadığı ve söz konusu sınırlamanın her türlü devri kapsadığı görülmektedir. Anonim şirketler hukukunda aslolan payın devri serbestliği olup, bunun istisnası kanuni ve esas sözleşmesel bağlamdır. Doktrinde hâkim görüşe göre de, pay devrinin serbestliği ilkesi nispî müktesep hak oluşturur --------- Söz konusu -----numaralı gündem maddesiyle alınan esas sözleşme değişikliği kararıyla TTK'da yer almayan ve pay sahipliği haklarını kısıtlayan ek bir düzenlemenin yapıldığı tespit edilmektedir. Bu çerçevede bir değerlendirme yapıldığında söz konusu öncelikli alım hakkı düzenlemesinin pay sahibi açısından zorlayıcılık içerdiği, dolayısıyla da TTK'da yer verilen bağlam sistemi ile de öngörülen sınırlamaları daha da ileriye götürdüğü kanaati hasıl olmaktadır. Dolayısıyla ------ numaralı gündem maddesiyle değiştirilen esas sözleşmenin 11. maddesine ilişkin kararın, TTK m. 340'ta düzenlenen emredici hükümler ilkesi hükmü ile pay devri serbestliği hakkının aşırı ölçüde sınırlandırılması sebebiyle TTK m. 452 hükmüne aykırılık içerdiği hususundaki kanaatimizi sayın mahkemenin takdirine sunarız.
------ Numaralı Kararİptali talep edilen 10 numaralı gündem maddesi, Genel Kurul başlıklı esas sözleşme hükmünün değiştirilmesine ilişkin karardır. Davacı söz konusu değişiklik kararına, elektronik ortamda oy kullanma hakkının engellendiğini ileri sürerek muhalefet etmiştir. Söz konusu yeni esas sözleşme maddesinde, önceki esas sözleşme hükmünde yer alan ve ı) Genel Kurul Toplantısına Elektronik Ortamda Katılım başlıklı bendin yer almadığı görülmektedir. Kaldırılan elektronik genel kurulun elektronik katılımlı genel kurul olduğu ve fiziken genel kurulun yapıldığı fakat dileyen pay sahiplerine, genel kurula elektronik ortamda katılma imkânının sunulduğu bir genel kurul türü olduğu anlaşılmaktadır. Bu tür genel kurullarda fiziken yine genel kurul toplantısının tertip edilmesi, sadece dileyen pay sahiplerinin pay sahipliğinden doğan haklarını e-genel kurulda da kullanabileceği bir ortam söz konusudur. TTK m. 1527/1 hükmünde "Şirket sözleşmesinde veya esas sözleşmede düzenlenmiş olması şartıyla, sermaye şirketlerinde yönetim kurulu ve müdürler kurulu tamamen elektronik ortamda yapılabileceği gibi, bazı üyelerin fiziken mevcut bulundukları bir toplantıya bir kısım üyelerin elektronik ortamda katılması yoluyla da icra edilebilir (...)" denilmek suretiyle elektronik genel kurulun şirketlerin inisiyatifinde gerçekleştirilebileceğine işaret edilmiştir. Uyuşmazlık konusu genel kurul kararının alındığı şirketin payları borsada işlem görmediği için elektronik ortamda genel kurul yapılması zorunluluğu bulunmamaktadır. Zira TTK m. 1527/5 hükmünde bu zorunluluk yalnızca pay senetleri borsaya kote edilmiş şirketlere getirilmektedir. Nitekim davalı şirketin kendi iradesi doğrultusunda önceki esas sözleşmesiyle bu yönde bir düzenlemeye gittiği görülmektedir.Bu doğrultuda üzerinde durulması gereken husus, elektronik genel kurul sistemine daha sonra yapılacak bir esas sözleşme değişikliğiyle son verilmiş olunmasının pay sahiplerinin katılma hakkının, dolayısıyla da vazgeçilmez haklarından birinin ihlal edildiği anlamına gelip gelmediğidir. Nitekim genel kurula katılma hakkın ihlali, TTK m. 447/1 hükmüne göre kesin hükümsüzlük olarak nitelendirilmiştir. Kanaatimizce payları borsada işlem görmeyen şirketler açısından takdiri olarak uygulanabilecek elektronik genel kurul sisteminin daha sonra esas sözleşme değişikliği ile kaldırılmasının önünde hukuki bir engel bulunmamaktadır. Bu doğrultuda TTK'da da herhangi bir düzenleme mevcut değildir. Davalı şirket gibi borsada hisseleri işlem görmeyen şirketlerde esas olan fiziki genel kuruldur. Her ne kadar TTK m. 1527 hükmünün beşinci fıkrasında, "Anonim şirketlerde genel kurullara elektronik ortamda katılma, öneride bulunma, görüş açıklama ve oy verme, fizikî katılmanın ve oy vermenin bütün hukuki sonuçlarını doğurur. Bu hükmün uygulanması esasları -------- hazırlanan yönetmelikle düzenlenir. Yönetmelikte, genel kurula elektronik ortamda katılmaya ve oy vermeye ilişkin esas sözleşme hükmünün örneği yer alır. Anonim şirketler yönetmelikten aynen aktarılacak olan bu hükümde değişiklik yapamazlar. (...)" düzenlemesi söz konusu olsa da bu düzenlemenin yönetmelikte yer alan hükmün içeriğinin değiştirilmesini engellediği, dolayısıyla sistemden tamamıyla ayrılmayı yasaklamadığı kanaatindeyiz. Nitekim ilgili Yönetmelik'in 5/1 hükmünde "Kanunun 1527'nci maddesi uyarınca ---- uygulayacak şirketlerin esas sözleşmesinde, aşağıda belirtilen hükmün genel kurul toplantılarının düzenlendiği maddelerden biri içerisinde yer alması zorunludur" denilmek suretiyle yalnızca bu sistemi uygulayacak şirketlerin esas sözleşmelerinde bulunması gereken hükmün içeriği belirlenmektedir. Dolayısıyla ilgili hükmün iptali sebebi oluşmadığı kanaatinde olup, nihai takdirin sayın mahkemeye ait olduğunu belirtiriz.
----Tarihli Genel Kurul Toplantısında Alınan ----Numaralı Kararİptali talep edilen ------ numaralı gündem maddesi, Esas Sözleşme Değişikliği başlıklı esas sözleşme hükmünün değiştirilmesine ilişkin karardır. Davacı söz konusu değişiklik kararına değişikliğin herhangi bir sebebe dayanmadığı dürüstlük ve iyiniyet kurallarına aykırılık taşıdığı gerekçeleriyle itiraz etmiştir. Söz konusu kararda şirket esas sözleşmesinin değiştirilmesine ilişkin daha önceki metinde yer alan nisaplarda değişikliğe gidilmiş ve esas sözleşme değişikliği nisabı "sermayenin en az üçte ikisinin temsil edildiği genel kurulda toplantıda mevcut bulunan oyların çoğunluğu" şeklinde iken "şirket sermayesinin yüzde elli birinin temsil edildiği genel kurul toplantısında mevcut bulunan oyların çoğunluğu" olarak değiştirilmektedir. Anılan kararın Kanunda öngörülen nisapla alındığı tespit edilmektedir. Yapılan değişiklik sonucunda esas sözleşme değişikliklerinde daha önce öngörülen ağır nisabın hafifletildiği anlaşılmaktadır. Zira nisap sermayenin %75'inden, yüzde elli birine çekilmektedir. TTK m. 421/1 hükmüne göre, "Kanunda veya esas sözleşmede aksine hüküm bulunmadığı takdirde, esas sözleşmeyi değiştiren kararlar, şirket sermayesinin en az yarısının temsil edildiği genel kurulda, toplantıda mevcut bulunan oyların çoğunluğu ile alınır. İlk toplantıda öngörülen toplantı nisabı elde edilemediği takdirde, en geç bir ay içinde ikinci bir toplantı yapılabilir. İkinci toplantı için toplantı nisabı, şirket sermayesinin en az üçte birinin toplantıda temsil edilmesidir. Bu fıkrada öngörülen nisapları düşüren veya nispî çoğunluğu öngören esas sözleşme hükümleri geçersizdik'. Haliyle söz konusu hükme aykırı bir esas sözleşme değişikliği olmadığından bahisle 1 numaralı gündem maddesi doğrultusunda alınan ve esas sözleşmenin 20. maddesinde değişiklik içeren kararın iptal edilebilirlik şartlarını içermediğine yönelik kanaatimizi sayın mahkemenin takdirlerine sunarız. Ayrıca ilgili değişiklik içeren metinde de "kanunda daha ağır bir yetersayı öngörülmedikçe" ibaresi mevcut olduğundan TTK m. 421/2'de yer alan ağır nisap içeren hükümler varlığını devam ettirmektedir.
4. SONUÇ
Davalı firma ----- yılına ait ticari defterlerinin fiziki olarak tutulduğu, ticari defter açılış-kapanış tasdiklerinin yasal süre içerisinde yapıldığı,Davalı ------ sermayesinin 1.000.000,00 TL ve 1.000.000 adet paydan oluştuğu, --------- karşılık 300.000 adet (A grubu imtiyazlı) payının,---- ---- 200.000,00 TL sermayeye karşılık 200.000 adet (B grubu) payının, ----- 20.000,00 TL sermayeye karşılık 20.000 adet (A grubu imtiyazlı) payının, ---- 140.000,00 TL sermayeye karşılık 140.000 adet (A grubu imtiyazlı) payının, ------140.000,00 TL sermayeye karşılık 140.000 adet (A grubu imtiyazlı) payının, -----200.000,00 TL sermayeye karşılık 200.000 adet (B grubu) payının olduğu, şirket sermayesinin tamamının ödenmiş olduğu,Şirketin 2021 yılı bilânçosunda geçmiş yıllar kâr'ının 238.209.195,50 TL, geçmiş yıllar zararının ise 0,00 TL olduğu, 260.775,14 TL net dönem zararının oluştuğu,
Detayları yukarıda açıklandığı üzere, çağrının usulüne uygun yapılmadığı iddiasının "etki kuralı" çerçevesinde dikkate alınamayacağı ve bu iddia yönünden genel kurulda alınan kararların geçersizliğinden bahsedilemeyeceği,
Detayları yukarıda açıklandığı üzere, --------numaralı kararların iptali şartlarının oluşmadığı,
Detayları yukarıda açıklandığı üzere, ----- numaralı kararların ise, esasında esas sözleşmeyle yaratılan imtiyazların dürüstlük ilkesi ile eşit işlem ve orantılılık ilkeleri gereğince iptal edilebilirlik şartlarını taşıdığı kanaatini oluşmakla beraber, nihai açıdan takdirin sayın mahkemeye ait olduğu,Detayları yukarıda açıklandığı üzere, ---- numaralı kararın TTK m. 445 ile TTK m. 340 ve 452 hükümleri çerçevesinde iptali şartlarını oluştuğunu,-----şeklinde olup yukarıya aynen aktarılmıştır. Taraf vekillerince rapora itiraz edilmesi üzerine itirazların aydınlatılması için ek rapor temini yoluna gidilmiş olup, aynı bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 16/04/2024 tarihli ve gerekli-yeterli kısımları:----
Davacı Tarafın İtirazlarına İlişkin Değerlendirmelerimiz:
1- Davacı taraf, davalı şirket esas sözleşmesinin 6. maddesini değiştiren genel kurulun 6. numaralı maddesine ilişkin daha önceki raporumuzda yapılan değerlendirmelere Anayasanın 10. maddesi çerçevesinde itirazda bulunmuş ve bu itirazını "TTK'da öngörülmüş "pozitif cinsiyet ayrımcılığı" yükümlülüğü içeren bir hüküm olmadığı ifade edilmişse de bu ifadeye şiddetle itiraz ederiz. Müvekkilimiz huzurdaki davada Sayın Mahkeme'den bir "pozitif cinsiyet ayrımcılığı" değil, Davalı Şirket'in çoğunluk pay sahiplerinin hukuka aykırı genel kurul kararlarıyla ortadan kaldırdığı "eşitliğin" yeniden tesisini talep etmektedir. Zira bu imtiyazlar, TTK'da öngörülen eşitlik ilkesi yanında Anayasa m. 10 ile güvence altına alınmış eşitlik hakkını da ihlal etmektedir' şeklinde ifade etmiştir. Bu noktada tekrara düşmemek adına kök raporumuzda da belirttiğimiz üzere somut uyuşmazlık bakımından gündeminin 6. maddesinde yer alan ana sözleşme değişikliği açısından azınlığın zararına, onun vazgeçilmez ve devredilmez haklarını ihlal eden herhangi bir ihlal tespit edilmemektedir. Özellikle pozitif cinsiyet ayrımına dair TTK'nın eşitlik ilkesi bağlamında göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir hükmünün olmadığına dair gerekçemizin temeli, davacının dava dilekçesindeki beyanlarında bizzat kendisinin bu argümanı ön plana tutmasına dayandırılmıştır. Nitekim davacı taraf dilekçesinde bu hususu "Davaya konu 28.04.2022 Tarihli olağan genel kurul toplantısında alınan kararlar, açık şekilde erkek kardeşler ve çocuklarının sahip olduğu paylara imtiyaz tanımak suretiyle, kız kardeşlerin paylarını ve ortaklık haklarını kısıtlayıcı, anonim şirketin temel prensibi olan eşit işlem ilkesine aykırı kararlardır" şeklinde vurgulamış ve itirazlarının temelini de daha ziyade cinsiyet eşitsizliği olgusuna dayandırmıştır. Bu noktada söz konusu karara ilişkin daha önce mahkemeye arz ettiğimiz kök raporda değişiklik yapılmasını gerektiren yeni bir argüman söz konusu değildir.
2-Davacı taraf gündemin 7. maddesiyle yapılan esas sözleşme değişikliği kararına ilişkin değerlendirmemize de itirazda bulunmaktadır. İtirazın temeli bağlam hükümlerine ilişkindir. Kök raporumuzda da ifade ettiğimiz üzere bağlam hükümleri noktasında TTK m. 493 hükmünün esas alınması gerekmektedir. Bu çerçevede kök raporumuzda esas sözleşmede açıkça öngörülen pay devrini kısıtlayıcı sebeplerin, anonim ortaklığın işletme konusu veya anonim ortaklığın ekonomik bağımsızlığı bakımından esas sözleşmede yer alan veya esas sözleşmeden anlaşılan pay sahipleri çevresinin bileşiminin korunması yönünden reddi haklı göstermesi gerektiği; dava konusu esas sözleşmeki bağlam sebeplerinin de temelde şirket bağımsızlığını korumayı amaçlayan, aynı faaliyet konusunu icra eden rakiplerin pay sahibi olabilmesini engellemeye dönük ve aile şirketi yapısını muhafaza etmek için düzenlenen sebepler olduğu tespitinde bulunulmuştur. Davacının bu yöndeki itirazlarının yeni bir argüman içermemesi sebebiyle kök raporda değişiklik yapılmasını gerektiren yeni bir argüman olarak değerlendirilmemektedir.
3-Davacının genel kurul toplantılarına elektronik ortamda katılım imkanının kaldırılmasına ilişkin 10 numaralı gündem maddesine ilişkin itirazı da kök raporda yer alan "payları borsada işlem görmeyen şirketler açısından takdiri olarak uygulanabilecek elektronik genel kurul sisteminin daha sonra esas sözleşme değişikliği ile kaldırılmasının önünde hukuki bir engel bulunmadığına" ilişkin argümanımız doğrultusunda kanaatimizi değiştirmemektedir.
Davalı Tarafın İtirazlarına İlişkin Değerlendirmelerimiz:
1- Davalı şirket vekili dilekçesinde kök raporumuzun 7 numaralı gündem maddesi çerçevesinde alınan karara ilişkin değerlendirmelerimize itirazda bulunmuş ve imtiyazın yalnızca A grubuna tanınmış olmasına ilişkin dürüstlük kuralı ve orantılılık ilkesi çerçevesinde mahkemenin takdirine dikkat çektiğimiz değerlendirmenin çelişki içerdiğini beyan etmiştir. Davalı tarafın 7. Gündem maddesine ilişkin ileri sürdüğü argümanlar kök raporumuzdaki değerlendirmelerimizde değişiklik yapılmasını gerektirecek nitelikte değildir. Nitekim değerlendirmemizde, tadil edilen esas sözleşmedeki imtiyaz hükümlerinin geçerliliğine işaret edilmiş; fakat bu imtiyazın yalnızca A grubuna tanınmak suretiyle B grubuna ait pay sahiplerinin söz konusu imtiyazdan faydalandırılmamalarının veya -diğer gruba orantısal başka imkanların sunulmamasının- pay sahipleri arasındaki menfaat dengesinin A grubu lehine orantısız olarak bozulduğuna işaret edilmiştir. Kök raporumuzda da belirttiğimiz üzere aile şirketi olarak davalı tarafından da lanse ettiği davalı şirketin, yine aynı ailenin mensupları olduğu anlaşılan B grubu pay sahiplerine söz konusu imtiyazı tanınmamasıyla dürüstlük kuralına uygun bir sonucun yaratılmadığı; anonim şirket hukuku açısından dürüstlük kuralının, sermaye ve oy çoğunluğuna sahip ortakların haksız ve bencil kararlarıyla azınlık pay sahiplerini ezmesine daha geniş çerçevede engel olmak amacıyla oluştuğu; dolayısıyla şirketin amaç ve gereksinimlerine uygun olmayan ve/veya çoğunluk pay sahiplerine, onların yakınlarına yarar sağlarken münferit ve azınlık pay sahiplerinin zarara uğramasına sebebiyet veren genel kurul kararlarının dürüstlük kuralına da aykırılık teşkil edebileceği noktasında mahkemenin takdirine işaret edilmiştir. Dolayısıyla uyuşmazlık konusu esas sözleşme tadili kararında düzenlenen imtiyazın yalnızca A grubuna tanınması ve pay devri engellerinin esasında şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden reddi haklı gösteren engeller olduğu ve dışarıdan kişilerin şirkete izinsiz dahil olmasını önleme amacını taşıdığı da göz önünde bulundurulduğunda, bu imtiyazın yalnızca belirli pay sahiplerine tanınmış olmasının dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanımı çerçevesinde değerlendirilip değerlendirilmeyeceği açısından takdir sayın Mahkemededir. Nitekim davalı taraf şirket tüzel kişiliği olup, yalnızca A grubu pay sahiplerinden müteşekkil değildir. Bu durum şirketin esas sözleşmesinde, tüm paydaşların hukuken menfaatini gözeten, keyfi sonuçlar doğurmayan ve mevcut pay sahiplerinin menfaat dengesini orantılılık ilkesi çerçevesinde gözeten bir yapıya sahip olmasını da gerektirmektedir.Bununla birlikte------ numaralı esas sözleşme maddesinin son fıkrasına ilişkin alınan karara dair değerlendirmemize de davalı tarafın itirazları söz konusu olmuştur. İlgili düzenleme pay sahipliği haklarının temsil edilmesi hususunda yetkilendirilen kişiye yönelik de sınırlama getirmekte ve bu sınırlamalar açısından esas sözleşmedeki bağlam hükümlerine atıf yapılmaktadır. Davalı taraf getirilen bu bağlam hükümlerinin, TTK m. 426 hükmü uyarınca yapılan yetkilendirme bakımından da sonuç doğurması gerektiğini belirtmektedir.Bağlam hükümleri pay devrini engeller niteliktedir. Diğer bir ifadeyle pay üzerindeki mülkiyet hakkını sınırlamakta ve bağlam kapsamına giren devirlere şirket engel olabilmektedir. Bağlam teşkil eden hükümlerin gerek TTK m. 425 gerekse TTK m. 426 hükümleri açısından da sonuç doğuracağına dair herhangi bir düzenleme olmadığı gibi davalı tarafın işaret ettiği TTK m. 426 hükmü emredici niteliktedir. Söz konusu hükme ilişkin sınırlandırmaları TTK m. 425'ten ayrıksı olarak değerlendirmek söz konusu olamaz; nitekim her iki hükmün de genel kurula katılma başlığı altında ele alınıyor olması bile hükümlerin bağlam açısından farklı nitelendirmeye tabi tutulmasına engel teşkil eder. Davalı taraf itirazını gerekçelendirirken "pay sahibi tarafından yazılı olarak yektilendirilen kişinin adeta bir pay devri gerçekleşmişcesine pay sahipliği haklarının tamamını kullanabilmesi ve ortaklık karar alma süreçlerinde etkide bulunması sözkonusu olur. Bu nedenle kanımızca esas sözleşmede bu yönde bir hüküm bulunmasa dahi pay sahipliği haklarının kullanışlmasına yönelik yetkilendirmenin devire benzer bir işlem olarak değerlendirilerek bu halde devri sınırlamaları uygulanmalıdır" şeklinde doktrinde yer alan bir görüşe atıfta bulunmuştur. Fakat TTK m. 425 gereği genel kurulda pay sahibinin yetkilendirmesiyle temsil yetkisi kullanan üçüncü kişilerin de genel kurula temsilci sıfatıyla katılarak pekâlâ şirketin karar alma sürecine etkine bulunabilmesi mümkündür. Bu noktada geçerli bir yetkiyle karar alma sürecine katılmak tek başına bağlam hükümlerinin uygulanabilmesine imkân tanımayacağı kanaatindeyiz. TTK m. 425 açısından bağlam hükümlerinin genişletilmesi ne kadar mümkün değilse aynı husus TTK m. 426 açısından da geçerlidir. Bu sebeple kök raporumuzda belirttiğimi hususları içeren argümanın davalı tarafından sunulmadığını belirtir önceki raporumuzu mahkemenin takdirine sunarız.
2-Davalı taraf vekili, kök raporumuzun ------ numaralı gündem maddesi çerçevesinde alınan karara ilişkin değerlendirmelerimize de itirazda bulunmuştur. Bu noktada da mevcut kök raporumuzu aynen tekrar ederiz. Söz konusu imtiyazın geçerlilik taşıdığı açık olup yukarıda da ifade ettiğimiz üzere bu yönde bir imtiyazın yalnızca ---- grubuna tanınması ve ----- grubuna bunu nispeten dengeleyecek orantıda bir başka imtiyazın düzenlenmemesinin orantılılık ilkesi çerçevesinde ihlâl doğurabileceği hususunda sayın mahkemenin takdirine işaret edilmiştir. Sonuç olarak----- numaralı karar bakımından-----grubu pay sahiplerine herhangi bir başka imtiyazın tanınmamış olduğu olgusu göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu imtiyaz içeren esas sözleşme değişikliği kararının dürüstlük kuralı, eşit işlem ve orantılılık ilkeleri çerçevesinde de değerlendirilebileceğine ilişkin takdirin sayın Mahkemeye ait olduğunu belirtiriz.
3-Davalı taraf vekili, kök raporumuzun 9 numaralı gündem maddesi çerçevesinde alınan karara ilişkin değerlendirmelerimize de itirazda bulunmuştur. Davalı 11. madde değişikliği ile şirket ortaklarının öncelikli alım hakkı ve bu hakkın kullanımının detayları düzenlendiğini; TTK m. 493/1 ile şirkete; devredene, paylarını başvurma anındaki gerçek değeriyle, kendi veya diğer pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına satın almayı önererek onay istemini reddetme olanağının verildiğini belirtmiş ve dolayısıyla pay devrinin zorlaştırılmadığını ifade etmiştir. Fakat 11 numaralı esas sözleşme hükmünde öngörülen önalım şartları pay devrini kanuna aykırı olarak sınırlandırmakta ve kök raporumuzda da ifade edildiği üzere bir grup lehine adeta pay devri imkanını ortadan kaldırmaktadır. Davalı tarafın grup imtiyazının mevcut tadil edilen metinle A grubuna tanındığına ilişkin itirazları da bu husus değiştirmemektedir. Nitekim yukarıda defaatle belirtildiği üzere imtiyazların hali hazırda yalnızca bir grup lehine olduğu ve diğer pay sahipleri açısından orantısal bir dengenin gözetilmediği açıktır. Söz konusu hükümde önalım hakkının kullanımının detayları düzenlenmiş olsa da buradaki değerleme yöntemi sonucunda elde edilen bedele itiraz halinde devrin gerçekleşmeyeceği gibi bir sonuç çıkmaktadır ki bu husus anonim şirket hukuku temel ilkeleri ve mülkiyet hakkıyla bağdaşmamaktadır. Nitekim TTK m. 493/1 hükmünde "başvurma anındaki gerçek değer"e atıf yapılmakta ve devralanın, "şirket tüzel kişiliği olması" halini düzenlemektedir. Fakat 11. maddedeki değerleme detaylarının pay sahipleri arasındaki hukuki devirleri düzenlediği görülmektedir. Bu noktada vurgulanması gereken önalım hakkının başka bir şey bu hakkın sınırlarını devreden pay sahipleri açısından Kanundaki ölçüleri aşacak nitelikte genişletmek başka şeydir. Söz konusu 9 numaralı gündem maddesiyle alınan esas sözleşme değişikliği kararıyla TTK'da yer almayan ve pay sahipliği haklarını kısıtlayan ek bir düzenlemenin yapıldığı değerlendirilmektedir. Bu çerçevede bir tespit yapıldığında söz konusu öncelikli alım hakkı düzenlemesinin pay sahibi açısından zorlayıcılık içerdiği, dolayısıyla da TTK'da yer verilen bağlam sistemi ile de öngörülen sınırlamaları daha da ileriye götürdüğü kanaati hasıl olmaktadır. Dolayısıyla 9 numaralı gündem maddesiyle değiştirilen esas sözleşmenin 11. maddesine ilişkin kararın, TTK m. 340'ta düzenlenen emredici hükümler ilkesi hükmü ile pay devri serbestliği hakkının aşırı ölçüde sınırlandırılması sebebiyle TTK m. 452 hükmüne aykırılık içerdiği hususundaki kanaatimizi sayın mahkemenin takdirine sunarız.
4. SONUÇ
Mali ve hukuki inceleme ile ilgili olarak kök raporda belirtilmiş olan hususların aynen geçerli olduğu, yukarıda detaylandırılan değerlendirmelerimiz çerçevesinde ek raporda görüşü değiştirecek herhangi bir hususun bulunmadığı,---şeklinde olup yukarıya aynen aktarılan ek raporda itirazlar aydınlatılarak kök rapor teyit edilmiştir.Taraf vekillerince ibraz edilen ve duruşmada tekrar edilen itiraz dilekçeleri ile ek rapora karşı da itirazlar tekrarlanarak başka bir heyetten rapor alınması istenmiştir.Temin edilen dosya kapsamına uygun ve Mahkememizce yeterli görülen rapor ile ek bu raporu teyit eden ek rapor, ileri sürülen itirazlar, itirazların gerekçeleriyle birlikte ek raporda açıklanmış olması, temin edilen rapor ve ek raporun davanın aydınlanması yönünden yeterli görülmesi karşısında itirazlar yönünden yapılması gereken bir tahkikat işleminin olmadığına karar verilerek tahkikat bitirilmiştir.
Sonuç olarak dava konusu genel kurula ilişkin toplantı tutanağı, hazirun cetveli, davacının temsilcisinin vekilleri tarafından davaya konu edilen bütün maddeleri kapsar şekilde muhalefet şerhini yazılı olarak sunulmuş ve tutanağa eklenmiş olması, davalı şirketin ticaret sicil kayıtları, ana sözleşme, temin edilen dosya kapsamına uygun ve Mahkememizce de yeterli görülen rapor ile bu raporu teyit eden ek rapor, ileri sürülen itirazların yerinde görülmemesi ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde ----nolu maddeler yönünden dürüstlük kuralına ve eşit işlem ve orantılılık ilkelerine; ---- nolu madde yönünden ise değiştirilen esas sözleşmenin 11. Maddesine ilişkin kararın TTK. Madde 340'da düzenlenen emredici hükümler ilkesi hükmü ile pay devri serbestliği hakkının aşırı ölçüde sınırlandırması sebebiyle TTK. Madde 452 düzenlemesine aykırılık içerdiği ve bu maddeler yönünden davanın sübuta erdiği ve fakat dava konusu diğer maddeler yönünden butlanı veya iptali gerektirir yasal ve maddi şartların olayda gerçekleşmediği kanaatine varıldığından bu doğrultuda davanın kısmen kabulüne ilişkin olmak üzere aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
Davanın kısmen kabulü ile---- tarihli genel kurulda alınan ---- nolu maddeler yönünden kararın iptaline,
Diğer maddeler yönünden davanın reddine,
Maktu karar harcından peşin harcın mahsubu ile eksik 346,90 TL harcın davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
Davacı tarafından peşin ödenen harçlar toplamı 172,90 TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Davacı tarafça İstinaf başvurusu için yapılan ve -------kararı gereği üzerinde bırakılan masraflar ile harç dışında yapılan toplam 5.308 TL yargılama giderinden kabul ve red oranına göre takdiren 2.654 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine; geri kalan kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,
Kısmen kabul yönünden davacı vekili için tarife gereğince belirlenen 17.900,00 TL maktu avukatlık ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Kısmen red yönünden davalı vekili için tarife gereğince belirlenen 17.900,00 TL maktu avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
Artan avansın karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,
İlişkin olmak üzere taraf vekillerinin yüzlerine karşı aleni olarak yapılan yargılama sonunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde---------- Adliye Mahkemesinde İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 26/06/2024
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!