T.C. İstanbul Anadolu 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2020/935
KARAR NO : 2024/257
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 18/12/2020
KARAR TARİHİ : 18/04/2024
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan bağımsız ve tarafsız-----Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasında dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/
DAVA/TALEP;
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ile davalı arasında----- ticari plaka sayılı aracın 1/ 4 hissesinin davacıya satışına ilişkin sözleşme yapıldığını, davacının satış bedelini davalıya ödediğini, davacının sözleşme uyarınca üzerine düşen edimi yerine getirmesine ve defalarca davalı yandan edimini yerine getirmesini yani aracın satın alınan hissesinin kendisine devir ve adına tescilini talep etmesine rağmen davalının araç hissesini davacıya devretmediğini, davacının, ödemiş olduğu araç satış bedelinin iadesini talep ettiğini, satış bedelinin iade edilmemesi üzerine, için davalı aleyhine ---- İcra Müdürlüğü'nün ------esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının, bu icra takibine haksız ve mesnetsiz olarak itiraz ettiğini, icra takibinin bu nedenle durduğunu, davacının itirazı haksız ve mesnetsiz olduğunu, taraflar arasındaki satış sözleşmesinin varlığının tartışmasız olduğunu, satış ve devir işleminin yapılmamış olduğu ve davalının davacı müvekkilinden aldığı satış bedelini iade etmemiş olduğu da yargılama neticesinde ortaya çıkacağını, huzurdaki davayı ikame etmeden önce dava şartı zorunlu arabuluculuk başvurusu yapıldığını, arabuluculuk süreci de anlaşamama ile sonuçlandığını, arz ve izah olunan sebeplere binaen, davalının ----- İcra Müdürlüğü'nün ----- esas sayılı takibine haksız ve mesnetsiz olarak yaptığı itirazın iptaline ve takibin devamına, davalının %20 den aşağı olmamak üzere inkar tazminatı ödemesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini beyan ve talep etmiştir.
CEVAP /TALEP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının satış bedelini iadeye ilişkin alacak talebinin hiçbir haklı nedene dayanmadığını, taraflar arasında davacının iddia ettiği şekliyle satış ilişkisi kurulmadığını, davacının iddia ettiği satış ilişkisini kabul etmediklerini, icra takibi aşamasında alacağını ispata elverişli belge sunmadığı gibi huzurdaki itirazın iptali davasında da iddia ettiği alacağını neye ve hangi belgeye dayandırdığını ifade etmediğini, davacının hiçbir belgeye dayanmayan, hukuk düzeninden ve gerçekte bulunmayan alacak talebinin haksız ve mesnetsiz olduğunu, icra takibine konu takip talebinde alacak kısmında, yalnızca " 30.09.2018 vade tarihli araç satış bedeli" açıklamasına yer verdiğini, açıklamaya ilişkin dayanak belge sunulmadığını, bu açıklamanın, alacaklının satıcı, borçlunun da alıcı olduğu izlenimi yarattığını, dava dilekçesinde ise davacı, satış bedeli iadesi ifadesine yer vererek davalının satıcı, kendisinin alıcı olduğu izlenimi yarattığını, davacının iddiasına dayanak belge bulunmadığı gibi davacının beyanından iddia ve talebi dahi anlaşılmadığını, sunulan belge gerçek bir sözleşme ise dahi konu ile ilgisi olmadığı açık olup davacının mahkemeyi yanıltma gayesi ile belge sunduğu anlaşıldığını, davacı tarafça taraflarınca ikrar edildiğini söylenen belgenin kabulü dahi davanın temelsizliğini ve haksızlığını açıkça ortaya koyduğunu, taraflarınca kabul edilmemekle birlikte, sözleşme başlıklı metnin, taraflar arasında anlaşmanın bulunduğuna ilişkin ispat oluşturduğu ihtimalde dahi, davacının davalıya ödemiş olduğu bir satış bedelinin bulunmadığı hususunun gözardı edilmemesi gerektiğini, davacının satış bedelinin iadesine ilişkin talebi var ise öncelikle davalıya satış bedelini ödediğini ispat etmesi gerektiğini, davacı, ne icra takibine ne de huzurdaki davaya satış bedeline ödediğine ilişkin belge ibrazında bulunmadığını, davalı tarafından davacıdan satış bedeli adı altında ödeme de almadığını, basit yargılanma usulüne tabi olan huzurdaki davada davacı açısından iddiasını genişletme yasağı dava dilekçesinin verilmesiyle başlamış olup bu aşamadan sonra belge vs. sunulmasını kabul etmediklerini, davacının faiz talebinin reddi gerektiğini, davacının hiçbir belge ve delile dayanmayan, doğal olarak temerrüt olgusu oluşturmayan, alacak iddiasına mesnetsiz bir vade tarihi belirleyerek belirttiği tarihten itibaren faiz talebinde bulunduğunu, talebin açıkça hukuka aykırı olup reddi gerektiğini, açıklanan nedenlerle; davacının itirazın iptali talebinin ve icra inkar tazminatı talebinin reddine, haksız ve mesnetsiz açılan davanın reddi ile davacı aleyhine dava değeri üzerinden hesaplanacak %20 oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, davacı aleyhinde disiplin para cezasına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini beyan ve talep etmiştir.
DELİLLER : Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Son Tutanağı---- Ticaret Odası Ticaret Sicil Kayıtları,-----. İcra Dairesinin -----Esas sayılı dosyası, ----Asliye Hukuk Mahkemesinin-----dosyası, Nüfus Kayıtları, Trafik Tescil kayıtları, Tarihsiz Sözleşme, Esnaf ve Sanatkarlar Odası Müzekkere Cevabı, Vergi Dairesi Kayıtları, Tanık, Yemin, dosyadaki sair bilgi ve belgeler.
TANIK (DAVACI TANIĞI) ...; 'Ben tarafları tanıyorum, davacı benim 40 yıllık dostum ve arkadaşımdır, davalıyı da uzun yıllardır tanıyorum, davacı ile davalının da dostlukları bulunuyordu, sanırım 2014 yılında davacı, davalıya bir kısım borçlarının ödenmesi için para göndermişti, ancak davalı bu parayı sonra ödeyemedi ve kendisine ticari olarak işletmiş olduğu dolmuşa ortak yapabileceğini ve 1/4 hisseyi satışını yapabileceğini teklif etti, ----- Hanımın bana anlattığına göre peyderpey davalıya paralar vermişti, bunun sebebi taraflar arasındaki güven ilişkisi ve dostluktan kaynaklanıyordu, davalı bir ara davacıya borçlarına karşı senet vermişti bu senedi de ödemedi, benim bildiğim kadarıyla taraflar arasındaki ilişki bu şekilde devam etmişti, bana sormuş olduğunuz sözleşmeyi ben bizzat görmedim, ancak davalı bana 5-6 yıl önce beni arayarak davacı ile bazı sorunlar yaşadıklarını anlattı ve bana telefon üzerinden bir evrak göndermişti, bu evrakın sözleşme olup olmadığını hatırlamıyorum, telefonum da kırıldığı için fotoğrafı da kaybolmuştur, benim söz konusu dolmuşun hisse senedine ilişkin bilgim ve görgüm bu şekildedir, ben davacının davalıya toplam ne kadar para ödediğini bilmiyorum, ancak ---- Hanımın dediğine göre çoluğunun çocuğunun rızkını ------ verdiğini ve ağladığını biliyorum dedi. Davacı vekilinin isteği üzerine tanıktan soruldu: davacı bana dolmuşun kira bedeli olarak aylık 2.000 TL ödeneceğini ancak ödenmediğini beyan etmişti, bu olayın 2014-2015 yılında olduğunu hatırlıyorum dedi. Benim bilgim ve görgüm bundan ibarettir, tanıklık ücreti talebim yoktur dedi. 'şeklinde beyanda bulunmuştur.
TANIK (DAVACI TANIĞI) ...; ' Ben halen aynı zamanda eczacı olan davacının yanında çalışırım, yaklaşık 12 yıldır davacının yanındayım. Davalı da ailesi ile birlikte davacının uzun yıllardır aile dostu olduklarından ve sürekli olarak eczaneye gelip gittiklerinden kendisini biliyorum ve tanıyorum, davacı, davalının ekonomik zorlukları ve borçları nedeniyle davalıya 5-6 yıl önce bir miktar para vermişti, bunun karşılığında senet aldığını duymuştum, davalı, eczaneye gelerek sürekli davacıdan para istiyordu o da veriyordu, ancak ben toplam ne kadar para verdiğini bilemem, ben taraflar arasında bana sormuş olduğunuz dolmuşun kiralanması, kira gelirinin paylaşılması veya hissesinin satışına ilişkin bir bilgim yoktur, ancak eczanede duyduğuma göre dolmuşun ipotekli olduğunu ve hissesinin satışının mümkün olmadığı konuşulmuştu dedi. Benim bilgim ve görgüm bundan ibarettir, tanıklık ücreti talebim yoktur dedi 'şeklinde beyanda bulunmuştur.
TANIK (DAVACI TANIĞI) ...; 'Ben davacı --- tanırım, kendisi ----- eczacılık yapmaktadır, biz aile olarak kendisiyle yaklaşık 35 yıldır tanışırız ben kendimi bildim bileli kendisini tanıyorum, davalı ...'de benim amcam olur ve emlakçılık işiyle uğraşır, ben ise nakliyecilik işiyle uğraşıyorum, bana sormuş olduğunuz ----- ticari plakalı ---- diğer amcam---- adına kayıtlıdır ve onun tarafından işletiliyordu, bu taksinin %25 hissesini ---- Ablaya satılması konusunda --- Amcam ile ----- abla anlaşmışlar ve sözleşme yapmışlar, ancak belediye devir konusunda sorun çıkardığı için hisse devri gerkçekleşmemiş, ben bu hissenin bedelinin ne kadar olduğunu hatırlamıyorum, ayrıca ben bu sözleşme daha doğrusu taksinin 1/4 hissesinin ----- Ablaya devri nedeniyle ----- Ablaya para ödeyip ödemediğini de bilmiyorum, duymadım, ben zaten köyde ----- yaşıyorum, ara sıra ----- gelip gittikçe bunları çevreden duymuştum, bu ... , ----- ve babam ---- 3 kardeştir, aileyi genelde büyük amcam ------ yönetmektedir ve işleri o idare etmektedir, dolayısıyla sözleşmede bunun için ismi yer almış olabilir, taraflar eskiden beri çok samimilerdir bu nedenle kendi aralarında ticari alışverişte yapmışlardır, benim olayla ilgili bilgim ve görgüm bundan ibarettir dedi' şeklinde beyanda bulunmuştur.
TANIK (DAVALI TANIĞI) ...; ' Ben davalının kardeşi olurum, davacı da bizim aile olarak 40 yıllık dostumuz olur, bu nedenle her iki taraftaki olayları çok iyi biliyorum, öncelikle bana göstermiş olduğunuz sözleşme başlıklı ve -----plakalı aracın %25 hissesinin ----- devri konusundaki ve kiraya ilişkin kardeşim ----- ile imzaladığımız belge altındaki imza bana aittir, aynı zamanda diğer imza da ------ aittir, imzayı gözümün önünde atmıştır, biz kendimize ait olan 2 adet dairenin tapusunu davacıya devretmiştik ve daireleri ipotek göstererek kredi çekmiştik, biz kendisine güvendiğimiz için bu şekilde ticaretimizi çeviriyorduk, biz kredileri ödüyorduk, halen borçların ödenmesine rağmen 2 tane daire davacı üzerinde durmaktadır, biz bana göstermiş olduğunuz sözleşmeyi davacının bize para vermesi karşılığında kendi aramızda yapmıştık ancak davacı söz konusu dolmuşun hisse satışını veremediğimiz için parayı da vermedi, daha doğrusu bu sözleşme gereği yerine getirilemedi çünkü Büyükşehir belediyesi ticari olan dolmuşun satışına izin vermedi, çünkü ticari dolmuş olduğu için hisse satışının yasal olarak mümkün olmadığı bize beyan edildi, bu dolmuş benim adımadır, bu dolmuş borçlarımız nedeniyle bağladık, icra kanalı ile satılmıştır, davacı ...'nun davalıdan ya da benden hiçbir alacağı yoktur, ben davacı ile davalı arasında başka bir kişisel borç-alacak olup olmadığını bilemem ancak kesin olarak söyleyebilirim ki bu sözleşme dolayısıyla ne ------ ne de benim bir borcum yoktur, 40 yıllık dostluğumuz olduğu için uzun yıllar birbirimizden borç alıp verdiğimiz doğrudur, ancak dediğim gibi biz aile olarak kendisine borçlu değiliz, beyanımda geçen dairelere ilişkin borcun kredilerini yeni ödediğimiz için henüz devrini de bize iade etmedi, biz talep ettik ancak henüz işlem yapılmadı, krediler bittiği halde daireleri iade etmedi dedi.
Davacı vekilinin isteği üzerine tanıktan soruldu: söz konusu araç benim üzerime idi, ... benim yeğenim olur, ...' kişisel bir alacak verecek ilişkisi olduğunu bilemem, ---- benim yeğenim olur ancak onun söz konusu dolmuşla veya bizim davacı ile aramızdaki alacak-verecek ilişkilerine dair bilgi ve ilgisi yoktur. ----- kredisini ---- Hanım kendi adına almıştı ve dolayısıyla kendi adına ödüyordu, benim veya kardeşim adına ---- hanımın----- bankasına ödediği bir kredi yoktur, daha doğrusu Esnaf Kefaletten kullandığımız 2 kredinin birisi ---- Hanımın birisi bizimdi, bu kredileri herkes kendisi ödemiştir. Bu krediler bizim ----- Hanıma kredi için vermiş olduğumuz dairelerin ipotek olarak gösterilip alınan kredilerdir, bu kredilerin her iki de ---- hanım üzerine çekildi, 210.000 TL'sini elden bize verdi, biz de ödemesini yaptık, diğer 210.000 TL'sini de kendisi kullandı ve kendisi ödedi, bu krediler daha yeni bitmiştir dedi. Tanıktan lüzumuna binaen soruldu: benim davalı kardeşim ile herhangi bir ticari olarak doğrudan bir ilişkim yoktur, ancak birlikte hareket ederiz, davacı ile de yukarıda anlattığım gibi uzun yıllardır dost olmamıza rağmen bu alacak-verecek konularından dolayı aramız bozuldu dedi. Benim bilgim ve görgüm bundan ibarettir, tanıklık ücreti talebim yoktur dedi. 'şeklinde beyanda bulunmuştur.
TANIK (DAVALI TANIĞI) ...; 'ben tarafları tanırım, davalının oğlu olurum, taraflar uzun zamandır birbirlerini tanımaktadır ve aile dostudurlar, bana sormuş olduğunuz sözleşme gereğince babam ve amcam tarafından plakası amcama ait olan ticari dolmuşun %25 hissesini davacıya satışı konusu doğrudur, ancak büyükşehir belediyesi hisse satışına izin vermediği için bu hisse devri gerçekleştirilememiş ve davacı tarafından da ödeme yapılmamıştır, biz dedem adına olan 2 adet daireyi davacıya vermiştik, davacı bu kredileri ipotek göstererek 2 tanesini kendisi çekti bu kredinin birisini kendisi kullandı, herkes kendi kredisini kendisi ödedi, bana sormuş olduğunuz 400.000 TL senette davacının bizim için çekmiş olduğu krediye teminat olarak davacıya vermiştik, davacı buna rağmen bu senedi işleme koyarak dolmuşu plakası ile birlikte icra kanalı ile sattırıp parasını almıştır, zaten dolmuşun plakası kendisinden çok daha pahalı olduğu bilinmektedir dedi.Davacı vekilinin isteği üzerine tanıktan soruldu: satış parası sanırım araç rehinli olduğu için bankaya gitmiştir çünkü banka hacizde birinci sırada idi satış işlemlerini banka yaptırmıştır, davacı hacizde rehinden sonra geldiğinden kendisine para kalmamış olabilir dedi. Araç 2 yıl da bu haciz işlemi nedeniyle bağlı kalmış, çalışamamıştır dedi.
Davalı vekilinin isteği üzerine tanıktan soruldu: eğer dolmuşun hisse satışı gerçekleşmiş olsa idi %25'inin karşlığı ----- plakası 25.000 TL de dolmuşun kendisi olmak üzere toplam 400.000 TL idi dedi. Benim bilgim ve görgüm bundan ibarettir' şeklinde beyanda bulunmuştur.
İDDİA VE SAVUNMA KAPSAMINDA UYUŞMAZLIĞIN NİTELİĞİ VE VAKIALARA GÖRE DELİLLERİN TARTIŞILIP DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEP VE SONUÇLARI :
Dava, 2004 Sayılı İİK'nin 67.maddesi gereğince açılmış itirazın iptali, takibin devamı ve tazminat istemine ilişkindir. (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
6100 Sayılı HMK'nin 316 ilâ 322 maddelerinde düzenlenen basit yargılama usulüne tabi işbu davada mahkememizce dilekçeler aşaması tamamlanmış ve usulüne uygun olarak yapılan davet sonucunda duruşma açılarak taraf teşkilinin sağlanmasına müteakip öncelikle resen incelemeye tabi arabuluculuk başta olmak üzere HMK'nin 114.maddesinde sayılan genel dava şartları, sıfat harç ve hak düşürücü süre gibi hususlar incelenmek suretiyle ön inceleme duruşması icra edilmiş ve uyuşmazlık belirlenmiştir. Akabinde daha önce arabuluculuk sürecinden sonuç alınamadığı anlaşılmakla bu kez, esasları, süreci ve hukuki sonuçları açıklanarak taraflar sulh olmaya davet ve teşvik edilmelerine karşın, duruşmada hazır bulunan taraf vekillerinin sulh yoluyla çözüme gitmek istemediklerine yönelik beyanları üzerine tahkikata geçilerek deliller toplanıp incelenmiş, değerlendirilmiş, tahkikat işlemleri yerine getirilip bitirilmiş ve son celse duruşmada hazır bulunan taraf vekillerinden tahkikata ve esasa ilişkin son sözleri dinlenip zapta geçilerek aşağıdaki hüküm sonucuna ulaşılmıştır.
Öncelikle davaya esas-----İcra Dairesinin ----- Esas sayılı dosyası fiziki olarak getirtilmiş ve dosyaya eklenerek incelenmiştir. Yapılan incelemede icra dosyasının davanın tarafları ve konusu ile uyumlu olduğu görülmüştür. Ayrıca tarafların nüfus kayıtları dosyaya kazandırılmış; araç kayıtları getirtilmiş ve gösterilen tanıklar dinlenmiştir. Dosyaya mübrez Arabuluculuk tutanağına göre de hukuk uyuşmazlıklarında dava şartı zorunlu arabuluculuk sürecinin yerine getirildiği ve anlaşma sağlanamaması üzerine işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır.
2004 Sayılı İİK'nin 67.maddesinde; "(Değişik fıkra: 17/07/2003-4949 S.K./15. md.) Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. (Değişik fıkra: 09/11/1988-3494/1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. (Mülga fıkra:17/07/2003-4949 S.K./103.md.)Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır. (Ek fıkra:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır." hükmü bulunmaktadır. Bu hükümden haretketle; takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibi konusu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. İtirazın iptali davası, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. İtirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir.
Yapılan açıklamalar, anılan yasal düzenlemeler, toplanan deliller ve yapılan yargılama sonucunda somut olaya bakıldığında; ----İcra Dairesinin -----Esas sayılı dosyasından davalı-borçlu hakkında 30/09/2018 tarihli araç satış sözleşmesine dayalı olarak davalı aleyhinde icra takibi başlatıldığı , ödeme emrinin tebliğine bağlı olarak yasal süresi içinde borca yapılan itiraz üzerine icra takibinin durdurulduğu ve bir senelik yasal hak düşürücü süre içinde işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır. Bilindiği üzere itirazın iptali davaları, takibe sıkı sıkıya bağlı olup, uyuşmazlığın icra takibine dayanak yapılan belgelerle sınırlı olarak incelenip çözümlenmesi gerekir. Dava konusu olayda ------ Plaka sayılı ticari nitelikteki dolmuş olarak işletilen aracın hissesinin satışından kaynaklanmaktadır. Trafik Tescil kayıtlarına göre söz konusu aracın maliki ... olup bu kişinin nüfus kayıtlarına ve beyanlara göre davalının kardeşidir. Davacının icra takibine dayanak yaptığı anlaşılan belgede işte araç maliki ... ile davalı ...arasında arasında düzenlenip imzalanan sözleşme başlıklı belgede özetle; aracın % 25 hissesinin satışının ------ yapılacağı ,aracın kiralık olarak ---- kalacağı, esnaf kredisinin ---- - ait olacağı, ----- verilen 400,000 TL bedelli senedin araç satışında iade edileceği şeklinde koşullara yer verilmiştir. Her ne kadar davacı taraf davasında sözleşmenin davacı ile davalı arasında yapıldığını ileri sürse de; burada açıkça görüldüğü üzere sözleşmenin davacı sözleşmenin tarafı değildir. Bilindiği üzere 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunun 20/d maddesine göre, trafiğe kayıtlı araçların satış ve devrine ilişkin sözleşmelerin geçerli olabilmesi için, noterce re'sen düzenleme biçiminde yapılması zorunludur. Bu şekil şartı geçerlilik şartı olup, bu şekle uygun yapılmayan sözleşmeler baştan itibaren geçersizdir. Geçersiz sözleşmeler ise taraflar için hak ve borç doğurmazlar. Taraflar sadece ve ancak birbirlerine verdiklerini sebepsiz zenginleşme hukuksal nedenine dayalı olarak geri isteyebilirler (HGK, -----. Somut olayda araç satışının noter kanalıyla hiç gerçekleşmediği , aslında söz konusu aracın ticari nitelikte olması hasebiyle satıştan kastedilenin aracın çıplak mülkiyetinden çok ticari hattın işletilmesine ilişkin olduğu söylenmelidir. Dosyada dinlenen tanık beyanları da bunu göstermektedir. Ticari hatların satışının Belediye yönü de bulunduğu bilinmekle birlikte satış gerçekleşmediğinden bu hususun ayrıntılarına girilmeyecektir. Türk Borçlar Kanunda sözleşme serbestisi ilkesi benimsenmiş olup; kural olarak sözleşmeler yalnız tarafları etkiler. Onların leh ve aleyhlerine hak ve borçlar doğururlar. Borcun ifa edilmiş sayılması ve borçlunun borcundan kurtulabilmesi için ifanın alacaklıya yapılmış olması gerekir. Bununla birlikte taraflar üçüncü kişi lehine de sözleşme yapabilirler. Bir sözleşmede ifanın taraflarca üçüncü kişiye yapılmasının kararlaştırılmasına üçüncü kişi yararına sözleşme denir. Üçüncü kişi yararına sözleşmeden doğan borç üçüncü kişiye ifa edilir. Bu bilgiler ışığında tekrar dosyaya bakıldığında davacı taraf iddiasını davalı ile dava dışı kardeşi arasında yapılan sözleşmeye dayandırmış olup, sözleşme kapsamında aracın satış bedelini ödediğini fakat satışın gerçekleşmediğini, bedelin de iade edilmediğini iddia etmiştir. Davacının bir başka mahkemedeki davalın sunduğu cevap dilekçesinde davaya dayanak sözleşmeyi ikrar ettiğine yönelik beyanın davalı ve sözleşmenin diğer tarafınca bu yargılamada da doğrulanmış olması karşısında sözleşmenin varlığı konusunda bir itilaf kalmadığından ayrıca tartışılmasına gerek görülmemiştir. Ne var ki, yukarıda da izah edildiği üzere davacı satış bedelini ödediğini ve iade edilmediğini ileri sürmüş, davalı ise satış bedelinin ödenmediğini, kaldı ki aracın satışında resmi sorunlar çıktığını ve sözleşmenin gerçekleştirilemediğini savunmuştur. Mahkememizce yapılan inceleme ve değerlendirmede sözleşmenin üçüncü kişi konumunda bulunan davacı lehine yapıldığı, ancak araç hisse satışının bir kısım şartlara bağlandığı, özellikle 400.000 TL bedelli senedin araç satıldığında davacı tarafından dava dışı malik -----iade edileceğinin kararlaştırılması, sözleşme içeriğinde satış için açık bir bedele yer verilmediği halde davacının 100,000 TL bedeli esas alarak takip başlatması, esas alınan bu bedelin sözleşmenin yukarıdaki yorumundan hareketle ticari minibüs hattı hissesinin rayiç bedeli düşünüldüğünde oldukça az bir rakama tekabül ettiğinin bilinmesine göre takibe konu paranın verildiğini ispat yükünün davacı tarafın üzerinde olduğu tartışmasızdır. Mahkememizce toplanan deliller ve yapılan yargılamaya göre davacı taraf satış bedeli olarak takibe konu edildiği üzere ödediğini iddia ettiği 100.000,00 TL miktarı davalıya verdiğine yönelik iddiasına ilişkin yazılı deliler ve eylemsel olarak da tanık beyanları ile TMK'nin 6 ile HMK'nin 190. maddeleri nazarında ispat edememiştir. Bunun üzerine davacının dava dilekçesinde yemin deliline dayandığı anlaşılmakla vekaletnamedeki özel yetkiye binaen davacı vekiline davalıya alacağın varlığına ve miktarına ilişkin yemin teklif etme hakkı hatırlatılmış ve bu kapsamda yapılan usulü işlemlere müteakip davalı tarafından savunma ve dosya içeriği doğrultusunda yemin eda ve yeminde sebat edilmiştir. Binaenaleyh; davacının takipte / davada gösterilen alacak yönünden davasını son olarak başvurulan yemin delili nazarında da ispat edemediğinden davanın esastan reddine karar verilmiştir.
Davalı vekilinin, 2004 sayılı İİK'nin 67/2 maddesi gereğince kötüniyet tazminatına yönelik talebine gelince; 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 maddesinin 2.fıkrasına göre; “Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. ”düzenlemesi bulunmaktadır. Kötüniyet tazminatı, takibe girişmekte kötüniyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanmış olan ya da öyle olduğu ayrıca kanıtlanmasına gerek bulunmaksızın dosya kapsamından açıkça anlaşılabilen alacaklıya yönelik bir yaptırım niteliğindedir. Anılan yasa hükmüne göre, alacaklının anılan tazminata mahkum edilebilmesi için açıkça takibin kötü niyetle yapılmış olması koşuluna bağlanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki, alacaklının icra takibini kötüniyetli olarak yaptığı hususu, borçlu tarafından kanıtlanmalıdır. Öğretiye ve Yargıtay uygulamasına göre, alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu halde, icra takibine girişen alacaklı, kötüniyetli kabul edilir. Mahkememizce davaya konu olayda Eczacı olduğu anlaşılan davacının davalı ve ailesi ile dosyaya yansıdığı üzere dostluk ilişkisini aşacak şekilde banka, kredi, kefalet, alım-satım borç- alacak ilişkilerine girmesi yapmış olduğu meslek ile bağdaştırılamadığı gibi, gerçekleşen olayların ve işbu davanın sadece öznenin yaptığı iş ve eylemlerden nesnenin etkileneceğine yönelik doğal kuralın işlemesi olarak görülmüştür. Bu ilke ve düşünceler ışığında somut olaya bakıldığında hüküm sonucuna yapılan yargılama, hukuki yorum ve ispat kurallana göre ulaşılması yanında, davacının davalıyı ızrar kastıyla ve kötü niyetle takip yaptığına yönelik davalı tarafın vaki soyut beyan ve talebi dışında hukuki bir tespit ve beyyine bulunmadığından davalının tazminat talebinin de reddedilmesi gerekmiştir.
6100 Sayılı HMK'nın 332/1 maddesine göre, 323. Maddesinde sayılan yargılama giderlerinden, 326/1. maddesi gereğince tamamen aleyhinde hüküm verilen davacı taraf sorumlu tutulmuştur. Ayrıca Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesi ile Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliğinin 26/2. maddeleri gözetilerek dava öncesi Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen arabuluculuk ücretinin de yargılama gideri kapsamında davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına da karar verilmek suretiyle 6100 Sayılı HMK'nin 297/2 maddeleri gereğince aşağıdaki şekilde hüküm ihdas edilmiştir
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-)Davanın REDDİNE,
2-)Davalının, 2004 sayılı İİK'nin 67/II maddesi gereğince, haksız ve kötü niyetli takip nedeniyle tazminat talebinin reddine,
3-)Yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-)Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 1.215,49 TL harcın mahsubuyla bakiye 787,89 TL harcın karar kesinleştiğinde talep halinde davacıya iadesine,
5-)Arabuluculuk Kanununun 18/A-(13).maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği’nin 26/2. Maddeleri ile AÜT uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,
6-)Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Kanunu'nun 164/5 maddesine göre davalı vekili için; karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. 13/1 maddesi uyarınca hesap ve takdir olunan 17.900,00 TL nispi/maktu vekalet ücretinın davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
7-)6100 sayılı HMK'nin 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra kullanılmayan avansın yatırana iadesine, ( Yazı İşleri Müdürü tarafından Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 207/1 maddesi gereğince resen işlem yapılmasına, ) Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı ; 6100 sayılı HMK'nin 341/1, 342, 343, 344 ve 345/1 maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde istinaf harç ve giderleri yatırılmak suretiyle mahkememize veya başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçeyle; ---- Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!