T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2021/5
KARAR NO : 2024/384
DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 05/01/2021
KARAR TARİHİ : 30/05/2024
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız -----. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasında dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/
DAVA/TALEP;
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacının ne kendisinin , ne müteveffa babası ne de diğer borçlu görünen yeğeni ----- takibe konu edilen evrakı düzenlemediğini, imzalamadığını, davacının kendi adına asaleten babası adına muris olarak icra dosyasındaki senetlerden dolayı borçlu olmadığının tespitini, dava ettiklerini, müvekkili ile müteveffa babasının, ----. İcra Müdürlüğünün ---- ESD ile takip dayanağı 10/02/2017 düzenleme tarihli, 150.000,00 TL bedelli, toplamda 300.000,00 TL 2 adet bonodan dolayı borcunun olmadığının tespitini, haksız ve kötü niyetli takip nedeniyle davalı alacaklının asıl alacak üzerinden %20 kötü niyet tazminatı ödemeye mahkum edilmesini, ----- Asliye Ticaret Mahkemesinin ---- sayılı dosyasındaki teminat üzerine, mevcut delil durumu dikkate alınarak teminatsız şekilde ihtiyati haciz mahiyetinde ihtiyati tedbir kararı verilmesini, davalının müvekkilinin imzası olmayan senetleri haksız şekilde icraya koyması neticesinde müvekkilinin yaşadığı manevi elem ve ızdırabın dindirilmesi için 25.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP /TALEP :
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı ile müteveffa ... 15 yılı aşkın süredir tanışmakta olup, aralarında kiraya veren - kiracı ilişkisinden öte ticari bir ilişki söz konusu olduğunu, Müteveffa ... şu anda davalının sahibi olduğu ----Şirketi'nde ortak iken 09.02.2009 tarihinde hissesini müvekkil ... devrettiğini, şirketin faaliyet gösterdiği ----- adresindeki iş yerinin mülkiyetinin ... ait olduğundan şirket hisselerinin devrinden sonra da davalının sahibi olduğu ---- kiracısı olarak faaliyetine devam ettiğini, davalı ile ... arasında ticari ilişki şirket hissesi devrinden sonra da devam etmiş olup davalının birçok kez ...'e borç para verdiğini, davalının 2015 yılında müteveffa ...'e 100.000 TL borç para verdiğini karşılığında ise davalı ... ---- adına kayıtlı ---- İli ---- İlçesi ---- Mahallesi 15712 Ada 77 Parsel ---- Nolu bağımsız bölüm üzerine 01.04.2015 tarihinde 100.000 TL bedelli faizsiz ipotek tesis edildiğini, daha sonra bu ipoteğin 2018 yılında terkin edildiğini, kendisine ait gayrimenkule ipotek koyan ve sonrasında kaldıran bir kişiyi tanımadığını iddia etmek hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacı 03.08.2018 tarihinde davalı ile iletişime geçtiğini beyan etse de ekte sunulan kira kontratlarından anlaşılacağı üzere davalının sahibi olduğu -----ile davacı ... arasında 01.01.2017 tarihinde kira kontratı imzalandığını, davacının, davaya konu senetteki borçlu ve kefillerin bir araya gelerek senet düzenlemesi imkansız olmayıp, taraflar birçok kez bir araya gelindiğini, buna rağmen davacı ısrarla yargıyı yanıltma ve yönlendirme çabasında olduğunu, Şubat 2017 tarihinde müteveffa ...ve davacı ... toplamda 300.000,00 TL borç para vermiş olup, karşılığında davaya konu ...'in keşide ettiği ... ve ----aval verdiği 15.03.2018 vade tarihli 150.000 TL ve 10.07.2018 vade tarihli 150.000 TL bedelli senet aldığını, senetlerin ödeme günü gelmeden 03.08.2017 tarihinde ... vefat ettiğini, senetlerin günü geldiğinde davacı ile yapılan görüşmeler sonucunda senet alacağını kira borcuna mahsup etmeyi uygun görmediğini, davalı taşınmazı satın almak için kaynak ararken, dükkanın 3. bir kişiye satıldığı bilgisini aldığını, bu konuda da kendisi ile müzakere sürerken başka bir kişi ile fiyat pazarlığı yapılarak taşınmazın satılmasını da yıllardır ticari hayatın içinde olduğundan anlayışla karşılamış ve kirayı yeni malike ödemeye devam ettiğini, borçluların imza itirazı neticesinde ---- İcra Hukuk Mahkemesi------ Esas sayılı dosyasında imza itirazı eksik incelendiğini, hatalı bir karar ile imzanın davacıya ait olmadığına karar verildiğini, senet üzerindeki yazılar dahi davacı ---- tarafından doldurulmuş olup yazı örnekleri hiç incelenmediğini, İcra Hukuk Mahkemesine dosyanın adli tıpa gönderilmesi taleplerinin yerinde görülmediğini, eksik inceleme ile karar verildiğini, açıklanan nederlerden üzere, davalı ...'in alacaklı olduğu davaya konu senetlerdeki imzalar ve yazılar davacı ve dava dışı borçluların eli ürünü olduğunu, bu konu hakkında Mahkeme huzurunda yemin etmeye hazır olduğunu, bu nedenle senetlerin davacının da imza ve yazı örnekleri alınarak Adli Tıp Kurumuna gönderilmesini talep ettiklerini, arz ve izah edilen nedenler ve Mahkeme tarafından resen nazara alınacak nedenlerden dolayı haksız ve mesnetsiz davanın reddini ve davacıdan dava konusu senetler dolayısı ile alacaklı olduğunun tespitine, haksız ve kötüniyetli dava nedeniyle davacının asıl alacağın %20 sinden aşağı olmamak kaydı ile kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini beyan ve talep etmiştir.
DELİLLER :Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Son Tutanağı, Nüfus Kayıtları, ----.Noterliğinin 24/08/2017 tarihli ---- yevmiye numaralı mirasçılık belgesi, ----icra Dairesinin ---- esas sayılı dosyası, -----CBS'nin ------ soruşturma sayılı dosyası, ----. İcra Hukuk Mahkemesi'nin ------ Esas sayılı dosyası, -----. İcra Hukuk Mahkemesi'nin ----- Esas sayılı dosyası, Hastane Kayıtları, ESD Araştırma Tutanakları,-----. İhtisas Kurulunun 23/03/2023 tarihi raporu, Bilirkişi Raporları, Bono Fotokoipleri, ----- Noterliği'ne Ait Müzekkere Cevabı, ---- Noterliğinin 06/03/2022 tarih ----- yevmiyeli işlemi, dosyadaki sair bilgi ve belgeler.
İDDİA VE SAVUNMA KAPSAMINDA UYUŞMAZLIĞIN NİTELİĞİ, VAKIA VE DELİLLERİN TARTIŞILIP DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE SONUÇLARI:
Dava, 6100 Sayılı HMK'nin 106 ve 2004 Sayılı İİK'nin 72/1-3 maddeleri gereğince açılmış Menfi Tespit ( Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) İstemine İlişkindir. 6102 sayılı TTK'nin 4/2 maddesi gereğince davanın niteliğine ve değerine göre 6100 Sayılı HMK'nin 316 ilâ 322. maddeleri gereğince basit yargılama usulüne tabi işbu davada mahkememizce dilekçeler aşaması tamamlanmış ve usulüne uygun olarak yapılan davet sonucunda duruşma açılarak öncelikle resen gözetilmesi gereken başta 6100 Sayılı HMK'nin 114 ve 115.maddeleri gereğince dava şartları ile harç, taraf sıfatı gibi hususlar incelenmek ve değerlendirilmek suretiyle ön inceleme duruşması icra edilmiş, uyuşmazlık belirlenmiş ve HMK'nin 320/2 maddesi gereğince vaki sulh davetine rağmen duruşmaya katılan taraf vekillerinin uyuşmazlığı sulh yoluyla çözmek istemediklerine yönelik beyanları üzerine tahkikata geçilerek, deliller toplanmış, tahkikat işlem ve incelemeleri yerine getirilip tamamlanmış ve araştırılacak bir husus kalmadığı tespit edilerek, son duruşmada hazır bulunan taraf vekillerinin sözlü açıklamaları da dinlenip zapta geçilerek aşağıdaki hüküm sonucuna ulaşılmıştır.
Dava; 2004 Sayılı İİK'nin 72.maddesi hükmüne dayalı olarak açılmış olup, davanın dayanağı ----İcra Dairesinin ------ esas dosyası fiziki olarak getirtilerek incelenmiştir. Dosya kapsamı ve icra dosyası üzerinde yapılan incelemede ; Takibin dayanağı ----./10.02.2017 düzenleme tarihli , borçlu/düzenleyeni ----, kefil/avalisti ...-----, lehtarı/hamili ..., 15.03.2018 vade/ödeme tarihli 150.000,00 TL bedelli bono/senet ve ----./10.02.2017 düzenleme tarihli , borçlu/düzenleyeni ..., kefil/avalisti ...------lehtarı/hamili ..., 10.07.2018 vade/ödeme tarihli 150.000,00 TL bedelli bono/senetlere dayalı olarak davalı alacaklı tarafından davacı, dava dışı ----- ve müteveffa ... aleyhinde kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip başlatıldığı anlaşılmıştır. Davacı tarafından bono üzerindeki tüm imzaların ve bononun sahteliğine dayanılarak eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere ve iddianın öne sürülüş biçimine göre olaya kambiyo hukukunun uygulanacağı açıktır. Bu nedenle menfi tespit davası, menfi tespit davasında ispat hakkı ve kambiyo hukukunun gündeme geleceği de tartışmasızdır. Bu nedenle maddi olayın daha iyi anlaşılması için, bir kısım yasal düzenlemelere değinilmesi ve hukuki açıklamalar yapılması uygun olacaktır.Bilindiği üzere senette borçlu olarak gözüken kimse senet borçlusu konumunda bulunmadığının tespiti amacıyla cebri icra tehdidi ile karşı karşıya ise, icra takibinin yapılmasından önce; süresi içinde ödeme emrine karşı imzaya itiraz yoluyla itirazda bulunmayı ihmal etmiş ve takip kesinleşmişse, takibe başlanılmasından sonraki evrede sahtelik davası açabilir, böyle bir sahtelik davası hukukî niteliği itibariyle 2004 sayılı İİK'nin 72’de düzenlenmiş olan menfi tespit davasıdır ---- Davacı tarafından varlığı inkâr edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir .----).Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Eş söyleyişle kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir -----İspat hakkı ise, adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkının bir gereği olup, yasalarımızda düzenlenmiştir. İspatın konusu, uyuşmazlığın çözümünde etkili olan, tarafların anlaşamadığı ve çekişmeli olan vakıalardır. Herkesçe bilinen vakıalar ile ikrar edilmiş olan vakıalar ise, çekişmeli olmadığından ispat konusu değildir. Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesine göre "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 190.maddesi gereğince de, "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir." Menfi tespit davalarında da, HMK'nin ispata ilişkin genel kuralları geçerlidir. Bu davalarda davacı taraf, borçlu olmadığını iddia ettiğine göre, olumsuz bir durumun ispatı mümkün olmadığından, kural olarak ispat yükü alacaklıya aittir. Başka bir ifade ile, menfi tespit davasında hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü alacaklıdadır. Bununla beraber, davacının iddiasına göre ispat yükünün yer değiştirmesi de mümkündür. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel ilişkiden doğan talep hakkına ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır. (Bkz. Y.HGK'nun 12.10.2011 Tarih ----- sayılı ilamları) Bu nedenle kambiyo senetleri hakkında açılan menfi tespit davalarında, senedin dayanağı olduğu ileri sürülen hukuki ilişki ile senet metnindeki borç sebebi karşılaştırılarak, ispat yükünün kime düşeceği belirlenir. Kural olarak menfi tespit davasında davacı, dava konusu borcun hiç doğmadığını davalı ile arasında hiçbir hukuki ilişki bulunmadığını ileri sürerse ispat yükü davalıya aittir. Zira hukuki ilişkinin varlığını ileri süren davalıdır. Ancak davacı hukuki ilişkinin varlığını kabul edip başka bir nedenle geçersiz olduğunu (ya da sona erdiğini) ileri sürerse, bu durumda ise ispat yükü davacıdadır. Davacı bu durumda, varlığını kabul ettiği hukuki ilişkinin sona erdiğini ileri sürmekle ispat yükünü de üzerine almış olur (Bkz. Y. HGK'nun 05.11.2013 Tarih ----- sayılı ilamı). Ne var ki, menfi tespit davalarında ispat yükü alacaklı olduğunu iddia eden davalı tarafta olmakla beraber, alacak bir senede bağlanmış ise, bu durumda ispat yükü yer değiştirir. Başka bir ifade ile bu durumda senet nedeniyle borçlu olmadığını iddia eden davacı, iddiasını ispat etmek zorunluluğundadır.Senede karşı mutlak defiler ise senet hamili olan herkese karşı ileri sürülebilir. Gerek doktrinde ve gerekse uygulamada “imzanın sahte olması”, “senet metninde sahtekarlık (tahrifat) yapılmış olması”, “borçlunun borçlanma ehliyetinin bulunmaması”, “senette zorunlu şekil koşullarının bulunmaması”, “imza sahibinin temsil yetkisinin bulunmaması”, “senedin zamanaşımına uğramış bulunması” vb. defiler senedin hükümsüzlüğüne yönelik olup, her hamile (iyiniyetli olsa dahi) karşı ileri sürülebilen mutlak def’i olarak kabul edilmektedir. (Hukuk Genel Kurulunun 04.03.2015 gün ve -----). Yapılan açıklamalardan sonra Kambiyo senetlerine dayalı olarak başlatılan takiplerde imzaya itiraz konusuna değinmek gerekirse, bu husus 2004 sayılı İİK’nin 170. maddesinde düzenlenmiştir. Ancak bu inceleme icra hukuk mahkemelerindeki yapılan incelemeye yönelik olup HMK atfı içerir. Borçlunun, kambiyo taahhüdünün hükümsüz olduğunu ileri sürerek açtığı menfi tespit davası esasında maddi hukuk anlamında bir itiraz sebebine dayanılarak açılmaktadır. Bu kapsamda hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit davalarında, uyuşmazlık temel ilişkiden değil, doğrudan doğruya kambiyo senetleri hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu davalarda, kural olarak, davacının iddiası çoğu kez tüm senet ilgililerine karşı öne sürülebilen mutlak def’îlere dayanmaktadır. Örneğin; kambiyo senedinin zorunlu şekil şartları içermemesi, kambiyo alacağının zamanaşımına uğraması, vadeyi beklemeden istemde bulunulması, ciro zincirindeki kopukluk, başvuru hakkının yitirilmiş olması, senette yazılı kısmi ödeme açıklaması, sorumsuzluk kayıtları ya da işbu olayda olduğu gibi bir kambiyo taahhüdünün senet yapma iradesindeki bozukluk nedeniyle sahibini bağlamayacağı yönündeki iddialar hükümsüzlük nedenine dayalı menfi tespit talebinin konusunu oluşturur.Yapılan açıklamalar, anılan yasal düzenlemeler, toplanan deliller ve yapılan yargılama sonucunda somut olaya bakıldığında; davalı alacaklı görünen ... tarafından davacı borçlu görünen gerçek kişi ile onun murisi babası ... ve ---- aleyhinde ----. İcra Dairesi'nin -----esas sayılı dosyası üzerinden kambiyo senetlerine özgü takip yapıldığı incelenen icra dosyası ve işbu dosya kapsamına göre sabittir. Davacı tarafından gerek kendisi gerekse mirasçı sıfatıyla muris babası ... yönünden takibe dayanak bonolar üzerindeki imzaların sahteliğine dayanılarak borçlu olmadığının tespitinin istendiği anlaşılmaktadır. Dosyaya mübrez ----.Noterliğinin 24/08/2017 tarihli ----- yevmiye numaralı mirasçılık belgesine göre ...'in 03/08/2017 tarihinde vefat ettiği; mirasçı olarak geriye davacı ... ile----- kaldığı görülmüştür. Görüldüğü üzere bonoda yer alan taraflar arasında mirasçılık ilişkisi de bulunduğuna göre; davacının mirasçı olarak dava açmasında hukuki yararı bulunduğu kabul edilmelidir. Bilindiği üzere davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) “Fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9 uncu maddesi hükmüyle şahsın hak elde edebilmesi, borç (yükümlülük) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlanmış. 10 uncu maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin (reşit) olmayı kabul ederek “Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır.” hükmünü getirmiştir. “Ayırtım gücü” eylem ve işlem ehliyeti olarak da tarif edilerek, aynı Yasa'nın 13 üncü maddesinde “Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmıştır. Bu minvalde öncelikle dosyada bulunan ve mahkememizce de benimsenen ---- İcra Hukuk Mahkemesi tarafından alınan 10/02/2017 tarihli ----.İhtisas Kurulunun 23/03/2023 tarihi rapora göre takibe dayanak bonoların tanzim tarihi olan 10/02/2017 tarihi itibarıyla ...'in fiil ehliyetine sahip olmadığı tespit edilmiştir. Mahkememizce dosyadaki taraf isticvap beyanları ve sair delilere göre adı geçen murisin senet tanzim tarihinde borçlanma ehliyetinin bulunmaması karşısında bono da düzenleyemeyeceği anlaşıldığından söz konusu bonolardan dolayı yükümlü tutulmasının ve dolayısıyla davacının da mirasçı sıfatıyla sorumlu tutulması mümkün görülmemiştir. Davacı yönünden hadiseye gelince; senetteki imzanın inkarı halinde, imzanın borçluya ait olduğunu ispat yükü belgeyi elinde bulunduran senet alacaklısına aittir. Öte yandan imzada sahtecilik iddiası kambiyo senetlerinde mutlak defi olup, lehdar ve ciro yolu ile hamil olan cirantalara ve son hamile karşı ileri sürülebilir." (Yargıtay--- HD----) Buna göre ----İcra Hukuk Mahkemesinin --- esas -----. sayılı dosyasından alınan -----tarafından hazırlanan 02/11/2020 tarihli bilirkişi raporunda takibe dayanak bonolar üzerindeki imzaların davacıya ait olmadığı yönünde rapor verildiği, mahkemece takibin durdurulmasına karar verildiği ve kararın imza yönünden Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği tespit edilmiştir. Her ne kadar İcra Hukuk Mahkemeleri tarafından verilen kararlar maddi anlamda kesin hüküm oluşturmasa da; Mahkememizce dosyadaki bilgi ve belgeler, bilirkişi raporları ve ATK raporu yanında ; taraflar arasındaki sosyolojik ve psikolojik ilişkiler ağı ve mahkememizce duruşmada yapılan gözlemler nezdinde başkaca bir incelemeye ve araştırmaya gerek olmadığı, özellikle iddiaya ve dosya kapsamına göre borcun asıl sorumlusunun muris ... olduğu, ... borçlanma ehliyetinin olmadığı net bir şekilde belirlendiği gibi, ---- CBS'nin ----- soruşturma sayılı dosyasını sunulan 21/09/2020 tarihli bilirkişi raporuna göre de davalı ile muris arasında düzenlendiği ileri sürülen kira sözleşmesindeki imzanın ... eli ürünü olmadığının, imzanın davalı tarafından taklit edildiğinin tespit edildiği görülmektedir. Dolayısıyla murisin borçlanma ehliyetinin olmadığının kabul edildiği eldeki olayda olayların gerçekleşme biçimi ve tarafların konum ve ilişkilerine göre davacı mirasçının hayli hayli olmayacağı, yukarıdan beri açıklandığı üzere davalı vekilinin iddiasının aksine imzanın sıhhatı yönünden ispat yükünün davalı-alacaklı üzerinde olduğu, buna mukabil davalı alacaklının senetler üzerindeki imzanın davacının eli ürünü olduğunu, davacının ısrarlı bir şekilde sürdürdüğü karşı ispat faaliyeti ile engellediği ve davacının da aksi yönde somut hiçbir delil öne sürmediği de düşünüldüğünde ispat edemediği sonuç ve kanaati hasıl olmuştur. Kuşkusuz imzanın sahteliği ve borçlanma ehliyetine ilişkin hususlar mutlak defi niteliğinde olup doğrudan senedin hükümsüzlüğü sonucunu doğuracağından ve işbu durumların çözümünün teknik bilgi gerektirmesi nedeniyle bilirkişi raporları ile kesin olarak belirlenip uyuşmazlık bu kapsamda çözüldüğünden yemin deliline başvurulamayacağı da değerlendirilip gözetilmiştir. Binaenaleyh ; kamu düzeninden sayılan murisin fiil ehliyeti yönünden 4721 Sayılı TMK'nin 6. ve 6100 Sayılı HMK'nin 190 maddelerine göre davacı tarafından ispat edildiğinden ; davacının imzasının sıhhati açısında ise 4721 sayılı TMK'nin 6. ve 6100 Sayılı HMK'nin 190, 191 maddeleri nazarında davalı tarafından icra takibine konu alacak usulüne uygun olarak ispat edilemediğinden, davanın kabulü ile; 6100 Sayılı HMK'nin 106 ve 2004 Sayılı İİK'nin 72/1 maddeleri gereğince; ----İcra Dairesinin ---- esas ( Takibin dayanağı ----./10.02.2017 düzenleme tarihli , borçlu/düzenleyeni -----, kefil/avalisti ...-----, lehtarı/hamili ..., 15.03.2018 vade/ödeme tarihli 150.000,00 TL bedelli bono/senet ve ---10.02.2017 düzenleme tarihli , borçlu/düzenleyeni ..., kefil/avalisti ...-----, lehtarı/hamili ..., 10.07.2018 vade/ödeme tarihli 150.000,00 TL bedelli bono/senet) sayılı dosyasından dolayı davacı/borçlu ... aslen ve ... mirasçısı sıfatıyla davalı/alacaklı ...'e borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
Davacının haksız takip tazminatı talebine gelince ; bilindiği üzere 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi uyarınca menfi tespit davası açan borçlunun tazminat isteme hakkı vardır. Anılan maddenin 5. fıkrası aynen; “Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz.” hükmünü içermektedir. Madde metninden de açıkça anlaşıldığı üzere menfi tespit davası açmak zorunda bırakılan borçlunun tazminat talep edebilmesi için gerekli koşullar; bu yönde bir talep olması, borçluya karşı icra takibi yapılmış bulunması ile takibin haksız ve kötüniyetli olmasıdır. Başka bir ifadeyle; İcra İflas Kanunu'nun 72/5. maddesi hükmüne göre, menfi tespit davasının davacı (borçlu) lehine sonuçlanması üzerine, alacak likit olsun veya olmasın, böyle bir alacağa dayalı takibin, haksız ve kötüniyetli olması halinde, istem varsa, davacı (borçlu) lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gereklidir. Takibin haksız olması tek başına yetmemekte, ayrıca kötüniyetli olması da gerekmekte olup, ispat yükü; takibin kötüniyetli olduğunu iddia eden davacı (borçlu)’nun üzerindedir. Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulunun 17.03.2010 tarihli ve ---- esas, ----- karar, 07.12.2011 tarihli ve ----- esas ----- karar ve 20.03.2013 tarihli ve ----- esas, ----- sayılı kararlarında da vurgulanmıştır. Bu açıklamalar ışığında somut olaya yeniden bakıldığında takibin haksızlığına karar verilmekle birlikte, taraflar arasındaki sosyal ve ticari ilişkiler, özellikle fiil ehliyetine dair tartışma, imza sahteliğine rağmen imzaların bağımsızlığı prensibi nezdinde takibin açıkça ve kesin olarak kötü niyetli olduğu yönünde soyut beyan ve talep dışında dosyaya yansıyan yeterli ve mahkememiz yönünden adalet duygusuna göre külliyen inandırıcı delil bulunmadığı anlaşılmakla tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.Davacının manevi tazminat talebine ve manevi zarara gelince; 6098 sayılı TBK'nin 58.Maddesinde 3. Kişilik hakkının zedelenmesi Madde 58 - Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hakim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir. düzenlemesine yer verilmiştir. Bu yasal çerçevede somut olayda konunun Anayasal hak arama hürriyeti kapsamında kalması, alacağın tahsili için icra takibine girişilmesi ve yine buna karşı davacı tarafından hak arama hürriyetine göre eldeki davanın açılmış olması, taraflar arasındaki önceki ilişkiler ve olayların gerçekleşme biçimi, zamanı ve yeri gibi hususlar karşısında yapılan takibin davacının kişilik haklarına doğrudan doğruya saldırı niteliğinde değerlendirilemeyeceği, uyuşmazlığın yargılama neticesinde çözüldüğü ve dolayısıyla manevi tazminat koşullarının oluşmadığı sonuç ve inancıyla işbu talebin reddine karar verilmiştir.
6100 Sayılı HMK'nin 332/1 maddesine göre, 323. maddesinde sayılan yargılama giderlerinden, 326/1. maddesi gereğince tamamından diğer taleplerin feri nitelikte olmasına göre davanın ana esası yönünden aleyhinde hüküm verilen davalı sorumlu tutulmuştur. Ayrıca bu kapsamda Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2. maddeleri gözetilerek dava öncesi Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen arabuluculuk ücretinin de davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına da karar verilmek suretiyle 6100 Sayılı HMK'nin 297/2 maddeleri gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-)Davanın Kabulü ile; 6100 Sayılı HMK'nin 106 ve 2004 Sayılı İİK'nin 72/1 maddeleri gereğince; -----.İcra Dairesinin ----- esas ( Takibin dayanağı ----./10.02.2017 düzenleme tarihli , borçlu/düzenleyeni ----, kefil/avalisti ...-----, lehtarı/hamili ..., 15.03.2018 vade/ödeme tarihli 150.000,00 TL bedelli bono/senet ve -----./10.02.2017 düzenleme tarihli , borçlu/düzenleyeni ..., kefil/avalisti ...----- lehtarı/hamili ..., 10.07.2018 vade/ödeme tarihli 150.000,00 TL bedelli bono/senet) sayılı dosyasından dolayı davacı/borçlu ... aslen ve ...'in mirasçısı sıfatıyla davalı/alacaklı ... BORÇLU OLMADIĞININ TESPİTİNE,
2-)Davacının , 2004 sayılı İİK'nin 72/V maddesi gereğince haksız ve kötü niyetli takip nedeniyle tazminat talebinin, REDDİNE ,
3-)Davacının , 6098 sayılı TBK'nin 58 maddesi gereğince manevi tazminat talebinin, REDDİNE ,
4-)Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 26.981,46 TL karar ve ilam harcından; dava açılışında peşin yatırılan 5.550,19 TL harç ile tamamlama harcı olarak yatırılan 1.195,17 TL harcın mahsubuyla bakiye 20.236,10 TL karar ve ilam harcının davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
5-)Arabuluculuk Kanununun 18/A-(13).maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliği’nin 26/2. Maddeleri ile AÜT uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak hazineye irad kaydına,
6-)Davacı tarafından yapılan 59,30 TL başvurma harcı, 5.550,19 TL peşin harç, 8,50 TL vekalet harcı, 1.195,17 TL tamamlama harcı, 936,20 TL posta masrafı olmak üzere toplam 7.749,36 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
7-)Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden; Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre davacı vekili için; karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 13/1, maddesi uyarınca hesap ve takdir edilen 61.247,84 TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
8-)6100 sayılı HMK'nin 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra kullanılmayan gider avansının yatırana iadesine, ( Yazı İşleri Müdürü tarafından Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 207/1 maddesi gereğince resen işlem yapılmasına, ) Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı ; 6100 sayılı HMK'nin 341/1, 342, 343, 344 ve 345/1 maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf harç ve giderleri yatırılmak suretiyle mahkememize veya başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçeyle ---- Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!