WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 08 Temmuz 2026

İSTANBUL ANADOLU 12. ASLIYE TICARET MAHKEMESI

A- A A+

T.C. İstanbul Anadolu 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/755
KARAR NO : 2024/361

DAVA : İtirazın İptali (Ticari Mümessillik Kaynaklı)
DAVA TARİHİ : 24/02/2022
KARAR TARİHİ : 30/04/2024

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Mümessillik Kaynaklı) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirket ile davalı arasındaki ortaklık ilişkisi sebebiyle müvekkili şirketin davalıdan bulunan borcunu zamanında ödememesi sebebiyle alacağı bulunduğunu, bu alacak sebebiyle müvekkil şirketçe, davalı aleyhine ----. İcra Müdürlüğü -----. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının işbu icra dosyasına haksız biçimde itiraz etmiş ve takibin durduğunu, bu itiraz üzerine zorunlu arabuluculuğa başvurulduğunu, ---- Arabuluculuk Bürosunun ---- Büro Dosya No, ---- Arabuluculuk No sayılı dosyasında anlaşamama sonuçlu, 27.12.2021 tarihli arabuluculuk son tutanağı düzenlendiğini ve bir anlaşmaya varılamadığını beyanla; fazlaya dair hak ve taleplerini saklı kalmak kaydıyla, şimdilik, ----. İcra Müdürlüğü ------. sayılı icra takibi dosyasının kaldığı yerden, ticari faiz işletilerek devamına, davalının %20’den az olmamak kaydıyla icra inkâr tazminatı ödemesine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

SAVUNMA
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Kabul anlamına gelmemek kaydıyla alacakların 5 yıllık zamanaşımına uğradığını, davacı taraf, müvekkilden alacaklı olduğunu iddia ettiğini, alacaklar da 5 yıllık zamanaşımı olup, önceki döneme ilişkin alacakların zamanaşımına uğradığını, davacı taraf, dava dilekçesinde, müvekkilinden alacaklı olduğunu iddia ettiğini, müvekkili davacı bünyesinde işçi olarak çalıştığını, işçi- işveren ilişkisinden kaynaklı olarak müvekkilinin alacaklı olup, bu konuda müvekkili tarafından -----. İş Mahkemesinde alacak davası açıldığını, Taraflar arasındaki ilişkinin, ticari nitelikte, ticari işten kaynaklı bir iş olmayıp, işçi-işveren ilişkisi mevcut olduğunu, davacı tarafın müvekkilinin işvereni, müvekkilinin davacı bünyesinde 1982-05.10.2020 tarihleri arasında çalıştığını, davalı tarafın ticari nitelikli bir ilişki olduğu iddiasını kesinlikle kabul etmediklerini, mahkemenin iş bu dava konusu uyuşmazlıkta, görevsiz olup, görevli mahkeme-----İş Mahkemeleri olduğunu, Dosyanın görevli ----- İş Mahkemesine gönderilmesini talep ettiklerini, davacının müvekkilinden alacaklı olduğunu iddia etmiş ise de, öncelikle davalının tüm iddialarına itiraz ettiklerini, taraflar arasındaki ilişki ticari nitelikli bir iş olmayıp, işçi işveren ilişkisinden kaynaklandığını, davacı tarafca yapılan ödemelerin, müvekkilin aylık ücret/maaş ödemesi olup, düzenli maaş ödenmediğinden, müvekkil halen davacıdan alacaklı olduğunu, bu konuda ---- . İş mahkemesinin ----- sayılı dosyasında alacak davasının devam ettiğini, beyanla; Davanın; Öncelikle usule ilişkin itirazlarımız nedeniyle Reddine, aksi halde esasa ilişkin itirazlar nedeniyle davacının açmış olduğu iş bu dava, haksız ve hukuka aykırı olması sebebiyle Reddine karar verilmesini, Yargılama Giderleri ile Vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Dava, davacı şirketin ortağı olan davalının davalı şirketten aldığı ve ödemediği paraların tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.Mahkememizin 24.02.2022 Tarih, ---- Esas ve ---- Karar sayılı ilamı ----- Bölge Adliye Mahkemesinin ------ Esas ve ---- Karar sayılı ilamı ile kaldırılmakla, mahkememizin yukarıda yazılı esasına kaydı yapılmıştır.
İİK. mad. 67/I -III, V‟de düzenlenmiş bulunan itirazın iptali davası, borçlunun itirazının hükümsüz kılınarak, itiraz ile duran ilâmsız takibe konu olan alacağın varlığının saptanarak, icra takibinin devam etmesini (ve bu suretle, takip konusu alacağın borçludan alınmasını) sağlamak amacı ile açılır.İtirazın iptali davası açılabilmesi için; a) Yetkili icra dairesinde yapılmış geçerli bir ilamsız icra takibi bulunmalıdır. İtirazın iptal davası, icra takibi ile bağlantılı olduğundan, davalı aleyhine yapılmış geçerli bir icra takibi bulunmadıkça, itirazın iptali davası dinlenmez. Yetkili icra dairesinde yapılmış usulüne uygun bir icra takibi bulunmadıkça, itirazın iptali davası açılamaz. Eğer, icra mahkemesince “ödeme emrinin iptaline” ya da “icra takibinin iptaline” karar verilmişse, iptal davası konusuz kalır.
b) Borçlu tarafından süresi içinde yapılmış -ve hakkındaki takibi durdurmuş olan- geçerli bir itiraz bulunmalıdır. Borçlu tarafından süresinden sonra ödeme emrine itiraz edilmiş olduğu için ya da süresi içinde olmakla beraber yanlış (yetkisiz/görevsiz) yere itiraz edildiği için takip kesinleşmisse veya takip, borçlunun itirazı nedeniyle değil de icra mahkemesinin kararıyla durdurulmuşsa bu gibi durumlarda itirazın iptali davası açmakta hukuki yarar bulunmayacaktır.
c) Alacaklı tarafından, borçlunun itirazının kendisine tebliğinden itibaren bir yıl içinde itirazın iptali davasının açılmış olması gerekir. Alacaklının, “itirazın kendisine tebliğinden itibaren” bir yıl içinde borçlunun itiraz ettiği alacağının tespiti ve itirazın iptali dileğiyle açtığı dava “itirazın iptali” davası niteliğini taşır. Bu davanın açılabildiği, “bir yıllık süre” hak düşürücü süredir. Bir yıllık dava açma süresinin başlangıcı, “itirazın alacaklıya tebliğ tarihi”dir. Bu halde; borçlunun itirazı, alacaklıya tebliğ edilmemişse, bir yıllık dava açma süresi işlemeye başlamayacaktır. Davacının, itirazı herhangi bir şekilde öğrenip öğrenmemesi de sürenin başlamasını gerektirmez.
İtirazın iptali istemine konu,----İcra Müdürlüğünün----- sayılı takip dosyasının incelenmesinde; davacı alacaklının, davalı borçlu aleyhine genel haciz yolu ile icra takibinde bulunduğu, ödeme emrinin borçluya tebliğ edildiği, borçlu tarafından borca itiraz edildiği, itiraz dilekçesinin davacı tarafa tebliğ edilmediği, huzurdaki davanın yasal süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.Mahkemece yapılan yargılama sırasında taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesi uzmanlık gerektiren yönleri bulunduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.
Bilirkişi heyeti tarafından alınan raporda," Mali Açıdan, davalı eski şirket ortağından, davacı şirketin ----- IBAN Nolu ---- - nezdindeki hesabından, davalının -----Şubesi nezdinde kullanmış olduğu Konut Kredisinin Taksitleri ve Kredi Kart ödemeleri için gönderilen ödemelerden kaynaklı olarak, takip talebindeki gibi 448.220,86 TL asıl alacağı bulunduğu, davacı şirketin ticari defterlerinde kayıtlı bulunan tüm bu ödemelerin, Mahkemece ---- dosyaya celp edilen CD içeriğinde yer alan dekont örnekleri ile teyit edildiği, 2. Pay sahibinin şirkete borçlanma yasağı açısından, davalıya yapılan ödemelerin, süreklilik arz ettiği; bazılarının ardışık ayların aynı ya da yakın tarihlerinde ve kuruşlarına kadar aynı olduğu; davacı şirket tarafından davalıya verildiği ileri sürülen borçların ne zaman geri ödeneceğine ilişkin olarak “makul bir süre” tanınıp tanınmadığı noktasında dava dosyasında bir evraka rastlanılmadığı; bu çerçevede taraflar arasındaki hukuki ilişki bir bütün olarak değerlendirildiğinde TTK m. 358'in ötesine geçildiği, huzurdaki dava, itirazın iptali istemine ilişkin olmakla icra takibi dosyasında alacağın dayanağı “açık hesap alacağı” olarak gösterildiği; mali inceleme bölümünde davacının ticari defter ve kayıtları üzerinden yapılan incelemede takip talebinde asıl olacak olarak gösterilen tutarın davacının banka hesabından davalının banka hesabına gönderilen “Konut Kredisinin Taksitleri ve Kredi Kart ödemeleri için gönderilen ödemelerden” kaynaklı olduğunun belirtildiği, davalı tarafından verilen cevap dilekçesinde söz konusu alacağın zamanaşımına uğradığı, kaldı ki bu alacağın işçilik alacağı olduğu, davacı tarafından düzenli işçilik ücretinin ödenmediği, bu sebeple de bakiye işçilik ücretlerinin ödenmesine ilişkin olarak -----. İş Mahkemesi'nin -----sayılı dosyası üzerinden yapılan yargılamanın devam ettiğinin belirtildiği, uyuşmazlığın nitelendirilmesi ve çözümü yönünden yukarıda ticaret mevzuatı alanında yapılan değerlendirmelerin Mahkemenin takdirinde olmakla birlikte davalı tarafın savunmaları kapsamında borçlar mevzuatına yönelik uzmanlık alanıyla sınırlı kalmak kaydı ile değerlendirme yapıldığında, taraflar arasındaki ilişkinin TBK m. 393.1 ve devamında düzenlenen “Hizmet Sözleşmesi” kapsamında olup olmadığı hususunun değerlendirilebileceği; taraflar arasındaki ilişkinin TBK m. 393 hükmünde tanımı verilen “Hizmet Sözleşmesi” olarak nitelendirilebilmesi için davalının, davacıya bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle işgörmeyi ve davacının da ona, zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlenmesi gerektiği; her ne kadar TBK m. 394.2 hükmünde hizmet sözleşmesinin kurulmasının herhangi bir şekle tabi tutulmadığı belirtilmiş ise de dosyada buna ilişkin herhangi bir delil bulunmadığından bu hususa ilişkin açık bir tespitte bulunulamadığı, mali inceleme bölümünde belirtildiği üzere dava konusu alacağın, 10.01.2011 tarihinden 29.12.2017 tarihine kadar birbirine yakın ve ardışık sayılabilecek ancak maaş ödemesi gibi düzenli olarak sayılamayacak ödemelerden oluştuğu; yine aynı kısımda belirtildiği üzere bu ödemelerin konut kredisi taksidi ve kredi kartı ödemesi adı altında banka havalesi yapılarak davalı hesabına gönderildiğinin belirtildiği, davalının savunmalarında belirtmiş olduğu 1982 yılından 2020 yılına kadar işçi olarak çalıştığı yönünde SGK kayıtlarının UYAP sistemi içerisinden alınarak dosyaya konulması ve incelenmesi ve gerekirse bu hususta tanık dinlenilmesi hususu mahkemenin takdirinde olmakla davalının 28.01.2010 tarihinde 100 adet hisseyi satın alma yolu ile şirket ortağı olduğu ve yine 2014 yılında yapılan Yönetim Kurulu toplantısında yönetim kurulu başkan yardımcısı olarak atandığı hususları birlikte değerlendirildiğinde İşbu raporun Mali İncelemeler bölümü altında detaylı şekilde açıklandığı üzere, davalının davacı şirkette 2014 itibariyle 3 yıllığına yönetim kurulu üyesi olarak da görevlendirildiği tespit edilmiş olup bu noktada taraf dilekçelerinde TTK m. 553 çerçevesinde açıklamalar yer almamasına karşın, usul ekonomisine hizmet etmek adına şirket zararlarına ilişkin olarak getirilmiş olan TTK m. 560 hükmünü de Sayın Mahkemenin takdirine sunulduğu; bahse konu düzenlemenin “Sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, bu fiil cezayı gerektirip, Türk Ceza Kanunu'na göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanır.” şeklinde olduğu; " şeklinde rapor sunulmuştur.Bilirkişi heyeti tarafından verilen ek raporda özetle;" Mahkeme'nin bilirkişi heyetine ek rapor düzenlenmesi için yeniden verdiği görevin sınırlarının “İtirazlar doğrultusunda bilirkişi heyetinden ek rapor alınmasına, ayrıca davalı dışındaki diğer yönetim kurulu üyeleri ve davalıdan önceki yönetim kurulu üyelerine bilirkişi raporunda belirlendiği şekilde düzenli ödeme yapılıp, yapılmadığı, üyelerin mali hakları ile ilgili herhangi bir ad altında başkaca ödeme yapılıp, yapılmadığı” şeklinde belirlendiği bu bağlamda; davacı şirketin incelenen ve aynı döneme isabet eden 2011-2017 Yılı Ticari Defterleri üzerinde yapılan incelemelerde, davalı dışında kalan yönetim kurulu üyelerine herhangi bir ad altında ödeme yapılmadığı, ” davacının talebi doğrultusunda yapılan faiz hesaplamasında; toplam77.592,47 TL.nin hesap edildiği, TIK açısından yapılan incelemeler açısından ise bilirkişi kök raporunda ortaya konulan görüşlerin korunduğu," şeklinde rapor sunulmuştur.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 222/3. Maddesinde " İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi (Değişik 28.07.2020T. 7251 Sy. Kanun-23.madde)yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. (Değişik 28.07.2020T. 7251 Sy. Kanun-23.madde). Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz." hükmü düzenlenmiştir. Davacı şirketin sunduğu 2012, 2013, 2014, 2015 ve 2016 yılı ticari defterlerinden Yevmiye, Kebir ve Envanter defterlerinin açılış onayları ile 6102 s. TTK'nin 64/3. maddesinde belirtilen Yevmiye Defterlerinin kapanış tasdiklerinin zamanında yapıldığı, ticari defterlerin birbirini doğruladığı ve usulüne uygun tutulduğu anlaşılmakla davacı şirkete ait 2011, 2012, 2013, 2014, 2015 ve 2016, 2017 yılı ticari defterlerinin sahibi lehine delil niteliği taşıdığı kanaatine varılmıştır.Bilindiği üzere 6102 sayılı TTK'nin 358. maddesinde ise “Pay sahipleri, sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borçlarını ifa etmedikçe ve şirketin serbest yedek akçelerle birlikte kârı geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olmadıkça şirkete borçlanamaz.“ hükmü düzenlenmiştir.TTK m. 395/2 ise, pay sahibi olmayan yönetim kurulu üyeleri ile onların kanun koyucu tarafından belirlenen yakınlarının şirkete nakit borçlanmalarını hüküm altına almaktadır. Her iki maddenin de sermayenin (malvarlığının) korunması ilkesini temel alması ve borçlanma yasağını konu edinmesinden hareketle birbirinin tamamlayıcısı olduğu kabul edilmektedir, (Gerekçe TTK m. 395/2).TTK'nun ilgili maddeleri dikkate alındığından şirket ortakları acil kaynak ihtiyaçları halinde şartların gerçeklemesi halinde şirketten borç alabilir ise de davalının 2011 yılından 2017 yılına kadar almış olduğu borçları şirkete ödemediği, şirketlerin kuruluş gayelerinin kâr elde etmek olduğu düşünüldüğünde, atıl paranın değerlendirilmesi ve gelir getiren işlerde kullanılması gerektiği dikkate alınarak davalının almış olduğu borçları şirkete iade etmemesinin şirketlerin kuruluş amaçlarına aykırılık teşkil ettiği ve ödenen paraların acil nakit ihtiyacının giderilmesinin sınırlarını aştığına kanat getirilmiştir.Davacı ---- şirketine ait incelemesi yapılan 2011, 2012, 2013, 2014, 2015 ve 2016, 2017 yılı ticari defterlerinde davalı ortak ..ait hareketlerin "Ortaklar Hesabına Ödeme" acıklaması ile izlendiği anlaşılmış olup, bilirkişi tarafından yapılan incelemede takip tarihi itibariyle davalı ortağın davacı şirkete 448.220,86 TL borçlu olduğu tespit edilmiştir. Davacı tarafından davalı dışında başkaca bir yönetim kurulu üyesi için ödeme yapılmadığı, davacının 77.592,47 TL de faiz alacağının bulunduğu ek rapor ile belirlenmiştir. Faiz yönünden taleple bağlı kalınarak usul ve yasaya uygun bilirkişi ek ve kök raporu hükme esas alınarak davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir.
Davalı taraf yapılan ödemelerin maaş ödemesi olduğunu iddia etmektedir. Davalının davacı yanındaki SGK kaydının 2009 yılında sonlandığı -----. İş Mahkemesinin ----- Sayılı dosyasında da kaydın sonlandığı 2009 yılına kadarki kısım yönünden değerlendirmeler yapıldığı, talebe konu alacak kalemine ilişkin ödemelerin davacı tarafından davalıya SGK kaydını olmadığı 10.01.2011 yılından itibaren yapılmaya başlandığı, dava konusu alacağın, 10.01.2011 tarihinden 29.12.2017 tarihine kadar birbirine yakın ve ardışık sayılabilecek ancak maaş ödemesi gibi
düzenli olarak sayılamayacak ödemelerden oluştuğu; yine aynı kısımda belirtildiği üzere bu ödemelerin konut kredisi taksidi ve kredi kartı ödemesi adı altında banka havalesi yapılarak davalıya ödendiği, bu ödemelerin davacı şirkete geri ödendiğine ilişkin bir delilin dosya kapsamında bulunmadığı anlaşıldığından davalının yapılan ödemelerin maaş ödemesi olduğu iddialarına itibar edilmemiştir.Davacının talep ettiği alacak kalemleri hakkında 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu konusunda itirazda bulunmuş ise de, davacının alacaklarının TBK'nin 147. Maddesi uyarınca beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, TBK'nın 149. Maddesine göre de zamanaşımının alacağın muaccel olmasıyla birlikte işlemeye başlayacağı belirlendiğinden, eldeki davada muacceliyete ilişkin bir tarih bulunmadığı, son ödemenin 29/12/2017 tarihinde yapıldığı, icra takibinin 02/12/2021 tarihinde başlatıldığı, arabulucuya da 27/12/2021 tarihinde başvurulduğu nazara alındığında zamanaşımı süresinin dolmadığına kanaat getirilmiştir.İcra ve İflas Kanunu’nun 67.maddesinin 2. Fıkrası hükmünce, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Borçlunun itirazının kötüniyetli olması ise yasal koşul değildir. İcra inkar tazminatı, aleyhindeki icra takibine itiraz eden ve işin çabuk bitirilmesine engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan başka, alacağın likit ve belli olması da gerekir. Alacağın gerçek miktarı belli, sabit veya borçlu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlar bilinmekte ya da bilinmesi gerekmekte, böylece borçlu tarafından borcun tutarının tahkik ve tayini mümkün ise; başka bir ifadeyle borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacağın likit ve muayyen olduğunun kabulü zorunludur. Öte yandan, alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir.
Açıklanan yasal kuralların ışığında takip konusu alacak değerlendirildiğinde, alacak likid olmayıp, alacak miktarı yargılama sonucunda belirlendiğinden davacının icra inkar tazminatı isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
Davanın KABULÜ İLE,
1-Davalının ------- İcra Müdürlüğünün----- Sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazının iptali ile, takibin 448.220,86 TL asıl alacak, 11.518,66 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 459.739,52 TL üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans faiz işletilmesine,
2-Alacak yargılamayı gerektirdiğinden icra inkar tazminatı talebinin REDDİNE,
3-Karar harcı 31.404,80-TL 'den davacı tarafça peşin olarak yatırılan 5.552,51-TL harcın mahsubu ile bakiye 25.852,29-TL harcın davalı taraftan tahsili ile hazine adına irad kaydına,
4-Davacı tarafından yatırılan 80,70-TL başvurma harcı, 5.552,51- TL peşin nispi harc olmak üzere toplam 5.633,21‬-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine
5-Davacı tarafından yapılan 431,75-TL tebligat ve müzekkere gideri, 6.000,00-TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 6.431,75-TL yargılama giderinin davalı taraftan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine,
6-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
7-Davacı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. deki esaslara göre belirlenen 70.363,53 -TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
8-Davacı tarafından dosyaya yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine,
9-Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(13) maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliğinin 26/2 maddeleri ile Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesi uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320-TL arabuluculuk ücretinin davalıdan tahsili ile Hazineye Gelir Kaydına,Dair; davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içinde ----- Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.