WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 02 Temmuz 2026

İSTANBUL ANADOLU 12. ASLIYE TICARET MAHKEMESI

A- A A+

T.C. İstanbul Anadolu 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2019/230
KARAR NO : 2024/446

DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 24/09/2019
KARAR TARİHİ : 28/05/2024

Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı tarafından dava dışı ----. aleyhine ----İcra Müdürlüğü -----sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, bu takip dosyasından yazılan talimatla ----. İcra Müdürlüğü ----- Talimat sayılı dosyası ile 20.05.2019 Tarihinde müvekkilin ortağı ve yetkilisi olduğu ----adresinde haciz işlemi tatbik edildiğini, söz konusu hacizde takip borçlusu ile hiçbir ilgisi olmayan ve tamamen müvekkilin ortağı ve yetkilisi olduğu şirkete ait olan birçok makinenin haczedildiğini, müvekkilinin ortağı ve yetkilisi olduğu ----bahse konu icra dosyasının borçlusu davadışı ---- İle hiçbir bağlantısı yahut organik bağı bulunmaması ve hatta davadışı ----- alacaklı olması nedeniyle müvekkil tarafından istihkak iddiasında bulunulduğunu, söz konusu istihkak iddiası üzerine ----- İcra Hukuk Mahkemesi ----sayılı karar ile takibin devamına karar verildiğini, ilgili kararın müvekkile tebliğ edilmeden 24.07.2019 tarihinde müvekkilin iş yeri adresine bu kez hacizli menkullerin muhafaza altına alınması için yeniden hacze gelindiğini, bu hacizde davalı tarafça müvekkilin ortağı ve yetkilisi olduğu şirkete ait ilgili mahcuzların muhafaza altına alınması ile işyerinin fiilen iş yapamaz hale getirilmesi tehdidi ve haciz baskısı ile 24/07/2019 tarihli protokol imzalatıldığını ve lehtarının -----olduğu 24.07.2019 düzenleme tarihli 02.08.2019 vade tarihli 36.500,00 TL bedelli, 24.07.2019 düzenleme tarihli 27.09.2019 vade tarihli 100.000,00 TL bedelli, 24.07.2019 düzenleme tarihli 25.10.2019 vade tarihli 100.000,00 TL bedelli, 24.07.2019 düzenleme tarihli 29.11.2019 vade tarihli 100.000,00 TL bedelli toplam dört adet bono alındığını, müvekkiline ait iş yerinin fiilen iş yapamaz hale getirilmesi tehdidi ve haciz baskısı ile davalı tarafa verilen 24.07.2019 düzenleme tarihli 02.08.2019 vade tarihli 36.500,00 TL tutarlı bono tekrar icra takibiyle karşı karşıya gelmemek için ödendiğini beyanla; Müvekkili tarafından imzalanan 24.07.2019 tarihli protokolün geçersizliğinin tespitiyle iptaline ve müvekkil tarafından işbu protokole ilişik halde davalıya teslim edilen, keşidecisi ... lehtar------. olan 24.07.2019 düzenleme tarihli 27.09.2019 vade tarihli 100.000,00 TL bedelli, 24.07.2019 düzenleme tarihli 25.10.2019 vade tarihli 100.000,00 TL bedelli, 24.07.2019 düzenleme tarihli 29.11.2019 vade tarihli 100.000,00 TL bedelli toplam üç adet bonodan kaynaklı müvekkilin davalıya borçlu olmadığının tespiti, iptali ve bu kambiyo evraklarının müvekkiline iadesine, Keşidecisi ... lehtarı -----olan 24.07.2019 düzenleme tarihli 02.08.2019 vade tarihli 36.500,00 TL tutarlı bono yönünden davalıya haksız olarak ödenen 36.500,00 TL'nin faizi ile birlikte istirdatına, Yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline, Karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

SAVUNMA
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Huzurdaki davada "haksız fiil "nedeni ile ödenmiş paranın istirdadından kaynaklı olması nedeni ile görevli Mahkemenin, ---- Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu, İş bölümü itirazında bulunduklarını, davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığını, davanın, haksız haciz nedeni ile açıldığını, öncelikle haczin haksız olduğu iddiasının ispat edilmesi gerektiğini, davacının, hacze karşı istihkak davası açtığını, davanın derdest olduğunu ifade etmiş, haczin haksızlığı iddiasına ilişkin başkaca bir delile de dayanmadığını, davacı tarafından açılmış olan istihkak davası henüz neticelenmemiş ve kesinleşmemiş olduğunu, haczin haksız olup olmadığı değerlendirilmeden bu konuda bir tespit olmadan dava açıldığını, halihazırda, davacının aktif dava ehliyetine sahip olduğu söylenemeyeceğini, aktif husumete itiraz ettiklerini, davacı tarafından açılmış ve derdest bulunan istihkak davalarının bekletici mesele yapılmasını talep ettiklerini, davacının davaya konu ettiği---- İcra Müdürlüğü'nün ---- Esas sayılı dosyasından uygulanan haciz işlemi ----- İcra hukuk Mahkemesi'nin ----- Esas,--- Karar sayılı dosyası ile değerlendirmiş ve takibin devamına karar verildiğini, İstihkak iddiasının reddine ilişkin kararla birlikte davacının dava dilekçesinde de belirttiği---- İcra Hukuk Mahkemesi ----- Esas sayılı dosyaları ile görülmekte olan istihkak davasını açtığını, dava davacının dilekçesinde de belirttiği üzere halen derdest olduğunu, davaya konu senetler müvekkile protokol kapsamında verilmiş kıymetli evraklar olduğunu, bu itibarla mücerret kıymetli evrak, senedin tanzimine sebep olan asıl borç ilişkisinin (temel borç ilişkisi) senetten anlaşılmasına imkân bulunmayan kıymetli evrak olduğunu, bu tariften de anlaşılacağı üzere, mücerret kıymetli evrak bir temel münasebete dayanmayan senetler olmadığını, ancak, senetten bu senedin düzenlenmesine yol açan asıl borç ilişkisinin ne olduğunun bilinmesine imkân bulunmadığını, Her bir senet türü için ayrı ayrı düzenlenmiş olan “kayıtsız şartsız borç ihtiva etmesi ” şartı, mücerretliğin kanuni ifadesi olduğunu, ödemenin, davacı tarafından, hiç bir itirazi kayıt ileri sürülmeksizin yapıldığını, davacı adresine hacze gidildiğini ve davacı ... mahalde hazır bulunmuş ve haciz sırasında taraflar anlaşmaya vararak bir protokol düzenlenmiş ve bu kapsamda borca karşılık olarak davacı tarafça senetlerin verildiğini, anılan senetler prokol kapsamında davacının rızası ile verilmiş olup ilk senet hiçbir itirazi kayıt ileri sürülmeden de ödendiğini, davacı yanın davasını borçlularla aralarında hiçbir fiili bağ bulunmamasına rağmen haciz yapılmasına dayandırdığını, icra dosyası ve dava konusu haciz zaptı incelendiğinde görüleceği üzere borçlu şirket ile olan organik bağ nedeniyle işlem yapıldığının anlaşılacağını, davaya konu olan haciz haksız olmadığını, davacı ... sahibi bulunduğu şirket ---- İle icra dosya borçlusu----- aralarında organik bağ olan tüzel kişiler olduğunu, borçlunun davacı uhdesinde faaliyetini hala sürdürdüğünü, haciz adresinde, borçluya ait çeşitli evrakların bulunması, borçlunun halen adreste faal olduğunu gösteren bir vakıa olduğunu, davacı ile borçlu arasında ki fiili ve hukuki irtibat açık olup, buna istinaden adreste haciz tatbik edildiğini, borçlu ile 3. şahıs arasında organik bağ bulunduğunu, haciz mahallinde hazır bulunan davacı ve ----- borcu bizzat ödeyeceklerini kabul ettiğini, tarafların faaliyet konuları aynı olduğunu beyanla; Öncelikle Mahkemenin görevsizliğine karar verilmesini, Davacı tarafından açılmış ve derdest bulunan istihkak davalarının bekletici mesele yapılmasını, Mahkeme aksi kanaatte ise davanın reddine, Yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Dava; Dava dışı 3. kişilerin borçları sebebiyle haciz baskısı altında protokol imzalandığı ve senet düzenlettirildiği iddiasıyla senetten dolayı borçlu olunmadığının tespiti ile haciz baskısı altında ödendiği iddia olunan bedelin istirdadı istemine ilişkindir.Davacının, dava dışı kişilerin borçları sebebiyle mallarının haczedilemeyeceğine ilişkin haciz esnasındaki istihkak iddiası icra hukuk mahkemesi tarafından karara bağlanarak takibin devamı ile haczedilen malların muhafazasına karar verildiği, bunun üzerine davacılar tarafından davalıya dava konusu senedin verildiği ayrıca bir kısım meblağ ödendiği tespit edilmiştir.
Davacı senedin haciz baskısı altında imzalandığını ve yine bu baskı altında bir miktar ödemede bulunduğu iddia ile menfi tespit ve ödenen bedelin iadesini talep etmektedir. Davalı ise, davacılar ile dava dışı 3. kişi borçlular arasında organik bağ olduğundan ve senet ile protokollerin ihtirazi kayıt ileri sürmeksizin imzalandığından bahisle davanın reddini savunmaktadır.---- İcra Hukuk Mahkemesi ----. Sayılı dosyası ile görülen istihkak davasının sonuçlanması şirketler arasındaki organik bağın varlığı açısından verilecek kararı etkileyeceğinden bekletici mesele yapılmıştır.
Öncelikle tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine değinmek gerekirse; bu teori ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal sebeple dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir ----Anlaşılacağı üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve TMK’nın 2. maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir.Borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir kardeş şirketin sorumluluğuna gidilebilmesi tüzel kişilik perdesinin aralanması suretiyle mümkün olabilmektedir. Bu durum sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olabilmektedir.Tüzel kişilik perdesinin aralanması genellikle kardeş şirketler arasında söz konusu olduğundan, ana şirket ile kardeş şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu  şirketlerin   ekonomik anlamda bağımsız  şirket  vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş  şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur. Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir(----.Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram organik bağ kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin aralanmasında olduğu gibi organik bağ kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle organik bağ kavramının da kaynağını TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır ----- Ancak organik bağ kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka birdeyişle şirketler arasında organik bağ tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir.
Şirketler arasında ortakların akraba olması tek başına organik bağ veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli değildir olmadığı gibi şirketlerin aynı faaliyeti yürütüyor olması da organik bağ için yeterli değildir -----Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir.Dava konusu protokolün imzalandığı tarihte yürürlükte olan TBK'nın m. 133 maddesi ile düzenleme altına alınan “tecdit-yenileme” kavramı ve şartları üzerinde durmakta yarar vardır. Yenileme, dar anlamda borcu sona erdiren sebeplerden biridir. Borcun yenilenmesi alacaklı ile borçlu arasında yapılacak bir sözleşme ile gerçekleşir. Bir borcun yerine yenisinin geçerek eski borcun sona erdirilmesi sözleşmesine yenileme sözleşmesi denir. Bu sözleşme tarafların önceki borç yerine yeni bir borcu geçirme iradelerinden oluşur. Borcun yenilenmesi için her şeyden önce taraflar arasında mevcut ve geçerli eski bir borç bulunması, borçlunun sözleşme ile yeni bir edim üstlenmesi (böylece yeni bir borcun doğması) ve tarafların eski borç yerine geçecek yeni bir borç kurma iradesine sahip olmaları gerekmektedir. Bahsedilen bu irade, yeni bir borç kurmak suretiyle eski borcu ortadan kaldırma, onu sona erdirme iradesidir. Borcun yenilenmesi karine olarak kabul edilemez. Yenileme, tarafların açık iradesine dayanmalıdır -----Bu kuralı teyit eden TBK'nın m. 133/2 göre; mevcut borç için kambiyo taahhüdünde bulunulması veya yeni bir alacak senedi ya da yeni bir kefalet senedi düzenlenmesi, tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça yenileme sayılmaz. Buna karşılık, tarafların kambiyo taahhüdünde bulunmak suretiyle eski borcun (asıl borç ilişkisinin) sona erdiği ve yenilemenin olduğu hususunda anlaşmış olmaları hâlinde kambiyo taahhüdü ifa yerine yapılmış sayılır ve borç yenilenmiş sayılır. Bu yenilemenin sonucu olarak da asıl borç ilişkisi ile ona bağlı teminatlar ortadan kalkar ve asıl borç ilişkinin yerine kambiyo ilişkisinden doğan borç geçer. Kural olarak, bu nitelikte bir anlaşma bulunmadığı veya durum şüpheli olduğu sürece yenilemeden söz edilemez -----Yalnızca kambiyo taahhüdünde bulunmak, yenilemeye karine teşkil etmese de, tarafların kambiyo taahhüdünün yenilemeyi gerektireceği hususunda anlaşmalarının mümkün olduğu belirtilmiştir. Böyle bir durumda kural olarak, yenilemeyi iddia eden kimse, bu yoldaki anlaşmayı ispatlamalıdır. Çekte düzenleyen ile lehtar arasındaki ilişki, eş söyleyişle bedel ilişkisi tahsil amaçlıdır, yani tahsil şartına bağlı bir ödeme teşebbüsüdür (----).Borcun yenilenmesinden söz edilebilmesi için, eski borç ile yeni borcun hukukî sebepleri birbirinden farklı olması gerekmektedir. Buna karşılık her iki borcun hukukî sebebi aynı ise burada ancak bir borç ikrarından söz edilebilir. Tarafların sadece borç miktarını veya ifa şartlarını değiştirmeleri yenileme için yeterli olmamakta, ayrıca mevcut borç ilişkisinin hukukî sebebinde de bir değişiklik yapılması gerekmektedir -----Borcun yenilenmesi bir hukukî ilişkinin doğması, değiştirilmesi veya ortadan kaldırılması (fesih) sonuçlarının bir veya bir kaçını içerebilir. Bu sebeple, yenileme sözleşmesi sadece bu sonuçlardan birini içerecek şekilde değerlendirilmemelidir. Bu itibarla yenileme sözleşmesi, taraflar arasında süregelen hukukî ilişkileri yok ederek yerine bağımsız ilişkiler kuran geniş kapsamlı bir sözleşmedir.Yenileme işleminin geçerliliği için taraflar yeni bir borç meydana getirirken eskisini ortadan kaldırmak iradesine sahip olmalılardır. Yenileme sözleşmesi için gerekli olan irade beyanının açık bir irade beyanı olabileceği gibi örtülü bir irade beyanı da olabilir. Bu itibarla tarafların yeni bir borç kurulurken eskisini ortadan kaldırmak amacıyla hareket edip etmediklerinin yapılan işlemin muhtevasından ya da işin özelliklerinden çıkarılması gerekmektedir.
Hemen belirtilmelidir ki, yenilemenin önemli sonuçlarından biri, eski borcun sona ermesi ve yeni bir borcun doğması ile birlikte eski borca bağlı olan fer’î hakların da aksi kararlaştırılmadığı takdirde sona ermesidir. Başka bir deyişle fer’î hakların sona ermeyeceği hususu yenileme sözleşmesi ile kararlaştırılmadığı sürece fer’î haklar eski borç ile birlikte sona erecektir. Fer’î haklar kavramından, alacağın dar anlamda unsurları dışında kalan ve alacağın amacına hizmet eden haklar anlaşılmalıdır. Bu haklar, faiz ve cezai şart gibi alacağın genişlemesine, rehin hakkı, hapis hakkı, teminat ve kefâlet gibi alacağın garanti altına alınmasına hizmet eden haklardır. Ayrıca, yenilik doğuran haklar, temsil hakları ve eski borca bağlı olan zamanaşımı def’î, ödemezlik def’î gibi def’î hakları da fer'î haklar içinde değerlendirilir ve bu haklar da eski borcun sona ermesi ile kendiliğinden ortadan kalkar-----Bu sonucun tek istisnasını BK’nın 115. (TBK m. 134) maddesinde hüküm altına alınan cari hesaptaki yenileme karinesi oluşturur. Eş söyleyişle; yenileme ile temel borç, aynî ve şahsî teminatları ile sona erer. Yenileme ile sona eren eski borçtan bağımsız, yeni bir borç doğar ki bu yeni borç, kambiyo senedinden doğan soyut bir borçtur. Eski borca ilişkin def’îler, yenileme ile doğan yeni borç için ileri sürülemez -----. Burada önemle belirtmek gerekir ki, kambiyo taahhüdünün açıkça yenileme olarak kabul edilebilmesi ve temel borcun sona erdirilebilmesi için, yeni borç geçerli olarak doğmalıdır ----). TBK'nın m. 133/2 fıkrasında düzenlenen karinenin aksine, kambiyo senedinin düzenlenmesinin yenileme sonucunu doğuracağı konusunda anlaşmanın olduğunu iddia eden taraf iddiasını ispatla yükümlü olacaktır ( ----).
Tüm hukuki işlemlerde olduğu gibi kambiyo ilişkisinin hukuken geçerli olarak doğduğunu kabul etmek için tarafların karşılıklı iradeleri ile meydana gelmiş olması şarttır.İrade açıklaması, bir hukuki işlemin temel kurucu unsurudur. Bu nedenle hukuki işlemin geçerli ve amacına uygun bir hukuki sonuç doğurabilmesi için o hukuki işlemi yapan kişi veya kişilerin sağlıklı bir şekilde oluşmuş iradelerinin bulunması ve yine bu iradelerinin istenilen hukuki sonuca uygun şekilde açıklanması gerekmektedir. Senedin haciz tehdidi altında düzenlendiği defi borçlanma iradesinin sakatlandığına ilişkin olup herkese karşı ileri sürülebilen, mutlak nitelikte bir hükümsüzlük defidir.Neticeten bu açıklamalar ışığında, davacı ile dava dışı 3. kişiler arasında gerçekten organik bağ bulunup bulunmadığı hususu sunulan deliller bağlamında değerlendirilmelidir. Mahkememizce bekletici mesele yapılmasına karar verilen ---- İcra Hukuk Mahkemesi-----Sayılı ilamı ile istihkak davasının reddine karar vermiştir. İlgili kararın istinaf incelemesini yapan ----- BAM ----. HD.----- Sayılı ilamı ile ilk derece mahkemesinin kararını kaldırarak davanın kabulü ile ----- İcra Müdürlüğünün ----- Esas sayılı dosyasında devam eden takip sırasında 20.05.2019 tarihinde haczedilen mahcuzlar üzerindeki haczin kaldırılmasına karar vermiştir.
İstinaf ilamının gerekçesi " Davalı/ alacaklı, 3.kişi şirket yetkilisinin dosya borcuna mahsuben borcu üstlenmesi nedeniyle borçlu ile davacının bağlantılı olduğunu ileri sürmüş ise de, incelenen takip dosyası içeriğine göre, dosya kapsamında ilk haciz işleminin 14.05.2019 tarihinde borçlunun sicil adresinde yapıldığı, 20.05.2019 tarihinde ise önce borçlunun ----- şubesinde haciz işlemi yapıldığı, dolayısıyla borçlu şirketin halen faal bir şirket olduğu, haciz mahaline gelen 3.kişi -----borçlu firmanın tedarikçisi olduğunu belirterek, muhafaza işlemi yapılmaması için alacaklı vekili kabul ederse, vadesi gelmemiş 6 aylık çek verebileceğini belirttiği, davalı alacaklı tarafından, 3.kişi ----- davacı/- 3.kişi-----ile bağlantısından hareketle daha sonra 20.05.2019 tarihinde ise davacı şirketin sicil adresine haciz işlemi için gidildiği, dava konusu mahcuzların haczedildiği, İstihkak prosedürünün işletildiği, -----İcra hukuk Mahkemesinin ----Esas, ------Karar sayılı ve 22.07.2019 tarihli kararı ile İİK.97 uyarınca takibin devamına karar verildiği, kararın tebliğine ilişkin dosya kapsamında bir belge bulunmadığı, bu nedenle 09.09.2019 tarihindeki davanın süresinde olduğu, 24.07.2019 tarihinde davacı/ 3.kişinin adresine daha önce haczedilen mahcuzların muhafaza işlemi için gidildiği, tutanak içeriğinden anlaşılacağı üzere, alacaklı vekilince önce nakliye getirilerek, malların kaldırılması için girişimde bulunulduğu, ancak sonra vazgeçilerek, malların yediemin olarak davacı/ şirketin yetkilisine teslim edildiği, davacı şirket yetkilisinin imzaladığı 24.07.2019 tarihli protokol içeriğine göre, davacı şirket yetkilisinin dosya borcuna mahsuben 4 adet senet düzenlediği, protokol, aynı gün yapılmaya çalışılan haciz ve muhafazanın etkisiyle imzalandığından ve somut olayda mülkiyet karinesi 3.kişi lehine olduğu için, davalı alacaklının borçlu ile davacının alacaklıyı zarara uğratmak kastıyla muvazaalı hareket ettiği hususunu kanıtlaması gerektiği, dosya kapsamında bu yönde delil bulunmadığı, davacı ile borçlu şirketlerin farklı tüzel kişiliğe sahip firmalar oldukları, davacının borçlunun içinde bulunduğu pek çok firmanın ürün tedarikçisi olduğu, şirketler arasında ortaklık yapısı bakımından benzerlik bulunmadığı, adreslerinin farklı olduğu, davacı şirketin borcun doğumundan çok önce kurulan bir firma olduğu, takip borçlusunun davacı üzerinden ticari faaliyetlerini sürdürdüğü yönünde herhangi bir delil bulunmadığı, esasen borçlu firmanın halen faal bir firma olduğu, mahcuz malları elinde bulunduran davacının zilyedlik karinesi uyarınca bu malların sahibi olduğu, karinenin aksinin davalı/ alacaklı tarafından kanıtlanamadığı, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olduğundan, istinaf talebinin kabulüne, ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, 20.05.2019 tarihinde haczedilen mahcuzlar üzerindeki haczin kaldırılmasına, koşulları oluşmadığından davalı/ alacaklı aleyhine tazminata hükmedilmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur." şeklindedir.
Davalı; davacı ile dava dışı -----arasında arasında organik bağ bulunduğunu savunmuş ise de ticaret sicil kayıtlarında mevcut mevcut adres bilgileri, iletişim bilgileri, şirketleri oluşturan unsurlar- organlar- ortaklar- kişiler ve---- BAM -----. HD. ----Sayılı ilamı dikkate alındığında davacı ile dava dışı şirket arasında organik bağ olmadığı anlaşılmıştır. Dava dışı borçlu olan üçüncü kişi ile davacı ve-----aralarındaki organik bağın tespit edilmemesi karşısında senedin ve ödemenin kendilerinden rızaen alındığından, protokolün rıza ile imzalandığından dürüstlük ilkesi de göze alınarak bahsedilemeyeceğinden ve haciz baskısı ile iradesi sakatlanarak alındığı kanaati ile davacının borçlu olmadığının tespiti ve istirdat taleplerinin kabulüne karar vermek gerekmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1- a) Davanın KABULÜ ile; keşidecisi davacı ..., lehtarı davalı ------olan 24.07.2019 düzenleme tarihli 27.09.2019 vade tarihli 100.000,00 TL bedelli senet, 24.07.2019 düzenleme tarihli 25.10.2019 vade tarihli 100.000,00 TL bedelli senet, 24.07.2019 düzenleme tarihli 29.11.2019 vade tarihli 100.000,00 TL bedelli senet sebebiyle davacının davalıya BORÇLU OLMADIĞININ TESPİTİNE, fazlaya ilişkin istemin reddine,
b) Davacı tarafından davalıya ödenen 36.500,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan İSTİRDATI ile davacıya ÖDENMESİNE,
2-Karar harcı 22.986,31-TL 'den davacı tarafça peşin olarak yatırılan 5.746,48-TL harcın mahsubu ile bakiye 17.239,83-TL harcın davalı taraftan tahsili ile hazine adına irad kaydına,
3-Davacı tarafından yatırılan 44,40-TL başvurma harcı, 5.746,48-TL peşin nispi harc olmak üzere toplam 5.790,88‬-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine
4-Davacı tarafından yapılan 233,30-TL tebligat ve müzekkere gideri, yargılama giderinin davalı taraftan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine,
5-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
6-Davacı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. deki esaslara göre belirlenen 52.475,00-TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
7-Davacı tarafından dosyaya yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine,Dair; davacı vekilinin yüzüne karşı davalı tarafın yokluğunda gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içinde ----- Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.